Hastaneler

Kırım Kongo Ateşli Kanamasına Gen Düzenleme Yöntemiyle Tedavi Araştırması için TÜBİTAK Desteği

Kırım Kongo Kanamalı Ateşi (KKKA) hastalığına yönelik spesifik genler üzerine dünyada ilk defa çalışma yapan Mersin Üniversitesi (MÜ) Tıp Fakültesi Tıbbı Biyoloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Serdal Arslan, "Covid-19 pandemisi ile birlikte viral enfeksiyonlar çok hızlı bir şekilde dünyada pandemiye dönüştü. İnsanların hayatını ve ülke ekonomisini etkileyen etkiler ortaya çıkardığını gördük. KKKA’da Covid-19’a benzer bir virüs. Biz burada her bir hastanın, bu hastalığa karşı verdiği cevapla ilgili genleri araştırmayı amaçlıyoruz" dedi. MÜ Tıp Fakültesi Tıbbı Biyoloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Serdal Arslan ve beraberinde lisanslı öğrencilerden oluşan ekip TUBİTAK destekli proje ile KKKA’nın ortaya çıkmasına neden olan genler üzerinde çalışma başlattı. Yaklaşık 3 yıl sürecek olan projenin sonucunda, hastalığın tedavisine yönelik genler tespit edildiğinde daha üst düzey güvenlikte laboratuvarlarda çalışma yapılacağı ifade edildi. ÇALIŞMA DÜNYADA İLK OLMA NİTELİĞİ TAŞIYOR Çalışmanın dünyada ilk olması nedeniyle önemli olduğuna dikkat çeken Prof. Dr. Serdal Arslan, KKKA’ya neden olan genler bulunduğunda hastalık kaynaklı ölüm, hayatta kalma ya da uzun süre hastanede yatma sebeplerinin ortaya konulmuş olacağını söyledi. Hastalığın şiddetli geçmesi ve ölüme neden olan genler tespit edildikten sonra, bu genlerin düzenlenmesiyle hastalığı tedavi etmeyi amaçladıklarını belirten Prof. Dr. Arslan, "Tespit ettiğimiz genleri düzenleyerek hastalığı tedavi etmeyi amaçlıyoruz. Biyogüvenlik düzeyi yüksek laboratuvarlarda bu ilaçları deneme ihtiyacımız var" şeklinde konuştu. "İLAÇ GELİŞTİREBİLİRSEK, BİRÇOK İNSANIN HAYATINI KURTARMA ŞANSIMIZ OLACAK" Çalışma çerçevesinde hakkında bilgi veren Arslan, "Çalışma hem insanların hayatını kurtarıyor hem de ülkenin ekonomisine ciddi katkı sağlayacak ilaçların üretilmesine sebep olabilir. Biz de bu açıdan üst düzey laboratuvarlarda, biyogüvenlik düzeyi yüksek laboratuvarlarda bu projenin sonucunda elde ettiğimiz genleri deneyecek ve viral enfeksiyonlara ilaç geliştirebilecek bir altyapı oluşturmak istiyoruz. Dünyada ilk olarak gerçekleşecek bu projede uluslararası dergilerde yayınlar olacak, kongrelerde sunum yapılacak. Ayrıca eğer bir ilaç geliştirebilirsek, viral enfeksiyonların tedavisine yönelik, birçok insanın hayatını kurtarma şansımız olacak" ifadelerini kullandı. TÜRKİYE'DE İLK TOKAT'TA GÖRÜLEN KIRIM KONGO KANAMALI ATEŞİ (KKKA) NEDİR?  Kırım-Kongo Kanamalı Ateşi (KKKA), keneler tarafından taşınan Bunyaviridae ailesine bağlı Nairovirüs grubuna ait bir virüsle oluşan ateş, halsizlik, iştahsızlık, kas ağrısı, baş ağrısı, bulantı, kusma, ishal ve ağır vakalarda kanama gibi bulgular ile seyrederek ölümlere neden olabilen zoonotik (hayvanlardan insanlara bulaşan) karakterli bir enfeksiyon hastalığıdır. KKKA ilk olarak 12. yüzyılda Tacikistan’da tanımlanmıştır. Hastalık, keneler tarafından insanlara tutunmasını takiben idrarda, tükürükte, rektumda ve abdominal kavitede kan görülmesi ve vücutta yaygın kanamalarla tarif edilmiştir. 1944-45 yıllarında Rusya’nın Kırım bölgesindeki Batı Kırım steplerinde çoğunlukla ürün toplamaya yardım eden Sovyet askerleri arasında görülmüştür. Hastalığa Kırım Hemorajik Ateşi adı verilmiştir. 1956 yılında Zaire’de de ateşli bir hastadan Kongo virüsü tespit edilmiştir. 1969 ise Kongo virüs ve Kırım hemorajik ateşi virüslerinin aynı virüs olduğu belirlenmiş ve Kırım-Kongo Kanamalı Ateşi olarak hastalık yeniden adlandırılmıştır. Hastalık ülkemizde ilk olarak 2002 yılında dikkatleri çekmiş ve 2003 yılında kesin tanısı konmuştur. KKKA vakaları, hastalığın başlıca bulaştırıcısı olan kenelerin aktifleştiği dönemden başlayarak ülkemizde bahar ve yaz aylarında görülmektedir. Hastalık ülkemizde bulaştırıcısı kene türünün yaşam alanlarıyla uyumlu bir şekilde görülmektedir. İlk kez Tokat ili ve civarında dikkatleri çeken Kırım Kongo Kanamalı Ateşi vakaları çoğunlukla İç Anadolu’nun kuzeyi, Orta Karadeniz ve Doğu Anadolu’nun kuzeyinde yoğunlaşmaktadır. Etken Bunyaviridae ailesinden Nairovirus grubundan tek sarmallı RNA virüsü olan Crimean-Congo haemorrhagic fever virüsüdür. Hastalık ülkemizde başlıca hastalık etkenini taşıyan kenenin tutunması veya bununla temas sonucunda bulaşmaktadır. Ülkemizde hastalığın bulaştırıcısı asıl kene türü Hyalomma marginatum’dur. Bunun yanı sıra hastalık viremik dönemdeki hayvanların veya hasta kişilerin kan, doku, vücut çıkartılarına korunmasız temas sonucunda da bulaşabilmektedir. İnkübasyon süresi kene tutunmasından sonra genellikle 1-3 gün, en fazla 9 gün olabilmektedir. Enfekte kan, vücut sıvısı ve diğer dokularla temas sonrasında 5-6 gün; en fazla ise 13 gün olabilmektedir. Hastalığın tedavisinin esasını destek tedavisi seçenekleri oluşturmaktadır. Bu gün için hastalıktan korunmaya yönelik etkinliği kanıtlanmış bir aşı veya etkene spesifik bir ilaç bulunmamaktadır. Ülkemizde hastalığa karşı aşı geliştirme çalışmaları devam etmektedir. Kırım Kongo Kanamalı Ateşi hastalığının kontrolüne yönelik çalışmalar Bakanlığımız tarafından bir program dâhilinde yürütülmektedir. Kişisel korunma önlemlerinin alınması hastalığın kontrolü için ön planda olduğundan Bakanlığımızca vatandaşlarımızın hastalık ve korunma önlemleri konusunda bilgilendirilmesi ve toplumda farkındalık oluşturulması çalışmaları yoğun bir şekilde yürütülmektedir. Ülkemizde KKKA bahar aylarında görülmeye başlamakta olup yaklaşık %4-5 fatalite hızıyla seyretmektedir. Yıllar itibariyle vaka görülme durumlarına bakıldığında artış ve azalış eğilimlerinden bahsedilebilmekte olup en yüksek vaka 2009 yılında 1318 vaka olarak gerçekleşmiştir. Her ne kadar 2017 yılında 343 KKKA vakası tespit edilmiş olsa da ülkemizde hala önemini korumaktadır. Kaynak:DHA

Bilecik’te Sağlık Devrimi

Bilecik Valiliği tarafından yürütülen proje kapsamında, eski Bilecik Devlet Hastanesi yataklı servis binası ile eski lojman binaları yıkıldı. Yerine ise modern ve fonksiyonel sağlık tesisleri inşa ediliyor. Projenin fiziki gerçekleşmesi yüzde 50’ye ulaştı. Temel, beton, çatı ve duvar imalatları tamamlandı. Yer kaplaması, elektrik ve mekanik imalatlar ise devam ediyor. Projenin en önemli bölümü olan Sağlıklı Hayat Merkezleri, birey ve toplumun sağlığını korumak ve geliştirmek için hizmet verecek. Bu merkezlerde, beslenme, kronik hastalıklar, kadın ve üreme sağlığı, kanser, ruh sağlığı, çocuk ve ergen sağlığı, tütün ve madde bağımlılığı, enfeksiyon kontrolü ve sağlıklı yaşlanma gibi alanlarda danışmanlık ve eğitim verilecek. Ayrıca, birinci basamak sağlık hizmetlerine ulaşım kolaylaştırılacak.Aile Sağlığı Merkezi, 112 Acil Sağlık Hizmetleri İstasyonu ve Lojistik Binası Geliyor Proje kapsamında, Aile Sağlığı Merkezi, 112 Acil Sağlık Hizmetleri İstasyonu ve Lojistik Binası da yapılıyor. Aile Sağlığı Merkezi, aile hekimliği hizmetlerini sunacak. 112 Acil Sağlık Hizmetleri İstasyonu, acil durumlarda müdahale edecek. Lojistik Binası ise, ambulansların bakım, onarım ve teknik hizmetlerini sağlayacak. Türkiye’de birkaç ilde bulunan bu hizmet, Bilecik’te de hayata geçirilecek.Bilecik’in Sağlık Hizmetleri Gelişiyor Vali Şefik Aygöl, yaptığı açıklamada, proje tamamlandığında Bilecik’in sağlık hizmetlerindeki fiziki alt yapısının daha iyi hale geleceğini söyledi. Aygöl, “Eski hastane bölgesinde yapılacak olan yeni sağlık yatırımları, hemşehrilerimizin sağlığına katkı sağlayacak. Projenin 1 Temmuz 2024 tarihinde bitirilmesini planlıyoruz. Bileciklilerin hizmetine sunacağımız bu tesisler, sağlık devrimi niteliğinde olacak.” dedi. Kaynak:Basın Bülteni

Antakya Eğitim Araştırma Hastanesi İnşaatında Sona Gelindi

Merkez Antakya ilçesi Gülderen Mahallesi'nde 57 bin metrekaresi kapalı olmak üzere 122 bin metrekare alanda kurulan hastanenin inşaat çalışmaları hız kesmeden sürüyor. Temeli 24 Mart'ta atılan ve çok sayıda personelle çalışmaların sürdüğü hastane inşaatının yüzde 90'ı tamamlandı. Tüm branşlarda hizmet verecek, 2 katlı çelik yapı olarak inşa edilen hastanenin, gelecek ay hizmet vermeye başlaması planlanıyor. Yeni yılda kent genelinde sağlık alanındaki ihtiyaçlara büyük oranda cevap verecek hastanede, 72 poliklinik, 89 yoğun bakım yatağı, 11 ameliyathane, 8 diyaliz, 13 görüntüleme odası, MR, tomografi, tam kapasiteli laboratuvar, KVC (Kalp ve Damar Cerrahi) Merkezi, bilgisayarlı tomografi, 16 fizik tedavi ve rehabilitasyon alanı, 18 onkoloji alanı, 3 endoskopi, 2 anjiyografi ve yanık ünitesi yer alacak. "HER TÜR SAĞLIK SORUNUNA HİZMET EDECEKTİR" Hatay Valisi Mustafa Masatlı, AA muhabirine, 6 Şubat ve devamındaki depremlerde yıkılan veya ağır hasar alan yapıların arasında hastanelerin de olduğunu söyledi. Sağlık alanındaki ihtiyaçları karşılamak için çalışmaların süratle sürdüğünü ve bunlardan birinin de Antakya Eğitim Araştırma Hastanesi olduğunu ifade eden Masatlı, şunları kaydetti: "Hastanemiz bitme noktasına geldi, yüzde 90'lar seviyesindeyiz. Hastanemiz 400 yatak kapasitesine sahip olup vatandaşlarımızın her tür sağlık ihtiyacına, sağlık sorununa hizmet edecektir. Yeni yılda başta merkez ilçemiz Antakya'mızın olmak üzere ilimizin sağlık alanındaki bütün ihtiyaçlarıyla ilgili bu hastanemizin kullanılacağını düşünüyoruz, öngörüyoruz. Şimdiden ilimize ve hastanemize gelen tüm hastalarımıza hayırlı olmasını temenni ediyorum." Kaynak:Basın Bülteni

