Haberler

Küresel Isınma ile Mücadelede Yeni Karbon Yakalama Teknolojisi: Uluslararası Alanda Tanıtılacak

AVB Biyoteknoloji şirketi, manyetizasyon tekniği ile atmosferden karbon yakalayarak saf karbon üretimi sağlayan yenilikçi bir sistem geliştirdi. Şirket sporcuların performansını artırmaya yönelik araştırmaları sırasında keşfettiği, atmosferden karbon yakalama kapasitesine sahip yeni bir teknolojiyi uluslararası alanda tanıtmaya hazırlanıyor.   Şirketten yapılan açıklamaya göre iklim değişikliği ile mücadele kapsamında firma bünyesinde yapılan çalışmalarda atmosferden karbon yakalayan ve saf karbon üretimi sağlayan yenilikçi bir sistem geliştirildi. Şirket sporcuların performansını artırmaya yönelik araştırmaları sırasında keşfettiği, atmosferden karbon yakalama kapasitesine sahip yeni bir teknolojiyi uluslararası alanda tanıtmaya hazırlanıyor. “Dr Oxygen” adı verilen sistem, havadaki karbon atomlarını manyetize ederek yakalayıp, katı halde saf karbon üretimi sağlıyor. Bu teknoloji, karbondioksitin atmosferden temizlenmesi ve değerli bir atık ürün olan saf karbonun üretilmesi konusunda önemli bir gelişme olarak öne çıkıyor. Moleküler manyetizasyon teknolojisi kullanılarak geliştirilen yöntem, çevresel sürdürülebilirliğe önemli katkılar sağlayacak bir girişim olmayı hedefliyor.   Proje hakkında açıklamada bulunan AVB Biyoteknoloji şirketi CEO'su Serkan Tunç, yapılan testlerde hava kirliliğinin yüzde 98 oranında temizlendiğini ve karbon yakalama verimliliğinin yüzde 92 gibi olağanüstü bir seviyeye ulaştığını belirtti. Tunç, bu teknolojinin özellikle yüksek karbon salımı yapan sanayi kuruluşları için bir çözüm yolu olmasının yanı sıra bir ek gelir elde etme fırsatı sunduğunu da kaydetti. Geliştirilen sistemin çimento ve demir çelikten otomotiv sektörüne, şehirlerde hava temizliğinden ev tipi kullanıma kadar geniş bir yelpazede kullanım potansiyeline sahip. Ayrıca, söz konusu teknoloji gerçek zamanlı karbon yakalama takibi ve karbon kredisi üretimi gibi ekonomik değerler de yaratıyor. Kaynak : Basın Bülteni

TROX'un Yeni TV -Q Kontrol Cihazı Akıllı Teknolojisiyle Dikkat Çekiyor

TVE serisinin piyasaya sürülmesiyle TROX, etkili basıncın hassas ölçümü ve hacim akışının otomatik kontrolü için ilk kez tamamen yeni bir ölçüm prensibini sundu. Yuvarlak TVE'yi artık dikdörtgen kanallar için uyumlu kardeş model TVE-Q takip ediyor. Tipik kontrolörlerde etkin basınç, havalandırma kanalındaki ölçüm lansları kullanılarak ölçülür. Kesin ölçüm sonuçları için hem doğru akış yönü hem de yeterli akış uzunluğu dikkate alınmalıdır. TROX'tan yenilik: Etkin basınç doğrudan damper klapesi aracılığıyla ölçülür. Patentli ölçüm prensibi artık dikdörtgen TVE-Q modeline aktarılmıştır. Kanat eksenindeki merkezi bir kanal, etkili basıncı doğrudan servo motor muhafazasına entegre edilen vericiye iletir. Bu, <1 m/s'lik düşük hava hızlarında bile kesin ölçülen değerlerin belirlenebileceği anlamına gelir.   Avantajı: Ölçüm problarına, harici hortumlara veya sensörlere olan ihtiyacın ortadan kaldırılmasıyla, akış yönünden bağımsız olarak dinamik ölçümle dar alanlarda bile sorunsuz kurulum sağlayan son derece kompakt bir tasarım elde edilir. Statik ölçümlerde bile kurulum konumu isteğe bağlıdır. Giriş veya çıkış uzunlukları gerekli olmadığından kontrolör örneğin doğrudan bir branşmana veya virajlara monte edilebilir. Diğer önemli noktalar: Yeni tasarlanan sızdırmazlık dudağı neredeyse hiç akış sesi çıkarmaz. TVE serisinin modüler kontrolörleri, X-AIRCONTROL oda kontrolüne tak ve çalıştır bağlantısı için Modbus arayüzü seçeneğine sahiptir. Entegre terminal şeritleri ekstra bağlantı kutusu olmadan bağlantıya olanak sağlar. Ayrıca tek parça gövde yapısı, VDI 6022'ye göre hijyen uyumlu TVE-Q'nun daha az sızıntı yapmasını, yüksek verimliliğini ve kolay temizlenmesini sağlar. Kolay revizyon için, kompakt kontrol cihazı herhangi bir alete gerek kalmadan yanlış hizalamayı önlemek için çıkarılabilir ve yeniden takılabilir.  Ayrıca her bir hava debisi kontrolörü, müşterinin bireysel çalışma değerlerine göre parametrelendirilir ve bireysel bir havalandırma testine tabi tutulur.  TROX TVE-Q hava debisi kontrol cihazı 200-700 mm nominal genişliklerde mevcuttur. Benzersiz patentli ölçüm prensibi , doğrudan kontrol kapağı aracılığıyla tüpsüz etkili basınç ölçümüne dayanmaktadır . TROX GROUP, odaların havalandırılması ve iklimlendirilmesine yönelik bileşen ve sistemlerin geliştirilmesi, üretimi ve satışında dünya pazar lideridir. Beş kıtada 28 ülkede 34 iştiraki, 20 üretim tesisi ve diğer temsilcilikleri ile şirket 70'in üzerinde ülkede faaliyet göstermektedir. TROX hakkında daha fazla bilgi ve sorularınız için lütfen iletişime geçin: TROX TURKEY E-mail: info@trox.com.tr  

Türk Hızlandırıcı ve Işınım Laboratuvarı TARLA, İlaç ve Savunma Sanayinin Geleceğine Yön Verecek

İsviçre'deki Avrupa Nükleer Araştırma Merkezi CERN'e rakip olabilecek, Türk Hızlandırıcı ve Işınım Laboratuvarı TARLA'da ilaç ve savunma sanayinin geleceğine yön verecek 'parçacık hızlandırıcısı x ışını demet hattı-TXPES' geliştirildi. TXPES'in ilk ihracatı nisan ayında Ürdün'e gerçekleştirilecek. Ankara Üniversitesi koordinatörlüğünde 2006'da Türk Hızlandırıcı Merkezi projesinin ilk hızlandırıcı tesisi olarak Gölbaşı'nda kurulan "Türk Hızlandırıcı ve Işınım Laboratuvarı" TARLA, Araştırma Altyapılarının Desteklenmesine Dair Kanun kapsamında 2020 itibarıyla Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı, Milli Eğitim Bakanlığı, Yükseköğretim Kurulu (YÖK), Cumhurbaşkanlığı Bilim, Teknoloji ve Yenilik Politikaları Kurulu ile Eğitim ve Öğretim Politikaları Kurulu başkanvekilleri, strateji ve bütçe başkanından oluşan komisyona bağlı faaliyetlerine devam ediyor. Türkiye'deki ilk araştırma amaçlı elektron hızlandırıcısına dayalı ışınım kaynağı merkezi TARLA'da yerli olarak kurulumu yapılan "elektron hızlandırıcısı demet hattı" tamamlanarak serbest elektron lazeri üretilecek. Böylece fizik, kimya, biyoloji alanında yapılacak yeni teknolojilerin bilimsel araştırmaları ve testleri üretilen lazerle yapılacak. 20 milyon elektron voltluk ilk elektron hızlandırıcı nisanda devreye girecek. Sistemin 2026'da tam kapasite tamamlanarak "Türkiye'nin ilk serbest elektron lazeri" üretimine başlanması hedefleniyor. Ülkeden ya da yurt dışından serbest elektron lazerini kullanarak araştırma yapmaya gelen bilim insanlarının buradaki araştırmalar sonucu edindikleri bilgi TARLA'da kalacak. Böylece Isparta'daki uçak kazasında hayatını kaybeden Boğaziçi Üniversitesi Fizik Bölümü öğretim üyesi Prof. Dr. Engin Arık'ın da çalışmalarında yer aldığı TARLA, katma değeri yüksek ürünlerin üretilmesine katkı sağlayacak. Türkiye'nin ilk Serbest Elektron Lazeri bilimsel çalışmalara ışık tutacak Ankara Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Necdet Ünüvar, yerli üretim elektron hızlandırıcısının Türkiye için bir gurur kaynağı olduğunu söyledi. Ünüvar, "TARLA, 2026'dan sonra Türkiye'nin dünyada adını en çok duyacağı hem ilaç sektörü hem savunma sanayi hem de ileri teknolojik ürünlerin üretildiği, ülkemizde bilgi ve teknolojinin üretime dönüştüğü bir merkez haline gelecek." dedi. Ünüvar, devlet desteğiyle bilgi ve teknolojiyi kullanarak üretim yapmayı ve tersine beyin göçünü sağlamayı hedeflediklerini belirtti. TARLA'nın, kanser, nörolojik ve diğer hastalıkların teşhisi ya da tedavisinde, gıda sanayinde, uzay çalışmalarında radyasyon ölçümünde, savunma sanayinde ileri araştırma yapan bir merkez olacağını anlatan Ünüvar, şöyle konuştu: "Hem tasarımı hem de üretimini tamamen bizim yerli mühendislerimiz yaptı ve buraya kurdu. Türkiye'nin daha büyük ülke olma hedefine de yaklaşmış olacağız. Sayın Cumhurbaşkanımızın da bu konularda çok ciddi desteğini görüyoruz." "Bilginin ihracatını yapıyoruz" TARLA'nın tersine beyin göçünü sağladığını, İsviçre'de yetişen bir Türk bilim insanının TARLA bünyesinde çalıştığını kaydeden Ünüvar, "Bir arkadaşımız da Ürdün'de demet hattının kuruluşunda TARLA'nın bir çalışanı orada aktif olarak görev yapıyor. Dolayısıyla TARLA şu anda bilginin teknolojiye dönüşümü ve bilgi ihracatına başlamış durumda. Burada şu anda 2 Avrupa Birliği, 9 TÜBİTAK projesi yürüyor, yani bilgiyi üretmeye başladık." ifadelerini kullandı. 25 metre uzunluğunda, 8 ton ağırlığındaki demet hattı ihraç edildi TARLA Müdürü Dr. Göksel Durkaya da Ürdün'de Avrupa Nükleer Araştırma Merkezi CERN'e benzer dairesel hızlandırıcı "Ortadoğu Sinkrotron Işığı Deneysel Bilim ve Uygulamaları Uluslararası Merkezi SESAME"yi kurduğunu ve TARLA'da üretilen hattın tasarımı ve kurulumu tersine beyin göçü ile Almanya'dan gelen Makine Mühendisi Barış Yıldırımdemir ve ekibi tarafından yürütülen "parçacık hızlandırıcısı X-ışını demet hattı"nın Ürdün'e ihraç edildiğini söyledi. Durkaya, "Bu hızlandırıcının belli noktalarında ölçümler yapması için hatlar kuruluyor, 'demet hattı' dediğimiz şey bu. Bu hatlarda bilimsel ölçümler, deneyler yapılacak. Önemli hatlardan birisi de TARLA'da üretiliyor. TARLA şu an kendi demet hattının büyük kısmını yerli üretiyor ve artık bunu başka yerlerde kurmaya başladık. Şu an itibarıyla kurulumu ve üretimi başladı. Devasa bir sistemden bahsediyoruz, en az 8 ton, uzunluğu 25 metre olan bir sistem. Orada kurulumu ve işletilmesi tamamen TARLA'nın sorumluluğunda olacak. Bu sistem bu yıl gönderilecek, gelecek yıl da 'TXPES' Türk hattı olarak araştırmalarda kullanılmaya başlanacak. Dünyadaki bilim insanlarına hizmet ederek, araştırmalar yapmalarını sağlayacak." şeklinde bilgi verdi. TARLA'nın amacının kurulan sistem ile elektronları hızlandırarak lazer üretmek olduğunu dile getiren Durkaya, bu lazer ile de değişik dalga boylarında ışık elde edilerek, bu ışığın yapılacak bilimsel araştırmalar ve birçok sektörde kullanılabileceğini bildirdi. TARLA'nın çalıştığı esnada radyasyon üreten bir tesis olduğunu ve radyasyondan nasıl korunabileceği ya da faydalı olarak nasıl kullanılabileceğinin de incelenebileceğini vurgulayan Durkaya, "Gelecekte çok açıktır ki radyasyonla ilgili önlemler, sınır güvenliği kullanılacak dedektörler hepsi açısından TARLA'nın geliştirdiği teknolojilerin çok değişik kullanım alanları olacak. Gelecekte de kanserin vücutta yayılması ve vücutta oluşmasını engellemek için, önüne geçmek için de üzerine çalışıyor olacağız." diye konuştu. "Her malzeme burada incelenebilecek" Ankara Üniversitesi Fizik Mühendisliği öğretim üyesi Prof. Dr. Halime Gül Yağlıoğlu ise serbest elektron lazer üretildiğinde TARLA'daki laboratuvarlara gireceğini ve halihazırda bulunan lazer ile entegre çalışarak deney sistemlerinin daha da gelişeceğini ifade etti. Yağlıoğlu, "Burada kimyasal, biyolojik, fiziksel malzemelerin ışığa karşı tepkilerini ölçüyoruz. Bu tür malzemelerin uygulama alanlarındaki kullanılabilirlikleri işte bu bilgiler sayesinde oluşuyor. Diyelim ki askeri uygulamada lazer ışığını yüksek şiddetle verdiler, algılayıcı yanabilir. O zaman o kaplamanın yüksek şiddeti soğurursa algılayıcıyı koruyabilirsiniz. Bu mekanizmada hangi malzemeler bu şekilde çalışır bilgisi burada yaptığımız deneylerde ortaya çıkar." dedi. "Uzay araştırmacıları TARLA'da deney yapabilecek" Parçacık hızlandırıcısı kurmak için tersine beyin göçüyle İsviçre'den Türkiye'ye gelen Dr. Veli Yıldız da üretilecek lazerle değişik deneyler yapılacağını ve materyallerin test edilebileceğini söyledi. Yıldız, TARLA'da daha çok bilimsel aktivitelerin yapılacağını, araştırmacıların fikirlerini test edebileceğini, üretilen bilgilerin de daha sonra teknolojiye dönüşebileceğini anlattı. Yıldız, şu ifadelere yer verdi: "Uzay ile ilgili araştırma yapan insanlar da buraya gelerek deneylerini yapabilecek. Parçacık hızlandırıcısını özel bir amaç için kuruyoruz ama değişik şeyler için de ileride Türkiye'de kullanılabilir. Sadece deney istasyonları değil de hızlandırıcı teknolojisini de geliştiriyoruz." Eğitim faaliyetleri de yürütülüyor Ankara Üniversitesi Rektör Yardımcısı, TARLA'nın Yönetim Kurulu Başkanı Prof. Dr. Hasan Serdar Öztürk ise TARLA'nın akademik ilerlemesinde rol oynayan Hızlandırıcı Teknolojileri Enstitüsünde yüksek lisans ve doktora eğitimi verildiğini, yurt dışından da gelmek isteyenlere açık olduğunu vurguladı. Türkiye'de elektron hızlandırıcılar alanında yetişmiş insan gücüne ihtiyaç duyulduğunu, enstitüde yetişen lisans üstü öğrencilerin bu açışı kapatacağını belirten Öztürk, "Burası sadece bir altyapının kurulması değil aynı zamanda ileri derecede eğitim, araştırma faaliyetlerinin yürütüldüğü bir üniteyiz." dedi.  

Biyoteknoloji Vadisi Yönetim Kurulu Başkanı Dr.Ercan Varlıbaş "Sağlık Teknokent'inde Girişimcilerle Yolumuz Hızlanıyor"

Biyoteknoloji Vadisi Yönetim Kurulu Başkanı Dr. Ercan Varlıbaş, Sağlık Bilimleri Üniversitesi Teknoloji Geliştirme Bölgesi Sağlık Teknokenti'nin açılış töreninde yer alarak kurdele kesimine katıldı. Varlıbaş, burada yaptığı açıklamada, "Sağlık Tekonkenti'nde girişimcilerle yolumuz hızlanıyor" dedi. Sağlık Bilimleri Üniversitesi Teknoloji Geliştirme Bölgesi Sağlık Teknokenti'nin açılış törenine Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mehmet Fatih Kacır, Sanayi ve Ticaret Bakan Yardımcısı Oruç Baba İnan, Sağlık Bakanı Yardımcısı Doç. Dr. Şuayıp Birinci, Pendik Belediye Başkanı Ahmet Cin, Tuzla Belediye Başkanı Dr. Şadi Yazıcı, Sağlık Bilimleri Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Kemalettin Aydın, Teknolopis Genel Müdürü Orhan Çömlek katıldı. Dr. Ercan Varlıbaş, törenden sonra açılışla ilgili yaptığı değerlendirmede, devletin sürdürdüğü üstün teknolojiyi yerlileştirme, üretme hamlelerinin Türkiye'yi her anlamda zenginleştirdiğini ve bu hamlelerden biri olan teknokentlerden çok sayıda girişimci yetişmesiyle birçok start-up'ın ve bununla birlikte yenilikçi proje, ürünün de çıkacağını belirtti. BİYOTEKNOLOJİ VADİSİ'NE GİDEN YOLDA TEKNOKENTLER Biyoteknoloji Vadisi'nin Türkiye'nin çağ atlamasına katkıda bulunacak önemli bir proje olduğuna değinen Dr. Varlıbaş, bu projenin ülkelerarası teknolojik rekabette belirleyici bir boyut kazanmasını beklediğini söyledi. Dr. Varlıbaş, söz konusu girişimcilerin Biyoteknoloji Vadisi'nde de yer almasını istediğini ifade etti.Dr. Varlıbaş, istidam, yatırım ve doğru girişimcilik çalışmalarıyla Türkiye'nin kalkınmasını sürdüreceğini sözlerine ekledi.

