Teknokentler

KTÜ Yerli İlaç Üretimi Hedeflerinin Hacmini Genişletiyor

Türkiye'de kurulan ikinci teknik üniversite olan Karadeniz Teknik Üniversitesinde (KTÜ) milli ve yerli üretime destek amacıyla Ar-Ge yapacak uygulama ve araştırma merkezlerinin sayısını artırmak için çalışmalara devam ediliyor. KTÜ bünyesinde ilk olarak, ülkenin milli ilaç üretimi hedefleri doğrultusunda 2018 yılında preklinik araştırmalarla ilaç etkin maddesi ve ilaç formülasyonları geliştirmek için İlaç ve Farmasötik Teknoloji Uygulama ve Araştırma Merkezi (İLAFAR) kuruldu. Doğu Karadeniz'de ilk ve tek olan, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığınca da desteklenen merkezde beşeri ilaç ağırlıklı olmakla birlikte veteriner ve zirai ilaçlara ilişkin çeşitli çalışmalar yapılıyor. Üniversitenin Ar-Ge çalışması yapacak ikinci merkezi ise medikal alanında hizmet verecek. Kanuni Kampüsündeki KTÜ Bilimsel Araştırmalar Merkezi binasının bir katında konuşlandırılan Medikal Cihaz Tasarım ve Üretim Uygulama ve Araştırma Merkezi'nin yönetmeliği 29 Mart 2021 tarihli Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girdi. "Katma değeri yüksek ürünler üretmeyi planlıyoruz"  Rektör Prof. Dr. Hamdullah Çuvalcı, AA muhabirine, 1955 yılında kurulan KTÜ'nün ülkenin dördüncü, teknik alanda ise ikinci üniversitesi olduğunu söyledi. KTÜ'nün teknik konularda daha da öne çıkması gerektiğini belirten Çuvalcı, üniversitenin aynı zamanda bölgeye hizmet veren tıp fakültesi ve hastaneyi de bünyesinde bulundurduğunu aktardı. Çuvalcı, ülkenin milli ve yerli konseptine dayalı üretim atağını çok önemsediğini ifade ederek, bu anlamda savunma ve havacılık sektörlerine gelen büyük heyecanı tüm alanlara yaymak gerektiğini vurguladı. Bu düşünce doğrultusunda KTÜ'nün yetkin alanlarından mühendislik ve tıp fakültelerindeki akademik altyapıda işbirliğini artırmak için harekete geçtiklerini dile getiren Çuvalcı, İLAFAR'ın ardından bu kez ülkenin öncelikli kalkınma alanlarından olan medikal cihazlar üzerine odaklanmayı seçtiklerinin altını çizdi. Çuvalcı, medikal cihaz alanında katma değeri yüksek ürünler üretilebildiğine dikkati çekerek, "Ülkemizden bu alan için büyük döviz çıktısı oluyor. Çok yüksek fiyatlarla dışarıdan ithal ettiğimiz ürünlere ilişkin çalışmaları, Medikal Cihaz Tasarım ve Üretim Uygulama ve Araştırma Merkezinde yapacağız. Prototip üretimlerini bu merkezimizde gerçekleştireceğiz." dedi. Merkezde mühendislerden oluşan 5 kişilik ekibin çalışmalara başladığını belirten Çuvalcı, "Bazı cihazlar alındı, yeni cihazlar da alacağız. İleride üretim için know-how aldıktan, geliştirdikten sonra iş adamı yatırımcılarla oturup lisans anlaşması yapacağız inşallah. Katma değeri yüksek ürünler üretmeyi planlıyoruz. Akademisyen altyapımız var, yeni eleman da alıyoruz. Merkez için plastik printerimiz var, metal printer de alıyoruz 3 milyon liraya." ifadelerini kullandı. Çuvalcı, medikal cihazların geniş kullanım alanı olduğunu ifade ederek, şu değerlendirmede bulundu: "Diş hekimliğinde kullanılan bazı ürünleri burada yapabileceğiz. Örneğin çene kemiğine monte edilen bazı implantlar burada yapılabilecek. Çok geniş ürün gamımız var. Merkez için ilk etapta 5 milyon liralık yatırım öngörüldü. İleride ürün Ar-Ge'si bittiği zaman burası aslında kendi kendini çevirebilecek. Şu anda videolu laringoskop, kalp-akciğer makinesi gibi bazı ürünler üzerinde Ar-Ge çalışmaları başladı. Ar-Ge çalışması kısa zamanda olacak bir şey değil, bununla ilgili altyapı, insan kaynağı, mekan önemli. Bizim bu anlamda böyle bir irademiz var." Üniversitelerin sadece bilimin yapıldığı, öğrenci yetiştirilen değil, topluma faydalı işlerin üretildiği yerler de olduğunu, bu manada toplumsal faydayı çok önemsediklerini vurgulayan Çuvalcı, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığının da çok güzel teşvikleri olduğuna işaret etti.  KTÜ bünyesindeki İLAFAR'a değinen Çuvalcı, "Şimdi ise Medikal Cihaz Tasarım ve Üretim Uygulama ve Araştırma Merkezi başladı. Yakın zamanda da manyetik malzeme üzerine bir üretim merkezi kurmayı planlıyoruz, buna ilişkin çalışmalarımız devam ediyor." diye konuştu. Çuvalcı, akademisyenlerden gelen ürün çıktısı olan çalışmaları her zaman desteklediklerinin altını çizerek, şunları kaydetti: "İLAFAR şuanda yaklaşık 1,5 milyon liralık cihaz istiyor. Vereceğiz, niye? Çıktısı var çünkü. Orada 7-8 akademisyenimiz heyecan ve gayretle ülkeye faydalı ürün geliştirmek için çalışıyorlar. Çalışana destek bizden ama ürün üretecek, bize diyecek ki, 'Ben şu uçağın, şu parçasını yapacağım' o zaman destek veriyorum. İnşallah güzel işler yapacağız. KTÜ teknik üniversite, 60 yıllık kültümüz, çok değerli hocalarımız var. Güzel işler yapacağımıza inanıyorum." Kaynak : AA