Siemens Halthineers Türkiye 135 Yaşında

Şirket açıklamasına göre, 135. yılı vesilesiyle "geçmiş, şimdi, gelecek’" temasıyla Osmanlı Devleti'nden günümüze, Siemens Healthineers'ın Türkiye'deki tarihini anlatan bir kitap da hazırlayan şirket, Çırağan Sarayı'nda düzenlediği etkinlikle bir asrı aşan sağlık tecrübesini ve gelecek hedeflerini kamuoyuyla paylaştı. 135 yıldır Türkiye'yi yenilikçi sağlık çözümleriyle buluşturmaya devam eden şirket, Türkiye'de 600'ü aşkın çalışanıyla İstanbul, Ankara, İzmir ve Adana’daki merkezlerinin yanında, ülke çapındaki saha operasyonlarıyla geniş bir çalışma ağında faaliyet gösteriyor. Diagnostik görüntüleme ve laboratuvar çözümleriyle her gün ülkemizdeki on binlerce kişinin yaşamına dokunan Siemens Healthineers Türkiye, sağlık kurumlarına, sağlık profesyonellerine ve hastalara değer yaratıyor. Yapay zeka, hassas ve kişiselleştirilmiş tıp, dijital çözümlerle sağlık verilerinin kullanımı ve yapay zeka alanlarında sunduğu çözümlerle sağlık profesyonellerine karşılaştıkları sorunların üstesinden gelmeleri için destek olan şirket, 2021 yılında kanser bakımında dünyanın önde gelen şirketlerinden biri olan Varian'ı bünyesine dahil ederek dünya tıbbi teknoloji sektörünün en kapsamlı portföyüne sahip şirketlerinden biri haline geldi. Açıklamada görüşlerine yer verilen Siemens Healthineers Türkiye Genel Müdürü ve Yönetim Kurulu Başkanı Enis Sonemel, Osmanlı Devleti'nde atılan ilk adımlardan, Mustafa Kemal Atatürk'ün Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı unvanı ve imzasıyla kurulan Cumhuriyet'in ilk röntgen sistemine kadar, Türkiye'nin tarihiyle kol kola yürüyen köklü bir geçmişe sahip olduklarını belirtti. Sağlık alanındaki kesintisiz inovasyonları Türkiye ile buluşturduklarını aktaran Sonemel, "Bu tecrübe ve insanı odağa alan güçlü kurum kültürümüz bir araya gelince ortaya 135 yıldır sürdürülebilen bir başarı hikayesi çıkıyor. Cumhuriyetimizin 100. yıl dönümünde bu başarıyı devam ettirmek bizim için büyük bir gurur kaynağı." ifadesini kullandı. Sonemel, Türkiye'nin yüksek kalkınma potansiyelini gerçeğe dönüştürmek için tüm paydaşlarıyla birlikte Türkiye'de sağlık sektörüne katkı sağlamak için gelecek rotasını inovasyonla çizdiklerini aktararak, şunları kaydetti: "135 yıllık sürdürülebilir başarımızın baş mimarları hiç kuşkusuz paydaşlarımız ve çalışanlarımız. Bu vesilesiyle kendilerine teşekkür etmek ve tarihe iz bırakmak üzere, Cumhuriyetimizin 100. yılında, aynı zamanda 'Sağlıkla 135 Yıl’' adlı bir kitap hazırladık. Sunuş yazısında Cumhuriyet'imizin önemli tarihçilerinden Prof. Dr. İlber Ortaylı imzasının bulunmasından dolayı ayrıca gururluyuz. Türkiye'deki ürün, hizmet ve çözümlerimizle, günde 1 milyondan fazla insanın sağlıkla yaşamasına katkıda bulunan şirketimiz, 2025'e dek sağlık hizmetlerine erişimi artırmak için yoğun bir çaba içinde olacak." - Şirket, globalde tıbbi teknoloji alanında 15 binden fazla patente sahip Büyüme vektörlerinde sağlık hizmetlerini dijitalle dönüştürme ve yakın geleceğin en tehdit edici hastalıklarıyla mücadele hedefleri olduğunun altını çizen Sonemel, kardiyovasküler ve nörovasküler bakım ile kanser bakımına odaklandıklarını belirtti. Şirket, globalde tıbbi teknoloji alanında 15 binden fazla patente sahip. Yapay zeka çalışmalarına 90'lı yılların sonlarında başlayan Siemens Healthineers, bugün gelinen noktada pazara diagnostik görüntüleme, laboratuvar çözümleri ve servis hizmetleri ile 80'den fazla yapay zeka destekli ürün sunuyor. Bir hastanın dijital ikizini oluşturma, hassas ve kişiselleştirilmiş tıp, dijital çözümlerle sağlık verilerinin kullanımı ve yapay zeka alanlarında sunduğu çözümlerle sağlık kurumlarına ve sağlık profesyonellerine karşılaştıkları sorunların üstesinden gelmeleri için destek oluyor. Sağlık sektörünün iklim ayak izi, küresel net emisyonların yüzde 4,4'üne eşdeğer. Sağlık sektörü sera gazı emisyonlarında dünyada 5. sırada yer alıyor. Siemens Healthineers geliştirdiği teknolojilerle sera gazı salınımının azaltılmasına yardımcı oluyor. Siemens Healthineers, "Herkes için. Her yerde. Sürdürülebilir şekilde" mottosuyla, 70'ten fazla ülkede 70 binden fazla çalışanıyla hizmet sunuyor. Kaynak:Basın Bülteni

Dia Pro Sağlıkta İnovasyon ve Yerlileşmeye Öncülük Ediyor

IN Vitro Tanı Amaçlı Tıbbi Cihaz Yönetmeliği ve Tıbbi Cihaz Yönetmeliği kapsamında yer alan ürünlerin üretimini yapan, yerli malı belgesine sahip, alanında ilk yerli üretici olan Dia Pro, AB ülkeleri dahil 40’tan fazla ülkeye ihracat gerçekleştiriyor. 2007 yılında dışa bağımlılığı en aza indirmek amacıyla Gebze Plastikçiler Organize Sanayi Bölgesi’nde (GEPOSB) kurulan Dia Pro üretim tesisleri, 1983 yılından beri sektörde faaliyet gösteren diğer grup firmalarının en yeni üyesi olarak öne çıkıyor. 1000m2 kapalı temiz alanı olan Gebze’deki fabrika; Ar-Ge, Moleküler Biyoloji, Kalite Kontrol, Mikrobiyoloji ve Biyoteknoloji Laboratuvarlarına da sahip bulunuyor. Dia Pro genişleyen ürün portföyü ile dikkat çekiyor Başarılı AR-GE projeleri ile immünohematolojik, mikrobiyolojik test tanı kit ve cihazları, steril su ve türevleri ile tıbbi teknoloji çözümleri sunan Dia Pro, Türkiye’de pek çok ilke imza atan yerli ve milli bir firma olma özelliği sayesinde genç ve dinamik kadrosuyla hızla büyümeye ve ürün portföyünü genişletmeye devam ediyor. Dia Pro Koordinatörü L. Murat Köksal, yeni projeler ve yatırımlar hakkında bilgiler paylaştı. Dia Pro’nun; across markası altında kan gruplama kartları, bakteriyel ve virolojik enfeksiyon tanısında kullanılan tanı kitlerinin yerli bilgi-tecrübe birikimi ve yerli sermaye ile üreten ilk firma olarak Türk medikal sektörünün bu konuda dışa bağımlılığını ortadan kaldırdığına dikkat çeken Köksal, ürünler hakkında da bilgiler verdi. “across GEL isimli ürünümüz, kan gruplama kartları, tanımlama ve tarama hücreleri, yardımcı solüsyonlar olmak üzere 3 farklı ürün grubunu içeriyor ve 7 grup 30 farklı konfigürasyondan oluşuyor. across SYSTEM markalı ürün manuel ve tam otomatik kan gruplama test cihazları olmak üzere 2 farklı çalışma metodundan oluşuyor. Tam otomatik kan gruplama test cihazlarının, tasarımları ve çalışma özellikleri sayesinde farklı testlerin aynı zamanda çalışarak en kısa sürede sonuçlanmasına olanak sağlıyor. across AQUA ürünümüz steril inhalasyon suyu, solunum desteği alan hastalarda nemlendirme yoluyla hastaya konfor ve rahatlama sağlıyor. across BIO ise mikrobiyolojik boyalar ve otomatik boyama cihazları, tüberküloz tanısına özgü kitler ve toz besiyerlerinden oluşuyor. Ayrıca bakteriyel ve virolojik enfeksiyonlar tanı kartları içeriyor.” Yerli üreticiden global oyunculuğa yolculuk Türkiye’de başladıkları üretim, satış ve pazarlama tecrübelerini 40’tan fazla ülkede faaliyet gösterir konuma getirdiklerine dikkat çeken Köksal, hedeflerinin global pazarda köklü rakipler arasında yer alarak pazar paylarını artırmak olduklarını belirtti. Köksal, “Güney Amerika’da belirli ülkelerde devam eden ürün kayıt işlemlerinin tamamlanması sonrasında across markamızın yeni bir bölgede de aktif olarak satış ve pazarlama faaliyetlerini gerçekleştiriyor olacağız. Gelişmekte olan ülkelerde ise yüksek teknolojik ürünümüzün kullanımının artmaya başlamasıyla her geçen gün pazardaki hakimiyetimizi artırıyoruz” dedi. “İnovatif çözümlerle sektöre yön veriyoruz” Köksal ayrıca tıbbi laboratuvarlarda kullanılan standart testlerin yanında spesifik hastalıklara özgü tanı ve bu hastalıkların standart testlerde meydana getirdiği problemlere inovatif bir yaklaşımla çözüm üreterek sektöre yön verdiklerine işaret etti. Yeni projeler ve yatırımlar hız kazanıyor 2021 yılında Ar-Ge Merkezi olan ve 2022 yılında Prof. Dr. Kemal Memişoğlu’nun açılışını gerçekleştirdiği Biyoteknoloji Laboratuvarı ile Dia Pro’nun iki adet patent başvurusuna onay aldığı, üç adet patent için de başvuruda bulunduğu bilgisini paylaşan Köksal, dördü tamamlanmış, biri devam eden 1501 TEYDEB TÜBİTAK projesinin bulunduğunu söyledi. Köksal, “Hedefimiz Türkiye ve yurtdışından üniversiteler ile ortak Avrupa Birliği projesi gerçekleştirmek” dedi. Orta vadede üretim adetlerini artırmak ve ürün portföyünü genişletmek amacıyla İstanbul Tuzla’da yeni üretim tesisi yatırımı gerçekleştirdiklerini bildiren Köksal, “AR-GE merkezimizin üzerinde çalıştığı biyoteknolojik ürün projelerini 3 yıllık projeksiyon içerisinde BİYOSAD OSB’de kurulmakta olan yeni fabrikamızda hayata geçirip, sektöre yerli ve milli destek vermeye devam edeceğiz. Böylece tanı kitlerinin geliştirilmesinde yurt dışına bağlılığın minimum seviyeye inmesine katkıda bulunacağız” şekilnde konuştu. Uzun vadede geleneksel serolojik yöntemler gelişen teknoloji sayesinde yerini daha güvenilir yöntemler olan moleküler tanı yöntemlerine bırakırken, Dia Pro kişiye özgü moleküler tanı kitlerinin üretimi ve global pazarlarda güvenilir çözüm sağlayıcısı olarak aktif rol edinmeyi hedefliyor. Ulusal ve uluslararası kullanıcıları bir araya getirerek hem transfüzyon immünolojisi hem de cihaz aplikasyon eğitimlerini yerinde ve sahada “across Academy” altında gerçekleştirdiklerini söyleyen Köksal, hedeflerinin uluslararası Dia Pro sempozyumu organize ederek geleceğe yön vermek olduğunun altını çizdi. Kaynak:AA