Temizoda ve GMP Sektöründe Kullanılan Önemli Terimler,Tanımlar ve Farklılıkları

Erkin Bilgesü Dr. Kimya Y. Müh. İNŞEL Yapı ve Teknik Donatım Sistemleri Ltd. Şti. GİRİŞ ISO 14644 temizoda standartlarının ve İyi İmalat Uygulamalarının (İİU-GMP) geçerli olduğu sektörlerde sık sık kullanılan, ancak bazen doğru ve tam olarak anlaşılmayan, hatta eksik veya hatalı kullanılan bazı terimler olduğu zaman zaman görülmektedir. Bu nedenle, ilgili sektörlerde çalışan ve özellikle yeni görevlendirilen meslektaşlarımıza yardımcı olacağı düşüncesiyle aşağıdaki bilgiler paylaşılmaktadır. DEVREYE ALMA BAŞLATMA ÇALIŞTIRMA İLK ÇALIŞTIRMA (ISO 14644-4:2022: “SETTING TO WORK”) Kasım 2022’de İngilizce orijinal dilde yayınlanan ISO 14644-4:2022 standartında devreye alma (setting to   work) terimi, Türkçe çevirisiyle, aşağıdaki gibi tanımlanmıştır:                                                Aynı standartta, devreye alma terimiyle bazen aynı anlamda kullanılan “start-up” terimi ise, yine Türkçe çeviri olarak, şu şekilde tanımlanmaktadır:                                            Buna göre, yeni standart bugüne kadar eş anlamlı olarak sözlüklerde tanımlanan ve sektörde kullanılan “devreye alma, başlatma, çalıştırma, ilk çalıştırma” terimlerden farklı ve çok daha kapsamlı yeni bir “start-up” tanımı yaratmıştır. Standartın 2006 yılı yayımında ise, “start-up” teriminin, bize göre doğru şekilde, “ilk çalıştırma” olarak tercüme edildiğini görmekteyiz. Bu nedenle, özellikle ISO 14644 standartını temel alan tesislerde bu noktaya dikkat edilmesi, yani “setting to work” ve “start-up” terimlerini eş anlamlı olarak kullanmaktan kaçınılması uygun olacaktır. Bu konuyla ilgili açıklamalar aşağıdaki bölümlerde verilmiştir. Yeni standartta “start-up” olarak tanımlanan sürecin kapsamında “işletmeye alma” işlemleri de bulunmaktadır. Bu nedenle önce bu terimin tanımını hatırlamak uygun olacaktır: İŞLETMEYE ALMA (ISO 14644-4:2022: “COMMISSIONING”) ISO 14644-4:2022 standartındaki tanım aşağıda tercüme edildiği şekildedir:                               Yukarıda “setting to work” ve “start-up” terimleri için standartta verilen tanımlar hatırlandığında “commissioning” işlemleri aşağıdaki tabloda görüldüğü gibi “start-up” sürecinin ilk bölümü olarak karşımıza çıkmaktadır: Standardın daha önceki yayımında yer alan tanım aşağıdadır:                           Yeni standartta ise bu tanıma karşılık gelen terimin İŞLETMEYE ALMA olduğu ve bu açıdan bir çelişki yaratıldığı görülmektedir. Bu nedenle, standartın bir sonraki revizyonu yapılırken bu çelişkinin ortadan kaldırılması yerinde ve gerekli bir düzeltici adım olacaktır. Yukarıda görülen terimler ve bunların kapsamı, özellikle Amerikan ve Kanada standartlarına göre projelerini veya tesislerini yöneten uzmanlar için şaşırtıcı ve hatta anlaşılmaz olarak algılanabilir. Bunun nedeni terimlerin ve tanımların farklı kullanılmasında yatmaktadır. Buna örnek olarak ASHRAE (The American Society of Heating, Refrigerating and Air-Conditioning Engineers) Kılavuzunda bulunan aşağıdaki işletmeye alma sürecine bakabiliriz: Görüldüğü gibi, işletmeye alma süreci tasarım öncesinde başlatılmakta, tasarım, yapım ve işletim safhalarında devam etmekte ve düzenli değerlendirmeler ve değişiklik kontrolü yoluyla süreklilik kazanarak tüm yaşam döngüsünü kapsamaktadır, dolayısıyla bu haliyle ISO standardından çok daha kapsamlı bir süreci, daha doğrusu kalite odaklı tam kapsamlı bir süreci tanımlamaktadır. Bu sürece biraz daha detaylı olarak bakalım ve her safhada yapılması istenenleri özetle görelim: KALİBRASYON Temel prensip, GMP Kılavuzunda belirtildiği gibi, ürün kalitesi açısından kritik olan bütün kontrol, ölçüm, tartım, test ve denetleme ekipmanlarının kalibre edilmesidir. ISO 14644-4:2022 standartında da “kontrol, izleme, uyarı ve alarm sistemlerinin kalibrasyonlarının yapılması” gerektiği belirtilmiştir. Kalibrasyon işlemlerinin, aşağıdaki bölümde açıklanan kurulum kalifikasyonu safhasında tamamlanması gereklidir. DOĞRULAMA Doğrulama ISO standartlarında aşağıdaki gibi tanımlanmaktadır: Standartta, doğrulama için gereken objektif kanıtın, bir inceleme veya test sonucu olabileceği, veya alternatif hesaplama yapılması veya dokümanların gözden geçirilmesi gibi diğer belirleme yöntemleriyle elde edilebileceği not edilmiştir. Ayrıca doğrulama için yapılan faaliyetin bazen kalifikasyon prosesi olarak adlandırılmakta da olduğu belirtilmiştir. ISO 14644-4:2022 standartında ise, doğrulama başlıklı bölümde, aşağıdaki kapsamlı tanım yer almıştır: Bu bağlamda, doğrulama işlemlerinin ilk adımını devreye almanın tamamlanması sonrasında yapılan fonksiyonel doğrulamalar (örneğin hava debisi, hava hızı, oda basınç farkı testleri) ve son adımını da performans doğrulamaları (örneğin hava temizlik sınıfı ve toparlanma süresi tayini testleri) oluşturmaktadır. Doğrulama ile ilgili bazı örnekler şunlardır: Temizoda yapımının doğrulanması (Yapım sürecinin her aşamasının ve sonuçta tüm tesisin onaylı tasarıma uygun olmasını garantiye almak için gereken inceleme ve testlerin yapılması) Üretim prosesi doğrulaması (Ürün kalitesinin beklendiği şekilde olduğunun yaşam döngüsü boyunca değerlendirilerek kanıtlanması) Temizlik doğrulaması (Bir önceki ürünün veya temizlik ajanlarının üretim ekipmanındaki temizlik sonrası kalıntılarının, bilimsel olarak belirlenmiş izin verilen maksimum bulaşma/taşınma limitinin altına indirildiğini göstermek amacıyla, her bir seri/kampanya sonrasındaki kimyasal analizler yoluyla kanıt toplanması) Sevkiyat doğrulaması (üretim tesisinden çıkan tıbbi ürünlerin sevkiyat güzergahı üzerinden hedefe kadar ruhsat dosyasındaki şartlara göre sevk edildiğinin kanıtlanması) KALİFİKASYON Kalifikasyon teriminin tanımı GMP Kılavuzunda aşağıdaki şekildedir: Bu terimin ISO 14644-4:2022 standartındaki doğrulama terimini de içerdiği anlaşılmaktadır. GMP Kılavuzundaki tanımlarda ve gerekliliklerde doğrulama terimi sık sık kullanılmıştır. Ancak kalifikasyon faaliyetleri GMP Kılavuzuna göre çok daha geniş kapsamlıdır; bu durum aşağıdaki tabloda görülebilir:   Kalifikasyon gerektiren sistemlerle ilgili bazı örnekler şunlardır: Test ekipmanı Üretim ekipmanı Tek yönlü hava akım kabini Isıtma sistemi Soğutma sistemi Havalandırma sistemi Basınçlı gaz sistemi Sıhhi tesisat sistemi Temizoda mimari sistemleri (duvar, tavan, zemin) Kılavuzda belirtildiği gibi, gerek kalifikasyon ve gerekse aşağıdaki bölümde tanımlanan validasyon faaliyetlerinde Kalite Risk Yönetimi yaklaşımının uygulanması esastır ve çalışmaların kapsam ve derinliğinin risk değerlendirmelerinin sonuçlarına bağlı olarak belirlenmesi beklenmektedir. ISO 14644-4 ve GMP süreçleri özetle aşağıdaki gibi karşılaştırılabilir: VALİDASYON (“GEÇERLİ KILMA”, TS EN ISO 9001:2015) Validasyon terimi aşağıda verildiği şekilde tanımlanmakta, doğrulama ve kanıtlama işlemlerini içermekte ve kalifikasyonu da kapsayacak şekilde kullanılmaktadır. Validasyon gerektiren sistemlere örnek olarak şunlar sayılabilir: Bilgisayarlı Sistemler Test metotları Yerinde temizlik ve yerinde sterilizasyon işlemleri (CIP/SIP sistemleri) Ortam dekontaminasyon sistemleri Otoklav / Sterilizatör Tıbbi ürün üretim prosesleri (Proses/İşlem validasyonu: Tesis edilmiş parametreler dâhilinde çalıştırılan prosesin, önceden belirlenmiş spesifikasyonları ve kalite özelliklerini karşılayan tıbbi ürünler üretmek için etkin ve tekrarlanabilir biçimde işlediğinin belgelenmiş kanıtıdır) TEMİZODA SERTİFİKASYONU Temizoda sertifikasyonu konusunda bilgi almak isteyenler internet sitelerinde, temizoda testleri, temizoda ölçümleri, temizoda validasyonu, havalandırma sistemi (HVAC) validasyonu, HVAC performans testleri, cleanroom certification (temizoda sertifikasyonu) gibi çeşitli terimlerle karşılaşabilirler. Aslında burada amaçlanan şeyin, temizodanın ISO 14644 standartına uygunluğunun kanıtlanması olduğu görülmektedir. Öncelikle bir temizodanın ISO 14644-1 standartına göre istenen temizlik düzeyine uygun olup olmadığının partikül konsantrasyonu ölçümü yoluyla test edilerek sınıflandırma yapılması en önemli adımdır. Buna ek olarak, ISO 14644-2 standartında belirtildiği şekilde, sürekli uygunluğun belirli zaman aralıklarıyla ve partikül ölçümleri yapılarak doğrulanması, uygulamanın gerekli olduğu durumlarda da ayrıca “hava akış hacmi/hızı” ve “hava basıncı farkı” testleriyle uygunluğun gösterilmesi beklenmektedir. Standartta görüleceği gibi, müşteri ile tedarikçi arasındaki anlaşmaya bağlı olarak, “monte edilmiş filtre kaçağı”, “hava akış görüntüsü”, “toparlanma” ve “kaçak sınırlandırma” testleri de yapılabilmektedir. Temizodanın uygunluğunun gösterilmesinde ISO 14644-3 standartındaki test metotlarının kullanılması gerekmektedir ve bu konuda eğitimli ve deneyimli sertifikalandırıcıları olan, akredite edilmiş muayene kuruluşlarıyla çalışılması esastır. Temizodalarda genellikle yapılan sertifikasyon testleri aşağıda sıralanmıştır, ancak test kapsamı müşteri ile tedarikçi firma arasında yapılan sözleşmeye bağlı olarak veya sektörel mevzuat gerekliliklerine göre farklılık gösterebilir: Temizoda sınıflandırma testi: Hava kaynaklı partiküllerin sayımı Oda hava akış debisi/hızı testi ve hava değişim hızı tayini Odalar arası fark basınç testi Monte edilmiş filtre sistemi testi Oda sıcaklık testi Oda nem testi Toparlanma süresi testi Ses düzeyi testi Aydınlatma düzeyi testi Hava akış yönü testi ve görselleştirme Yukarıdaki bilgiler dikkate alındığında ve işletmeye alma, kalifikasyon ve validasyon tanımlarındaki kapsamlar hatırlandığında şu sonuçlar çıkarılabilir: Temizoda sertifikasyonu amacıyla yapılan testler için “validasyon” terimini kullanmak uygun değildir. Validasyon terimi geniş kapsamlı olarak ve genellikle tüm kalifikasyon safhalarını içerecek şekilde kullanılmaktadır.   Sertifikasyon testleri, ISO 14644-4 standartında tanımlanan “işletmeye alma” işlemlerinin sadece bir bölümünü oluşturmaktadır. Bu testlerin yapılması, işletmeye alma sürecinin tamamlandığı anlamına gelmemektedir.   GMP sektörü için değerlendirildiğinde, temizoda sertifikasyon testleri kalifikasyon sürecinin bir parçasıdır ve IQ ve OQ safhalarındaki test gerekliliklerini karşılamaktadır. Kalifikasyon sürecinin tamamlanabilmesi için bu testler dışında başka işlemlerin de yapılması gerekmektedir.   “Performans testleri” ifadesiyle kastedilen “performans kalifikasyonu” değildir. HVAC performans testleri özellikle Amerikan kökenli dokümanlarda karşımıza çıkmaktadır ve genellikle yukarıda listelenmiş olan temizoda sertifikasyon testlerini kapsamaktadır. HVAC performans kalifikasyonu kapsamında ise, tasarım kalifikasyonu, kurulum kalifikasyonu ve işlevsel kalifikasyon safhalarından sonra uygulanan ve sistemin tutarlı biçimde çalıştığını kanıtlamak amacıyla yapılan işlemler söz konusudur (örneğin 15 veya 30 günlük bir süre diliminde ve normal çalışma durumunda, önceden belirlenmiş olan kritik temizoda sertifikasyon testlerinin gerçekleştirilmesi). **Temizoda ve GMP Sektörlerinde Terimler Tanımlar ve Farklılıkları PDF Dosyasını İndiriniz. KAYNAKLAR: TS EN ISO 9000:2015: Kalite yönetim sistemleri – Temel esaslar, terimler ve tarifler TS EN ISO 9001:2015: Kalite yönetim sistemleri – Şartlar TS EN ISO 14644-1:2016: Temiz odalar ve bunlarla ilgili kontrollü ortamlar – Bölüm 1: Parçacık derişimi ile hava temizliğinin sınıflandırılması TS EN ISO 14644-2:2016: Temiz odalar ve bunlarla ilgili kontrollü ortamlar – Bölüm 2: Temiz oda hava temizliğinin partikül konsantrasyonu bakımından uygunluğunun ispatı için performansın izlenmesi TS EN ISO 14644-3:2019: Temiz odalar ve bunlarla ilgili kontrollü ortamlar – Bölüm 3: Deney metotları TS EN ISO 14644-4:2006: Temiz odalar ve bunlarla ilgili kontrollü ortamlar – Bölüm 4: Tasarım, inşaat ve ilk çalıştırma TS EN ISO 14644-4:2022: Cleanrooms and associated controlled environments – Part 4: Design, construction and start-up T.C. Sağlık Bakanlığı, Türkiye İlaç ve Tıbbi Cihaz Kurumu: BEŞERİ TIBBİ ÜRÜNLER İMALATHANELERİ - İYİ İMALAT UYGULAMALARI (GMP) KILAVUZU, V.2022/3 ASHRAE (American Society of Heating, Refrigerating and Air-Conditioning Engineers): The Commissioning Process (2005) ASHRAE (American Society of Heating, Refrigerating and Air-Conditioning Engineers): Principles of Building Commissioning (2020)          

Nanoteknoloji ve Yapay Zeka, Cilt Hastalıklarının Tanı ve Tedavisinde Kullanılıyor

Kişiselleştirilmiş Cilt Bakımı Artık, genetik faktörlere ve bireysel cilt tipine dayalı olarak özelleştirilmiş cilt bakım ürünleri ve tedavileri giderek popüler hale geliyor. Genomik araştırmalar, cilt sağlığını olumlu yönde etkileyen genetik varyasyonları anlamamıza yardımcı oluyor ve bu bilgilerle kişiselleştirilmiş bakım sağlanıyor. Dermatolojide Yapay Zeka ve Veri Analitiği Yapay zeka ve veri analitiği, cilt hastalıklarının tanısında ve tedavisinde önemli bir rol oynamaya başlıyor. Gelişmiş algoritmalar, deri lezyonlarını analiz ederek erken teşhis imkanı sunuyor ve hastalıkların izlenmesinde doktorlara değerli bilgiler sunuyor. Güneş Koruma Teknolojilerindeki Yenilikler Güneşin zararlı etkilerine karşı koruma sağlayan ürünlerdeki teknolojik gelişmeler, cilt kanseri ve diğer güneşe bağlı hasarların önlenmesinde yeni bir dönemi başlatıyor. Akıllı güneş koruma ürünleri, UV ışınlarını izleyen ve cilt tipine göre önerilerde bulunan bir dizi sensörle donatılmış olabilir.Cilt Mikrobiyotası Araştırmaları Cilt mikrobiyotası, cildin sağlığını etkileyen bakteri ve mikroorganizmalardan oluşan karmaşık bir ekosistemdir. Bu alandaki araştırmalar, cilt hastalıklarının kökenlerini anlamamıza ve probiyotiklerle cilt sağlığını destekleyen yeni tedavi yöntemlerini geliştirmemize olanak tanıyor. NanoTeknoloji Uygulamaları NanoTeknoloji, cilt bakım ürünlerinde ve tedavilerinde daha etkili sonuçlar elde etmek için kullanılıyor. Nano boyuttaki moleküller, cildin daha derin katmanlarına nüfuz edebilir ve bu da daha etkili sonuçlar sağlayabilir. Çevresel Faktörlerin Cilt Sağlığı Üzerindeki Etkisi Artan çevresel faktörler, cilt sağlığı üzerinde doğrudan etkiye sahip olabiliyor. Hava kirliliği, iklim değişiklikleri ve diğer çevresel faktörler, cilt hastalıklarının yayılmasında ve mevcut durumların kötüleşmesinde giderek daha fazla rol oynuyor. Bu nedenle, dermatoloji alanında çevresel faktörlerin cilt sağlığı üzerindeki etkilerini anlamak ve buna yönelik tedavi stratejileri geliştirmek 2024 yılında önem kazanacak.Dermatolojideki bu gelişmeler, cilt sağlığına odaklanan bireyler ve uzmanlar için heyecan verici bir gelecek vaat ediyor. Ancak, yeni teknolojilerin ve tedavi yöntemlerinin etkinliği ve güvenliği konusundaki araştırmaların devam etmesi önemli. Unutulmamalıdır ki, cilt sağlığı konusunda bilinçli ve uzman rehberliğinde yaklaşmak her zaman en doğrusudur. Kaynak: Hürriyet, Yasemin Fatih Amato

İlk Türk Uzay Yolcusu Alper Gezeravcı ve Bilim İnsanları Uzay Ortamında Hangi Deneyleri Yapacak ?

Alper Gezeravcı, 2 Aralık 1979 günü Mersin’in Silifke ilçesine bağlı Kargıcak köyünde dünyaya gözlerini açtı. Annesinin adı Sıdıka Gezeravcı, babasının adı ise Ali Baba Gezeravcı’dır. Babası emekli öğretmedir. Alper Gezeravcı Eğitimi Üniversite eğitimini Hava Harp Okulu Elektronik Mühendisliği Bölümü’nde tamamladı ve 2002 yılında başarılı bir şekilde mezun oldu. Yüksek lisans eğitimini ABD Hava Kuvvetleri Teknoloji Enstitüsü Harekat Araştırması’nda tamamladı. Alper Gezeravcı Kariyeri Türk Hava Kuvvetleri’nde görev yapmış olan Alper Gezeravcı, Hava Kuvvetleri Komutanlığı bünyesinde kritik görevleri üstlenmiş bir pilot olarak öne çıkmaktadır. F-16 uçağıyla görev yapan Gezeravcı aynı zamanda Standardize Filo Akademik Kol Komutanlığı görevini üstlenmiştir. 29 Nisan 2023 tarihinde gerçekleştirilecek TEKNOFEST 2023 etkinliğinde, Alper Gezeravcı’nın Türkiye’nin ilk uzaya çıkacak pilotu olarak seçildiği duyuruldu. Bu anlamlı görev için Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından onaylanan Gezeravcı, aynı zamanda yedek pilot olarak Tuva Cihangir Atasever’in de belirlendiği bilgisine ulaşılmıştır.Türkiye’nin ilk insanlı uzay görevine katılacak kişi, uluslararası uzay istasyonunda 14 gün boyunca kalacak. Bu önemli görev sırasında, uzay yolcumuz, ülkemizin seçkin üniversiteleri ve araştırma kurumları tarafından geliştirilen 13 farklı deneyi gerçekleştirecek. Uzay yolcumuzun uzaya olan bu benzersiz buluşma anı, 9 Ocak 2024 tarihinde gerçekleşecektir. Türk Uzay Yolcusu Tarafından Uluslararası Uzay İstasyonu’nda Yapılacak 13 Deney 1) UYNA Bilim Misyonun Adı: Uzay İçin Yeni Nesil Alaşımlar Deney Sorumlusu Kurum ve Proje Yöneticisi: TÜBİTAK MAM – Ömür Can Odabaş Deney Detayı: Yüksek entropili uzay alaşımları, dayanıklılığı ve mukavemeti yüksek özel alaşımların üretimi çalışmalarında önemli bir adım olarak değerlendirilmektedir. Bu çalışmalar, KIBO modülündeki ELF teknolojisinin kullanımıyla gerçekleştirilecektir. Ergitme ve katılaşma süreçlerinde, termofiziksel özellikler ve kristal büyümesi gibi faktörler, yerçekimsiz ortamın etkileri üzerinde detaylı bir şekilde incelenecektir. 2) gMETAL Bilim Misyonun Adı: Katı Fazdaki Parçacıkların Bir Akışkan İçindeki Dinamiğine Yerçekimsiz Ortam Etkisi Deney Sorumlusu Kurum ve Proje Yöneticisi: TÜBİTAK MAM – Prof. Dr. İskender Gökalp / Prof.Dr.Ahmet Yozgatlıgil Deney Detayı: Kimyasal tepkimesiz koşullarda, katı parçacıkların akışkan ortamla homojen bir şekilde karışımının, yerçekiminin etkisi altında nasıl gerçekleştiği detaylı bir şekilde incelenecektir. Bu çalışma, uzay araçlarının itki sistemlerini daha verimli hale getirmeyi amaçlamaktadır. 3) UzMan Bilim Misyonunun Adı: Uzay Görevleri için Mikroalgal Yaşam Destek Üniteleri Deney Sorumlusu Kurum ve Proje Yöneticisi: Boğaziçi Üniversitesi – Dr. Öğr. Üyesi Berat Haznedaroğlu Deney Detayı: Dünya üzerinde zorlu çevresel şartlara uyum sağlayabilen mikroalg türlerinin, yerçekimsiz ortamlarda büyüme ve dayanıklılık testlerinin gerçekleştirilmesi amacıyla, Bilim Misyonu ortağı TÜBİTAK MAM ile birlikte yaşam destek sistemleri geliştirilmesi planlanmaktadır. Bu çalışmalar, mikroalglerin metabolik değişikliklerinin detaylı bir şekilde incelenmesine, CO2 yakalama performanslarının belirlenmesine ve O2 üretim kabiliyetlerinin değerlendirilmesine odaklanacaktır. 4) EXTRAMOPHYTE Bilim Misyonun Adı: Ekstrem Halofit olan Schrenkiella Parvula’nın Tuz Stresine Verdiği Yanıtların Uzay Ortamında Araştırılması Deney Sorumlusu Kurum ve Proje Yöneticisi: Ege Üniversitesi – Prof. Dr. İsmail Türkan Deney Detayı: Uzayda ve dünya üzerinde yetiştirilen A. thaliana ve S. parvula bitkileri, tuz stresine maruz bırakılarak yeni nesil dizileme yöntemi (RNA-seq) ile transkriptom analizi yapılacak. Bu çalışma, mikro yerçekiminde yetişen glikofitik ve halofitik bitkilerin tuz stresine karşı gösterdikleri fizyolojik ve moleküler yanıtları karşılaştırmayı amaçlamaktadır. 5) METABOLOM Bilim Misyonun Adı: Uzay Görevlerinde Bulunan Astronotların Metabolom/Transkriptomlarındaki Değişimlerin Analizi ve Ulusal Omik Veri Setlerinin Oluşturulması Deney Sorumlusu Kurum ve Proje Yöneticisi: Ankara Üniversitesi – Prof. Dr. Emel Emregül Deney Detayı: Uzay seyahati, insanların karşılaşabileceği en zorlu fiziksel koşullardan biridir. Uzay görevleri sırasında astronotlar, düşük yerçekimi, uzay radyasyonu, değişen fiziksel aktivite, beslenme sorunları, uykusuzluk, yüksek g ve hiperoksi gibi çeşitli çevresel streslere maruz kalmaktadırlar. Araştırma faaliyetimiz, uzay koşullarının insan sağlığı üzerindeki olumsuz etkilerini derinlemesine inceleyerek ortaya çıkarmayı amaçlamaktadır.Aynı zamanda, bu olumsuz etkilerin azaltılmasına yönelik olarak, uzay görevine katılan astronotlarımızın, uzay ortamının etkisiyle gen ekspresyonları ve metabolizmalarında gerçekleşen fizyolojik ve biyokimyasal değişimleri incelemeyi amaçlamaktayız. Bu çalışma ile, vücuttaki sistem çapındaki değişikliklerin astronotlarımızın sağlığına yönelik olası risk faktörlerini anlamamıza yeni bilgiler kazandırmayı amaçlıyoruz. 6) MİYELOİD Bilim Misyonun Adı: Uzay Misyonuna Katılan Bireylerde Radyasyona Maruz Kalmanın Kanser İçin Öncül Lezyonlar Olan Periferik Kandaki Miyeloid-Kökenli Baskılayıcı Hücrelere Etkisinin İncelenmesi Deney Sorumlusu Kurum ve Proje Yöneticisi: Hacettepe Üniversitesi , Prof. Dr. Güneş Esendağlı Deney Detayı: Miyeloid kökenli baskılayıcı hücreler (MKBH), kronik inflamasyon süreçlerinde yoğun bir şekilde üretilen ve immün baskılamaya neden olan, kanser progresyonunu ve metastazı destekleyen heterojen immatür miyeloid hücre popülasyonunu temsil eder. Bu çalışma, uzay misyonu katılımcılarının maruz kalacağı uzay yolculuğu ve koşullarının, kozmik radyasyon hasarının immünolojik etkilerini MKBH hücre düzeyinde ölçme ve değerlendirme amacını taşımaktadır. 7) MESSAGE Bilim Misyonun Adı: Microgravity Associated Genetics Science Mission/Mi̇kroyerçeki̇mi İli̇şki̇li̇ Genetik Bi̇lim Misyonu Deney Sorumlusu Kurum ve Proje Yöneticisi: Üsküdar Üniversitesi, Dr. Öğr. Üyesi Cihan Taştan Deney Detayı: Yerçekimsiz ortamdan etkilenen ve henüz işlevi keşfedilmemiş genlerin belirlenmesi, uzay görevlerinde yer çekimi tarafından doğrudan etkilenecek bağışıklık hücrelerinin CRISPR gen mühendisliği yöntemleri ile tespit edilmesini amaçlamaktadır. 8) ALGALSPACE Bilim Misyonun Adı: Uzay Koşullarında Antarktika ve Ilıman Mikroalg Yetiştiriciliğinin Karşılaştırmalı Bir Çalışması Deney Sorumlusu Kurum ve Proje Yöneticisi: Yıldız Teknik Üniversitesi – Prof. Dr. Didem Özçimen Deney Detayı: Uzayda gerçekleştirilecek olan bu çalışma, literatürde ilk defa Antarktik, ılıman bölge ve uzay mikroalglerinin büyüme verilerini karşılaştırmayı amaçlamaktadır. Kutup alglerinin uzayda kullanımına odaklanan bu çalışma, CO2’den O2 rejenerasyonundan ek gıda teminine, su iyileştirmesinden yaşam destek alanlarına kadar geniş bir yelpazede araştırmalar içerecektir. 9) CRISPR – GEM Bilim Misyonun Adı: Mikro Yerçekimi Altında Bitkilerde CRISPR Gen Düzenleme Verimliliğinin Araştırılması Deney Sorumlusu Kurum ve Proje Yöneticisi: Yıldız Teknik Üniversitesi – Tuğçe Celayir Deney Detayı: Uzaydaki insanlık geleceği için aşılmamış engellerden biri, uzun süreli uzay görevlerinde sürdürülebilir bir sistem oluşturulamaması sorunudur. Bu sorunu çözmeye yönelik olarak tasarlanan biyorejeneratif yaşam destek sistemlerinin iskeletini oluşturan bitkilerin, uzay görevleri sırasında maruz kaldığı biyolojik ve biyolojik olmayan streslere karşı savunma mekanizmalarının anlaşılması ve geliştirilmesi amacıyla, moleküler biyolojinin modern gen düzenleme tekniklerinden biri olan CRISPR tekniğinin mikro yerçekimi ortamında bitkiler üzerindeki etkinliğini araştırmayı hedeflemekteyiz. 10) PRANET Bilim Misyonun Adı: Propolisin Anti bakteriyel Etkisi (PRANET) Deney Sorumlusu Kurum ve Proje Yöneticisi: Muş Bilim ve Sanat Merkezi – Birsen Geçer Deney Detayı: Propolis, çeşitli sağlık sorunlarının tedavisinde geniş bir şekilde kullanılan, haricen kullanıldığında herhangi bir yan etkiye sebep olmayan bir doğal bileşendir. Bilimsel misyonumuz, propolis maddesinin mikro yerçekimi ortamındaki bakteriler üzerindeki etkisini araştırmaktadır. Bu kapsamda kontrol ve deney grupları oluşturularak propolisin anti-bakteriyel etkisi titizlikle test edilecek ve elde edilen sonuçlar yer çekimli ortamda elde edilen sonuçlarla karşılaştırılacaktır. 11) VOKALKORD Bilim Misyonun Adı: Uzay’da Yaşamaya Karşı Oluşan Hayati Tepkimelerin Vokal Kord Kaynaklı Değişimler İle Tespiti Ve Düşük Yerçekimsizliğin Sebep Olduğu Rahatsızlıkların Ses Frekansları İle Tanımlanması Deney Sorumlusu Kurum ve Proje Yöneticisi: Haliç Üniversitesi – Prof. Dr. Gökhan AYDEMİR Deneyin Detayı: Solunum sistemi fizyolojisi, yapay zeka destekli bir yaklaşım ile ses frekans değişimlerinden kaynaklanan rahatsızlıkların tespit edilmesini ve yerçekimsiz ortamın insan sesi üzerindeki etkilerinin araştırılmasını amaçlamaktadır. 12) OKSİJEN SATURASYONU Bilim Misyonun Adı: Solunum Sistemi Fizyolojisi İçerisinde Yapay Zeka Desteği İle Verilen Havanın Oksijen Seviyesini Hesaplayarak Düşük Yer Çekiminin Sebep Olduğu Rahatsızlıkların Tanımlanması Deney Sorumlusu Kurum ve Proje Yöneticisi: Nişantaşı Üniversitesi-Oğuzhan Aydemir Deneyin Detayı: Sağlık sorunlarının etkili bir şekilde tedavi edilebilmesi için erken teşhisin kritik bir öneme sahiptir. Yapay zeka destekli bir yöntemle, verilen havanın oksijen seviyesinin hesaplanmasıyla birlikte düşük yer çekiminin neden olduğu farklılıklar ve rahatsızlıkların tanımlanması amaçlanmaktadır. 13) MİYOKA Bilim Misyonun Adı: Mikro Yerçekimi Ortamında Kurşunsuz Lehimleme Araştırması Deney Sorumlusu Kurum ve Proje Yöneticisi: TÜBİTAK UZAY – Hakan Asan Deney Detayı: Mikro yerçekimi ortamında yapılacak kurşunsuz lehimleme deneyi, ilk Türk uzay yolcusunun UUİ’de elektronik kart üzerine kurşunsuz bileşen montajını gerçekleştirmeyi hedeflemektedir. Uzay görevinin ardından dünyaya getirilecek olan elektronik kartlar, TUBİTAK UZAY tarafından detaylı bir şekilde incelenerek mikro yerçekiminin kurşunsuz lehimleme sürecine olan etkilerini belirlemek amacıyla bilim dünyasının kullanımına sunulacaktır. Kaynak: Maksat Bilgi, Mustafa Ersan

Burdur Mehmet Akif Üniversitesi MAKÜ Veterinerlik Fakültesi'nde Viroloji Dalında Önemli Buluş

MAKÜ Veteriner Fakültesi Viroloji Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Mehmet Kale öncülüğünde, yerli ve milli olarak bitkisel kökenli deri bakım ürünü geliştirildi. MAKÜ Hoof Jel olarak MAKÜ Teknoloji Transfer Merkezi tarafından ticarileşen ve yerel bir firma tarafından üretimi yapılan jel, hayvanların ayak ve tırnak yaralarına çare oldu. ÖKÇE ÇÜRÜĞÜ YARASI OLAN BÜYÜKBAŞ HAYVAN, JEL SÜRÜLDÜKTEN 10 DAKİKA SONRA AYAĞININ ÜZERİNE BASMAYA BAŞLADI Menderes Mahallesinde büyükbaş hayvan çiftliği işleten Yetiştirici Kenan Kaplan’a ait ayak ve tırnak yarası olan iki büyükbaşa, Prof. Dr. Mehmet Kale tarafından MAKÜ Hoof Jel uygulandı. Profesör Mehmet Kale, ilk olarak arka ayağında yara olan büyükbaşa, MAKÜ Hooj Jel’i uyguladı. Yaralı bölge önce temizlenerek, dezenfekte edildi. Ardından ise fırça yardımı ile yaranın üzerine MAKÜ Hoof Jel sürülerek, 10 dakika jelin kuruması beklendi. MAKÜ Hoof Jelin kurumasının ardından büyükbaş hayvanın yaralı ayağının üzerine bastığı gözlendi. Büyükbaş hayvanının topallamadan yürüdüğünü gören Yetiştirici Kenan Kaplan ise büyük sevinç yaşadı.Uygulama esnasında MAKÜ Hoof Jel hakkında bilgi veren MAKÜ Veteriner Fakültesi Viroloji Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Mehmet Kale, “Bu hayvanımızdaki ayak rahatsızlığı özellikle ökçe bölümünde meydana gelmiş bir lezyon olarak gözükmektedir. Ayak rahatsızlıkları hayvanın yaşam standartlarını etkilediği gibi, rahatsızlığın kısa sürede kemik ve dokulara yayılması sonucuyla ilerleyen süreçte hayvanın kesime gitmesine yol açmaktadır. Bu durum yetiştiricilerimiz için bir ekonomik kayıptır. Bilindiği üzere bir ineğin piyasa fiyatı şu anda 60- 100 bin lira arasındadır, bu hayvanın ayak ve tırnak rahatsızlığı nedeniyle kesime gitmesiyle fiyatı yarı yarıya düşmektedir. Ayrıca ayak ve tırnak rahatsızlıkları süt veriminin düşmesine, döl tutma sorunlarına da yol açmaktadır. Yetiştiricilerimizin maddi kayıp yaşamaması için ayak yaraları için üniversitemizin üretmiş olduğu yerli ve milli bir ürün olan MAKÜ Hoof Jeli kullanmalarını tavsiye ediyoruz. Ayak ve tırnak yaralarına bağlı hayvanda gelişen genel sistemik bakteriyel enfeksiyon yoksa, ateşlenme söz konusu değilse, bakteriyel etkenler kemik ve dokulara yayılmadıysa hiç antibiyotik kullanmadan bu jel sayesinde iyileşebilmektedir. Ayrıca bu jel kullanımı sonrası yara bölgesinin hiç bandajlanmasına gerek yoktur” dedi. HANGİ AYAK HASTALIKLARINI İYİLEŞTİRİYOR? MAKÜ Hoof Jel’in oksijensiz ortamı seven bakterilerin oluşturduğu ayak ve tırnak yaralarını iyileştirdiğini anlatan Viroloji Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Mehmet Kale, “Genelde oksijensiz ortamı seven bakteriler hayvanlarının yaşam alanındaki zeminde ve çevrede bulunmaktadır. Bu bakteriler ayak ve tırnaklarda meydana gelen yaralardan bölgeye giriş yapmaktadır. Ayak ve tırnakta taban ökçe çürüğü, taban eziği, ökçe eziği, interflegmon, limaks, interdigital dermatitis, travmatik yaralar meydana gelmektedir. Birçok ayak ve tırnak hastalığı ile mücadelede bu jel rahatlıkla kullanılabilir. Spesifik olarak bizim çok yoğun çalıştığımız taban ve ökçe çürükleri işletmelerde büyük problemdir. Ayakta meydana gelen yaralar, taban ve ökçede özellikle iki bakterinin kolay üremesine, bu bakterilerin ahır tabanında devamlı olarak kalıcılık sağlaması ve önlenememesi sonucu diğer hayvanlara bulaşması mümkün olmaktadır. Eski zamanlarda hayvanlar meralarda gezinirlerdi, ayak problemleri çok daha az oluşurdu ama şimdi hayvanlar besi ve süt amaçlı kapalı alanlarda yetiştirildikleri için devamlı dışkı ve idrar içinde kalıyorlar. Otomatik olarak ayaktaki herhangi bir yaralanma o bölgenin bakteri kapmasını sağlıyor bu yüzden bu tür üretimlerde, MAKÜ Hoof Jel gibi çarelere gerek var. Biz üretimde ayak hastalıklarına çare bulmak amacıyla yola çıktık. Jel, ayağın üst kısımlarında çeşitli bölgelerde gözüken yaralarda da kullanıldığında, ayağın o bölgesindeki yaraları iyileştirdiğini gözledik. Bizim odak noktamız ayaktaki yaranın kapanması ve gelişen topallığın önlenmesidir” dedi. İYİLEŞME SÜRECİ NASIL ŞEKİLLENİYOR? Ayak ve tırnak yaralarında MAKÜ Hoof Jelin uygulanması ile hafif ve orta yaralarda yüzde 100, kemik ve dokulara dayanmış yaralarda ise yüzde 60 iyileşme gözlemlediklerini dile getiren Viroloji Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Mehmet Kale, “Büyükbaş hayvanlarda Jelin uygulanması sonrasında iyileşme oranlarımıza baktığımızda hafif ve orta vakalarda yüzde 90-100 arasında iyileşme sağlanırken, kemik ve derin dokulara dayanmış, ayağın şiştiği ve yürümekte zorlanan vakalarda ise yüzde 40-60 arasında iyileşme sağlandığını tespit ettik. Bu yüzden hastalığın erken dönemlerinde yapılacak olan uygulamalar başarı şansımızı arttırmıştır. Jel uygulamalarımızda, işletmenin koşullarını da göz önüne aldığımızda burada ben her gün uygulanmasını tavsiye ederim ama iş yoğunluğu çok fazla ve ehemmiyet gerektirmiyorsa ya da her gün yapamıyorlarsa 2 günde 1, 3 günde 1, toplamda 2-3 kez sürülmesi ile yaranın kabuklaşarak kapandığı ve topallamanın ortadan kalktığı görülecektir. Bir haftada yaranın konumuna, derinliğine ve bakteriyel yoğunluğa bağlı olarak iyileşmeler görülecektir. Bir de şunu ifade edeyim: tırnak ucuna basarak yürüyen bir hayvanın, bu uygulamayı yaptıktan 20 dakika sonra tamamıyla ayak tabanı üzerine bastığını gözlemledik. Bu durum zaman içinde uygulamalarımız ile elde ettiğimiz sonuçlardan biridir” diye konuştu. MAKÜ HOOF JEL NASIL KULLANILIR? MAKÜ Hoof Jelin nasıl kullanılacağını anlatan Prof. Dr. Mehmet Kale, “Bunun için hayvanın travayda, süt sağım ünitelerinde ya da işletme sahipleri, tırnak bakım uzmanları, veteriner teknikerleri ya da veteriner hekimlerin ip yardımı ile ayağın kaldırılarak yara bölgesine jel uygulaması kolaylıkla yapılabilir. İlk olarak yara bölgesinin temizlenmesi, MAKÜ Hoof Jelin bir fırça yardımıyla bölgeye sürülmesi ve 10 dakika kadar bekletilmesinden sonra hayvan normal yaşam alanına salınabilir. Jelin uygulaması günlük bir defa, 2 günde bir defa veya 3 günde bir defa biçiminde uygulanabilir. Bu uygulamalar sonucu yara bölgesi kapanıyor ve yara bölgesinde yer alan bakteriler yok ediliyor” dedi. DAHA ETKİLİ SONUÇ ALMAK İÇİN NE YAPILMALIDIR? Jelin kullanımında daha etkili sonuç almak için uygulama önerilerini dile getiren Prof. Dr. Mehmet Kale, “Yetiştiricilere, veteriner hekimlere ve tırnak işiyle uğraşan veteriner tekniker/teknisyenlere en büyük tavsiyelerimden birisi, jeli sürdükten sonra 10 dakika kurumasını bekleyeceğiz. 10 dakikalık kuruma süresinin ardından hayvanın idrarını ya da dışkısını yaptığı yaşam alanına gitmeden önce mutlaka bir kum ya da talaşın üzerinden geçirip, pandoklara ya da ahıra sokarlarsa çok daha başarılı sonuçlar alacaklardır. Bu şekilde uygulamalarını tavsiye ediyorum” şeklinde konuştu. BİTKİSEL KÖKENLİ DERİ BAKIM ÜRÜNÜ MAKÜ Hoof Jelin bitkisel kökenli yerli ve milli deri bakım ürünü olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Mehmet Kale, jelin üretim süreci ve içeriği hakkında şöyle konuştu: “MAKÜ Hoof Jel bir deri bakım ürünü olarak üretildi. İlaç değildir ancak bitkisel kökenli olduğu için dışarıdan destekleyici bir tedavi yapabilmektedir. Bu sayede antibiyotik kullanımının da azaltılması ve hayvanın dış bölgedeki yarasının kapanması gerçekleşmektedir. Burada iki önemli bakteri var. Bu bakteriler anaerob dediğimiz oksijensiz ortamı seven bakterilerdir. Bizim uyguladığımız jel, bölgenin hava almasını sağlamaktadır çünkü açık yaraların iyileşebilmesi için oksijen alması gerekiyor. Ürettiğimiz jelin özelliği hem hava aldırabilme hem de izole edebilme özelliği var yani bir bakıma bandaj görevi de görmektedir. Ayrıca jel, içindeki bitkisel ürünler sayesinde antibiyotik kullanmadan yaradaki bakterileri de öldürmektedir. Genellikle ayak ve tırnak rahatsızlıklarında antibiyotik kullanılmaktadır. Ancak genel sistemik olarak kullanılan antibiyotiklerin ayak yarasının bulunduğu bölgedeki bakterilere etkili olamamalarının nedenlerinden biri yaranın kapatılmaması diğeri de ayak yaralarında antibiyotiğin etkin olamamasıdır. Jel burada lokal olarak antibiyotik benzeri bir etki göstererek bakterinin ölmesini sağlıyor.  MAKÜ Hoof Jelin geliştirilmesi 6 yıllık bir süreci almıştır. Esasen biz ilk önce Merhem ya da krem tarzında yola çıkmıştık. Bu süreç içinde epey denemeler gerçekleştirdik ancak bilindiği gibi o bölgeye herhangi bir krem ya da merhem uygulandığında yara bölgesinin ilk olarak kalın dokulu bezle sarılması, üzerine kırmızı ve siyah ziftli bandajın yapılması, bir de genel sistemik antibiyotiğin uygulanması gerekliydi. Bu durum iş yükü ve maliyet yükselmesine yol açmaktadır. Bu nedenle iş yükü ve maliyeti azaltmamız gerekiyordu. Zamanla veteriner hekimler ve yetiştiriciler “Hocam bizim bunlarla uğraşabilecek ne bir vaktimiz ne de iş gücümüz var” diyorlardı. Biz de yaptığımız çalışmalar sonucu bunun yağlı boya tarzında kullanılsın, yağlı boya gibi kurusun ve hayvan doğal yaşam ortamına devam etsin istedik. Hem iş yükünü ve maliyeti azaltmak hem de farkındalık yaratmamız gerekiyordu. Bu ürünün muadilleri, genelde Türkiye’deki ayak/tırnak kremleri, ayak/tırnak bakım ürünlerine bakıldığında çoğunluğu yurtdışı menşeili, ülkemizde çok az miktarda yerli ürün var ve hepsi de uygulamadan sonra bandajı önermektedir. Üretim aşamasında ilk önce bandajsız uygulanmasını planladık eğer bu sistemik olarak vücuda yayılmadıysa ve herhangi bir ateş ve enfeksiyon belirtisi yoksa antibiyotik kullanılmaması gerektiğini öneriyoruz. Dünyada antibiyotik direncinin gelişmesi, hayvanlara fazla miktarda antibiyotik uygulanması gerek insan gerekse hayvan sağlığı açısından bir dezavantajdır. Bunu da hatırlatmak isterim. MAKÜ HOOF JEL’İN İÇERİĞİNDE NELER VAR? MAKÜ Hoof Jel bitkisel ürünlerden hazırlanmıştır. Etken madde olan bu bitkiler antibakteriyel, antiviral ve antimikotik etkinliklere sahiptir. Üretilen bu jelde yer alan bitkiler ülkemizde yetiştirilen bitkilerden derlenmiştir. Birbirine sinerji yaratan, birbirine antogonist etkisi olmayan yani birbirini negatif etkilemeyen bu bitkiler uygun oranlarda, yardımcı maddelerle bir araya getirilerek hazırlanmaktadır. PATENT BAŞVURUSU YAPILDI Patentle ilgili son aşamadayız. Sanırım 2-3 aylık bir süremiz kaldı çünkü ülkemizde patent süreçleri uzun sürüyor ama jelimizin patenti için 2019 yılında başvuru yapılmıştı.  İncelemeli Ulusal Patent adı altında başvurmuştuk. Türk Patent ve Marka Kurumuna savunmalarımızı yapıp, son sürece girmiş durumdayız. Sonucu bekliyoruz.” NEREDEN TEMİN EDİLİR? Yetiştiricilerin MAKÜ Hoof Jeli, veteriner klinikleri, ecza depoları ve üniversiteyi arayarak temin edebileceklerini belirten Prof. Dr. Mehmet Kale, “Biz bilim adamları ülkemiz için yeni ürünler üretmek zorundayız. Bazı sorunlara kendimiz çare bulmalıyız. Eksiklikleri görüp, çözümü nasıl olura odaklanmalıyız.” Genel anlamıyla bu düşünce ile yola çıktık. Bu ürün ülkemizde yetişen bitkiler kullanılarak elde edilmiştir. Bu sayede yurtdışı menşeili ürünlerin ithalatının azaltılması ve ürünün yurtdışına ihracatı sağlanarak ekonomik anlamda fayda sağlanacaktır. Ürün maliyetinin muadillerine göre ucuz olması, ürüne kolay ulaşılması ve üretim stoklarının daimi olması önem arz etmektedir. Şu anda MAKÜ Hoof Jel, üniversitemizin ürünü olarak piyasaya sürüldü. Zaten patent başvurusunu üniversitemiz yapmıştır. Bakanlıktan üretim ruhsatı alınan ürün Bucak’ta özel bir firma tarafından fabrikasyon olarak üretilmektedir. Satış ve pazarlaması da üretim yapan aynı firma tarafından sağlanmaktadır. Satışları da devam etmektedir. Yetiştiricilerimiz sosyal medya, basın ve üniversitemizin haber ve makaleleri aracılığı ile hem ulusal hem de uluslararası düzeyde bilgi alacbileceklerdir. MAKÜ Hoof Jeli kullanmak isteyen yetiştiricilerimiz ise çeşitli veteriner hekim kliniklerinden ve ecza depolarından temin edebilirler. Ürüne ulaşmak için yetiştiricilerimiz firmayı veya üniversitemizi telefonla arayarak kargo yoluyla temin edebilirler” açıklamasında bulundu. İNEK, JELİN UYGULANMASINDAN 10 DAKİKA SONRA AYAĞINA BASMAYA BAŞLADI Ayak ve tırnak hastalığı nedeniyle antibiyotik iğneler kullanmalarına rağmen ayak yarasını iyileştiremediklerini anlatan Burdurlu Yetiştirici Kenan Kaplan, MAKÜ Hoof Jeli kullandıktan sonra hayvanın yürüdüğünü görünce büyük sevinç yaşadı. Büyükbaş hayvanlarda yaşanan ayak ve tırnak hastalıkları nedeniyle yetiştiricilerin hayvanlarını kestirmek zorunda kaldığını da dile getiren Burdurlu Yetiştirici Kenan Kaplan, “Hayvanlarımızın arka ayaklarının ökçe kısımlarında yara vardı. İlaç ve antibiyotik kullandık fakat geçmedi. MAKÜ Hoof Jeli duydum, Mehmet profesörümüz güzel bir jel geliştirmiş ve bugün uygulamasını yaptık. Hayvana uyguladık, hayvan ayağına basmaya başladı. Şimdi ikinci hayvanımıza da uygulayacağız, ön ayağına uygulayacağız. İnşallah sonuçlarını göreceğiz. İlk hayvanımızın sonucunu gördük, jel kuruduktan sonra basmaya başladı çok memnun olduk. Biz iğne vuruyoruz, bu kadar çabuk iyileşmiyor. Şimdi baktık ki birinci uygulamada bile daha ikinci uygulamaya geçmeden hayvan basmaya başladı. Şimdi bu ayak hastalığı yüzünden hayvan her gün zayıflamaya başlayacak, döl tutmayacak, mecbur kesime gidecek. Bu hastalık yüzünden her gün zayıflamaya başlıyor. Bu yara geçmiyor, ne kadar iğne ve ilaç kullansak dahi geçmiyor. Sağ olsun Mehmet hocamız güzel bir buluş yapmış ve buluşun sayesinde hayvanlar kesime gitmekten kurtulacak” diye konuştu. “ÜRETİLEN BİTKİSEL JELİMİZLE, HERHANGİ BİR ANTİBİYOTİĞE YA DA SARGIYA İHTİYAÇ DUYMAKSIZIN, AYAK HASTALIĞINI ÇOK KISA SÜRE İÇİNDE TEDAVİ EDEBİLİYORUZ” Cumhurbaşkanlığı Bölgesel Kalkınma Odaklı Misyon Farklılaşma ve İhtisaslaşma Programı kapsamında hayvancılık alanında sektörün kalkınması için tüm çözümlerin üretildiğini ifade eden MAKÜ Rektörü Prof. Dr. Hüseyin Dalgar, MAKÜ Veteriner Fakültesi Viroloji Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Mehmet Kale öncülüğünde geliştirilen MAKÜ Hoof Jel sayesinde dışa bağımlı olunan ayak ve tırnak yaraları konusunda yerli ve milli bir çözüm elde edildiğini vurguladı. Hayvancılık sektöründe dışa bağımlı tüm çözümlerde yerli ve milli ihtiyaçların üretilerek karşılanacağını vurgulayan MAKÜ Rektörü Prof. Dr. Hüseyin Dalgar, “Bildiğiniz üzere, üniversitemiz Bölgesel Kalkınma Odaklı Misyon Farklılaşma ve İhtisaslaşma Programı kapsamında hayvancılık alanında ihtisas üniversitesidir. Hayvancılığın tüm kategorilerinde, hayvan sağlığı, hayvan besleme ve hayvan teknolojilerine kadar hatta bunu şimdi tarım teknolojilerine doğru genişlettiğimiz yoğun bir çalışma içindeyiz. Üniversitemizde 50’ye yakın proje eşzamanlı olarak yürütülüyor. Bu projelerde artık somut çıktı almış bulunuyoruz. Mobil mikroskop dediğimiz sektörde önemli bir ihtiyacı karşılayan ürünümüzü, geçtiğimiz yıl lansmanını yapmıştık, şu an piyasada, yine bu çerçevede devam eden tanı kitleri, ayak hastalıkları ve hayvancılık teknolojileri dediğimiz alanda da Türkiye’nin dışa bağımlı olduğu bazı çözümleri üretme noktasında projelerimiz devam ediyor. Önümüzdeki günlerde bunların da inşallah somut çıktılarını sektör ve ülkemizle paylaşacağız. Bugünde yine bu anlamda yaptığımız çalışmalardan birisi olan hayvanlarda yak hastalığının tedavisine yönelik pratik çözüm geliştiren bitkisel bir jel üretimini gerçekleştirdik. Bu jel gerçekten ayak hastalığı basit bir konu gibi gözükse de sektörde çok büyük bir problemdir. Hayvanların yaşadığı ortamda hijyen sorunu olması nedeniyle ve düzgün olmamasından kaynaklı çok ciddi bir problemdir ve tedavisi de antibiyotik yoluyla yapılabiliyor. Antibiyotik kullanıldığı zamanda bildiğiniz üzere sütün antibiyotik kullanılan dönemde çöpe atılması anlamına geliyor. Üretilen bitkisel jelimizle, herhangi bir antibiyotiğe yada sargıya ihtiyaç duymaksızın, ayak hastalığını çok kısa süre içinde tedavi edebiliyoruz. MAKÜ Hoof Jel yaranın üzerinde bir koruma kalkanı oluşturuyor ve en önemlisi sargı ihtiyacı olmuyor çünkü sargı yapmak özellikle büyükbaş hayvanlarda çok büyük bir sorundur. Kolay bir işlem değildir o nedenle jelin oluşturduğu koruma tabakası ile kısa sürede sonuç veriyor. Hayvancılıkta, yetiştiricilerin çok önemli ve mustarip olduğu bir konuya çözüm üretmiş olmaktan dolayı son derece mutluyuz. Bu çalışmalarımız devam ediyor. İnşallah devletimizin bize vermiş olduğu bir misyon ve görev çerçevesinde çalışmalarımızdan güzel neticeler almaya devam edeceğiz. Hayvancılık sektörünün bütün alanlarında ihtiyaç duyulan, dışa bağımlı olduğumuz özellikle alanlarda yerli ve milli çözümler üretiyoruz. Bu çözümleri üretmek için akademi bir seferberlik içinde, biz konuyu şöyle değerlendiriyoruz, Türkiye’deki her üniversite ülkenin bir alanına odaklansa 5-10 yıl içinde çok sayıda çözüm ve ilerleme kaydedeceğine inanıyoruz. Bunu da hayvancılık alanında yaptığımız çalışmalarla bizzat tecrübe etmiş olduk” ifadelerini kullandı. Kaynak: Hayal Girişimi / Özel haber