Didim Devlet Hastanesi’nin Kalitesi Artıyor

Her geçen gün sağlık imkanları artan Aydın'ın sevk alan değil sevk eden bir il olması için Aydın İl Sağlık Müdürlüğü koordinesinde çalışmalar aralıksız devam ederken, hastanelerin altyapısı da güçlendiriliyor. Bu kapsamda Aydın'ın Didim ilçesinde başlatılan 23 bin 278 metrekare kapalı alana sahip, 75 yataklı, 32 poliklinik ve 10 yoğun bakım yataklı Didim Devlet Hastanesi ek bina inşaat çalışmaları da hız kesmiyor. Kış aylarında yerleşik nüfusun giderek artmaya başlaması ve yaz aylarında ise oluşan nüfus yoğunluğuna bağlı sağlık hizmetlerinin daha etkin bir şekilde sağlanabilmesi hedeflenen ek hizmet binasını ziyaret eden Aydın İl Sağlık Müdürü Dr. Eser Şenkul, inşaat alanında incelemelerde bulundu. Konu ile ilgili Aydın İl Sağlık Müdürlüğü'nden yapılan açıklamada "İl Sağlık Müdürümüz Dr. Eser Şenkul, yapımı devam eden Didim Devlet Hastanesi ek bina inşaat alanında yerinde inceleme ve değerlendirmelerde bulundu. 23 bin 278 metrekare kapalı alana sahip, 75 yatak sayılı, 32 poliklinik ve 10 yoğun bakım yataklı kapasiteli Didim Devlet Hastanesi ek binası inşaatını ziyaret eden İl Sağlık Müdürümüz, inşaat çalışmaları ve güncel durum hakkında yetkililerden bilgiler alarak, çalışmalarda görevli personellere kolaylıklar diledi" ifadeleri yer aldı. Sağlık Bakanlığı tarafından hastaneye tomografi cihazı kazandırıldı. Yeni cihazla birlikte vatandaşların tomografi ihtiyacının daha hızlı karşılanması, tanı ve tedavi süreçlerinin en kısa sürede tamamlanmasının amaçlandığını ifade eden İl Sağlık Müdürü Dr. Eser Şenkul, "Hastanemizin mevcut tomografi cihazının tam olarak ihtiyaçları karşılayamamasından dolayı Sağlık Bakanlığımız ile yapılan görüşmeler neticesinde değiştirilmesi kararı alınmıştır. Yapılan görüşmeler neticesinde yeni tomografi cihazımız Sağlık Bakanlığımız tarafından hastanemize tahsis edilmiş olup, değerli vatandaşlarımıza hizmet vermeye başlamıştır. Hizmet kalitemizin arttırılması ve hasta memnuniyetinin sağlanması için gece gündüz demeden çalışmaya ve vatandaşlarımızın en iyi sağlık hizmetini alması için elimizden geleni yapmaya devam edeceğiz. Aydınımıza hayırlı olmasını temenni ediyorum" ifadelerini kullandı. Kaynak:İHA

Sağlıkta Dev Yatırım Başladı

Ak Parti Bursa Milletvekilleri, Bursa Büyükşehir Belediye Başkanı ve Ak Parti İl Başkanı; Sağlık Bakanı Fahrettin Koca ile bir görüşme gerçekleştirdi. Görüşmenin ardından Vali Mahmut Demirtaş başkanlığında, Büyükşehir Belediye Başkanı Alinur Aktaş, Yıldırım Belediye Başkanı Oktay Yılmaz, Ak Parti İl Başkanı Davut Gürkan ve Sağlık Müdürü Dr Orkun Yıldırım’ın da bulunduğu heyet biri bin yataklı 5 yeni hastanenin yer seçimi için incelemelerde bulundular. "6-7 noktada yer incelemesi yaptık" Ak Parti Bursa İl Başkanı Davut Gürkan, Osmangazi ile Yıldırım’a hizmet verecek bin yataklı yeni hastane için 6-7 farklı alternatif nokta olduğunu belirterek, "Bursalı vekillerimizle Bakan Fahrettin Koca’yı ziyaretimizde konuyu gündeme getirdik. İlk olarak Acemler’deki 1315 yataklı Ali Osman Sönmez Hastanesi’nin inşaatı ile Muradiye Devlet Hastanesi’nin 200 yataklı yeni bölümünün inşaatlarının hızlandırılması için gerekli talimatları verdi. Osmangazi ile Yıldırım’a hizmet verecek bin yataklı yeni büyük hastane için de Valimiz ile birlikte 6-7 noktada yer incelemesi yaptık" dedi."Bursa’ya 2024 yılı içerisinde yeni 5 hastane kazandıracağız" Bursa’ya yeni bin yataklı hastane yeri aradıklarını; önceliğin depremsellik olduğunu ifade eden Ak Parti İl Başkanı Davut Gürkan, "Ankara Caddesi, Demirtaş bölgesi, Samanlı ve İstanbul yolunda muhtemel 6-7 arsada inceleme yaptık. Bursa’ya 2024 yılı içerisinde yeni 5 hastane kazandıracağız. Bin yataklı olan devlet hastanesi merkezi bölgelere yakın olacak. Çekirge Devlet Hastanesi’nin Ali Osman Sönmez Hastanesi’ne taşınmasıyla bölgeye 400 yataklı fizik tedavi rehabilitasyon ve geriatri merkezi kazandırmayı hedefliyoruz. Ankara Caddesi Yüksek İhtisas Kavşağı’ndaki eski fakülte binasına Yıldırım’a hizmet verecek 200 yataklı butik hastane ile karşısına yeni bir diş hastanesi kazandırmayı amaçlıyoruz. Nilüfer’de Fatih Sultan Mehmet Bulvarı’ndaki 27 dönümlük hastane alanına 400 yataklı Nilüfer Devlet Hastanesi ya da branş hastanesi inşa edeceğiz. Özlüce’deki Dörtçelik Çocuk Hastanesi’nin bir bölümü Ali Osman Sönmez Hastanesi’ne taşınacak. Bir kısmını da Fethiye’deki Yüksek İhtisas Hastanesi’nin ek binasında değerlendirebiliriz. Özlüce Ertuğrul bölgesinde çocuk hastanesinin boşaltacağı arsaya 400 yataklı yeni hastane yapmayı planlıyoruz" dedi. "11 yeni aile sağlığı merkezi kurulması gündemde" Acemler’de 1315 yataklı Ali Osman Sönmez Sağlık Kompleksi inşaatının hızlandırılması için Bakan Fahrettin Koca’nın talimat verdiğini kaydeden Başkan Davut Gürkan, "Hastanenin bir an önce açılması için gerekli çalışmalar biraz daha hız kazandırıldı. 1315 yatak ve bir çok hastane olacak. 2024 yılı içerisinde bir trafik düzenlemelerine de ihtiyacımız var. Vali bey özellikle onu takip ettiriyor. Orayı da rahatlatmak istiyoruz. Muradiye’deki Memleket Hastanesi’nin hayata geçirilmesi için 200 yatak artı Onkoloji Hastanesi’nin Acemler’e taşınmasıyla buradaki işlerin de hızlandırılması yönünde Bakan Bey talimat verdi. Bunlarla beraber bir çok yerde aile sağlığı merkezi vardı. Sağlık Bakanımız projelerine baktı. Hızlandırıldı. 11 yeni aile sağlığı merkezi kurulması gündemde" ifadelerini kullandı.Bursa’da yatak sayısı 2 bini aşkın 5 yeni hastanenin temelini 2024 yılı içerisinde atmayı hedeflediklerini vurgulayan Başkan Davut Gürkan, Ali Osman Sönmez Hastanesi’nin de devreye girmesiyle Bursa’da sağlık alanında hiç bir sıkıntı kalmayacağını sözlerine ekledi. Kaynak:İHA

Bakan Koca: Önümüzdeki Yıl 150 Sağlık Tesisinin Açılışını Yapacağız

TBMM Plan ve Bütçe Komisyonunda Sağlık Bakanlığı'nın 2024 yılı bütçesinin görüşmeleri yapıldı.. Bakan Koca'nın Açıklamalarından öne çıkanlar şöyle:  Sağlık Bakanı Fahrettin Koca, "Bakanlığımıza bağlı sağlık kurumu sayısı yaklaşık 15 bindir. Bakanlığımıza bağlı hastanelerde yatak sayısı 171 bin 932’ye yükselmiştir. 412 adet hastane yatırımımız bulunuyor. Önümüzdeki yıl için 55’i hastane olmak üzere toplam 150 yeni sağlık tesisinin açılışını yapacağız" dedi. "Hastanelerin yatak sayısı 171 bin 932’ye yükselmiştir" Bakanlığımıza bağlı sağlık kurumu sayısı yaklaşık 15 bindir. Bunların 977’si hastane, 8 bin 157’si Aile Sağlığı Merkezidir. Bakanlığımıza bağlı hastanelerde yatak sayısı 171 bin 932’ye yükselmiştir. Nitelikli yatak oranını yaklaşık 13 kat artırarak yüzde 6’dan yüzde 81’e çıkarmış durumdayız Hatay- Antakya, Erzin, Altınözü, Payas, Gaziantep-Oğuzeli, Nurdağı, Kahramanmaraş-Merkez, Nurhak, Türkoğlu ve Adıyaman Çelikhan’da toplam 1.588 yatak kapasitesine sahip 10 acil durum hastanelerimizle Mart 2024 tarihi itibarıyla vatandaşlarımıza hizmet sunmayı hedefliyoruz. Bununla birlikte Hatay, Malatya ve Kahramanmaraş illerimizde de şehir hastaneleri yapmak için proje çalışmalarına başladık. İnşaatı devam eden 144, ihale aşamasında 73, proje ve arsa aşamasında 195 olmak üzere toplamda 412 adet hastane yatırımımız bulunuyor. Önümüzdeki yıl için 55’i hastane olmak üzere toplam 150 yeni sağlık tesisinin açılışını yapacağız. "COVID-19 her geçen gün doğaya yeniliyor" Başta Eris varyantı olmak üzere, yeni mutasyonların, virüsün ortaya çıktığı ilk döneme kıyasla hasta yapıcı özelliğinin artık çok az olduğunu biliyoruz. COVID-19 her geçen gün doğaya yeniliyor ve hayat devam ediyor. "Yenidoğan tarama programına SMA’yı da ekledik" Aralık 2021 tarihi itibarıyla başlattığımız ‘’Evlilik Öncesi SMA Taşıyıcı Tarama Programı’’ çerçevesinde 1 milyon 100 bini aşkın kişiye tarama yaptık. Yenidoğan tarama programına SMA’yı da ekledik. Bugüne kadar 1 milyon 4 yüz bin bebeğimiz taramadan geçirildi. Uzaktan sağlık hizmetini yaygınlaştırıyoruz. 2023 yılının ilk 8 ayında 3 bin 75 hastaya uzaktan sağlık kurulu raporu düzenlenmesini sağladık. Kaynak: Basın Bülteni