Kırım Kongo Ateşli Kanamasına Gen Düzenleme Yöntemiyle Tedavi Araştırması için TÜBİTAK Desteği

Kırım Kongo Kanamalı Ateşi (KKKA) hastalığına yönelik spesifik genler üzerine dünyada ilk defa çalışma yapan Mersin Üniversitesi (MÜ) Tıp Fakültesi Tıbbı Biyoloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Serdal Arslan, "Covid-19 pandemisi ile birlikte viral enfeksiyonlar çok hızlı bir şekilde dünyada pandemiye dönüştü. İnsanların hayatını ve ülke ekonomisini etkileyen etkiler ortaya çıkardığını gördük. KKKA’da Covid-19’a benzer bir virüs. Biz burada her bir hastanın, bu hastalığa karşı verdiği cevapla ilgili genleri araştırmayı amaçlıyoruz" dedi. MÜ Tıp Fakültesi Tıbbı Biyoloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Serdal Arslan ve beraberinde lisanslı öğrencilerden oluşan ekip TUBİTAK destekli proje ile KKKA’nın ortaya çıkmasına neden olan genler üzerinde çalışma başlattı. Yaklaşık 3 yıl sürecek olan projenin sonucunda, hastalığın tedavisine yönelik genler tespit edildiğinde daha üst düzey güvenlikte laboratuvarlarda çalışma yapılacağı ifade edildi. ÇALIŞMA DÜNYADA İLK OLMA NİTELİĞİ TAŞIYOR Çalışmanın dünyada ilk olması nedeniyle önemli olduğuna dikkat çeken Prof. Dr. Serdal Arslan, KKKA’ya neden olan genler bulunduğunda hastalık kaynaklı ölüm, hayatta kalma ya da uzun süre hastanede yatma sebeplerinin ortaya konulmuş olacağını söyledi. Hastalığın şiddetli geçmesi ve ölüme neden olan genler tespit edildikten sonra, bu genlerin düzenlenmesiyle hastalığı tedavi etmeyi amaçladıklarını belirten Prof. Dr. Arslan, "Tespit ettiğimiz genleri düzenleyerek hastalığı tedavi etmeyi amaçlıyoruz. Biyogüvenlik düzeyi yüksek laboratuvarlarda bu ilaçları deneme ihtiyacımız var" şeklinde konuştu. "İLAÇ GELİŞTİREBİLİRSEK, BİRÇOK İNSANIN HAYATINI KURTARMA ŞANSIMIZ OLACAK" Çalışma çerçevesinde hakkında bilgi veren Arslan, "Çalışma hem insanların hayatını kurtarıyor hem de ülkenin ekonomisine ciddi katkı sağlayacak ilaçların üretilmesine sebep olabilir. Biz de bu açıdan üst düzey laboratuvarlarda, biyogüvenlik düzeyi yüksek laboratuvarlarda bu projenin sonucunda elde ettiğimiz genleri deneyecek ve viral enfeksiyonlara ilaç geliştirebilecek bir altyapı oluşturmak istiyoruz. Dünyada ilk olarak gerçekleşecek bu projede uluslararası dergilerde yayınlar olacak, kongrelerde sunum yapılacak. Ayrıca eğer bir ilaç geliştirebilirsek, viral enfeksiyonların tedavisine yönelik, birçok insanın hayatını kurtarma şansımız olacak" ifadelerini kullandı. TÜRKİYE'DE İLK TOKAT'TA GÖRÜLEN KIRIM KONGO KANAMALI ATEŞİ (KKKA) NEDİR?  Kırım-Kongo Kanamalı Ateşi (KKKA), keneler tarafından taşınan Bunyaviridae ailesine bağlı Nairovirüs grubuna ait bir virüsle oluşan ateş, halsizlik, iştahsızlık, kas ağrısı, baş ağrısı, bulantı, kusma, ishal ve ağır vakalarda kanama gibi bulgular ile seyrederek ölümlere neden olabilen zoonotik (hayvanlardan insanlara bulaşan) karakterli bir enfeksiyon hastalığıdır. KKKA ilk olarak 12. yüzyılda Tacikistan’da tanımlanmıştır. Hastalık, keneler tarafından insanlara tutunmasını takiben idrarda, tükürükte, rektumda ve abdominal kavitede kan görülmesi ve vücutta yaygın kanamalarla tarif edilmiştir. 1944-45 yıllarında Rusya’nın Kırım bölgesindeki Batı Kırım steplerinde çoğunlukla ürün toplamaya yardım eden Sovyet askerleri arasında görülmüştür. Hastalığa Kırım Hemorajik Ateşi adı verilmiştir. 1956 yılında Zaire’de de ateşli bir hastadan Kongo virüsü tespit edilmiştir. 1969 ise Kongo virüs ve Kırım hemorajik ateşi virüslerinin aynı virüs olduğu belirlenmiş ve Kırım-Kongo Kanamalı Ateşi olarak hastalık yeniden adlandırılmıştır. Hastalık ülkemizde ilk olarak 2002 yılında dikkatleri çekmiş ve 2003 yılında kesin tanısı konmuştur. KKKA vakaları, hastalığın başlıca bulaştırıcısı olan kenelerin aktifleştiği dönemden başlayarak ülkemizde bahar ve yaz aylarında görülmektedir. Hastalık ülkemizde bulaştırıcısı kene türünün yaşam alanlarıyla uyumlu bir şekilde görülmektedir. İlk kez Tokat ili ve civarında dikkatleri çeken Kırım Kongo Kanamalı Ateşi vakaları çoğunlukla İç Anadolu’nun kuzeyi, Orta Karadeniz ve Doğu Anadolu’nun kuzeyinde yoğunlaşmaktadır. Etken Bunyaviridae ailesinden Nairovirus grubundan tek sarmallı RNA virüsü olan Crimean-Congo haemorrhagic fever virüsüdür. Hastalık ülkemizde başlıca hastalık etkenini taşıyan kenenin tutunması veya bununla temas sonucunda bulaşmaktadır. Ülkemizde hastalığın bulaştırıcısı asıl kene türü Hyalomma marginatum’dur. Bunun yanı sıra hastalık viremik dönemdeki hayvanların veya hasta kişilerin kan, doku, vücut çıkartılarına korunmasız temas sonucunda da bulaşabilmektedir. İnkübasyon süresi kene tutunmasından sonra genellikle 1-3 gün, en fazla 9 gün olabilmektedir. Enfekte kan, vücut sıvısı ve diğer dokularla temas sonrasında 5-6 gün; en fazla ise 13 gün olabilmektedir. Hastalığın tedavisinin esasını destek tedavisi seçenekleri oluşturmaktadır. Bu gün için hastalıktan korunmaya yönelik etkinliği kanıtlanmış bir aşı veya etkene spesifik bir ilaç bulunmamaktadır. Ülkemizde hastalığa karşı aşı geliştirme çalışmaları devam etmektedir. Kırım Kongo Kanamalı Ateşi hastalığının kontrolüne yönelik çalışmalar Bakanlığımız tarafından bir program dâhilinde yürütülmektedir. Kişisel korunma önlemlerinin alınması hastalığın kontrolü için ön planda olduğundan Bakanlığımızca vatandaşlarımızın hastalık ve korunma önlemleri konusunda bilgilendirilmesi ve toplumda farkındalık oluşturulması çalışmaları yoğun bir şekilde yürütülmektedir. Ülkemizde KKKA bahar aylarında görülmeye başlamakta olup yaklaşık %4-5 fatalite hızıyla seyretmektedir. Yıllar itibariyle vaka görülme durumlarına bakıldığında artış ve azalış eğilimlerinden bahsedilebilmekte olup en yüksek vaka 2009 yılında 1318 vaka olarak gerçekleşmiştir. Her ne kadar 2017 yılında 343 KKKA vakası tespit edilmiş olsa da ülkemizde hala önemini korumaktadır. Kaynak:DHA

Küresel Çip Talebi 2024’te de Artacak

Uzmanlara göre, “silikon döngüsü “ndeki patlama ve çöküşün küresel ekonomiye yardımcı olması sözkonusu Nikkei, araştırma kuruluşları, analistler ve uzman ticaret şirketleri de dahil olmak üzere 10 kuruluş ve kişiden, bu yıl yarı iletkenlere yönelik arz ve talebi, tür ve kullanıma göre arz fazlasından arz eksiğine doğru her çeyrek için beş puanlık bir ölçekte derecelendirmelerini istedi. ABD’li araştırma şirketi Gartner’ın tahminine göre, 2023’te yüzde 5’in altında olan küresel şirketlerin yüzde 80’i 2026 yılına kadar işlerinde üretken yapay zekâ kullanacak. Microsoft, Amazon ve diğerleri yapay zekâ hizmetlerini genişletecek. Alman Statista’ya göre, yapay zekâ yarı iletken pazarının 2027 yılında 119,4 milyar dolara yükselmesi ve küresel yarı iletken pazarının yaklaşık yüzde 20’sini oluşturması bekleniyor. Omdia’dan Akira Minamikawa, “Yapay zekâ akıllı telefonlara ve bilgisayarlara kurulacak. Yapay zekâ ile ilgili üretken yatırımlar, yarı iletken pazarını canlandıracak ve büyümesini önemli ölçüde artıracak” diyor Talep beklentisi ve üretim artışı Yarı iletken devleri güçlü talep beklentisiyle üretimi artırıyor. Tayvanlı çip üreticisi TSMC’nin Üst Yöneticisi C.C. Wei, geçtiğimiz Ekim ayında bir kazanç brifinginde “Yapay zekâ sektöründen gelen talep üretim kapasitemizi aştığı için daha fazla yatırım yapacağız” dedi. Elektrikli araçlara monte edilen güç yarı iletkenlerine olan talep de 2024’ün ikinci yarısından itibaren artacak. BMW, 2030 yılına kadar elektrikli araç satışlarını toplam satışlarının yüzde 50’sine çıkarmayı hedeflerken, Toyota da 2026 yılına kadar küresel elektrikli araç satışlarını 1,5 milyon üniteye yükseltecek. Alman çip devi Infineon Technologies, Malezya’daki yeni güç yarı iletken fabrikasını bu yıl faaliyete geçirmek için 2 milyar Avro (2,18 milyar dolar) yatırım yapacak. Renesas Electronics bu yılın ilk yarısında 10 yıldır ilk kez naftalinli bir tesisini yeniden çalıştırarak tedarikini iki katına çıkaracak. Bir yarı iletken ticaret şirketi olan Ryoyo Electro, “elektrikli araçlar ve gelişmiş sürücü destek sistemleri için yüksek düzeyde otomotiv yarı iletken siparişlerinin devam edeceğini” bekliyor. Koronavirüs salgını sırasında artan talebe tepki olarak, akıllı telefonlar, PC’ler ve diğer dijital cihazlara yönelik yarı iletken talebi geçen yıl yavaşladı ve bu da yarı iletken stoklarının hızla birikmesine yol açtı. Ancak yılın ilerleyen dönemlerinde yarı iletken üreticileri üretim ve stok seviyelerini düşürdü. Kaynak:Basın Bülteni

Bilecik’te Sağlık Devrimi

Bilecik Valiliği tarafından yürütülen proje kapsamında, eski Bilecik Devlet Hastanesi yataklı servis binası ile eski lojman binaları yıkıldı. Yerine ise modern ve fonksiyonel sağlık tesisleri inşa ediliyor. Projenin fiziki gerçekleşmesi yüzde 50’ye ulaştı. Temel, beton, çatı ve duvar imalatları tamamlandı. Yer kaplaması, elektrik ve mekanik imalatlar ise devam ediyor. Projenin en önemli bölümü olan Sağlıklı Hayat Merkezleri, birey ve toplumun sağlığını korumak ve geliştirmek için hizmet verecek. Bu merkezlerde, beslenme, kronik hastalıklar, kadın ve üreme sağlığı, kanser, ruh sağlığı, çocuk ve ergen sağlığı, tütün ve madde bağımlılığı, enfeksiyon kontrolü ve sağlıklı yaşlanma gibi alanlarda danışmanlık ve eğitim verilecek. Ayrıca, birinci basamak sağlık hizmetlerine ulaşım kolaylaştırılacak.Aile Sağlığı Merkezi, 112 Acil Sağlık Hizmetleri İstasyonu ve Lojistik Binası Geliyor Proje kapsamında, Aile Sağlığı Merkezi, 112 Acil Sağlık Hizmetleri İstasyonu ve Lojistik Binası da yapılıyor. Aile Sağlığı Merkezi, aile hekimliği hizmetlerini sunacak. 112 Acil Sağlık Hizmetleri İstasyonu, acil durumlarda müdahale edecek. Lojistik Binası ise, ambulansların bakım, onarım ve teknik hizmetlerini sağlayacak. Türkiye’de birkaç ilde bulunan bu hizmet, Bilecik’te de hayata geçirilecek.Bilecik’in Sağlık Hizmetleri Gelişiyor Vali Şefik Aygöl, yaptığı açıklamada, proje tamamlandığında Bilecik’in sağlık hizmetlerindeki fiziki alt yapısının daha iyi hale geleceğini söyledi. Aygöl, “Eski hastane bölgesinde yapılacak olan yeni sağlık yatırımları, hemşehrilerimizin sağlığına katkı sağlayacak. Projenin 1 Temmuz 2024 tarihinde bitirilmesini planlıyoruz. Bileciklilerin hizmetine sunacağımız bu tesisler, sağlık devrimi niteliğinde olacak.” dedi. Kaynak:Basın Bülteni

Türk Savunma Şirketleri 2023’te 10,2 Milyar Dolarlık Anlaşmalara İmza Attı

“Savunmanın yüzyılına birbirinden önemli yeni sözleşmelerle giriyoruz. Sürdürülebilir ihracat hedeflerimize emin adımlarla ilerliyoruz. Dün açıkladığımız rekor seviyedeki 2023 yılı Savunma ve Havacılık Sanayii İhracatımızla yeni bir kilometre taşını daha geride bıraktık. Bugün ise 2023 yılında imzaladığımız yeni sözleşmelerle çıtayı daha da yukarı taşıyoruz. İnsansız hava araçları başta olmak üzere, helikopterler, kara araçları, deniz araçları, silah ve mühimmatlar, füze sistemleri, elektronik sistemler ve radar sistemleri üreten firmalarımız 2023 yılında toplam değeri 10,240 Milyar Doları aşan sözleşmeler imzaladılar. Bu yıl itibarıyla başlayacağımız teslimatlarımızla 2024 ve sonrası ihracat rakamlarımızı daha da yukarı taşıyarak yeni rekorları ülkemize kazandıracağız.Harp sahasında kendini kanıtlamış, yüksek teknoloji içeren güvenilir ürünlerimizi dost ve müttefik ülkelerle paylaşmaya devam edeceğiz”İhrcatta sektör yüksekten uçtu Geçen yılın ihracat rakamlarını açıklayan Savunma Sanayi Başkanı Prof. Dr. Haluk Görgün, savunma ve havacılık ihracatının yüzde 27 artışla 5,5 milyar doları aştığını açıkladı. Şirketlerin ihracat performansını da açıklayan Görgün, birinci sırada 1 milyar 766 milyon dolar ile Baykar’ın liderliğine dikkat çekti. Prof. Dr. Haluk Görgün’ün paylaşımında ilk sırada Baykar’ı 864 milyon dolar ile TUSAŞ, 439 milyon dolar ile MKE, 337 milyon dolarla da TEI izledi. BMC 255, Roketsan 161, Ram Dış Ticaret (Otokar) 160, Pratt&Whitney THY 111, Aselsan 108, Samsun Yurt Savunma (Canik) 104 milyon dolarlık ihracat gerçekleştirdi. Kilogram başına 65 dolar İhracat konusunda niteliğin artması ile birlikte kilogram başına ihracat rakamlarında da artış yakalandı. 2023’te, kilogram başına yüzde 14’lük artış ile 65 dolara yükseldi. Türkiye’nin genel ihracatında kilogram başına gelir ise 1,57 dolar. Kaynak:İHA

KORDSA Öncül Ar-Ge Laboratuvarı’nın Açılışı Yapıldı

Kacır, 2002’de 1,2 milyar dolar olan Ar-Ge harcamalarının yaklaşık 10 kat artarak 12 milyar dolara ulaştığını belirterek, “Bu yatırımlar sayesinde ülkemizin bilimsel ve teknolojik kapasitesini güçlendirdik” dedi. Küresel rekabette öne çıkmak için bilim ve teknolojinin önemine vurgu yapan Kacır, “Ülkemizi yenilikçi teknoloji alanlarında küresel çekim merkezine dönüştürüyoruz” diye konuştu. Kacır, KORDSA Öncül Ar-Ge Laboratuvarı’nın açılışında yaptığı konuşmada şu ifadeleri kullandı: “Bu laboratuvar, sürdürülebilir ileri malzemeler alanındaki teknolojilerde kabiliyet geliştirmek için önemli bir yatırımdır. Bu alandaki katma değer ve teknoloji, diğer sektörlere çarpan etkisi ile pozitif katkı sağlıyor.” “KORDSA, Ar-Ge alanındaki çalışmalarını ticarileştirilebilir ürüne çok hızlı bir şekilde dönüştürebilme becerisine sahip tecrübeli bir firmadır. Bu laboratuvar, firmanın bu alandaki çalışmalarını daha da güçlendirecektir.” “Laboratuvarda; geri dönüşüm teknolojilerinden biyo-bazlı kimyasallara, sürdürülebilir kompozit materyallerden yapı malzemelerine kadar geniş bir yelpazede sanayimize yeni nesil inovatif çözümler geliştirilecek.” “Özellikle sürdürülebilir mobilite alanında lastikte akıllı sensör teknolojileri çalışmalarını yakından takip edeceğiz.” “Laboratuvar, sıfır emisyon hedefimizde öncü ve çığır açıcı teknolojilerle ilerlemek için ürettiğimiz millî gururumuz TOGG’un, tüm bileşenleri ile dijital entegrasyonu için de önemli bir Ar-Ge çıktısı sağlayacak.” Kacır, konuşmasının sonunda, “Yerli ve millî yatırım ve teknoloji hamlemiz aralıksız sürecek” dedi. Kaynak:DHA

TEKNOFEST 2024’te Verilecek Ödül Açıklandı

'TEKNOFEST ile Gelecek Sensin' mottosuyla prestijli yarışmalarda yüksek performans sergileyecek teknoloji tutkunlarına 25 milyon TL ödül ve 50 milyon TL’nin üzerinde malzeme desteği sağlanacak. Yeni adresi Adana olan TEKNOFEST heyecanının 75 Milyon TL ödül ve malzeme desteği sağlayacağını söyleyen Türkiye Teknoloji Vakfı Niğde İl Sorumlusu Büşra Nur Yıldırım, yarışmalarına başvuruların 20 Şubat 2024 tarihine kadar yapılabileceğini belirtti. Yıldırım yaptığı açıklamada şunları söyledi: "Her yıl bir önceki yıla göre daha fazla yarışma kategorisinin açıldığı ve Türkiye tarihinin en büyük ödüllü teknoloji yarışmaları olan TEKNOFEST teknoloji yarışmaları bu yıl 46 ana kategori, 117 alt kategoride düzenlenecek. TEKNOFEST 2024 teknoloji yarışmalarına başvurular 20 Şubat 2024 tarihine kadar yapılabilecek. Millî teknoloji üretme ve geliştirme konusunda gençlerin ilgisinin artırılması hedeflenerek bu alanlarda çalışan binlerce gencin projesine destek olmak için hız kesmeden devam eden TEKNOFEST’e 2018 yılından bu yana 2 milyonun üzerinde başvuru yapıldı. TEKNOFEST 2024 için yine ilkokul seviyesinden ortaokul, lise, üniversite, lisansüstü ve mezun seviyesine kadar nitelikli binlerce gencimiz hayallerini gerçekleştirmek için birbirinden farklı kategorilerde düzenlenen teknoloji yarışmalarına başvuruda bulunabilecek. Son başvuru tarihinin 20 Şubat olduğu yarışmalara katıl, TEKNOFEST 2024’te sen de yerini al." Kaynak:İHA

TÜBİTAK’tan Teknokentlere Yapay Zeka Desteği

Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mehmet Fatih Kacır'ın katılımıyla TÜBİTAK Yapay Zeka Ekosistem Çağrısı 2023 Sözleşme İmza Töreni, TÜBİTAK Gebze Yerleşkesi Marmara Teknokent'te (MARTEK) gerçekleşti. Törende ayrıca TÜBİTAK Başkanı Prof. Dr. Hasan Mandal, Akdeniz Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Özlenen Özkan, Antalya Teknokent Genel Müdürü Dr. İbrahim Yavuz ve projeleri desteklenmeye hak kazanan katılımcılar yer aldı. Antalya Teknokent'ten İki Firma Çağrı kapsamında Akdeniz Üniversitesi'nin ortak kuruluş olduğu Antalya Teknokent firmalarından ERS Yazılım İnternet Turizm Sanayi Ticaret Anonim Şirketi'nin Turizm Sektörü İçin Yapay Zeka Destekli Sürdürülebilir Ulaşım Ekosistemi adlı projesi, Talya Bilişim Ticaret ve Sanayi Anonim Şirketi'nin Otel Konaklama Ekosistemi İçin Yapay Zeka Tabanlı Karbon Ayak İzi Kaynak Takip, Anomali Tespit ve Önlem Öneri Platformu (TURCAMAP) adlı projesi desteklenmeye hak kazandı. TÜBİTAK Yapay Zeka Ekosistem Çağrısı 2023 Sözleşme İmza Töreni'nde Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mehmet Fatih Kacır, TÜBİTAK Başkanı Prof. Dr. Hasan Mandal ve Akdeniz Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Özlenen Özkan tarafından Akdeniz Üniversitesi Antalya Teknokent firmalarının proje sözleşmeleri imzalandı. Yapay Zeka Alanında Çalışmalar  Antalya Teknokent çatısı altında başarılı çalışmalara imza atan çok sayıda firma olduğunu söyleyen Rektör Prof. Dr. Özlenen Özkan, “Akdeniz Üniversitesi olarak, araştırma, geliştirme ve teknoloji merkezli çalışmalarımızın meyvelerini almak bizleri mutlu ediyor. Turizm ve otel konaklama sektörlerinde Antalya Teknokentimiz bünyesindeki Talya Bilişim ve ERS Yazılım şirketlerinin büyük teknoloji devlerinin arasında desteğe hak kazanması gururumuzu artırdı. Yürütücü ve danışman hocalarımızı ve proje ortağı firmalarımızı tebrik ediyorum” dedi. Geleceğin dünyasında sağlam bir yer edinmek için inovatif, yenilikçi, yapay zeka destekli daha fazla çalışmaya ihtiyaç olduğunu belirten Rektör Özkan, “Bu anlamda TÜBİTAK'ın bu desteği çok kıymetli. Üniversite olarak yapay zeka teknolojilerinin geliştirilmesi ve uygulama alanlarının artırılmasına yönelik çalışmalarımız devam edecek” şeklinde konuştu.  Kaynak:Basın Bülteni

Tümör Hücrelerini Yok Edici Etkisi Kanıtlandı

Düzce Üniversitesi Arıcılık Araştırma Geliştirme ve Uygulama Merkezi'nde (DAGEM) görevli akademisyenler, yaklaşık 2 yıldır arıdan elde edilen ürünlerle farklı kanser tiplerine karşı önleyici veya koruyucu çalışmalar gerçekleştiriyor. Bu kapsamda DAGEM Müdürü Doç. Dr. Meral Kekeçoğlu'nun öncülüğünde arı zehrinin beyindeki tümörlü hücrelere etkisine yönelik deneysel araştırmalar yapan akademisyenler, "Glioblastoma Tedavisinde Arı Zehrinin Antitumoral Etkisinin Moleküler Mekanizması" projesini hazırladı.Düzce ile Bolu Abant İzzet Baysal Üniversiteleri tıp ve biyoloji anabilim dallarından akademisyenler tarafından yürütülen geleneksel tamamlayıcı tıp projeleri kapsamında, arı zehrinin kanserli hücreleri yok edici etkisini gösteren çalışmada, laboratuvar aşamasında başarılı sonuç elde edildi. Düzce Üniversitesi Bilimsel Araştırma Projeleri Koordinatörlüğünden onay alan ve ilgili bakanlıklara gönderilen çalışmanın, uluslararası hakemli dergilerde yayımlanmak üzere bilimsel makalesi de yazıldı.Fen Edebiyat Fakültesi Biyoloji Bölümü Öğretim Üyesi ve DAGEM Müdürü Kekeçoğlu, AA muhabirine, gün geçtikçe artan kanser vakalarına 'dur' demek için çalışmalara başladıklarını söyledi."İnanılmaz müthiş sonuçlar elde ettik" Özellikle arı zehrinin beyin tümörü hücreleri üzerindeki tedavi edici etkisi üzerine yoğunlaştıklarını anlatan Kekeçoğlu, bu yönde yurt dışında da birçok bilimsel çalışmanın yapıldığından bahsetti. Kekeçoğlu, beyin tümörleri (glial tümör hücreler) dedikleri hücrelere karşı arı zehrini test ettiklerini aktararak, "İnvitro ortamda, hücre kültürü ortamında çalıştık ve inanılmaz müthiş sonuçlar elde ettik." dedi. Çalışmaları yürütülürken ciddi yan etkilerle karşılaştıklarına değinen Kekeçoğlu, "Arı zehrinin içerisindeki etken madde, tümör hücrelerini kökünden yok ediyor. Kısmen sağlıklı hücrelere de zarar veriyor fakat bunu önlemek için nanoteknoloji yöntemleri kullandık. Nanopartikül sentezleyerek ve nanopartikül ile melittini tutturarak kanser hücreleri üzerindeki etkisini test ettiğimizde yan etkileri de ortadan kaldırmış olduğumuzu gördük." diye konuştu. Kekeçoğlu, laboratuvar ortamındaki hücre kültürü çalışmalarının ardından deney hayvanları aşamasına başladıklarını, burada da başarılı sonuç elde etmeleri durumunda klinik çalışmalara geçeceklerini bildirdi. Beyin tümörü hastalarına umut olacak çalışmada iki aşama kaldı. Çalışmaların bütün aşamalarını başarıyla tamamlamayı hedeflediklerini dile getiren Kekeçoğlu, bütün süreçleri başarıyla geçmenin ardından çalışmaları ileriye yönelik tablet ve enjekte haline getirmeyi istediklerini kaydetti. Kekeçoğlu, bu tür faz çalışmalarında birinci adımın her zaman hücre kültürü olduğuna dikkati çekerek, şöyle devam etti: "Biz bunu yaptık, müthiş sonuçlar elde ettik. Arı zehrinin tümör hücreleri üzerindeki etkisi son derece muhteşem ancak hayvan deneyleri ve faz-1 klinik çalışmalarda da aynısını elde etmemiz gerekiyor. Bu aşamalar bittikten sonra özellikle beyin tümörü sorunları olan hastalarımıza uygulama yapabilecek duruma geleceğiz." DÜ Bilimsel Araştırma Proje Koordinatörlüğünün projeyi desteklediğini belirten Kekeçoğlu, bir sonraki faz çalışmalarını TÜBİTAK projeleriyle devam ettirmek istediklerini sözlerine ekledi.  Kaynak:AA

100. Yıl TÜBİTAK ve TÜBA Bilim Ödülleri Sahiplerini Buldu

Türkiye Bilimsel ve Teknolojik Araştırma Kurumunun (TÜBİTAK), bilimsel ve teknolojik alanlarda araştırma ve geliştirme faaliyetlerini desteklemek, bilim insanlarının, araştırıcıların yetiştirilmeleri ve geliştirilmeleri için imkan sağlamak amacıyla verdiği 100. Yıl TÜBİTAK Bilim, Özel, Hizmet ve Teşvik Ödülleri'ne ilişkin değerlendirme çalışmaları sonuçlandı.TÜBİTAK Yönetim Kurulu tarafından 2023 yılında 7 Bilim Ödülü, 1 Özel Ödül, 1 Hizmet Ödülü ve 18 Teşvik Ödülü verilmesine karar verildi. Bilim insanlarına ödüllerini vermek için Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın katılımıyla Beştepe Millet Kongre ve Kültür Merkezi'nde "100. Yıl TÜBİTAK ve TÜBA Bilim Ödülleri Töreni" düzenlendi.Erdoğan, yaptığı başarılı çalışmalarla ödüle hak kazanan bilim insanlarına ödüllerini takdim etti. TÜBİTAK Teşvik Ödülleri100. Yıl TÜBİTAK Teşvik Ödülleri Temel Bilimlerde, "Moleküler makineler, akıllı tedavi ürünleri ve supramoleküler kimya konularında uluslararası düzeyde üstün nitelikli çalışmaları" nedeniyle Necmettin Erbakan Üniversitesi Fen Fakültesi Moleküler Biyoloji ve Genetik Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Sündüs Erbaş Çakmak, "Kuantum enformasyon teorisi ve açık kuantum sistemleri teorisi alanlarında Markovyen olmayan kuantum süreçleri, kuantum kritik sistemler ve kuantum senkronizasyonu konularında uluslararası düzeyde üstün nitelikli çalışmaları" nedeniyle İzmir Ekonomi Üniversitesi Fen- Edebiyat Fakültesi Fizik Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Göktuğ Karpat, "İklim değişikliği, sürdürülebilir çevre, sera gazı salımları azaltım senaryoları ve net-sıfır hedeflerine yönelik enerji yönetimi konularında uluslararası düzeyde üstün nitelikli çalışmaları" nedeniyle TÜBİTAK Başkanlığında görevli Doç. Dr. Şiir Kılkış, "Kuantum akışkanları ve soğuk atomlar konularında uluslararası düzeyde üstün nitelikli çalışmaları" nedeniyle Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Fizik Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Rifat Onur Umucalılar'a verildi.Mühendislik Bilimlerinde "Akıllı ve bulanık sistemler alanında çok ölçütlü karar verme konularında uluslararası düzeyde üstün nitelikli çalışmaları" nedeniyle Milli Savunma Üniversitesi Deniz Harp Okulu Endüstri Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Muhammet Deveci, "Elektrik güç sistemi işletiminde yenilenebilir enerji kaynakları, enerji depolama sistemleri, elektrikli araçlar ve talep esnekliği olmak üzere entegre yeni teknolojilerin etkin bir şekilde yönetilmesi konularında uluslararası düzeyde üstün nitelikli çalışmaları" nedeniyle Yıldız Teknik Üniversitesi Elektrik-Elektronik Fakültesi Elektrik Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ozan Erdinç, "Uzay, Havacılık ve Biyomedikal gibi endüstrilerde yaygın kullanılan şekil hafızalı alaşımlar, titanyum ve nikel esaslı malzemelerden bileşen imalatı için süreçlerin geliştirilmesi, bileşenlerin yüzey ve yüzey altı mekanik ve mikroyapısal özelliklerini tahmin eden modellerin geliştirilmesi ve yüzey özelliklerinin iyileştirilmesi konularında uluslararası düzeyde üstün nitelikli çalışmaları" nedeniyle Marmara Üniversitesi Teknoloji Fakültesi Makine Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Yusuf Kaynak, "Biyomedikal mühendisliği alanında bakım noktası tanı ve çip üstü laboratuvar konularında uluslararası düzeyde üstün nitelikli çalışmaları" nedeniyle Koç Üniversitesi Mühendislik Fakültesi Makina Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Savaş Taşoğlu teşvik ödülü aldı.Sağlık Bilimlerinde "Kalp ve damar hastalıkları alanında enflamasyon, yeni nesil antikoagülanlar, yeni kardiyak risk faktörleri konularında uluslararası düzeyde üstün nitelikli çalışmaları" nedeniyle Trakya Üniversitesi Tıp Fakültesi Dahili Tıp Bilimleri Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Servet Altay, "Farmasötik teknoloji alanında yenilikçi nanopartiküler ilaç formülasyonlarının geliştirilmesi, karakterizasyonu, farmakokinetik ve farmakodinamik özelliklerinin incelenmesi konularında uluslararası düzeyde üstün nitelikli çalışmaları" nedeniyle Ankara Üniversitesi Eczacılık Fakültesi Eczacılık Teknolojisi Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Zerrin Sezgin Bayındır, "Kök hücre ve eksozomlarını içeren hücresel tedavi seçeneklerinin geliştirilmesi ve doku rejenerasyonuna olan etkilerinin araştırılması konularında uluslararası düzeyde üstün nitelikli çalışmaları" nedeniyle Erciyes Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi Klinik Bilimler Ağız, Diş ve Çene Cerrahisi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Zeynep Burçin Gönen, "Moleküler ve hücresel biyoloji alanında enerji metabolizması, kanser kaşeksisi ve iskelet kası kaybı konularında uluslararası düzeyde üstün nitelikli çalışmaları" nedeniyle Koç Üniversitesi Fen Fakültesi Moleküler Biyoloji ve Genetik Bölümü Dr. Öğretim Üyesi Serkan Kır, "Transkripsiyonel regülasyon ve epigenetik düzenlemeler konularında uluslararası düzeyde üstün nitelikli çalışmaları" nedeniyle İzmir Biyotıp ve Genom Merkezi'nden Doç. Dr. Serap Erkek Özhan teşvik ödülüne layık görüldü. Sosyal ve Beşeri Bilimlerde "Eğitimde ölçme ve değerlendirme alanında özellikle meta-analiz, madde tepki kuramı, bilişsel tanılayıcı değerlendirme modelleri ve karma madde tepki kuramı modellerinin uygulanması ve incelenmesi konularında uluslararası düzeyde üstün nitelikli çalışmaları" nedeniyle Harran Üniversitesi Eğitim Fakültesi Eğitim Bilimleri Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Sedat Şen, "Uluslararası ilişkiler alanında çatışma analizi ve dış politika ve kamuoyu konularında uluslararası düzeyde üstün nitelikli çalışmaları" nedeniyle İhsan Doğramacı Bilkent Üniversitesi İktisadi, İdari ve Sosyal Bilimler Fakültesi Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Efe Tokdemir, "Psikoloji alanında, ahlaki yargı ve davranışların psikolojik öncül ve sonuçları konularında uluslararası düzeyde üstün nitelikli çalışmaları" nedeniyle Kadir Has Üniversitesi İktisadi, İdari ve Sosyal Bilimler Fakültesi Psikoloji Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Onurcan Yılmaz, "Bilgisayar ve öğretim teknolojileri eğitimi alanında, eğitimde yapay zeka, öğrenme analitikleri, sanal gerçeklik, artırılmış gerçeklik, insan-bilgisayar etkileşimi, siber psikoloji konularında uluslararası düzeyde üstün nitelikli çalışmaları" nedeniyle Bartın Üniversitesi Fen Fakültesi Bilgisayar Teknolojisi ve Bilişim Sistemleri Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ramazan Yılmaz, "Öğretim teknolojileri, eğitimde artırılmış gerçeklik teknolojisinin kullanımı, okul öncesinde teknoloji destekli dil öğretimi konularında uluslararası düzeyde üstün nitelikli çalışmaları" nedeniyle Atatürk Üniversitesi Mühendislik Fakültesi Yazılım Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Rabia Meryem Yılmaz, teşvik ödülü alan isimler oldu. Hizmet ödülü ve özel ödül 100. Yıl TÜBİTAK Hizmet Ödülü Sağlık Bilimleri alanında "Mikrocerrahi, Organ ve Doku özellikle de Rahim (Uterus) Nakli konularında uluslararası düzeyde üstün nitelikli çalışmaları" nedeniyle Akdeniz Üniversitesi Tıp Fakültesi Cerrahi Tıp Bilimleri Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ömer Özkan'a verildi.100. Yıl TÜBİTAK Özel Ödülü'nü, "Hücre biyolojisi ve moleküler biyoloji alanlarında sistem yaklaşımı konularında uluslararası düzeyde üstün nitelikli çalışmaları" nedeniyle Dental Institute Kıng's College London'dan Prof. Dr. Adil Mardinoğlu aldı.100. Yıl TÜBİTAK Bilim Ödülü Temel Bilimlerde "Biyokimya alanında doğal veya sentetik antioksidan moleküllerin antioksidan kapasitelerinin belirlenmesi ve etki mekanizmalarının aydınlatılması, global hastalıklar ile ilintili bazı metabolik enzimler için selektif inhibitör seçimi, dizaynı ve sentezi konularında uluslararası düzeyde üstün nitelikli çalışmaları" nedeniyle Atatürk Üniversitesi Fen Fakültesi Kimya Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. İlhami Gülçin, "Kuantum optiği ve termodinamiği alanlarında, ışık ve atomik sistemler kullanan yüksek performanslı fotonik, termal, algılama ve bilgisayar kuantum teknolojilerinin geliştirilmesi konularında uluslararası düzeyde üstün nitelikli çalışmaları" nedeniyle Koç Üniversitesi Fen Fakültesi Fizik Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Özgür Esat Müstecaplıoğlu'na verildi.Mühendislik Bilimlerinde "Kablosuz haberleşme teknolojileri alanında fiziksel ve ortam erişim kontrol katmanlarında geliştirdiği algoritmalar üzerine uluslararası düzeyde üstün nitelikli çalışmaları"yla İstanbul Medipol Üniversitesi Mühendislik ve Doğa Bilimleri Fakültesi Elektrik-Elektronik Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Hüseyin Arslan, "Yapay zeka alanında yaptığı nitelikli bilimsel çalışmalar ve özellikle 'Yapay Arı Koloni Algoritması-ABC' olarak adlandırdığı yapay zeka optimizasyon algoritmasını geliştirerek bilim dünyasına etki değeri yüksek katkılar sağlaması ve ülkemizin uluslararası alanda tanınırlığının artırılmasına yönelik üstün nitelikli çalışmaları" nedeniyle Erciyes Üniversitesi Mühendislik Fakültesi Bilgisayar Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Derviş Karaboğa, "Haberleşme mühendisliği alanında optik kablosuz haberleşme konularında uluslararası düzeyde üstün nitelikli çalışmaları" nedeniyle Özyeğin Üniversitesi Mühendislik Fakültesi Elektrik-Elektronik Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Murat Uysal, bilim ödülü alan isimler oldu. Sağlık Bilimlerinde "Otofaji üzerine özgün, süreklilik ve etkinlik arz eden uluslararası düzeyde üstün nitelikli çalışmaları" nedeniyle Koç Üniversitesi Tıp Fakültesi Temel Tıp Bilimleri Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Devrim Gözüaçık, Sosyal ve Beşeri Bilimler alanında "Temel ve uygulamalı gelişim psikolojisi alanlarında uzun süreli boylamsal ve koruyucu ruh sağlığı konularında uluslararası düzeyde üstün nitelikli çalışmaları" nedeniyle Koç Üniversitesi İnsani Bilimler ve Edebiyat Fakültesi Psikoloji Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Nazlı Baydar ödül aldı.TÜBA ödülleriTÜBA akademi konseyi tarafından bu yıl 3 uluslararası akademi ödülü, 34 TÜBA GEBİP Ödülü ve 9 TÜBA TESEP ödülü verilmesi kararlaştırıldı. "Havacılık Meteorolojisine Giriş" eseri için Prof. Dr. Mikdat Kadıoğlu, "Optimizasyon Yöntemleri ve Matlab Uygulamaları" eseri için Prof. Dr. Nurhan Karaboğa, "Akis Dergisi: Ümit ve Hayal Kırıklığı (1954-1957), 1. Cilt" eseri için Prof. Dr. Cemil Koçak, "İktidarın Ruhu: Osmanlı'dan Cumhuriyet'e Kişizade İmtiyazları (Beşik Uleması, Siyaseten Katl, Müsadere)" eseri için Prof. Dr. İlhami Yurdakul, "Mesleğin Dönüşümü: Hekimler ve Avukatlar" eseri için Dr. Elyesa Koytak, "Türkiye'de İdeolojiler ve Siyaset: Liberalizm, Muhafazakarlık ve Kemalizm'in Farklı Görünümleri" eseri için Prof.Dr. Hamit Emrah Beriş, "Osmanlı Yeni Çağı'nda Tarımsal Gelişim: Ziraat, Hasılat, Ticaret" eseri için Prof. Dr. Zafer Karademir, "Geraylar ve Osmanlılar: Kırım Hanlık Hanedanının Osmanlı Devleti'ndeki Hikayesi" eseri için Doç. Dr. Hakan Kırımlı, "Rami Kışlası: II. Mahmud Devrinde Aydın-Despotik Modernleşmenin Karargahı" eseri için Prof. Dr. Yüksel Çelik, TÜBA TESEP ödülüne layık görüldü. TÜBA-GEBİP Ödülleri ise şu isimlere verildi: "Doğa Bilimleri alanında, Gebze Teknik Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Bünyemin Çoşut, Bezm-i Alem Üniversitesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Şeref Gül, Atatürk Üniversitesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Haydar Kılıç, İhsan Doğramacı Bilkent Üniversitesi Öğretim Üyesi Dr. Halil İbrahim Okur, Niğde Ömer Halisdemir Üniversitesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Muhammed Zeynel Öztürk, İstanbul Medipol Üniversitesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Özge Şensoy, Erciyes Üniversitesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Emrah Tıraş, İstanbul Teknik Üniversitesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Fuat Topuz, Çankaya Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ekin Uğurlu.Mühendislik Bilimleri alanında, Abdullah Gül Üniversitesi Öğretim Üyesi Dr. Talha Erdem, Erciyes Üniversitesi Öğretim Üyesi Dr. Yavuz Nuri Ertaş, Özyeğin Üniversitesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. İlknur Eruçar Fındıkçı, Yıldız Teknik Üniversitesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Metin Gençten, Konya Teknik Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mustafa Servet Kıran, İstanbul Teknik Üniversitesi Öğretim Üyesi Dr. Faiz Muhaffel, İstanbul Teknik Üniversitesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Nil Özbek, İzmir Katip Çelebi Üniversitesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Didem Şen Kahraman, İhsan Doğramacı Bilkent Üniversitesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Cem Tekin, Boğaziçi Üniversitesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Mehmet Turan, Gebze Teknik Üniversitesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Sadiye Velioğlu.Sosyal Bilimler alanında İhsan Doğramacı Bilkent Üniversitesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Seçkin Köstem, Yıldız Teknik Üniversitesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Büşra Müceldili, Düzce Üniversitesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. İsmail Yaşayanlar, Koç Üniversitesi Öğretim Üyesi Dr. Sevcan Yeşiltaş, Kadir Has Üniversitesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Onurcan Yılmaz, Bartın Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Sayın Ramazan Yılmaz, Boğaziçi Üniversitesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Nur Yiğitoğlu Aptoula, İhsan Doğramacı Bilkent Üniversitesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Serkan Yolcu.Sağlık Bilimleri alanında, Hacettepe Üniversitesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Ezgi Deniz Batu Akal, Aydın Adnan Menderes Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Özge Çevik, Ondokuz Mayıs Üniversitesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Saın Cangül Keskin, Yeditepe Üniversitesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Fatih Kocabaş, Koç Üniversitesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Atay Vural.""Ahmet ve Nezahat Keleşoğlu TÜBA GEBİP Eczacılık Özel Ödülü" ise Necmettin Erbakan Üniversitesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Sündüs Erbaş Çakmak'a verilirken, TÜBA Uluslararası Akademi Ödülleri'ne layık görülen isimler, Sağlık ve Yaşam Bilimleri kategorisinde Koç Üniversitesi Tıp Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Caner Süsal, Sağlık ve Yaşam Bilimleri Kategorisi'nde; Bahçeşehir Üniversitesi Eczacılık Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Serdar Durdağı, Fen ve Mühendislik Bilimleri Kategorisi'nde; Erciyes Üniversitesi Mühendislik Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Derviş Karaboğa oldu. Kaynak:AA