Koç Holding’e 420 Milyonluk İzmir Teşviği

75 YATAKLI HASTANE İZMİR merkezli yatırımlar arasında ilk sıralarda ise Vehbi Koç Vakfı Sağlık Kuruluşları arasında yer alan Moment Eğitim Araştırma Sağlık Hizmetleri Ticaret Anonim Şirketi'nin projesi yer alıyor. İzmir Ticaret Odası Eğitim ve Sağlık Vakfı'nın Balçova'daki inşaat halindeki İzmir Ekonomi Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi binasını geçtiğimiz 260 milyon TL'ye satın alan Mustafa Rahmi Koç, Amerikan Hastanesi'ni kente getirmek için ilk adımı attı. Şirketin Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı'na yaptığı başvuru 420 milyon TL değerinde teşvik almaya hak kazandı. 75 yataklı hastane için şirkete KDV istisnası, sigorta primi işveren hissesi, vergi indirimi ve yatırıma katkı oranı desteği verilecek. Hastanede 500 kişi istihdam edilebilecek. Kaynak:Basın Bülteni

Kanserde Asrın Buluşu

Yaklaşık 40 yılını onkoloji uzmanlığına veren ve bu alanda Türkiye’nin tanınmış isimleri arasında yer alan Türk Tıbbi Onkoloji Derneği Üyesi, Koç Üniversitesi Tıp Fakültesi İç Hastalıkları Anabilim Dalı Medikal Onkoloji Öğretim Üyesi Prof. Dr. Nil Molinas Mandel, moleküler düzeydeki genetik testler sayesinde, kanser tedavisinde devrim yaşandığını söyledi. Prof. Dr. Mandel, bu sayede kişiye özel tedaviler oluşturulabildiğini ve bazen hiç umut kalmayan hastalarda dahi tedavi protokollerinin olumlu yönde baştan aşağı değişebildiğini kaydetti. Amerikan biyoteknoloji şirketi Illumina desteği ve Nesiller Genetik Hastalıklar Değerlendirme Merkezi ev sahipliğinde geçtiğimiz hafta İstanbul’da yapılan sempozyumda, genetik dünyası ve onkoloji uzmanları, genetik alanındaki gelişmelerin, kanser tanı ve tedavisindeki yerini değerlendirmek üzere bir araya geldi. Dünyanın biyobelirteç araştırma geliştirme ve moleküler tanı konusundaki en güçlü enstitülerinden biri olan Heidelberg Üniversitesi Patoloji Enstitüsü'nden Dr. Daniel Kazdal ile Türk onkoloji uzmanlarını buluşturan bilimsel toplantıda, kapsamlı moleküler profillemenin, kanserde yarattığı fark ve kanser biyobelirteçlerindeki son bilimsel gelişmeler ele alındı. Toplantının moderatörlüğünü yapan Prof. Dr. Nil Molinas Mandel, kanser alanında genetik ve biyoteknolojideki gelişmelerle büyük bir devrim yaşandığını kaydederek, onkoloji dünyasının kanserleri artık türlerine göre değil, hastadaki moleküler mekanizmasına göre ele aldığını vurguladı ve önemli bilgiler verdi. “ARTIK BUTİK TEDAVİ UYGULUYORUZ" Prof. Dr. Mandel, “Kanser asrımızın en korkulu hastalığı. Ama kanserde çok fazla yenilik oldu. Asrın buluşları diyebileceğimiz, hastalığın ve hastaların genetik yapılarını, moleküler özelliklerini ve değişik aşamalarda kanda dolaşan tümör hücreleri dahil olmak üzere hastalığın seyrini takipte çok büyük aşamalar ve yeni ufuklar belirdi. ‘Eskiden bizim yaptığımız konfeksiyonmuş’ diyoruz artık kendi aramızda. Şimdi, ‘butik’ çalışıyoruz; kişiye özel tedaviler planlıyoruz ve bu kişiye özel planladığımız tedavileri hayata geçirebilmek için istiyoruz ki bunu tetikleyen bir mutasyon varsa, onu gösterelim. İşte bunun için de hem kanserli dokudan alınan örnekler, o yetersiz olursa kandan alınan örneklerle moleküler testler yapıyoruz. Bu, her kanser için hemen hemen artık kaçınılmaz oldu" dedi. “HASTALARDA ARTIK YILLARCA SAĞ KALIM SAĞLAYABİLİYORUZ" Genetik profillemenin başlarda iki gen, üç gen için yapılabildiğini, şimdi ise genetik alanındaki gelişmeler sayesinde yeni geliştirilen moleküler gen panelleri ile yüzlerce mutasyona bakılabildiğini vurgulayan Prof. Dr. Mandel, sözlerini şöyle sürdürdü: “İşin heyecan verici tarafı da bu. Zira bazen her şeye dirençli gibi görünen bir hastada yapılan moleküler profilleme sonucu bakıyoruz ki, hiç beklemediğimiz, bizim şoför ya da ‘driver mutasyon’ dediğimiz tetikleyici mutasyonlara sahip çıkabiliyor ve hastalığın tedavisi, programı, baştan aşağı değişebiliyor. Bugün akciğer kanserinde, meme kanserinde veya kolorektal kanserlerde ki, bunlar en sık görülen kanserler, çok önemli gelişmeler oldu bu sayede. Artık daha etkin ve daha az yan etkili tedaviler vermeye başladık. Eskiden over yani yumurtalık kanserinde yapacağımız pek fazla bir şey yoktu. Sadece standart kemoterapi veriyorduk. Daha sonra hedefi tedaviler geldi, onun arkasından da DNA tamir mekanizmalarını bozan, durduran çalışmalar gösterdi ki yumurtalık kanserinde artık yeni tedavi seçenekleri son derece önemli. Metastatik hastalarda 1 yıl yaşam şansı çok az derken, bugün bu sürenin 4-5 yıla kadar çıktı. Daha daha yeni mutasyon analizleri de dirençli hastalarda farklı ilaç seçeneklerini ortaya koyma şansı verdi. Meme kanserinde de birçok yeni mutasyon tanımlandı. Eskiden Her-2 pozitif hastalık diyorduk, şimdi Her-2 düşük pozitifler çıktı. Dolayısıyla tedavide de seçenekler arttı." “KANSER TÜMÖRÜ EN BÜYÜK YAPAY ZEKA" Nesiller Genetik Hastalıklar Değerlendirme Merkezi Kurucusu, Genetik ve Farmakoloji Uzmanı Dr. Gülay Özgön ise biyoteknoloji alanında yaşanan bilimsel gelişmeler sayesinde kanserin artık romatoid artrit gibi kronik bir hastalık olma yolunda olduğunu vurgulayarak, “Tümörün aklı hepimizden büyük. Çok büyük bir yapay zeka var tümörün içinde. O da hayatta kalabilmek için çok farklı yolakları kullanarak, farklı mutasyonlar geliştiriyor. Teknoloji ve genetik ilerledikçe aslında, hastalar da fark ediyorlar ki eskiden komşusuna veya bir yakınına uygulanan tedaviler, kendisinde farklılaşmış durumda. Ya da aynı hastaya bir yıl önce uygulanan bir tedavi, bir şekilde progresyon (kötüleşme) veya düzelme nedeniyle bir yıl sonra değiştirilebiliyor. Bütün bunlar aslında bilimin ışığında, bilim dayanağı ile yapılıyor" dedi. GENETİK SAYESİNDE TÜMÖRÜN DİLİ ÇÖZÜLÜYOR Bugün FDA tarafından onaylanan pek çok gelişmiş genetik profilleme testlerinin ülkemizde de uygulanmaya başlandığına dikkat çeken Dr. Özgön, sözlerini şöyle sürdürdü: “Neden daha geniş profilleme testi yapılması gerekiyor? Çünkü genetik, biyoteknolojik ilerlemeler, tümörün farklı yolaklar kullanarak farklı şekilde kendini ifade ettiğini ortaya koyabiliyor artık. Burada en önemli unsur sadece hedef olabilecek ilacı bulabilmek değil, aynı zamanda ilacı uygularken hastada hangi yan etkilere, hangi direnç mekanizmalarına neden olabiliyor, bunu da görebilmek. Ya da belki kost efektif dediğimiz farmako-ekonomik olarak da faydalı olabilecek, yani ülkenin sağlık ekonomisine de fayda sağlayacak bilgileri üretmek. 500 genli profillemelerde mesela hangi yolakta direnç olduğunu bularak, hastaya o ilacın yararı olup olmayacağı konusunda bir şeyler söyleyebiliyoruz. Tabii ki aslında bizim bütün amacımız, geniş profilli genetik testlerin geri ödeme sistemlerine dahil edilerek daha ulaşılabilir olması. Uygun tüm hastaların bu tip tedavi ve tanı modelitelerine kolay ulaşmasını arzuluyoruz. Tabii ki bu tanı ve tedaviler bir takım bilimsel kılavuzlar eşliğinde kullanıyor. Hangi hastaya hangi tedavi kılavuzunun uygulanması gerektiğiyle ilgili bilimsel çalışmalar ışığında karar veriliyor. Bu kılavuzların değişmesi eskiden yıllar sürerken bugün neredeyse 6 ayda bir güncelleniyor ve yenileniyor. Bu yenilen kılavuzlar eşliğinde de tedavi olasılıkları ve imkanları artıyor. Hastalar da daha uzun yaşam şansına sahip olabiliyor." Kaynak:DHA