ASELSAN’da İlk Kuantum Entegre Devreleri Üretildi

ASELSAN'ın kuantum teknolojilerine yönelik yürüttüğü çalışmalar kapsamında ilk kuantum entegre devreler ortaya çıktı. ASELSAN, kuantum teknolojileri alanındaki çalışmaların yürütülmesi amacıyla yaklaşık 1 yıl önce Kuantum Araştırma Laboratuvarı'nı (KUANTAL) kurdu. Türkiye'yi geleceğin teknolojilerine hazırlayan KUANTAL, bu alanda ülkenin ilk merkezi olma yolunda emin adımlarla ilerliyor. TOBB Ekonomi ve Teknoloji Üniversitesi yerleşkesinde hayata geçirilen laboratuvarda yürütülecek projeler ile Türkiye'nin kuantum teknolojilerindeki bilgi birikimi ve teknoloji hazırlık seviyesi artırılarak ASELSAN üzerinden yerli ve milli sistemlere dönüştürülmesi amaçlanıyor. Laboratuvarın, sahip olacağı deneysel yetenekler ve araştırma olanakları itibarıyla ülkenin tek, dünyada da sayılı araştırma laboratuvarından biri olması hedefleniyor. Deneysel altyapılar ve çok sayıda üniversite ile hayata geçirilen akademik işbirlikleriyle KUANTAL'da yüksek etkili araştırma ve prototip geliştirme faaliyetleri gerçekleştirilmesi planlanıyor. Bu alandaki temel teknolojilere odaklanan ASELSAN, kuantum gibi geleceğin teknolojilerinden birinde kaslarını güçlendiriyor. Buradaki kazanımlardan tüm teknoloji alanlarında yararlanılması amaçlanıyor. ASELSAN'ın sivil alana yönelik yüzlerinden birini oluşturan laboratuvarda, temel bilim ayağındaki çalışmalar tamamlanırken, bir dizi mühendislik çalışmasının yürütülmesine başlandı. Bu çalışmaların hemen hepsinin ASELSAN'ın faaliyet gösterdiği tüm alanlar için uygulama imkanları bulunuyor. "Rekabet öncesi ortak çalışma ve işbirliği" sürecindeki laboratuvarda, yurt içinde ve dışındaki araştırmacı ve akademisyenler, bu alanda yeteneği bulunan girişim ve şirketlerle çalışmalar yürütülüyor. Daha yüksek performanslı ürünler oluşacak Laboratuvarda, kuantum teknolojileri kullanılarak bugünkünden daha yüksek performansta çalışan ürünler geliştirmek için çalışmalar yapılıyor. Bu çalışmalar için laboratuvarda bir dizi özel test ortamı bulunuyor. Çalışmalar sırasında termal gürültülerin etkisini en aza indirmek için "mutlak sıfır" derece koşulları oluşturuluyor. Bunun için -273 dereceye yakın sıcaklıklarda çalışma yapılıyor. Laboratuvarda, ışığı oluşturan parçacıkların enerji seviyesinde çalışmalar yürütülüyor. Kuantum alanındaki araştırmalar, mevcut ürünlerdeki sensör ya da cihazların daha iyi çalışmasına olanak verecek. Bu sayede haberleşme, algılama, bilgi sistemleri, kriptoloji gibi alanlardaki yetenekler daha da artacak. Kuantum sistemleriyle; karıştırılamayan, taklit edilemeyen, müdahale halinde fark edilen yapılara ulaşılıyor. Dışardan dinleme, ölçüm yapılmaya çalışıldığında sistemin düzgün çalışması engelleniyor ve dinleme yapıldığı ortaya çıkıyor. ASELSAN'ın kuantum teknolojilerine yönelik yürüttüğü çalışmalar kapsamında ilk ürünler de ortaya çıktı. Bunlar arasında kuantum rassal sayı üreteci, ilk kuantum entegre devreler yer alıyor. Beyin göçünü durdurdu Laboratuvar, yetişmiş insan kaynağının oldukça sınırlı olduğu bir alanda beyin göçünün durdurulması ve tersine beyin göçü konusunda da önemli işlev görüyor. KUANTAL, dünyanın farklı yerlerinden davet alan Türkiye'den kuantum araştırmacılarının ülkede kalmasını sağladı. Laboratuvar sayesinde yurt dışında bu alanda çalışma yürüten bazı Türk bilim insanları da ülkeye dönüşü gündemine aldı. ASELSAN, ilerleyen dönemde KUANTAL aracılığıyla Türkiye'nin Kuantum Strateji Yol Haritası'nın oluşturulmasına katkı vermeyi hedefliyor. Kaynak : AA

NEVÜ’de Gıda Kontrolü ve Geleceği Adlı Konferans Gerçekleştirildi

Nevşehir Hacı Bektaş Veli Üniversitesi (NEVÜ) Gıda ve Tarım Kulübü tarafından "Gıda: Kontrolü ve Geleceği" adlı konferans gerçekleştirildi. NEVÜ Vali Şinasi Kuş Kültür ve Kongre Merkezi Gülşehri Salonu’nda düzenlenen konferansa; NEVÜ Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Şahlan Öztürk, NEVÜ Mühendislik-Mimarlık Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Ersan Kabalcı, akademik ve idari personel ile öğrenciler katıldı. Saygı duruşu ve İstiklal Marşı’nın okunmasından sonra konferansın açılış konuşmasını yapan Kulüp Başkanı Gülseren Şahin, gıda kontrolünün günümüzde sağlık ve güvenlik açısından giderek önem kazanan bir konu olduğunu vurgulayarak gıda kontrolünün temel amacının tüketiciye üretim aşamasından tüketime kadar olan süreçte kaliteli, besin değeri yüksek ve hijyenik gıdaların tedarikini sağlamak olduğunu belirtti. Konferansa konuşmacı olarak katılan Kayseri Gıda Kontrol Laboratuvarı görevli personeli Fikret Türkmen, günümüzde teknolojinin gelişmesiyle gıda kontrolünde önemli değişikliklerin gerçekleştiğini, bu değişikliklerin de farklılaşan tüketici tercihleri ve çevresel bilinçlilikle şekillendiğini ifade ederek, olası risklerin önceden tespit edilebilir hale geldiğini ifade etti. Türkmen, ayrıca gıda kaynaklarının takibinin şeffaf hale gelmesi gerektiğini böylece tüketicinin ürünün kökeni ve güvenilirliği hakkında yeterince bilgiye sahip olması gerektiğini de vurgulayarak, bu durumun günümüzdeki teknolojilerle sağlanabileceğine değindi.  Konferans programı, soru-cevap bölümü ve yapılan değerlendirmelerin ardından Fikret Türkmen’e plaket ve teşekkür belgesinin takdimi ile sona erdi. Kaynak: Basın Bülteni

FDA Orak Hücre Hastalığı İçin İlk Hücre Bazlı Gen Terapisini Onayladı

Irk hücre hastalığı (SCD), kırmızı kan hücrelerinde oksijen taşıyan protein olan hemoglobini etkileyen bir grup kalıtsal kan bozukluğudur. AKÖ’lü bir kişide hemoglobin mutasyona uğrar ve kırmızı kan hücrelerinin sert, yapışkan ve orağa benzeyen C şeklinde olmasına neden olur. Orak hücreler erken ölür, bu da kırmızı kan hücrelerinin azalmasına neden olur ve fiziksel özellikleri nedeniyle küçük kan damarlarına yerleşmeye, onları tıkamaya ve doku ve organları oksijenden mahrum bırakmaya eğilimlidirler. Bu, şiddetli ağrıya ve organ hasarına neden olabilir ve yaşamı tehdit eden sakatlıklara veya ölüme yol açabilir. AKÖ için mevcut tedaviler ağrının ve görme kaybı, felç ve anemi gibi damar tıkayıcı krizlerin diğer komplikasyonlarının önlenmesine ve tedavi edilmesine odaklanmaktadır. Ancak şimdi FDA, bir ilki gerçekleştirerek, iki hücre bazlı gen terapisini (Casgevy ve Lyfgenia) hastalığın tedavisi için onaylayarak AKÖ hastalarının genel görünümünü iyileştirdi. Orak hücre hastalığı nadir? Zayıflatıcı ve yaşamı tehdit eden, karşılanmayan önemli bir ihtiyacı olan bir kan hastalığıdır ve iki hücre bazlı gen terapisini onaylayarak özellikle yaşamları hastalık nedeniyle ciddi şekilde bozulan bireyler için bu alanı ilerletmekten heyecan duyuyoruz.” FDA’nın Biyolojik Değerlendirme ve Araştırma Merkezi bünyesindeki Terapötik Ürünler Ofisi direktörü Nicole Verdun “Gen terapisi, özellikle mevcut tedavi seçeneklerinin sınırlı olduğu nadir hastalığı olan bireyler için daha hedefe yönelik ve etkili tedaviler sağlama vaadini taşıyor.”** Casgevy ve Lyfgenia, 12 yaş ve üzeri AKÖ hastalarını tedavi etmek için onaylanmıştır. Her ikisi de hastanın kendi kan hücresi üreten (hematopoietik) kök hücrelerinden yapılır ve bunlar değiştirilerek hastaya tek seferlik, tek dozluk bir infüzyon olarak geri verilir. İnfüzyondan önce hastalara, kemik iliğinden hücrelerin çıkarılması ve böylece bunların değiştirilmiş hücrelerle değiştirilebilmesi için yüksek dozda kemoterapi verilir. Lyfgenia, damar tıkayıcı kriz geçmişi olan hastaları tedavi etmek için bir lentiviral gen dağıtım aracı veya vektörü kullanıyor. Lentivirüsler, konakçı hücreye enfekte edildikten sonra virüs üretemeyecek şekilde modifiye edilmiş, insan immün yetmezlik virüsünden (HIV) türetilen RNA virüsleridir. Hastanın hematopoietik kök hücreleri, SCD’si olmayan birinin ürettiği hemoglobin olan hemoglobin A gibi işlev gören, gen terapisinden türetilen bir hemoglobin olan HbAT87Q’yu üretmek üzere genetik olarak değiştirilmiştir. HbAT87Q içeren kırmızı kan hücrelerinin oraklaşma ve kan akışını engelleme olasılığı daha düşüktür. Casgevy, FDA onaylı ilk iki gen terapisinden biri olmasının yanı sıra, CRISPR/Cas9 gen düzenleme teknolojisini kullanan ilk onaylı terapidir. Artan miktarlarda fetal hemoglobin (HbF) üretmek için hastanın hematopoietik kök hücreleri CRISPR/Cas9 kullanılarak değiştirildikten sonra, bunlar hastaya geri nakledilir ve burada kemik iliğine bağlanıp çoğalırlar. HbF’deki artış oksijen dağıtımını kolaylaştırır ve kırmızı kan hücrelerinin oraklaşmasını önler. Her iki tedavi de güvenlik ve etkinliğini değerlendirmek için klinik denemelerden geçmiştir. Casgevy ile hastaların yüzde 93,5’i, iki yıllık takip süresi boyunca art arda en az 12 ay boyunca şiddetli vazo-tıkayıcı kriz ataklarından kurtuldu. En sık görülen yan etkiler düşük trombosit ve beyaz kan hücresi sayımı, ağız yaraları, bulantı ve kusma, kas-iskelet sistemi ağrısı, karın ağrısı, baş ağrısı ve kaşıntıydı. Ve Lyfgenia ile hastaların yüzde 88’inde tedaviyi aldıktan sonraki altı ila 18 ay arasında vazo-tıkayıcı olaylar tamamen düzeldi. En yaygın yan etkiler stomatit (dudaklarda, ağızda ve boğazda yaralar), düşük trombosit seviyeleri ve kemoterapi ve altta yatan hastalıkla uyumlu beyaz ve kırmızı kan hücreleriydi. Lyfgenia ile tedavi edilen hastalarda kan kanseri ortaya çıktığı için etikette bu riske ilişkin bilgilerin yer aldığı bir kara kutu uyarısı yer almaktadır. Hem Casgevy hem de Lyfgenia için yapılan başvurular Öncelikli İnceleme, Yetim İlaç, Hızlı Takip ve Rejeneratif Tıp İleri Terapi unvanını aldı. Bu, diğer şeylerin yanı sıra, FDA’nın “karşılanmayan bir tıbbi ihtiyacı karşılamaya” ve “önemli yeni ilaçları hastaya daha erken ulaştırmaya” yönelik tedavileri “ciddi veya hayati önem taşıyan bir hastalığı tedavi etmek, değiştirmek, tersine çevirmek veya iyileştirmek” için onaylamayı uygun bulduğu anlamına geliyor. -tehdit edici hastalık veya durum.” ‘Yetim ilaç’, ABD’de 200.000’den az kişiyi etkileyen (SCD yaklaşık 100.000 kişiyi etkileyen) bir durumu tedavi etmeyi amaçlayan veya onaylandıktan sonraki yedi yıl içinde kârlı olmayacak bir ilaç olarak tanımlanıyor. Kaynak:DHA

Yaşam Bilimleri Endüstrileri Stratejik Öneme Sahip

2021 yılında, Türkiye’nin 19. sırada olduğu küresel ilaç pazarının değeri 1,4 trilyon ABD dolarına ulaşmıştır.Türkiye ilaç sektörüne ilişkin bazı önemli veriler ve rakamlar şunlardır: 2021 yılında Türkiye ilaç sektörü %28,8’lik büyüme göstererek 61,7 milyar TL’ye ulaşmıştır. Aynı dönemde birim satışlar 2,4 milyar olmuştur. Sektörde yaklaşık 500 şirket faaliyet göstermektedir. Aralık 2021 itibarıyla, en yüksek uluslararası standartları karşılayabilen 103 ilaç ve 11 hammadde üretim tesisi bulunmaktadır. Bu 103 üretim tesisinden 23’ü çok uluslu şirketlere aittir.  11 hammadde üretim tesisinden 3’ü çokuluslu şirketlere aittir.  İlaç endüstrisi 42.000’in üzerinde kişiye istihdam sağlarken 12.000’den fazla ürün üretmektedir. 2021 yılında biyoteknolojik ürünler, 40 milyon birim üzerinden 24,3 milyar TL değer ile reçeteli ürünlerin %36,8'ini oluşturmuştur.  Söz konusu biyoteknolojik ilaç pazarı 2021 yılında %28 büyüme ile toplam 10 milyar TL'ye ulaşmıştır.  Biyobenzer ilaç pazarı %68,4 büyüme ile 1,6 milyar TL olmuştur. 2017 yılında 1.02 milyon ABD doları olan ilaç ihracat hacmi, %87 gibi yüksek bir artışla 2021 yılında 1,91 milyar ABD dolarına ulaşmıştır.  Türkiye ilaç üreticileri, aralarında AB, Orta Doğu ve Kuzey Afrika (MENA) bölgesi ve BDT ülkelerinin de bulunduğu 170'ten fazla ülkeye ihracat gerçekleştirmektedir. Sektördeki yönetmelikler AB direktifleri ile uyumludur. Türkiye tıbbi cihaz sektörüne ilişkin bazı önemli veriler ve rakamlar şu şekildedir: Türkiye tıbbi cihaz pazarının değeri 2020 yılında 1,92 milyar ABD dolarını aşmıştır. Pazarın 2021-2024 yılları arasında TL bazında yılda %7,7 büyümesi beklenmektedir. Sağlık kampüsü projeleri, sektördeki artan talebi önümüzdeki birkaç yıl içinde karşılayacaktır. Büyüyen sağlık turizmi sektöründe 2022 yılının ilk üç çeyreğinde 876.000’e ulaşan turist sayısıyla birlikte, tıbbi cihaz talebinin de artması beklenmektedir. Sağlık Bakanlığı bu sayının 2023 yılına kadar 1,5 milyonu bulacağını öngörmektedir.​​ Tıbbi cihaz yönetmelikleri AB direktifleri ile uyumludur.​ Kaynak:AA

Türkiye’nin İlk Uzay Yolculuğunun Tarihi Açıklandı

Sanayi ve Teknoloji Bakanı Fatih Kacır, Beşiktaş’ta bir otelde katıldığı program öncesi basın mensuplarına açıklamalarda bulundu. Türkiye’nin ilk uzay yolculuğu hakkında bilgi veren Bakan Kacır, tarihin netleştiğini, 9 Ocak 2024 olarak belirlendiğini söyledi. Uzaya çıkacak ilk Türk Astronot olan Alper Gezeravcı’nın uzay istasyonunda gerçekleştireceği çalışmalardan da bahseden Kacır, çok önemli görevler üstlendiğini ve yoğun bir çalışma temposu içerisinde olacağını söyledi. Kacır ayrıca, Alper Gezeravcı’nın uzay kıyafeti üzerinde ay yıldızlı bir peç bulunacağını ve bu şekilde Türk bayrağının uzaya taşınmış olacağını ifade etti. “İlk uzay yolculuğunun tarihi 9 Ocak 2024” İlk kez bir Türk astronotun katılacağı uzay programı hakkında konuşan Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mehmet Fatih Kacır, “Malumunuz milletimizin heyecanla Türkiye’nin ilk uzay yolcusu, ilk Türk astronotumuz Alper Gezeravcı’nın Axiom-3 programı kapsamında gerçekleştirileceği uzay misyonunun tarihi 9 Ocak 2024 olarak belirlendi. Astronotumuz İspanyol, İtalyan ve İsveçli astronotlarla birlikte Türkiye’nin ilk insanlı uzay misyonunu gerçekleştirmiş olacak. Aynı zamanda ilk Türk uzay bilim misyonuna da imza atmış olacak. Daha önce de ifade etmiştik; Bu misyon kapsamında Türk bilim insanlarının teklif ettikleri onlarca bilimsel proje arasından seçilen 13 farklı bilimsel deney uluslararası uzay istasyonunda 14 gün boyunca Alper Gezeravcı tarafından gerçekleştirilmiş olacak. Böylelikle ilk Türk uzay bilim misyonu, hem küresel bilim literatürüne, hem de Türkiye’nin bundan böyle uzay bilim alanında gerçekleştireceği çalışmalara ilham kaynağı olmuş olacak. Gerçekleştirilecek 13 farklı bilimsel projenin biri Muş Bilim ve Sanat Merkezi’ndeki öğrencilerimiz ve öğretmenlerimiz tarafından hazırlanan proje. Bu da gerçekleştirdiğimiz uzay misyonunun gelecek nesillerimize örnek olması, özellikle gençlerimiz ve çocuklarımız için ilham kaynağı olabilmesi adına bizim için çok değerli olacak. Türkiye’nin ilk astronotunun gerçekleştireceği bu yolculuğun ve bu bilim misyonunun hayırlı uğurlu olmasını temenni ediyorum. Türkiye Yüzyılı’na yakışan bir proje olacağını ümit ediyor, milletimizin İnşallah bundan sonra uzay alanında gerçekleştireceği çalışmalar için de bir başlangıç niteliği taşımasını umuyorum” dedi. “Bu misyonun Türkiye Yüzyılının ilk günlerinde gerçekleşmesinden iftihar duyuyoruz” Fatih Kacır açıklamasının devamında, “Biliyorsunuz çok önceden aslında astronotumuz, pek çok fiziki, psikolojik ve teknik hazırlıklara başlamıştı. Biz bu süreci bir açık çağrıyla başlatmıştık ve 30 bine yakın vatandaşımız Türkiye’nin ilk uzay yolcusu olmak için başvuruda bulunmuştu. Bu vatandaşlarımız arasından temel kriterleri sağlayan 500’e yakın vatandaşımız aslında seçme sürecine dahil edildi. Yoğun fiziki ve psikolojik testler neticesinde iki Türk astronot adayımız belirlenmiş oldu. Alper Gezer Avcı ve Tuva Cihangir Atasever. Alper Gezeravcı hava kuvvetlerimizde yetişmiş bir pilotumuz. Bu açıdan havacılıkla zaten çok yoğun bir ilişkisi var. Havacılık alanında da muazzam bir tecrübesi var. Belirlenen döneminin akabinde özellikle bilimsel deneylerle ilgili çalışmaları başlattık. Az önce ifade ettiğim gibi 50’ye yakın bilimsel deney teklifini Türkiye Uzay Ajansı ve TÜBİTAK olarak bilim insanlarımızdan topladık. Bunlar arasında yapılan değerlendirmeyle biyoloji, genetik, tıp, malzeme bilimi gibi alan 13 farklı bilim deneyi tespit edildi. Bu bilim deneylerinin gerçekleştirilmesine yönelik eğitimler Türkiye’de farklı üniversitelerde tamamlandı. Astronotumuz nihayetinde uzay yolculuğunun başlangıç noktası olacak Amerika Birleşik Devletleri’ne seyahat etti. Halihazırda NASA tesislerinde bu seyahatin, bu bilim misyonunun hazırlıklarını devam ettiriyor. Misyona 2 hafta kala astronotumuz karantinaya girmiş olacak. Nihayetinde 9 Ocak’ta da diğer 3 astronotla birlikte İnşallah bu misyon gerçekleşecek. Elbette uzay misyonları malumunuz yakın vakte kadar her zaman bir tarih değişikliğiyle karşılaşabilir. Çok yakından tüm meteorolojik koşulları misyonu gerçekleştirmemizde paydaşlık ettiğimiz Axiom Space ve NASA izlemeye, takip etmeye devam edecek. Ama dün itibariyle Axiom Space tarafından, Axiom Uzay şirketi tarafından açıklanan tarih 9 Ocak olmuş oldu. Biz de bu misyonun önümüzdeki yılın ilk günlerinde, Türkiye Yüzyılının ilk günlerinde gerçekleşmesinden büyük bir iftihar duyuyoruz” diye konuştu. “Astronotumuz ay yıldızlı bayrağımızı uzaya taşımış olacak” Uzaya çıkacak ilk Türk astronotun üzerindeki taşıyacağı armanın önemine ve özelliklerine değinen Kacır, “Astronotumuz ay yıldızlı bayrağımızı uzaya taşımış olacak. Bu bizim için çok kıymetli. Astronotların üniformalarında taşıdıkları görev peçleri, görev armaları oluyor. Biz de ilk Türk astronotunun taşıdığı görev armasının özgün bir formda olması ve milletimizin umutlarıyla, tarihiyle ve geleceğiyle örtüşen unsurlar içermesini arzu ettik. Bu anlayışla astronotumuzun taşıyacağı arma sekiz köşeli Selçuklu yıldızı olarak tasarlandı. Aynı zamanda armanın en belirgin yerinde ay yıldızlı bayrağımız var. Ay yıldızlı bayrağımızın hemen üstünde de cumhuriyetimizin yüzüncü yılını simgeleyen “100” sayısı ve “100” simgesi var. Yine 16 Türk Devleti’ni simgeleyen 16 yıldız armanın içerisinde uzayda görünür vaziyette. Yine dünya haritası üzerinde Türkiye’yle örtüşen turkuaz renkte Türkiye haritası da yine astronotumuzun taşıyacağı armada yer almış oldu. Türkiye’nin ilk insanlı uzay misyonu da yine armada yer alan bir diğer ifade. Böylelikle köklerden göklere çıktığımız bu yolculuğun en önemli unsurlarını Türkiye’nin ilk insanlı uzay misyonunda astronotumuzun iftiharla, gururla taşıyacağı armada da simgelemiş olduk. Bunun da milletimiz tarafından beğenileceğini, takdir göreceğini ümit ediyoruz” şeklinde konuştu. Bakan Kacır, Türk astronotun uzaydaki görevlerinden bahsetti Bakan Kacır, Türk astronotun uzaydaki görevleri hakkındaki soruya ise, “Elbette bir turistik seyahate çıkmayacak. Ben astronot adayımız Alper Bey’le Amerika Birleşik Devletleri’ne gerçekleştirdiği yolculuğun hemen ötesinde çok kapsamlı bir toplantı gerçekleştirdim. Bana gerçekleştireceği 13 bilim deneyini çok detaylı şekilde anlattı. Bunları da bugün yarın önümüzdeki günlerde kamuoyuyla paylaşıyor olacağız. Ama şu kadarını ifade edebilirim; Türk bilim insanları tarafından özellikle genetik alanında çok iddialı olmasını hedeflediğimiz deneyler hazırlandı. Bütün bu deneyleri farklı yöntemlerle uluslararası uzay istasyonunda astronotumuzun görev icra edeceği kapsülde bulunduğu süre boyunca gerçekleştirecek. Ben Alper Bey’e, “Zannediyorum uluslararası uzay istasyonunun en çalışkan astronotu sen olacaksın” dedim. Çünkü bana anlattığı görevlerin tamamı bulunduğu sürenin uyku dışındaki tümünü kapsayacak şekilde yoğun görevler. Malumunuz insanoğlu hem dünyadaki yaşamını daha uzun ve daha konforlu hale getirmek çabası içinde, hem de aslında alternatif yaşam alanlarının arayışı içinde. Biz gerçekleştireceğimiz bu misyonun hem Türkiye’nin bilimsel çalışmalarına hem de küresel düzeyde, bilimsel çalışmalara önemli düzeyde katkı sunacağını amaçlıyoruz” ifadeleriyle yanıt vererek açıklamasını sonlandırdı. Kaynak:İHA

ABB Robotik XTALPI İle İş Ortaklığı Kuruyor

ABB Robotik Hizmet Robotları Ürün Grubu Müdürü Jose-Manuel Collados, "XtalPi ile olan iş birliğimiz, ABB'nin yaşam bilimleri sektöründeki kolaboratif robotları için bir başka kilometre taşını temsil ediyor. ABB Robotik ve XtalPi, insanlarla yan yana çalışabilen otomasyon yoluyla laboratuvar araştırma ve geliştirmesini radikal bir şekilde geliştirecek. ABB, ilaç ve biyoteknoloji şirketlerinin yeni ilaçları daha hızlı ve daha az maliyetle geliştirmesini sağlayarak, hastalıkların önlenmesine yönelik daha fazla araştırmaya yardımcı olarak daha sağlıklı toplumlar ortaya çıkarmaya imkan sağlayacak. Şangay Zhangjiang'daki Yaşam Bilimleri ve Sağlık Hizmetlerine yönelik yeni Açık İnovasyon Laboratuvarımız, Houston'daki Texas Tıp Merkezi Kampüsündeki Yaşam Bilimleri ve Sağlık Hizmetleri Laboratuvarımızda yaptığımız çalışmaları tamamlıyor" dedi. 100’DEN FAZLA GOFA COBOT SATIN ALDI XtalPi, yaşam bilimlerinde akıllı ve dijital dönüşüm ile kimya endüstrisindeki yeni malzemeleri desteklemeye kendini adamış bir şirket. Yapay zeka teknoloji şirketi 2022'de Çin'in Şanghay kentindeki test tesisinde otomatik laboratuvar iş istasyonları oluşturmak için 100'den fazla GoFa cobot satın aldı. Bu yıl XtalPi, araştırmacılara otomasyon ekipmanları aracılığıyla yardımcı olabilmek amacıyla otomasyon merkezli XtalPi Akıllı Otomasyon markasını resmi olarak piyasaya sürdü. XtalPi Akıllı Otomasyon, ABB Robotik ile hedefledikleri endüstriler için yeni ilaç ve malzemelerin geliştirilmesinde yer alan sentez ve kristalizasyon süreçlerini otomatikleştirmek için GoFa™ cobot'larını kullanıyor. Otomatik laboratuvar iş istasyonları, çeşitli deney adımlarını tamamlamak için farklı modüller kullanılarak özel gereksinimleri karşılayacak şekilde özelleştirilebilir. ABB'nin GoFa cobot'ları tekrarlayan, manuel görevleri üstlenirken aynı zamanda aralıksız çalışarak deneylerin hızını artırıyor. Üretilen büyük hacimli yüksek kaliteli veriler, Tasarla-Yap-Test-Analiz araştırma döngüsünün verimliliğini artırmaya yardımcı olabilecek ve yapay zekayı bilime yönlendirmek için sağlam bir temel sağlayacak. GoFa cobot'ları, XtalPi Akıllı Otomasyon tarafından laboratuvar araştırma ve geliştirmesini daha hızlı ve daha verimli hale getirebilmek amacıyla hazırlık iş istasyonları, seyreltme ve filtreleme iş istasyonları, reaksiyon iş istasyonları, UPLC test iş istasyonları, glovebox iş istasyonları, numune depoları ve Otomatik Kılavuzlu Araçlar (AGV) geliştirebilmek için kullanılıyor. Her bir otomatik iş istasyonu, ABB'nin GoFa cobot'larının, glove box’lar da dahil olmak üzere (nem veya oksijenin bulunmadığı) bir dizi zorlu ortamda çalışarak, minimum denetimle kapakların açılması ve laboratuvar ekipmanlarının yerleştirilmesi, sıvı taşıma, numune ekleme, filtreleme, seyreltme, manyetik karıştırma, hızlı numune alma ve UPLC testi sıvı taşıma gibi karmaşık görevleri yerine getirdiği yüzlerce farklı deney gerçekleştirebilir. İŞ İSTASYONLARI ARASINDA OTOMATİK NUMUNE AKTARIMI GoFa cobot'larla donatılmış Otonom Mobil Robotlar (AMR), numuneleri iş istasyonları arasında otomatik olarak aktararak verimliliği artırırken maliyetleri daha da azaltır. Bir GoFa kobot ve dört döner sütunla donatılmış otomatik numune depoları, laboratuvar reaktifleri için kompakt ve verimli depolama ile erişim sağlayarak süreci daha verimli ve tamamen izlenebilir hale getirebilir. XtalPi Otomasyon Ürün Yönetimi Direktörü Chenxi Zhang şunları söyledi: "ABB ile iş ortaklığı sayesinde, insan-robot entegrasyon modelini uygulayarak laboratuvarlardaki verimliliği artırabiliriz. İlaç endüstrisine daha yenilikçi çözümler getirmek için XtalPi'nin akıllı yazılım sistemi ve sektör deneyimini ABB'nin robot teknolojisindeki uzmanlığıyla birleştirmeyi umuyoruz; bu da Ar-Ge sürecinde otomasyon ve robotların kullanımını genişletecek ve laboratuvarların otomasyonuna yardımcı olabilecek." Bu, ABB Robotik'in, 2022'de 5,1 milyar ABD doları gelirle önemli bir büyüme kaydeden ve 2028'de 7,1 milyar ABD dolarına yükselmesi beklenen laboratuvar otomasyonu pazarındaki son projesi. Kaynak:AA

Gıda Nanobiyoteknolojisi Üzerine İkinci Kitap Çıkarıldı

Nanoteknoloji alanındaki nadir eserlerden biri daha piyasaya çıktı. “Gıda Nanobiyoteknolojisi Cilt 1” kitabı Cumhuriyetimizin 100. Yılını kutladığımız 2023 yılının Mart ayında yayınlanmıştı. Şimdi de aynı editör grubu tarafından hazırlanan “Gıda Nanobiyoteknolojisi - Cilt II” kitabı Sidas Yayıncılık tarafından Aralık ayında okuyucuları ile buluştu. Nanoteknoloji alanında çalışan bilim insanları ve ilgi duyanlar için başucu niteliğinde bir eser diyen kitabın editörlerinden Bartın Üniversitesi, Fen Fakültesi, Moleküler Biyoloji ve Genetik Bölümü Öğretim Üyesi ve dünyanın en etkili bilim insanları listesinde yüzde ikilik dilime giren Doç. Dr. Zafer Ceylan: “ Bugün elinizde olan bu eser, Cumhuriyetimizin 100. Yılında, bilimsel faaliyetlerin çok daha önemli olacağı, Türkiye Yüzyılı kapsamında ikinci yüzyılımızın başlangıcında okuyuculara heyecan ve gururla sunmak istediğimiz bir eser olmuştur. Bu eserde, Bartın Üniversitesi, Yüzüncü Yıl Üniversitesi, Alanya Üniversitesi, İstanbul Bilgi Üniversitesi, Sinop Üniversitesi, Ağrı İbrahim Çeçen Üniversitesi, Elazığ Fırat Üniversitesi, Konya Selçuk Üniversitesi olmak üzere Ülkemizin Kuzeyi ile Güneyini, Batısı ile Doğusunu Gıda Nanobiyoteknolojisi kitabında bir araya getirmiştir. Yazarların nanoteknoloji ve/veya biyoteknoloji konularında çalışmaları mevcut”dedi. Bilim; merak ve insanın bilmek isteme arzusundan doğmuş, Orta Çağ’daki en güçlü düşmanlarını bile yenerek günümüz insanının hayatını kolaylaştıran pek çok olaya temel oluşturmuştur diyen kitabın ikinci editörü Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi, Mühendislik Fakültesi, Gıda Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Raciye Meral ise sözlerini şöyle sürdürdü: “Gelişen ve değişen bilime gelişen teknoloji eşlik etmiştir. Asırlar önce kullanılmaya başlayan ve çağımıza damga vuran nanoteknoloji ise bilmek isteyen insanın ürettiği ve pek çok soruna çözüm olabilen bir teknolojidir. İşte bu nedenle, bu teknolojiyi anlamak, anlatmak ve yaygınlaştırmak akademisyenlerin görevlerinden birisidir. Bu anlayışla böyle bir eser kazandırmak istedik” Hayatın her alanında varlığını iyice hissetmeye başladığımız nanoteknoloji, terim olarak ilk kez 1974’te Norio Taniguchi tarafından kullanılmıştır diyen kitap editörlerinden Alanya Üniversitesi, Güzel Sanatlar Fakültesi, Gastronomi ve Mutfak Sanatları Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Y. Birol Saygı: “Nanoteknoloji, 1 ile 100 nanometre arasında değişen ölçülerde yapılan mühendislik ve teknoloji çalışmalarının tamamına verilen isimdir. Nanoteknoloji, günlük yaşantıda kullanılan ölçü birimleri ile değerlendirilmesi yapılamayacak kadar küçük boyutlarda çalışmaların yapıldığı bir alandır. Bu nedenle kendine has bir ölçüm birimi vardır. Nanometre olarak isimlendirilen bu ölçü birimi; milimetre ya da santimetre gibi belirli bir büyüklüğü tanımlamak için kullanılır. Bir nanometre; bir metrenin milyarda birine eşit ölçü birimidir. Nano parçacık ise 1 ile 100 nanometre boyutlarındaki tek bir maddeyi ifade etmek için kullanılır. Bu parçalar çıplak gözle görülemez. Aynı zamanda geleneksel olarak kullanılan mikroskoplar ile bakıldığında da görülmesi mümkün değildir.”şeklinde konuştu. Altı bölümden oluşan kitabın bölüm başlıkları ve yazarları şöyle sıralanıyor; “Nanobiyoteknoloji Gıda Güvenliği-Beslenme- Maliyet- Regülasyonlar” başlıklı birinci bölümü Zafer Ceylan, Raciye Meral, Birol Saygı, Hande Seven Avuk, Can Okan Altan, Mehmet Mustafa Ekin, Cansu Atıcı kaleme aldı. “Nanopartiküllerin Genotoksik Etkilerinin Değerlendirilmesi-Testler” başlıklı ikinci bölümü Mehmet Cengiz Karaismailoğlu yazdı. “Nanotüp ve Gıda Yaklaşımları” bölümünü Ayşe Gürel İnanlı, Özlem Emir Çoban tarafından, “Nanoteknolojinin Gıda Ambalaj Endüstrisinde Kullanılması” başlıklı dördüncü bölümü Elvan Ocak, Abdullah Demirci, Şule Şirin ve 5.Bölüm “Fonksiyonel Gıda Kavramında Nanoprobiyotik ve Nanoprebiyotikler”i Nazik Meziyet Dilek, Halime Alp yazdı. “Biyokimya-Sağlık-Salınım Üçgeninde: Nanopartiküller” başlıklı altıncı bölüm ise Yusuf Ceylan, Kevser Betül Ceylan tarafından kaleme alındı. Kaynak:İHA

Antakya Eğitim Araştırma Hastanesi İnşaatında Sona Gelindi

Merkez Antakya ilçesi Gülderen Mahallesi'nde 57 bin metrekaresi kapalı olmak üzere 122 bin metrekare alanda kurulan hastanenin inşaat çalışmaları hız kesmeden sürüyor. Temeli 24 Mart'ta atılan ve çok sayıda personelle çalışmaların sürdüğü hastane inşaatının yüzde 90'ı tamamlandı. Tüm branşlarda hizmet verecek, 2 katlı çelik yapı olarak inşa edilen hastanenin, gelecek ay hizmet vermeye başlaması planlanıyor. Yeni yılda kent genelinde sağlık alanındaki ihtiyaçlara büyük oranda cevap verecek hastanede, 72 poliklinik, 89 yoğun bakım yatağı, 11 ameliyathane, 8 diyaliz, 13 görüntüleme odası, MR, tomografi, tam kapasiteli laboratuvar, KVC (Kalp ve Damar Cerrahi) Merkezi, bilgisayarlı tomografi, 16 fizik tedavi ve rehabilitasyon alanı, 18 onkoloji alanı, 3 endoskopi, 2 anjiyografi ve yanık ünitesi yer alacak. "HER TÜR SAĞLIK SORUNUNA HİZMET EDECEKTİR" Hatay Valisi Mustafa Masatlı, AA muhabirine, 6 Şubat ve devamındaki depremlerde yıkılan veya ağır hasar alan yapıların arasında hastanelerin de olduğunu söyledi. Sağlık alanındaki ihtiyaçları karşılamak için çalışmaların süratle sürdüğünü ve bunlardan birinin de Antakya Eğitim Araştırma Hastanesi olduğunu ifade eden Masatlı, şunları kaydetti: "Hastanemiz bitme noktasına geldi, yüzde 90'lar seviyesindeyiz. Hastanemiz 400 yatak kapasitesine sahip olup vatandaşlarımızın her tür sağlık ihtiyacına, sağlık sorununa hizmet edecektir. Yeni yılda başta merkez ilçemiz Antakya'mızın olmak üzere ilimizin sağlık alanındaki bütün ihtiyaçlarıyla ilgili bu hastanemizin kullanılacağını düşünüyoruz, öngörüyoruz. Şimdiden ilimize ve hastanemize gelen tüm hastalarımıza hayırlı olmasını temenni ediyorum." Kaynak:Basın Bülteni

Siemens Halthineers Türkiye 135 Yaşında

Şirket açıklamasına göre, 135. yılı vesilesiyle "geçmiş, şimdi, gelecek’" temasıyla Osmanlı Devleti'nden günümüze, Siemens Healthineers'ın Türkiye'deki tarihini anlatan bir kitap da hazırlayan şirket, Çırağan Sarayı'nda düzenlediği etkinlikle bir asrı aşan sağlık tecrübesini ve gelecek hedeflerini kamuoyuyla paylaştı. 135 yıldır Türkiye'yi yenilikçi sağlık çözümleriyle buluşturmaya devam eden şirket, Türkiye'de 600'ü aşkın çalışanıyla İstanbul, Ankara, İzmir ve Adana’daki merkezlerinin yanında, ülke çapındaki saha operasyonlarıyla geniş bir çalışma ağında faaliyet gösteriyor. Diagnostik görüntüleme ve laboratuvar çözümleriyle her gün ülkemizdeki on binlerce kişinin yaşamına dokunan Siemens Healthineers Türkiye, sağlık kurumlarına, sağlık profesyonellerine ve hastalara değer yaratıyor. Yapay zeka, hassas ve kişiselleştirilmiş tıp, dijital çözümlerle sağlık verilerinin kullanımı ve yapay zeka alanlarında sunduğu çözümlerle sağlık profesyonellerine karşılaştıkları sorunların üstesinden gelmeleri için destek olan şirket, 2021 yılında kanser bakımında dünyanın önde gelen şirketlerinden biri olan Varian'ı bünyesine dahil ederek dünya tıbbi teknoloji sektörünün en kapsamlı portföyüne sahip şirketlerinden biri haline geldi. Açıklamada görüşlerine yer verilen Siemens Healthineers Türkiye Genel Müdürü ve Yönetim Kurulu Başkanı Enis Sonemel, Osmanlı Devleti'nde atılan ilk adımlardan, Mustafa Kemal Atatürk'ün Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı unvanı ve imzasıyla kurulan Cumhuriyet'in ilk röntgen sistemine kadar, Türkiye'nin tarihiyle kol kola yürüyen köklü bir geçmişe sahip olduklarını belirtti. Sağlık alanındaki kesintisiz inovasyonları Türkiye ile buluşturduklarını aktaran Sonemel, "Bu tecrübe ve insanı odağa alan güçlü kurum kültürümüz bir araya gelince ortaya 135 yıldır sürdürülebilen bir başarı hikayesi çıkıyor. Cumhuriyetimizin 100. yıl dönümünde bu başarıyı devam ettirmek bizim için büyük bir gurur kaynağı." ifadesini kullandı. Sonemel, Türkiye'nin yüksek kalkınma potansiyelini gerçeğe dönüştürmek için tüm paydaşlarıyla birlikte Türkiye'de sağlık sektörüne katkı sağlamak için gelecek rotasını inovasyonla çizdiklerini aktararak, şunları kaydetti: "135 yıllık sürdürülebilir başarımızın baş mimarları hiç kuşkusuz paydaşlarımız ve çalışanlarımız. Bu vesilesiyle kendilerine teşekkür etmek ve tarihe iz bırakmak üzere, Cumhuriyetimizin 100. yılında, aynı zamanda 'Sağlıkla 135 Yıl’' adlı bir kitap hazırladık. Sunuş yazısında Cumhuriyet'imizin önemli tarihçilerinden Prof. Dr. İlber Ortaylı imzasının bulunmasından dolayı ayrıca gururluyuz. Türkiye'deki ürün, hizmet ve çözümlerimizle, günde 1 milyondan fazla insanın sağlıkla yaşamasına katkıda bulunan şirketimiz, 2025'e dek sağlık hizmetlerine erişimi artırmak için yoğun bir çaba içinde olacak." - Şirket, globalde tıbbi teknoloji alanında 15 binden fazla patente sahip Büyüme vektörlerinde sağlık hizmetlerini dijitalle dönüştürme ve yakın geleceğin en tehdit edici hastalıklarıyla mücadele hedefleri olduğunun altını çizen Sonemel, kardiyovasküler ve nörovasküler bakım ile kanser bakımına odaklandıklarını belirtti. Şirket, globalde tıbbi teknoloji alanında 15 binden fazla patente sahip. Yapay zeka çalışmalarına 90'lı yılların sonlarında başlayan Siemens Healthineers, bugün gelinen noktada pazara diagnostik görüntüleme, laboratuvar çözümleri ve servis hizmetleri ile 80'den fazla yapay zeka destekli ürün sunuyor. Bir hastanın dijital ikizini oluşturma, hassas ve kişiselleştirilmiş tıp, dijital çözümlerle sağlık verilerinin kullanımı ve yapay zeka alanlarında sunduğu çözümlerle sağlık kurumlarına ve sağlık profesyonellerine karşılaştıkları sorunların üstesinden gelmeleri için destek oluyor. Sağlık sektörünün iklim ayak izi, küresel net emisyonların yüzde 4,4'üne eşdeğer. Sağlık sektörü sera gazı emisyonlarında dünyada 5. sırada yer alıyor. Siemens Healthineers geliştirdiği teknolojilerle sera gazı salınımının azaltılmasına yardımcı oluyor. Siemens Healthineers, "Herkes için. Her yerde. Sürdürülebilir şekilde" mottosuyla, 70'ten fazla ülkede 70 binden fazla çalışanıyla hizmet sunuyor. Kaynak:Basın Bülteni