Kişiye Özel Kanser Tedavisi

Tüm dünyanın en önemli sağlık sorunları arasında yer alan kanser hastalığının tedavisinde son dönemde öne çıkan ve hastalığın seyrini olumlu yönde değiştiren ‘kişiye özel tedaviler’den bahseden Acıbadem Adana Hastanesi Tıbbi Onkoloji Hekimi Prof. Dr. Züleyha Çalıkuşu, bu kişiye özel tedaviler ile hastanın kansere neden olan hücrelerine yönelik genetik haritalarının çıkartıldığını ve hastaların genetik şifrelerinin çözüldüğünü anlattı. Geçmişte kanser tedavisi denildiğinde, her hastada belli başlı yöntemler uygulandığını hatırlatan Prof. Dr. Çalıkuşu, gelişen teknoloji ile tıp biliminin ortaklığının, bugün kişiye özel tedavi yaklaşımlarının önemini daha net şekilde ortaya koyduğunu ifade etti. Gelişen teknolojiyle tümör hücrelerinin özelliklerinin daha iyi anlaşıldığına dikkat çeken Çalıkuşu, “Tedaviler kişiye ve tümöre özel şekilde planlanıp, kanserli hücreleri hedef alan uzun süreli tedavilerle hastalık kontrol altında tutuluyor, yaşam süresinin uzaması sağlanıyor. Kanser hücrelerinin taşıdığı fakat normal hücrelerde bulunmayan hedefler belirlenerek etkinliği yüksek, yan etkisi az, bu nedenle de daha konforlu olan biyolojik tedaviler kanser tedavisindeki en önemli gelişmeler olarak gözleniyor” dedi. “Akıllı ilaçlar kanser tedavisinde çığır açtı”Kanserin, kişinin kendi sağlıklı hücrelerinden geliştiğini ve her hücrenin kişiye özel genetik şifre taşıdığına da değinen Çalıkuşu, kanser hücresinin genetik haritasının çıkarılarak tedavide başarı oranının artığına dikkat çekti. Hastalığın seyri sırasında uygulanan moleküler genetik testlerin sayesinde, hangi ilacın hangi hastada daha faydalı olabileceğinin belirlendiğini dile getiren Çalıkuşu, “Böylece hastanın uygulanacak hedefe yönelik tedaviden göreceği faydanın ortaya çıkarılması mümkün olabiliyor. Günümüzde tümör hücrelerinde çoğalma yollarını keserek tümör hücrelerinin ölümüne yol açan son derece etkili ’akıllı ilaç’ ya da ’hedefe yönelik ilaç’ olarak da adlandırılan tedavilerin keşfedilmesi ise kanser tedavisinde yeni bir çığır açtı” diye konuştu. Prof. Dr. Çalıkuşu, bir hastaya kişiye özel tedavi seçeneği sunabilmek için kişinin kanser dokusu veya kanında dolaşan tümörün DNA’sının elde edilerek özel yöntemler ile tümörün akıllı ilaçlara uygun olup olmadığının test edildiğinin de altını çizdi.Günümüzde moleküler patoloji olarak adlandırılan hassas gen analiz yöntemleri ile tümörün kaynaklandığı organa bakılmaksızın kanserleşme sürecinde ana rol alan gen bozukluklarının tespit edildiğine değinen Çalıkuşu, “Sonuçlar ile günümüze kadar yapılan çalışmalar ve elde var olan hedefe yönelik tedavi ilaçları gözden geçirilerek hastaya uygun bir tedavi seçeneği olup olmadığına karar verilir” şeklinde konuştu. Bazı moleküler genetik testlerin ülkemizde de uygulanabildiğini, ancak çoğu geniş panel testlerinin Amerika ve Avrupa’daki bazı merkezlerde incelendiği bilgisini veren Çalıkuşu, “Hastaların kan ya da biyopsi örnekleri bu laboratuvarlara gönderilip alınan sonuçlara göre tedavileri planlanıyor. Genetik testler, başta akciğer, meme, malign melanom, kalın bağırsak ve böbrek kanserleri olmak üzere birçok kanser türünde kullanılıyor” diyerek sözlerini tamamladı. Kaynak:İHA

Taş Devrinden Kalan Diş Plakları Kayıp Mikropları Ortaya Çıkarıyor

Almanya ve ABD'den bir grup araştırmacı, insan kalıntılarından elde edilen diş plaklarından çıkardıkları DNA’ların şifresini çözmek için bir araya geldi. Ekip, dizilimleri kullanarak canlı oldukları dönemde bakterilerin kullandığı proteinleri tekrar üretmeyi başardı. İnsan vücudunda yaşayan mikroplarla ilgili son derecede önemli bu çalışmada artık insan vücudu ekosisteminin bir parçası olmayan bakteriler hakkında daha önce bilinmeyen bilgilere ulaşıldı. Uzmanlara göre elde edilen bulgular, gelecekte yeni ilaç tedavilerinin geliştirilmesinde kullanılır. Diş plakları ve mikroorganizmalar arasında nasıl bir ilişki var? Kireçlenmeyle oluşmuş diş plağı (tartar), mikroorganizmaların barınması için uygun bir alan oluşturur. Her gün diş fırçalama ve diş ipi kullanma yönündeki diş hekimi tavsiyelerinin sebebi de budur.Bakteriler için barınma alanı sağlaması sayesinde, bilim insanları binlerce yıllık insan kalıntılarını kullanarak üzerinde çalışma yapabilecek küçük DNA parçaları çıkarmayı başardı. Bu parçaları kullanan araştırmacılar, genetik dizilimleri oluşturabilmek için hummalı bir çalışma gerçekleştirdi.Massachusetts'teki Harvard Üniversitesi'nden Antropolog olan Christina Warinner çalışmayı şu sözlerle anlattı: "Tipik bir bakteri genomunun uzunluğu 3 milyon baz çifti kadardır. Bizim çalışma sırasında ulaşabildiğimiz binlerce yıllık DNA’lar ortalamada 30 - 50 baz çifti uzunluğundaki parçalardan oluşuyordu. Başka bir deyişle, her bir antik bakteri genomunu 60.000 parçalı bir yapboz gibidir. Her bir diş tartarı parçasında da milyonlarca genom bulunur." Mevcut çalışmada bu parçaların anlamlı bir şekilde bir araya getirilebilmesi için, araştırmacılar küçük DNA parçalarından bütün bir genomun oluşturulabildiği “de novo birleştirme tekniği” adı verilen bir işlem geliştirdi. Yalnızca bazı parçaları olan ve referans alınabilecek resmi olmayan bir yapbozu tamamlamaya benzeyen bu çalışma 3 yılda tamamlanabildi ve bakteri genomları yeniden oluşturuldu. Araştırma sonuçları şaşırtıcı Araştırma sonucunda, en fazla yüksek kaliteli dizilimin, Chlorobium adı verilen bir tür bakteriye ait olduğu belirlendi. Enerji elde etmek için, ışık kullanarak kükürdü oksitleyen bu mikroorganizmalar, ışığa ihtiyaç duymaları nedeniyle, pek fazla ışık almayan insan ağzında yaşaması beklenen türden canlılar değil. Araştırmacılar bu bakterilerin insanların her ağzını açtığında bir miktar ışık alarak hayatta kalmış veya gölet suyu içmenin bir sonucu olarak insan ağzına yerleşmiş olabileceğini düşünüyor. Bir başka soru da günümüzde bu bakterilerin neden ağzımızda bulunmadığı. Araştırmacılar bunun sebebinin de davranış ve beslenme alışkanlıklarındaki değişim olabileceğini, ancak bu aşamada kesin olarak bilinemeyeceğini söylüyor. Kaynak: Science Dergisi

Elon Musk’ın Beyin Çipi Neuralink İnsan Çalışmalarında Artık Kullanılabilecek

ABD Gıda ve İlaç İdaresi’nin onayı, bir robot tarafından beyne cerrahi olarak yerleştirilen ve beyin aktivitesinin kodunu çözebilen ve onu bilgisayarlara bağlayabilen bir cihaz geliştiren şirket için bir kilometre taşı olacak. Şirket şimdiye kadar sadece hayvanlar üzerinde araştırma yürüttü. Neuralink, sosya medya üzerinden  “İnsanda ilk klinik çalışmamızı başlatmak için FDA’nın onayını aldığımızı paylaşmaktan heyecan duyuyoruz!”  “bir gün teknolojimizin birçok kişiye yardım etmesine izin verecek önemli bir ilk adım” duyurusunda bulundu. ABD’li iş insanı Elon Musk gönderiyi retweetleyerek ekibini tebrik etti. Kaynak: Basın Bülteni

İdrarda Kanser Koklayan Solucanlar Erken Teşhisle Hayat Kurtarabilir

Japon start-up’u Hirotsu Bio Science, solucanlar gibi beklenmedik bir müttefikle erken kanser tarama tekniğinde yeni bir sayfa açıyor.  Şirket, erken evre kanserlerini (0 ile 1 arası) endoskopi, ameliyat veya kan testiyle rahatsızlık verici ve pahalı yöntemlerle taramak yerine, hastalardan sadece idrar örneği istiyor. Hirotsu Bio Science’ın Teknolojiden sorumlu Başkanı Eric di Luccio, Euronews’e İdrar numunelerinde birincil kanser taramasını “çığır açan” bir teknoloji olarak degerlendirdi. Semptom gösteren hastalarda kanser tespit edilirken, sağlıklı hastalarda kanser arayışı “tarama” olarak tanımlanıyor.  Amerikan Kanser Derneği’nin yeni bir raporuna göre, tespit ve tarama sayesinde kanser ölümleri azalıyor. Nobel Ödülleri ve Kokulu Kanserler Hirotsu Bio Science’ın önde gelen ürünü N-Nose, idrar numunelerinde solucanların koku alma duyusunu kullanan, acısız bir kanser tarama süreci. Caenorhabditis elegans veya C. elegans bilimsel adlı bu solucanlar, günlük olarak nematod, yuvarlak solucan veya ipliksi solucan olarak da biliniyor. Bu zararsız tür, toprak ortamları gibi nemli ve sıcak yerlerde bulunan bir milimetre uzunluğunda bir canlı. Bu model Fizyoloji,Tıp ve Kimya Nobel Ödülü aldı Bilimsel genetik çalışmalarında düzenli olarak kullanılan bu model organizmaların araştırmaları 1960’larda başlamış ve üç Nobel Ödülü kazanmış (2002 ve 2006’da Nobel Fizyoloji veya Tıp Ödülü ve 2008’de Nobel Kimya Ödülü). Şirketin kurucusu Dr. Takaaki Hirotsu, seneler boyunca solucanların koku alma duyusunu araştırırken, idrar gibi vücut sıvılarında kanser kokusunun olduğuna dair apayrı bir araştırma bulup, 2015 yılında solucanların kanser kokusunu alabildiğini keşfetmiş. Di Luccio, “Kanser kokusunu biz alamayız, köpekler ise kanser kokusunu almak için eğitilebilir, ama yuvarlak solucanlar kokuya doğal olarak tepki veriyor” dedi. Solucanlar yollarını bulmak, yiyecek bulmak ve tehlikeden kaçınmak için koku alma duyularına güveniyor. Çalışma şekli Testi gerçekleştirmek için, laboratuvar çalışanları idrar örneğini ve solucanları bir Petri kabına koyuyor. Nematodlar, “kanser varlığı” kokluyorsa idrara doğru ilerliyor, yoksa idrardan uzaklaşıyorlar. Henüz Japonya dışında mevcut olmayan N-Nodes testi şu anda safra kanalı, mesane, meme, kolorektal, safra kesesi, böbrek, karaciğer, akciğer, pankreas, prostat, özofagus, ağız, yumurtalık, mide ve rahim kanserleri dahil 15 farklı kanseri tespit ediyor. Japonya’daki müşteriler yaklaşık 90 dolar (2 bin TL) karşılığına internet üzerinden bir test kiti satın alabiliyor ve numunelerini evlerinden aldırabiliyor ya da start-up ile işbirliği yapan bir eczaneye bırakabiliyorlar. Hataları azaltmak için numune ve solucanlarla yapılan test 20 kez otomatik olarak tekrarlandığı bir sistemden geçiriliyor. Dört hafta sonra müşteriler, posta ile A ile E arasında sonuçları alıyorlar. E sonucu yüksek kanser riskine işaret ederken, A sonucu kanser varlığı olmadığını belirtiyor. N-Node testlerinin 0 evre kanserler için tarama yöntemi çok hassas olsa da (doğruluk oranı yüzde 94,7), kanserler genelinde testler yüzde 86,3 doğru. Start-up’ın internet sayfası, pozitif bir test sonucunun kanser olmadığını teyit etmediğini ve ‘yüksek kanser riski’ test sonuçlarının da mutlaka kanserin varlığına işaret etmediğini uyarıyor. Di Luccio, “Müşteriler sonuçlarını aldıklarında, risk ölçeğine bağlı olarak nasıl ilerleyeceklerine dair bir grafik paylaşıyoruz, tabii müşteriler her zaman bizi arayabilir ve rehberlik de alabilir” dedi. Testi pozitif çıkan müşterilerin, N-Nose’un birincil tarama yönteminden sonra bir hastanede daha ileri testler için doktorlar ile temasa geçmeleri tavsiye ediliyor. Nematodlar 15 çeşit kanseri tespit edebiliyor. Hirotsu Bio Science’dan bilim insanı Dr. Masayo Morishita Euronews’a yaptığı açıklamada, “Nematodlar 15 çeşit kanseri tespit edebiliyor, ancak kanserler arasındaki örüntüleri de bulmaya çalışıyoruz” dedi. Şirket, bir hastanın idrar numunesine dayanarak kanser türünü ayırt etmek için vücudun ürettiği uçucu organik bileşik kimyasallarını tanımlamaya odaklanıyor. Sene başında, start-up ilk kanser türüne özgü testini ticarileştirdi. N-Node artık bir müşteriye pankreas kanseri hastası olup olmadığını söyleyebiliyor. Yayıldığında oldukça ölümcül olan bu tür kanseri taramak genellikle mümkün değil. Uzman Di Luccio’ya, “Steve Jobs pankreas kanserinden öldü ve bu türün erken teşhisi gerçekten çok zor. Tespit edildiğinde ise genellikle çok geç kalınmış oluyor ve ölüm oranı yüksek oluyor” dedi. En çok kanser vakaları olan ülkeler arasında 2020 yılında 20. sırada yer alan Japonya’da, N-Nose testini yaptıranlar sayısı 350 bin den fazla. AB verilerine göre Avrupalıların yarısının hayatlarının bir döneminde kansere yakalanacağı tahmin ediliyor. Hirotsu Bio Science laboratuvar şu anda ürününü Avrupa da dahil olmak üzere dünya çapında piyasaya sürmek için ortaklar arıyor. Kaynak:AA

8 Mayıs Dünya Talasemi Günü Nedir

8 Mayıs Dünya Talasemi Günü dolayısıyla açıklama yapan Prof. Dr. Kılınç, "Talasemi, genetik bir bozukluk sebebiyle hemoglobin zincirinden en az birinin gerekenden az üretilmesi sonucu ortaya çıkan bir hastalıktır" dedi. Prof. Dr. Kılınç, Türkiye'de taşıyıcı oranı yüksek olduğundan, evlilik öncesi eşlerin, özellikle akraba evlilikleri durumunda aynı genetik materyali taşıyan bireylerin her birinin talasemi testi yaptırmasının zorunlu kılındığına dikkat çekti.Talasemi genetik geçişli bir hastalıktır Talesemide eşlerin her ikisinin de taşıyıcı olduğu durumların risk oluşturacağını belirten Prof. Dr. Kılınç, şu bilgileri paylaştı: "Talasemi, kalıtsal genetik geçişli hastalık olup, hasta bebek doğması için hem annenin hem de babanın taşıyıcı durumda olması gerekir. Eşlerin her ikisinin taşıyıcı olduğu durumda yüzde 25 hasta, yüzde 25 sağlam, yüzde 50 taşıyıcı çocuk doğma ihtimali vardır ve bu ihtimal her gebelikte aynıdır.Eğer eşlerden biri taşıyıcı, diğeri sağlamsa doğacak bebek yüzde 50 sağlam, yüzde 50 taşıyıcı olur. Eşlerin her ikisinin de taşıyıcı olduğu durum risklidir, doğum öncesi tanı gerektirebilir. Gebeliğin 8-12'nci haftaları arasında perinatoloji (yüksek riskli gebelik) hizmeti veren kadın doğum kliniklerine başvurması gerekir. Talaseminin ağır formunda, yani çocuğun yaşamın ilk üç yılında kan nakline başlandığı ve hayat boyu alyuvar nakline bağlı olduğu duruma "talasemi majör" denir. Hastalık ilk kez Akdeniz çevresi ülkelerde tanımlandığı için de "Akdeniz Anemisi" adıyla da anılır. Kalıtsal bir hastalık olduğundan, akraba evlilikleri sonucu, hasta çocuk doğma riski artar. Çocuğun yaşamın 3-6'ncı ayları arasında soluk, karaciğer ve dalak büyüklüğüne bağlı karın şişliği ile huzursuzluk sorunu yaşayabileceğine değinen Prof. Dr. Kılınç, "Çocuk, yaşamını devam ettirebilmesi, büyüme ve gelişimini normal sürdürülebilmesi için düzenli alyuvar aktarımına ihtiyaç duyar. Ancak her alyuvar aktarımında vücuda demir alınır, her 1 ml alyuvar ile 1.16 mg demir de vücuda alınmış olur" ifadelerini kullandı. Tedavi edilmezse komplikasyonlara yol açar. Hastaya aktarılan her bir ünite eritrosit ile yaklaşık 200 mg. demirin vücuda girdiğini kaydeden Prof. Dr. Kılınç, tedavi ve takip süreciyle ilgili şunları söyledi: "Düzenli kan aktarımları sonucu vücutta karaciğer, kalp, endokrin organlarda (sistemi oluşturan salgı bezleri, hipotalamus, hipofiz, tiroit, paratiroit, pankreas, yumurtalıklar, böbreküstü bezi, vb.) demir birikir ve yerleştiği organda hasara sebep olur. Deri altından enjeksiyon uygulamasında, tablet, granül veya süspansiyon formlarında demir bağlayıcı ajanlar vardır. Bu aşamada hastanın klinik ve laboratuvar tetkiklerinin tam teşekküllü bir sağlık kuruluşunda takibi gerekir. Hematolog yoksa çocuk hekimleri veya dâhiliye uzmanları da hastayı izleyebilir. Her ay kontrolle ferritin ve komplikasyonlar izlenmelidir."Her başlanan ilacın etkisi hakkında yorum yapabilmek için en az üç ay tek ilaç veya kombine tedavi uygulanmasını ve sık ilaç değiştirilmemesi gerektiğine vurgu yapan Prof. Dr. Kılınç, hastanın 10 yaşından itibaren sıkı takibi ve yılda en az bir kez tüm sistemlerinin, özellikle endokrin komplikasyonlarının tetkiklerle izlenmesinin büyüme ve gelişme takibi açısından önemli olduğunu ifade etti. Erken tanı ve tedavi büyük önem taşıyor. Talasemide erken tanı ve tedavinin büyük önem taşıdığının altını çizen Prof. Dr. Kılınç, sözlerini şöyle sürdürdü: "Talasemi, mutasyonu klinik seyrine göre "talasemi majör" veya "talasemi intermedia" olarak adlandırılır. Talassemi intermedialı hasta da homozigot durumda olduğu halde eritrosit transfüzyonlarına ihtiyaç duymaz veya başka sistemik hastalıkların eşlik ettiği durumda transfüzyon ihtiyacı olabilir. Ağır seyirli talasemi majorlu hastalar ise klinik yönden daha dikkatle izlenmelidir. Tedavide, doğum öncesi tanı programı ile ağır hastaların doğması önlenebilir. Her iki eş taşıyıcı ise gebe olduğu anlaşılır anlaşılmaz, gebeliğin erken dönemlerinde doğum öncesi tanı merkezlerine başvurulmalıdır." Doğum öncesi tanılamanın önemine de değinen Prof. Dr. Kılınç, şunları kaydetti: "Doğum öncesi 8-13'üncü haftalar arası chorion villus örneklemesi (plasentadan biyopsi alınması), 16-20'nci haftalarda kordosentezle olabilir. Bütün tetkik ve tedaviler 20'nci haftada tamamlanmalıdır. Çocuğun ağır mutasyonları taşıdığı biliniyorsa en kati çözüm doku grubu tutan kardeşler veya akrabaları varsa kök hücre naklidir. Bu seçeneği kullanamayan hastalar düzenli transfüzyon ve şelasyon tedavisi ile normal yaşam sürdürebilir. Erken tanı ve tedavinin başlandığı hastalarda komplikasyonlar da önlenebilir. Talasemi erken tanı konulduğu ve tedavi edildiği durumda korkulacak bir hastalık değildir. Düzenli takip ve tedavilerini almak üzere, hastaların çalışmalarında da sakınca yoktur." Kaynak:İHA

Sığır Aort Damarından İnsan Aort Damarı Üretildi

Ankara Üniversitesi Kimya Bölümü Biyokimya Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Burak Derkuş ile yüksek lisans ve doktora öğrencilerinden oluşan ekibi, İngiltere'nin Nottingham Üniversitesi, İsviçre'den AO Araştırma Enstitüsü ile Orta Doğu Teknik Üniversitesi ve Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi araştırmacıları iş birliğiyle, sığır aort damarlarından insanda kullanılabilecek doğal aort damarı üretti. Kesimhanelerden elde edilen sığır aort damarları, laboratuvar ortamında 'deselülerizasyon' teknolojisiyle hücrelerinden arındırılarak, yenilikçi bir biyomalzemeye dönüştürülüp, 3D biyoyazıcı aracılığıyla yeni aort damarları oluşturuldu. Elastik bir yapıya sahip yeni aort damarları, mekanik olarak dayanıklı yapısını yosun kaynaklı bir biyopolimerden, üstün biyolojik özelliklerini ise hücresizleştirilmiş aort dokusundan aldı. "Aort damar eş değerleri üretim gerçekleştirdik" Doç. Dr. Burak Derkuş, aort damarının kalpten çıkan ve vücuttaki diğer tüm atardamarları besleyen en büyük damar olduğunu söyledi. Doç. Dr. Derkuş, aort damarının bir insan ömründe ortalama 200 milyon litre kanın aktarımından sorumlu olduğunu ifade ederek, "Özellikle sağlıksız beslenme, sigara kullanımı ya da genetik geçişli hastalıklardan dolayı bazen aort daralması gibi problemler ortaya çıkabilmektedir. Bu tür durumlar ileri aşamalara geçerse ve özellikle cerrahi işlemlere gereksinim duyulursa, burada sentetik aort greftleri ya da damar vasküler greftler kullanılmaktadır. Bunlar da bir aort damarının gösterdiği biyolojik aktiviteyi ya da fonksiyonu gösterememektedir. Bizim çıkış noktamız burasıydı. Biz ekibimizle birlikte sentetik aort greftlerine alternatif yüzde yüz doğal, aort damarının kendisinden üretebilen ultra elastik, dikişlenebilir, sızdırmaz aort greftlerini tasarladık. Yüzde yüz doğal ve aort dokusunun kendisinin kullanımıyla ve 3 boyutlu basım teknolojisinin getirdiği avantajları da kullanarak orijinal bir aort damarının geometri ve boyutlarını da göz önünde bulundurarak aort damar eş değerleri üretimini gerçekleştirdik" dedi. 3 Boyutlu Basım Teknolojisi Sığır aortlarını kullanarak çalışmayı gerçekleştirdiklerini söyleyen Doç. Dr. Derkuş, "Burada ilk olarak aort dokusunu temizliyoruz. Ardından küçük parçalara ayırıyoruz ve çeşitli kimyasalların, deterjanların ya da enzimlerin kullanımıyla bu aort dokularını hücrelerinden arındırıyoruz. Ayrıca nükleer materyallerden de arındırıyoruz. Amacımız hem hasarlı hücrelerinden hem de immün yanıt oluşturmaması için nükleer materyallerinden arındırılmış bir aort dokusunun geri kalan baz kısmını yani biyokimyasal kısmını koruyarak elde etmektir. Ardından bunları 3 boyutlu basım teknolojisi ile yeniden işleyip yeni aort eş değerleri üretiliyor. Daha sonra bunlar kök hücreler ya da hastanın kendi hücreleri ile yeniden canlandırılarak, canlandırılmış bir biyoyapay aort damarı elde ediliyor" dedi. Kaynak:Basın Bülteni