Yüksek Teknoloji Sanayi Yatırımlarının Tercihi Eskişehir OSB

Eskişehir’in Cumhuriyetimizin 100 yıllık tarihi boyunca, Türkiye’nin en önemli sanayi üretim merkezlerinden biri olduğunu belirten EOSB Yönetim Kurulu Başkanı Nadir Küpeli, sanayide ARGE’nin önemini erken kavrayan bir şehir olduklarını söyledi. Nadir Küpeli, “Eskişehir sanayisi ülkemizde AR-GE kavramının pek bilinmediği dönemlerde bile, bu işin önemini kavramış, sanayinin geleceğinin AR-GE ve inovasyondan geçtiğini gören çağdaş ve modern bir şehir olarak her zaman öne çıkmıştır. Köklü sanayi birikimimiz ve 1970’li yıllardan bu yana sanayide sürekli ihracat odaklı büyümekte oluşumuz, yabancı üreticilerle erken dönemde çok sık temas ve ticaret yapmamız, teknoloji transferini de beraberinde getirmiştir. Bunun üretime yansımasıyla da, sanayiciler arasında teknolojik yeniliklerin sanayide kullanımının ne kadar önemli olduğu erken dönemde fark edilmiştir” dedi. Sanayinin payı yüzde 50’ye ulaşacaktır. Eskişehir’de tüm sanayi kuruluşlarımızdaki çalışan sayısı 70 bin kişiyi geçmiş, OSB’deki çalışan sayımız ise 49 bine yaklaşmıştır” dedi. Eskişehir OSB, İstanbul ve çevre illerdeki sanayinin tercihi oldu  Eksiksiz ve gelişmiş altyapısının yanı sıra uygun arsa fiyatları ve dengeli sektörel dağılımı nedeniyle Eskişehir OSB’ye, yatırımcı ilgisinin arttığına dikkat çeken Nadir Küpeli, özellikle savunma, havacılık, raylı sistemler, beyaz eşya sektörlerinde yatırımcıların yoğun ilgisinin olduğunu açıklayarak, şöyle dedi: “Son 7 yıllık dönemde Eskişehir OSB’de 324 yatırımcıya 560 futbol sahası büyüklüğünde, toplam 4 milyon metrekarelik bir alanı yeni yatırımları için tahsis ettik. Her yıl ortalama 600 bin metrekarelik bir alanı yatırımcılara tahsis ediyoruz. Önümüzdeki 2 yıl içinde Eski Anadolu Teknoloji Araştırma Parkı A.Ş (ATAP) olduğunu söyleyen Küpeli, ATAP ile ilgili şu bilgileri paylaştı: “Şu anda Eskişehir Teknoloji Geliştirme Bölgesi’nin yönetici şirketi de olan ATAP, bu düşünceden yola çıkarak, Birleşmiş Milletler Kalkınma için Bilim ve Teknoloji Fonu’ndan alınan destek ile 1990 yılında kuruldu. Yüzde 99 hissesi Eskişehir OSB Müdürlüğü’ne ait olan ATAP, Türkiye’de kurulan ilk teknoloji geliştirme bölgesi yönetici şirketi ünvanına da sahiptir. Sanayimizin daha fazla AR-GE yapması ve nitelikli ürün geliştirmesi için Eskişehir Teknoloji Geliştirme Bölgemiz, 2003 yılında hızla faaliyete geçirilmiştir. Şimdi aradan geçen 20 yıllık süreye baktığımızda bölgemiz büyük bir gelişme göstermiş olup, özellikle bölge yönetiminin tamamıyla OSB’ye geçmesiyle birlikte, bölgeye yeni yatırımlar kazandırılması, yeni modern tesislerin kurulması yönünde adımlar atılmakta.  Gelecek yüksek teknolojiye dayalı sanayide  Sağlıklı bir ekonomik büyüme ve 500 milyar dolarlık yıllık ihracat için sanayi yatırımlarına ağırlık verilmesi gerektiğine işaret eden Nadir Küpeli, özellikle de katma değerli, pazar potansiyeli yüksek ve ekonomiye ciddi katkı sağlayan sanayi sektörlerinde yatırımlara devam edilmesi gerektiğini belirtti. Küpeli, “Eskişehir, Türkiye'nin sanayi ve üretim sektöründe çok önemli bir yere sahiptir. Özellikle havacılık, savunma, beyaz eşya, otomotiv yan sanayi, raylı sistemler, metal ve makine sektörü, plastik ile gıda sanayi ve madencilik sektörlerinde faaliyet gösteren birçok orta ve büyük ölçekli işletmeye ev sahipliği yapıyoruz. Tüm sektörler her yıl yapılan yeni tesis yatırımlarıyla ciddi bir büyüme ivmesindedir. 2004 yılında Eskişehir’in milli geliri içinde sanayinin payı yüzde 33’ler düzeyindeydi. TUİK tarafından geçtiğimiz günlerde açıklanan illerin milli gelir rakamlarına göre 2022 yılında sanayimizin payı yüzde 47’ye ulaşmıştır. Sanayi sektörü, Eskişehir ekonomisini domine eden ve ayakta tutan ana gücümüzdür. Halen yapımı devam eden yüzlerce sanayi tesisinin devreye girmesiyle, birkaç yıl içinde ilimiz ekonomisinde şehir OSB’de üretime geçecek yeni sanayi tesisi sayısı 256 adettir. İstanbul ve civar illerdeki birçok sanayi kuruluşu, giderek ağırlaşan metropol yaşamının zorluklarından uzaklaşmak ve yaşam koşullarının çağdaş ve yüksek olmasından dolayı Eskişehir’e gelmek, yerleşmek ve burada üretim yapmak istiyorlar. Eskişehir’de büyük bir inovasyon ekosistemi oluştu Yıllar boyunca yapılan yatırımlarla Eskişehir’de büyük bir inovasyon ve AR-GE ekosisteminin oluştuğuna işaret eden Başkan Küpeli, bu konuda Eskişehir sanayiinde önemli adımlar atıldığını anlattı. Küpeli, bu adımlardan birinin sanayide AR-GE bilincini geliştirmek amacıyla 1984 yılında başlanan ve 2 yılda bir düzenlenen sanayide yeni ve ileri teknoloji kullanılmasını ve geliştirilmesini teşvik eden “Teknoloji Ödülleri Yarışması” olduğunu açıkladı. Küpeli, “Uzun yıllar devam ettirilmiş olan bu önemli yarışmada, bugün evlerimizde veya sanayinin birçok alanında kullandığımız onlarca ürünün bu yarışmalarda önemli ödüller aldığını görüyoruz” dedi. Diğer önemli bir adımın ise Eskişehir’de üniversite-sanayi iş birliğini geliştirmek amacıyla kurulandır. Eskişehir Teknoloji Geliştirme bölgemiz, il sanayimizin teknolojik dönüşümüne ciddi destek sağlamaya devam etmekte olup, halen 2 şehir, 4 üniversite ve yerleşkelerimizle dev bir inovasyon ekosistemi meydana getirmiştir. Bölgemizde sayıları 150’yi geçen firmamız, 1.400’ü aşan AR-GE personelimizle, 300’ün üzerinde hayati projeyle; kritik öneme sahip savunma sanayiine ve diğer sektörlere ait inovatif ürünlerin geliştirilmesine tüm hızıyla devam etmektedir.” Havacılık ve Savunma Sanayi yatırımlarının çekim merkezi Eskişehir OSB Savunma, havacılık ve raylı sistemler sektöründe Eskişehir’in çok büyük bir insan gücü potansiyeline sahip olduğunu belirten Küpeli “Bu sektörlerde üretim, çok ciddi insan gücü kaynağı, tecrübe, hassasiyet, bilgi birikimi ve uzmanlık istiyor. Neredeyse 100 yıla dayanan havacılık sanayi tecrübemiz ve insan gücü kaynağımızla bugün 60’ın üzerinde ana ve yan sanayi firmamızla, ülkemizin savunma sanayiine çok ciddi katkılar sağlıyoruz. Eskişehir olarak, yüksek teknoloji ürünleri ihracatında Türkiye genelinde birinci sırada, havacılık ve savunma sanayi ürünleri sektöründeki ihracata ise üçüncü sırada yer alıyoruz. Özellikle havacılık ve savunma sanayiinde üretim yapan firma sayımızın daha da artmasına büyük önem verdiğimiz için, OSB’mizden bu alanda üretim yapmak isteyen kuruluşlara öncelikle yer veriyoruz. Bizim için katma değerli ürün ve yüksek teknolojiye dayalı ürün üretimi en hayati konuların başında geliyor. Eskişehir’de yaratılan bu başarılı ekosistem yeni yatırımlar yoluyla sürekli birbirini beslemekte, sektörün daha hızlı gelişmesine imkan tanımaktadır” dedi. Bu alanlara yeni yatırım yapmak isteyen girişimci ve yatırımcılar ile mevcut üretim mekanı bakımından sıkıntı çeken, genişlemek isteyen ya da kendi ilinde üretim için nitelikli uzman personel bulamayan sanayicilere çağrıda bulunarak, Eskişehir’e davet eden Küpeli, “Yatırım için Eskişehir OSB, tüm talepleri karşılayacak her türlü altyapıya sahiptir ve birçok avantaj sunmaktadır. Özellikle yüksek teknolojili üretim yapan tüm sanayicilerimizi Eskişehir OSB’ye beklediğimizi, burada her türlü desteği vermeye hazır olduğumuzu belirtmek isterim” diye konuştu. Eskişehir OSB’nin KASGA Projesine Ödül Türkiye İşveren Sendikaları Konfederasyonu (TİSK) tarafından başlatılan ve son yıllarda “Ortak Yarınlar” adı altında sürdürülen sosyal sorumluluk projeleri ödül programı 2023 yılı sonuçları belli oldu. "Cumhuriyetimizin 100.yılında Çalışma Hayatı" odağında düzenlenen "Ortak Yarınlar" ödül programında Eskişehir Organize Sanayi Bölgesi’nin Üretim ve Beceri Odaklı Kadın Sosyal Gelişim Atölyesi (KASGA) Projesi, “Çeşitlilik ve Kapsayıcılık Kadınlar İçin Fayda Yaratanlar” kategorisinde ödüle layık görüldü. EOSB Başkanı Nadir Küpeli, meslek sahibi olmak isteyen ve dezavantajlı gruplarda yer alan kadınların üretime kazandırıldığı KASGA projesinin ödüle layık görülmesinden dolayı büyük bir mutluluk duyduklarını aktararak, şöyle dedi: "Bir ekip çalışması sonucu alınan bu ödül doğru iş yapmanın en iyi örneğidir. Cumhuriyetimizin 100. yılında kadınlar için fayda yaratan projemizin, kadınların fayda yarattığı bir projeye dönüşmesinden büyük heyecan duyuyoruz. Sürdürülebilir kalkınma için sosyal gelişme ve sanayi iş birliğinin, ülkemiz kalkınma planlarında da öncelikli olarak yer alması, Eskişehir Organize Sanayi Bölgesi Kadın Sosyal Gelişim Atölyemizin sürdürülebilir ve yenilikçi bir model olarak yaşamasında bizlere güç vermektedir. Bu ödül, Eskişehir OSB yönetimi ve personelinin çalışma azmini ve motivasyonunu artırmıştır. Projenin hayata geçmesinde büyük emekleri olan tüm paydaşlarımıza ve çalışanlarımıza sonsuz teşekkürlerimi sunuyorum." Bu tür projelerle sanayide çalışan kadın sayısını artırmayı hedeflediklerini ifade eden Başkan Küpeli, “Sanayi işgücünün yaklaşık yüzde 25’ini kadınlar oluşturuyor. Bizim amacımız sanayimizdeki kadın çalışan sayısını daha da artırmak. Üretim ve Beceri Odaklı Kadın Sosyal Gelişim Atölyesi ve buna benzer projeler ile daha çok kadın kursiyere eğitimler vererek, bölgemizdeki kadın çalışan sayısını artırmaya devam edeceğiz” dedi. KAYNAK:DHA

Bu Yıl Uzaya Fırlatılan Roket Sayısı Açıklandı

SpaceX'in dün gece geç saatlerde Florida'daki Cape Canaveral Uzay Kuvvetleri İstasyonu'ndan gerçekleştirdiği son Starlink internet uydusu fırlatışı, insanların Dünya'dan ilk kez 200 roket fırlattığına işaret ediyor. SpaceX ve Çin roketleri uzay çağında sayısız uyduyu fırlatmaya devam ederken, ilk insanların Ay yüzeyine indiği Apollo döneminden bu yana astronotluğa yönelik küresel ilginin benzersiz bir şekilde arttığı bu dönemde, küresel uzay endüstrisinde yeni bir rekor kırıldı. SPACEX VE ÇİN ROKETLERİ REKOR KIRDI SpaceX'in dün gece geç saatlerde Florida'daki Cape Canaveral Uzay Kuvvetleri İstasyonu'ndan gerçekleştirdiği son Starlink internet uydusu fırlatışı, insanların Dünya'dan ilk kez 200 roket fırlattığına işaret ediyor. SpaceX ve Çin roketleri uzay çağında sayısız uyduyu fırlatmaya devam ederken, ilk insanların Ay yüzeyine indiği Apollo döneminden bu yana astronotluğa yönelik küresel ilginin benzersiz bir şekilde arttığı bu dönemde, küresel uzay endüstrisinde yeni bir rekor kırıldı. 2023 yılının son günlerine girerken SpaceX Aralık ayına güçlü bir başlangıç yaptı ve sekiz gün içinde dört roket fırlattıktan sonra Starlink'in son fırlatılışı ve Uzay Kuvvetleri için Falcon Heavy'nin yaklaşan fırlatılışı için birden fazla kez beklemek zorunda kaldı. Bu durum dünkü Starlink fırlatması ile bir önceki fırlatma arasında dokuz günlük bir boşluğa yol açarak firmanın bir takvim yılı içinde 100 roket fırlatmasını zorlaştırdı. Ancak SpaceX 2023 yılında büyük olasılıkla 100 roket fırlatmayacak olsa da, Pazartesi gecesi Starlink'in fırlatılmasıyla birlikte dünya ilk kez uzaya 200 roket fırlatmış oldu. Kaynak:AA

Dia Pro Sağlıkta İnovasyon ve Yerlileşmeye Öncülük Ediyor

IN Vitro Tanı Amaçlı Tıbbi Cihaz Yönetmeliği ve Tıbbi Cihaz Yönetmeliği kapsamında yer alan ürünlerin üretimini yapan, yerli malı belgesine sahip, alanında ilk yerli üretici olan Dia Pro, AB ülkeleri dahil 40’tan fazla ülkeye ihracat gerçekleştiriyor. 2007 yılında dışa bağımlılığı en aza indirmek amacıyla Gebze Plastikçiler Organize Sanayi Bölgesi’nde (GEPOSB) kurulan Dia Pro üretim tesisleri, 1983 yılından beri sektörde faaliyet gösteren diğer grup firmalarının en yeni üyesi olarak öne çıkıyor. 1000m2 kapalı temiz alanı olan Gebze’deki fabrika; Ar-Ge, Moleküler Biyoloji, Kalite Kontrol, Mikrobiyoloji ve Biyoteknoloji Laboratuvarlarına da sahip bulunuyor. Dia Pro genişleyen ürün portföyü ile dikkat çekiyor Başarılı AR-GE projeleri ile immünohematolojik, mikrobiyolojik test tanı kit ve cihazları, steril su ve türevleri ile tıbbi teknoloji çözümleri sunan Dia Pro, Türkiye’de pek çok ilke imza atan yerli ve milli bir firma olma özelliği sayesinde genç ve dinamik kadrosuyla hızla büyümeye ve ürün portföyünü genişletmeye devam ediyor. Dia Pro Koordinatörü L. Murat Köksal, yeni projeler ve yatırımlar hakkında bilgiler paylaştı. Dia Pro’nun; across markası altında kan gruplama kartları, bakteriyel ve virolojik enfeksiyon tanısında kullanılan tanı kitlerinin yerli bilgi-tecrübe birikimi ve yerli sermaye ile üreten ilk firma olarak Türk medikal sektörünün bu konuda dışa bağımlılığını ortadan kaldırdığına dikkat çeken Köksal, ürünler hakkında da bilgiler verdi. “across GEL isimli ürünümüz, kan gruplama kartları, tanımlama ve tarama hücreleri, yardımcı solüsyonlar olmak üzere 3 farklı ürün grubunu içeriyor ve 7 grup 30 farklı konfigürasyondan oluşuyor. across SYSTEM markalı ürün manuel ve tam otomatik kan gruplama test cihazları olmak üzere 2 farklı çalışma metodundan oluşuyor. Tam otomatik kan gruplama test cihazlarının, tasarımları ve çalışma özellikleri sayesinde farklı testlerin aynı zamanda çalışarak en kısa sürede sonuçlanmasına olanak sağlıyor. across AQUA ürünümüz steril inhalasyon suyu, solunum desteği alan hastalarda nemlendirme yoluyla hastaya konfor ve rahatlama sağlıyor. across BIO ise mikrobiyolojik boyalar ve otomatik boyama cihazları, tüberküloz tanısına özgü kitler ve toz besiyerlerinden oluşuyor. Ayrıca bakteriyel ve virolojik enfeksiyonlar tanı kartları içeriyor.” Yerli üreticiden global oyunculuğa yolculuk Türkiye’de başladıkları üretim, satış ve pazarlama tecrübelerini 40’tan fazla ülkede faaliyet gösterir konuma getirdiklerine dikkat çeken Köksal, hedeflerinin global pazarda köklü rakipler arasında yer alarak pazar paylarını artırmak olduklarını belirtti. Köksal, “Güney Amerika’da belirli ülkelerde devam eden ürün kayıt işlemlerinin tamamlanması sonrasında across markamızın yeni bir bölgede de aktif olarak satış ve pazarlama faaliyetlerini gerçekleştiriyor olacağız. Gelişmekte olan ülkelerde ise yüksek teknolojik ürünümüzün kullanımının artmaya başlamasıyla her geçen gün pazardaki hakimiyetimizi artırıyoruz” dedi. “İnovatif çözümlerle sektöre yön veriyoruz” Köksal ayrıca tıbbi laboratuvarlarda kullanılan standart testlerin yanında spesifik hastalıklara özgü tanı ve bu hastalıkların standart testlerde meydana getirdiği problemlere inovatif bir yaklaşımla çözüm üreterek sektöre yön verdiklerine işaret etti. Yeni projeler ve yatırımlar hız kazanıyor 2021 yılında Ar-Ge Merkezi olan ve 2022 yılında Prof. Dr. Kemal Memişoğlu’nun açılışını gerçekleştirdiği Biyoteknoloji Laboratuvarı ile Dia Pro’nun iki adet patent başvurusuna onay aldığı, üç adet patent için de başvuruda bulunduğu bilgisini paylaşan Köksal, dördü tamamlanmış, biri devam eden 1501 TEYDEB TÜBİTAK projesinin bulunduğunu söyledi. Köksal, “Hedefimiz Türkiye ve yurtdışından üniversiteler ile ortak Avrupa Birliği projesi gerçekleştirmek” dedi. Orta vadede üretim adetlerini artırmak ve ürün portföyünü genişletmek amacıyla İstanbul Tuzla’da yeni üretim tesisi yatırımı gerçekleştirdiklerini bildiren Köksal, “AR-GE merkezimizin üzerinde çalıştığı biyoteknolojik ürün projelerini 3 yıllık projeksiyon içerisinde BİYOSAD OSB’de kurulmakta olan yeni fabrikamızda hayata geçirip, sektöre yerli ve milli destek vermeye devam edeceğiz. Böylece tanı kitlerinin geliştirilmesinde yurt dışına bağlılığın minimum seviyeye inmesine katkıda bulunacağız” şekilnde konuştu. Uzun vadede geleneksel serolojik yöntemler gelişen teknoloji sayesinde yerini daha güvenilir yöntemler olan moleküler tanı yöntemlerine bırakırken, Dia Pro kişiye özgü moleküler tanı kitlerinin üretimi ve global pazarlarda güvenilir çözüm sağlayıcısı olarak aktif rol edinmeyi hedefliyor. Ulusal ve uluslararası kullanıcıları bir araya getirerek hem transfüzyon immünolojisi hem de cihaz aplikasyon eğitimlerini yerinde ve sahada “across Academy” altında gerçekleştirdiklerini söyleyen Köksal, hedeflerinin uluslararası Dia Pro sempozyumu organize ederek geleceğe yön vermek olduğunun altını çizdi. Kaynak:AA

E-bülten için aşağıdaki bilgileri doldurmanız yeterli.

Giriş Yap

Şifremi Unuttum Kayıt Ol

Kayıt Ol

Şifremi Unuttum