Yeni Nükleer Tıp Merkezleri Yalnızca Hastane Bünyesinde Açılabilecek

Bakanlığın ilk defa bu alana yönelik spesifik düzenlemeleri içeren "Nükleer Tıp Hizmetleri Yönetmeliği" ve "Radyasyon Onkolojisi Hizmetleri Yönetmeliği" bugünkü Resmi Gazete'de yayımlandı. Ayrıca Radyoloji Hizmetleri Yönetmeliği'nde değişiklikleri içeren düzenlemeler de bugünkü Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girdi. Bu kapsamda, "Nükleer Tıp Hizmetleri Yönetmeliği" ile nükleer tıp merkezlerinin çalışma esasları, personelin görev ve sorumlulukları, merkezlerdeki cihazların sınıflandırılması, denetim ve yaptırımlar ile yasal radyasyon dozlarına ilişkin usul ve esaslar düzenlendi. Nükleer Tıp Hizmetleri Yönetmeliği Resmi Gazete'de Yönetmelik kapsamında, merkezlerde kullanılacak cihazlar; iyonlaştırıcı radyasyon kaynağı içeren ve içermeyen cihazlar ile yapay zeka ve robotik cihaz teknolojileri olarak üç gruba ayrılacak. Yeni nükleer tıp merkezleri sadece hastaneler bünyesinde açılacak. Merkezler ve merkezlerde kullanılacak cihazlar, Bakanlıkça planlanacak ve yeni merkezlerin sadece hastane bünyesinde açılmasına izin verilecek. Hem yeni merkezler hem de bu merkezlere eklenecek yeni birimler için Bakanlıktan ön izin alınması gerekecek. Ön izin başvurusu, özel hastanelerde ve tıp merkezlerinde mesul müdür ve özel hukuk tüzel kişilerde şirketi temsile yetkili olanlar tarafından yapılacak. Ön izin belgesi, alındığı tarihten itibaren 2 yıl içerisinde ruhsat veya faaliyet izin belgesi alınmaması halinde iptal edilecek, belge bir ruhsat veya faaliyet izin belgesi yerine geçmeyecek. Merkezler, yapılacak inceleme ve değerlendirmelerin ardından Bakanlıkça düzenlenen ruhsat veya faaliyet izin belgesiyle açılacak. Ruhsatın veya faaliyet izin belgesinin tanzim edilmesinden itibaren bir yıl içinde fiilen faaliyete geçmeyen merkezin ruhsatı veya faaliyet izin belgesi iptal edilecek. Mevcut merkezler, 2 yıl içinde faaliyet/izin belgesini yenileyecek. Merkezler, Bakanlıkça kabul edilmiş ulusal ve uluslararası standartlara uygun yöntemler kullanılarak faaliyet gösterecek. Nükleer tıp merkezleri, ilgili mevzuat hükümlerine göre Uluslararası Sağlık Turizmi Yetki Belgesi alarak uluslararası sağlık turizmi faaliyeti gösterebilecek. Personelin, Nükleer Düzenleme Kurumunca (NDK) belirlenen doz sınırları altında olmak üzere mümkün olan en düşük düzeyde radyasyona maruz kalınması için gerekli önlemlerin alınması sağlanacak. Yönetmelikte, kontrollü alanlarda iyonlaştırıcı radyasyon kaynakları ile çalışan personelin kişisel dozimetre kullanma zorunluluğu, yıllık doz sınırlarına ilişkin düzenlemeler de yer aldı. Mevcut nükleer tıp merkezleri, bugünden itibaren 2 yıl içerisinde yönetmelik hükümlerine uyum sağlayarak ruhsatını veya faaliyet izin belgesini yenilemek zorunda olacak. Radyasyon Onkolojisi Hizmetleri Yönetmeliği Resmi Gazete'de yayımlanan Radyasyon Onkolojisi Hizmetleri Yönetmeliği ile de bu hizmetlerin sunulduğu sağlık kurum ve kuruluşlarının faaliyetlerine, standartlarına ve denetlenmesine ilişkin usul ve esaslar da düzenlendi. Radyasyon Onkolojisi Hizmetleri Yönetmeliği yayımlandı. Bu kapsamda, yeni radyasyon onkolojisi merkezlerinin sadece hastane bünyesinde açılmasına izin verilecek. Merkezlerin çalışma esasları, personelin görev ve sorumlulukları, yasal radyasyon dozları, denetim ve yaptırım esaslarına yönelik düzenlemelerin yer aldığı yönetmelik çerçevesinde mevcut radyasyon onkolojisi merkezleri, bugünden itibaren 2 yıl içerisinde yönetmelik hükümlerine uyum sağlayarak faaliyet izin belgesini yenileyecek. Öte yandan Radyoloji Hizmetleri Yönetmeliği'nde yapılan değişiklikle NDK ve Uluslararası Atom Enerjisi Kurumu ile yürütülen çalışmalar sonucunda, uluslararası mevzuat ve yıllık eş değer doz sınırına ilişkin güncelleme yapıldı. Kaynak.AA

Kanser Artık 6 Ay Önceden Tespit Edilebilecek

Akciğer, prostat ve meme kanserleri, dünyada en yaygın görülen 3 kanser türüdür. Öte yandan kalp ve damar hastalıkları, beyin kanaması ve trafik kazasının ardından kanser, en sık görülen ölüm sebepleri arasında da yerini alıyor. Kanser, kesin tedavisi olmamakla birlikte erken teşhisin en önemli olduğu hastalıklardan biridir. Bu alanda yapılan araştırmalar ise her geçen gün iyi sonuçlar veriyor. Son olarak İngiliz bilim insanlarının yaptığı araştırma, erken teşhisin önemini bir kez daha kanıtladı. 6 AY ÖNCEDEN TESPİT EDİLEBİLİR İngiltere Kanser Araştırmaları Vakfı uzmanlarına göre, tüm kanser türleri için evrensel bir tedavi mümkün olmayabilir ancak kanserle mücadele erken teşhis ile kazanılabilir.  Bilim insanları 400'den fazla akciğer kanseri hastasını takibe aldı. 9 yıl boyunca düzenli olarak yapılan biyopsilerde kanserli hücrelerin, tedaviden kaçmak için sonsuz değişim potansiyeline sahip olduğu görüldü. Bu durumu "genetik kaos" olarak nitelendiren bilim insanları, DNA'yı okuyan hücresel mekanizmanın da bozulduğunu ve bu sebeple bazı kanser türlerinin daha agresif hale geldiğini söylüyor. Rastgele mutasyonların yani "genetik kaos"un daha yüksek olduğu tümör hücrelerinin, ameliyattan sonra vücudun diğer bölgelerinde nüksetme olasılığının da arttığı ifade ediliyor. ERKEN TEŞHİS HAYAT KURTARIR Araştırmacılar erken teşhis için ise umut vaad eden bulgulara erişti. Kan tahlilinde tümörün DNA'sına ait parçaların analiz edilmesiyle hastalığın nüks riski, tomografi taramasından 200 gün önce tespit edilebildi. Araştırmacılar bulguların gelecekte tümörlerin nasıl yayılacağını tahmin edilmesinde fayda sağlayacağını söylüyor. Kaynak:DHA

Medikal ve Sağlık Sektörü, 28. Expomed Eurasia Fuarı'nda Buluşacak

Pandemide kritik sorumluluklar üstlenen medikal ve sağlık sektörü, 2-4 Haziran 2021’de 28. Expomed Eurasia Fuarı’nda buluşacak. Tüyap Fuar ve Kongre Merkezi’nde, hibrit anlayışıyla düzenlenecek Uluslararası İstanbul Tıbbi Analiz, Teşhis, Tedavi, Koruma, Rehabilitasyon, Laboratuvar Ürün, Cihaz, Sistem, Teknoloji, Donanım ve Hastaneler Fuarı, üç önemli online etkinliğe de sahne olacak. Medikal ve sağlık fuarı Expomed Eurasia, Tüm Tıbbi Cihaz Üretici ve Tedarikçi Dernekleri Federasyonu (TÜMDEF) ve bağlı dernekleri, Türkiye Sağlık Endüstrisi İşverenleri Sendikası (SEİS) ve Sağlık Gereçleri Üreticileri ve Temsilcileri Derneği (SADER)  iş birliği ile hazırlanıyor. Pandemi sürecinde çok fazla kullanılan maskelerden dezenfektanlara, hastane yataklarından, ekipmanlarına kadar her türlü tıbbi cihazın ziyaretçilerle buluşacağı Expomed Eurasia, hibrit formda gerçekleştirilecek. Tüyap’ın grup şirketlerinden Reed Tüyap Fuarcılık’ın organize edeceği Expomed Eurasia’ya, hastane yapı ve tıbbi tesis yönetimi, ortopedi, fizik tedavi ve rehabilitasyon, reçetesiz ilaç (OTC), elektro medikal ekipman, medikal ve laboratuar teknolojileri, sarf malzemeler ve tek kullanımlık tıbbi ürünleralanlarındaki üretici, ihracatçı ve temsilci firmalar katılacak. "DİJİTAL DÖNÜŞÜME CİDDİ YATIRIM YAPTIK" Fuarla ilgili bilgi veren Reed Tüyap Fuarcılık Genel Müdürü Ali Muharremoğlu, "2021 yılında Expomed’i yepyeni bir formatta organize ederek medikal sektörü bir araya getireceğiz. Temellerini geçtiğimiz yıllarda attığımız hibrit fuar anlayışını daha da geliştirerek sektörü yenilikçi bir fuar konseptiyle tanıştıracağız. Kovid-19 sürecinde daha da hızlı bir şekilde dijitalleşmek zorunda kalan dünyaya fuarcılık sektörü olarak bizler de kayıtsız kalmadık. Yaşanan bu dijital dönüşüme beş senedir çok ciddi yatırım yaptık ve şimdi bir adım daha ileriye giderek tüm iş yapış modellerimizi dijital ortama uygun hale getiriyoruz" dedi. "DİSTRİBÜTÖR BULMA PLATFORMU KURDUK" "Bu seneden itibaren kapsamlı bir şekilde hayata geçirdiğimiz hibrit fuar anlayışımız doğrultusunda Expomed Fuarımızı tematik online etkinliklerle daha da güçlendiriyoruz” diyen Ali Muharremoğlu, fuarla eş zamanlı düzenlenecek online etkinlik hakkında şu bilgiyi verdi: "Fuar ile eşzamanlı olarak gerçekleşecek online etkinliğimiz 2-4 Haziran tarihlerindeki ‘Distribütör Günleri’olacak. Expomed Fuarımız sadece bir ürün alım satım platformu değil aynı zamanda katılımcı firmaların distribütörlük ağlarını oluşturmaları ve yeni pazarlar keşfederek mevcut iş ağlarını daha da geliştirebilecekleri bir buluşma noktasıdır. Bu bakımdan sadece distribütörlük görüşmelerine odaklı olarak Business Connect Programı üzerinden gerçekleşecek bu üç günlük etkinlikte, hem katılımcı firmalar yepyeni bölgelerde ve ülkelerde temsilcilikler bulabilecek; hem de fuarımıza katılan uluslararası firmalar, Türkiye ve yakın coğrafyamızda kendilerini temsil edebilecekleri iş ortaklarını Distribütörlük Günleri kapsamında bulabilecekler." "EXPOMED ONLİNE ETKİNLİKLERLE DAHA GÜÇLÜ" Reed Tüyap Fuarcılık, Business Connect Programı üzerinden Expomed Fuarı’ndaki katılımcı firmaları en doğru potansiyel iş ortaklarıyla ve müşterileriyle de online platformda buluşturacak. Expomed Eurasia Hybrid+ kapsamında online Business Connect Programı üzerinden 3 ana online etkinlik olacak. Bunların ilki 26-27 Mayıs 2021 tarihlerinde gerçekleşecek Hastane Günleri olacak. Bu online B2B etkinliğinde; hastane altyapısı ve malzemeleri, elektro medikal cihaz ve ekipmanlar, medikal sarf malzemeler ve reçete dışı satılan gıda takviyesi, vitamin gibi ürünler alanında ürün ve hizmet gamı bulunan katılımcı firmalar en doğru alıcı kitleleri ile iki gün boyunca online platform üzerinden bir araya gelecek. 3 GÜNLÜK FUARA, 3 AY İŞ GÖRÜŞMESİ İMKANI Reed Tüyap, yeni nesil fuarcılık anlayışının bir parçası olarak Expomed Eurasia’daki iş görüşmelerini sadece fuar günleri ile sınırlı tutmayarak bu süreyi çok daha uzun bir döneme yayacak. Şirketin Genel Müdürü Ali Muharremoğlu, "9 Haziran-9 Eylül 2021 tarihleri arasında yine Business Connect Programı üzerinden katılımcılarımızın müşteri kitleleri ile ‘online iş bağlantıları’ yapmaları mümkün olacak. Bu sayede üç günle sınırlı olmayan bir fuar deneyimini dijital ortamda fuardan sonraki 3 ay boyunca hem katılımcılarımıza hem de ziyaretçilerimize yaşatabileceğiz” diyerek bu konuda bilgi verdi. "TÜM ÖNLEMLERİMİZİ ŞİMDİDEN ALDIK" Tüyap Fuar ve Kongre Merkezi’nin Türkiye’nin ilk TSE COVID-19 Güvenli Hizmet Belgesi almaya hak kazanan fuar alanı olduğunu söyleyen Muharremoğlu, konuşmasını şöyle sürdürdü: "Geçen yıl sıkı biyogüvenlik önemleri altında gerçekleşen Expomed Fuarı beklentilerimizin çok üstünde bir başarı sergiledi. Katılımcı firmalarımız fuardan oldukça memnun ayrıldı.Tüm paydaşlarımızın sağlığı bizim için her zaman öncelikli olmuştur. Bu nedenle 2-4 Haziran 2021 tarihinde alanda gerçekleşecek Expomed Fuarımız için de alandaki tüm önemlerimizi şimdiden almış durumdayız. HES kodu sorgulaması, maske zorunluluğu, metrekare başına düşen kişi sayısı gibi tüm konuların katılımcı ve ziyaretçilerimizin konforunu en az etkileyecek şekilde hayata geçirebilmek için uzman bir heyetimiz bulunuyor. Ayrıca, temassız fuar anlayışıyla katılımcı firmalarımızın ve ziyaretçilerimizin fuar alanındaki deneyimini en üst seviyeye çıkartıyoruz. 

ASELSAN Kovid-19 Tespiti için Tanı Kiti Geliştirdi

ASELSAN tarafından Kovid-19 salgını sonrasında başlatılan çalışma sonunda hızla geliştirilen ve patent başvuruları yapılan mikroelektronik optik tabanlı virüs tanı sistemi, klinik test aşamasına geldi Kovid-19 salgınının ortaya çıkmasıyla birlikte ASELSAN Araştırma Merkezi'nde, kimyasal ve biyolojik tehditlerin tespitine yönelik araştırmalar kapsamında elde edilen bilgi birikimiyle Kovid-19 tespitinde kullanacak şekilde bir cihaz geliştirme çalışması başlatıldı. Antikor tabanlı dijital tespite dayanan sistem, mercekler kullanılarak optik yöntemle tespit yapıyor. Hastalardan alınan örnekler tek kullanımlık kasetler üzerinde inkübe ediliyor. Hastadan alınan örneğin yer aldığı kartuş, yapay zeka yazılımıyla analiz ediliyor ve sonuç raporlanıyor. Virüs tanı sistemi, yapısı bozulmamış virüsün, kartuş içinde bulunan ve anahtar-kilit uyumuyla çalışan antikorlar tarafından tutularak optik temelli olarak tespit edilmesini sağlıyor. ASELSAN, sistemin kritik görülen bileşenleri için patent başvuruları yaptı. Bu sistemle Kovid-19, influenza gibi üst solunum yolu enfeksiyonu semptomlarını gösteren virüslerin tek kaset üzerinde aynı anda tespit edilmesi amaçlanıyor. Sistem testleri sırasında antijenler, inaktif ve aktif virüslerle çalışmalar yapıldı ve başarılı sonuçlar alındı. Virüs tanı sistemi için yüzde 99 test doğruluk oranına ulaşılması amaçlanıyor. Sistem, hastane testleri için etik kurul onay aşamasında bulunuyor. Hasta örnekleriyle çalışmalar ise yakında başlayacak. ASELSAN, öncelikli olarak Türkiye'nin ihtiyaçlarını karşılamayı, ardından ihracatı hedefliyor. - Salgına karşı hızlı çözüm ASELSAN Araştırma Merkezi Müdürlüğü Biyosavunma Araştırma Programları Biriminden Lider Mühendisi Didem Lale Özkan, virüs tanı sistemi konusunda yürüttükleri çalışmalar ve gelinen aşamaya ilişkin bilgi verdi. Şirketin 45 yıldır çok farklı alanlarda savunma sanayisine yönelik yerli ve milli çözümlerle ülke ihtiyaçlarını karşılamaya çalıştığını hatırlatan Özkan, salgın döneminin, sağlık alanında da yerli ve milli çözümlere ihtiyaç olduğunu ve hızlı çözümler üretilmesi gerektiğini ortaya koyduğunu söyledi. Özkan, kimyasal, biyolojik, radyolojik, nükleer (KBRN) tehditlerin tespitine yönelik bilgi birikimleriyle virüs tanı sistemine odaklandıklarına işaret ederek, "Kendi mühendislerimizin çalışmalarıyla yerli ve milli bir sistem geliştirdik. Mikroelektronik optik tabanlı bu sistemle Kovid-19 virüsünü tespit etmekteyiz." dedi. - Hastanelerin demirbaşı olacak Yeditepe Üniversitesi ve TÜBİTAK Biyogüvenlik Seviye 3 (BSL3) Laboratuvarı'nda onaylı testlerin tamamlandığını ifade eden Özkan, şöyle konuştu: "YÖK KBRN ekibi içinde yer alıyoruz. Üniversitelerimizle de bu anlamda temas halindeyiz. Cihazımız çok yakında hastanelerde yerini alacak şekilde çalışmalarımıza devam ediyoruz. Cihazımız optik tabanlı, dünyada ilk defa bu alanda ürünleştirilmiş bir sistem. Çoklu tanı yapabiliyoruz. Birden fazla hastalığı aldığımız sürüntü örneğiyle tek seferde tespit etme imkanımız var. 'İn vitro' bir sistem. Cihazımızdaki tek kullanımlık kasetleri değiştirerek sınırsız sayıda hastalığın tespiti için uygulama yapma imkanı tasarlayabiliriz. Sadece SARS Cov2 özelinde değil, sürekliliği olan, hastanelerde demirbaşa dönüşebilecek cihaz geliştirdik diyebilirim." Özkan, hastane klinik testlerinin tamamlanmasının ardından cihazın üretim sürecine başlanacağını ve hastanelerde yerini alacağını kaydetti. Kaynak : AA

Koronavirüs Tanı Laboratuvarları Hızla Yaygınlaştırılıyor

Sağlık Bakanlığınca, ülke genelinde 44 ilde 73 merkezin "Kovid-19 Tanı Laboratuvarı" olarak yetkilendirildiği bildirildi. Halk Sağlığı Genel Müdürlüğü tarafından, yeni tip koronavirüs (Kovid-19) tanı laboratuvarı yetkilendirilmesine ilişkin resmi yazı, 81 ilin valiliklerine gönderildi. Yazıda, ilk kez aralık 2019'da Çin'in Vuhan kentinde görülen Kovid-19 ile ilişkili vaka sayısının kısa süre içerisinde ciddi bir şekilde artarak pandemi haline dönüştüğü vurgulandı. Türkiye'de de hızla yayılmaya devam eden Kovid-19 kaynaklı enfeksiyonların tanısının Halk Sağlığı Genel Müdürlüğü (HSGM) Mikrobiyoloji Referans Laboratuvarı ve Biyolojik Ürünler Daire Başkanlığı koordinasyonunda yürütüldüğü belirtilen yazıda, "Bu amaçla ülke genelinde laboratuvar tanı kapasitesinin artırılmasına yönelik Kovid-19 Tanı Laboratuvarlarının yetkilendirilme çalışmaları başlatılmıştır." ifadesine yer verildi. Yazıda, şu bilgilere yer verildi: Bu kapsamda ilk aşamada ülke genelinde hizmet vermek üzere 37 Kovid-19 Tanı Laboratuvarı HSGM tarafından resmi olarak 21 Mart 2020 tarihi itibarıyla yetkilendirilmiştir. Bu laboratuvarlara ilaveten yetkilendirilmiş 36 Kovid-19 Tanı Laboratuvarı listesi yer almaktadır. Ülke genelinde toplam 44 ilde, 73 merkez Kovid-19 Tanı Laboratuvarı olarak yetkilendirilmiştir. İlgili laboratuvarlara Kovid-19 yetkilendirme ve protokol formları e-posta aracığıyla gönderilmiştir. Yetkilendirme ve protokol formları imzalanıp tarafımıza ulaştığında merkezler aktif olarak çalışacaklardır. HSGM tarafından resmi olarak yetkilendirilmemiş kamu, üniversite hastaneleri ve özel laboratuvarların Kovid-19 tanısına yönelik herhangi bir test yapma yetkileri bulunmamaktadır. Yetki verilmediği halde Kovid-19 tanı testlerini çalıştığı tespit edilen merkezler hakkında yasal inceleme ve akabinde cezai işlem başlatılacaktır. Yine Şehir Hastanesi statüsündeki 1.150 yatak kapasiteli Kartal Hastanesi’ni de bir süre önce hizmete sunduklarını hatırlatan Erdoğan, İkitelli Şehir Hastanesi’ni ise, 520’si yoğun bakım olmak üzere 2 bin 682 yatak kapasitesiyle mayıs ayında hizmete açmayı planladıklarını aktardı. Türkiye’nin en modern hastanelerinden biri olacak 1.000 yataklı Göztepe Şehir Hastanesi’nin inşasında da sona yaklaştıklarını, onu da eylül ayında hizmete alacaklarını belirten Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü: Böylece Türkiye, sağlık altyapısında zaten güçlü olan yerini, daha da sağlamlaştırmış olmaktadır. Kovid-19 hastalığı sürecinde tedbirlerimizi, hamdolsun, pek çok ülkeden daha erken aldık ve hayata geçirdik. Aşama aşama ilave tedbirleri de yürürlüğe sokuyoruz. Gıda konusunda da herhangi bir sıkıntımız yok. Ülkemiz, tüm temel gıda maddelerini kendisi ürettiği için, hem stoklarımız, hem de tedarik zincirlerimizin işleyişi, ihtiyacımızı karşılayacak düzeydedir. Kamu güvenliği konusunda ise milletimizin dirayetli tutumu ve emniyet birimlerimizin gayretleri neticesinde, kayda değer bir sıkıntı yaşamıyoruz. Bu vesileyle, tüm sağlık görevlilerimize, güvenlik güçlerimize, gıda ve ihtiyaç malzemelerinin halkımıza ulaştırılmasını sağlayan esnafımıza, üretimi devam ettiren sanayicimize ve işçilerimize şükranlarımı sunuyorum. Kaynak : AA

E-bülten için aşağıdaki bilgileri doldurmanız yeterli.

Giriş Yap

Şifremi Unuttum Kayıt Ol

Kayıt Ol

Şifremi Unuttum