Toplumun Biyolojik Hafızası: Biyobanka

Biyolojik örneklerin toplandığı biyobankalar, kanser, nadir hastalık ve salgınlarla mücadelede önemli rol oynuyor. Teknolojinin sınırlı kaldığı araştırmaların ileride yapılabilmesi, biyobankalarla mümkün olacak. Türkiye'de 6 biyobanka bulunuyor. Tüm dünyada giderek yaygınlaşan salgınlar... Kanser, obezite gibi kompleks hastalıklar... Aşı, tanı ve tedavi protokollerinin geliştirilmesinin hızlanması, zorlu sağlık sorunlarının çözümünde önem kazanıyor. Bu noktada devreye biyobankalar giriyor. Biyobankalar, belirli bir hastalığa özel, biyolojik materyal ve verilerin toplandığı, kataloglandığı ve saklandığı platformlar... Biyobankalar toplumun biyolojik hafızasını oluşturuyor. Saklanan örnekler ve veriler, sadece onam verilen amaçlar için kullanılabiliyor. Türkiye'de farklı illerde 6 aktif biyobanka bulunuyor. Onlardan biri İzmir Biyotıp Genom Merkezi bünyesinde, 2017 yılından beri faaliyette... Merkezde kanser, nadir hastalıklar ve COVID-19 gibi enfeksiyon hastalıklarına yönelik araştırmalar, antikor temelli biyoteknolojik ilaçlar ile aşılar, erken tanı ve tedaviye yönelik yeni teknolojiler geliştiriliyor. 31 araştırma ekibi, biyotıp ve genom bilimlerinin farklı alanlarında çalışmalarını sürdürüyor. İzmir Biyotıp Genop Merkezi Biyobanka Platform Direktörü/Araştırma Grup Lideri Prof. Dr. Neşe Atabey ile Biyobanka Birim Yöneticisi Dr. Sanem Tercan Avcı, TRT Haber'in sorularını cevapladı. Biyobanka nedir ve önemini nasıl anlatırsınız? Biyobankalar, bir popülasyona veya belirli bir hastalığa özel, onam veren kişilerden sistematik olarak toplanmış biyolojik materyallerin ve bunlarla ilişkili verilerin toplandığı, kataloglandığı ve saklandığı platformlardır. Bu örnekler ve veriler biyobankalarda hastaların kimlik bilgileri kodlanarak, kişisel veri güvenlik ilkelerine uygun olarak saklanmakta ve araştırmacılar tarafından sadece onam verilen amaçlar için, hastanın mahremiyeti sağlanarak, yasal ve etik düzenlemelere uygun olarak kullanılabiliyor. Yeni bulaşıcı hastalık salgınlarının, kanser/obezite gibi kompleks hastalıkların giderek arttığı dünyamızda, bu hastalıklardan korunmaya yönelik aşıların, tanı ve tedavi protokollerinin geliştirilmesinin hızlanması, can kayıplarının azalması için güvenilir tanı kitleri, etkin aşılar ve ilaçlar geliştirilmesi, geliştirilen moleküllerin etkinliğinin hızla test edilmesi kritik öneme sahip. Tüm bu amaçlar için biyobanka standartlarına uygun olarak toplanmış/saklanmış biyolojik örneklere ihtiyaç var. İBG ne zaman kuruldu? Kaç laboratuvar ve bilim insanı çalışıyor? Hangi alanlarda çalışma yapılıyor? Dokuz Eylül Üniversitesi (DEÜ) bünyesinde kuruluş fikri 15 yıl öncesine uzanan, 2014’te Uygulama ve Araştırma Merkezi, 2015’te ise Araştırma Enstitüsü olarak faaliyete geçen İzmir Biyotıp ve Genom Merkezi (İBG), 2017 yılı ağustos ayında 6550 sayılı yasa kapsamında desteklenerek Türkiye’nin Yaşam Bilimleri alanında ilk “Tematik Araştırma Merkezi” olarak kamu tüzel kişiliği kazandı. İBG’de devam etmekte olan bilimsel çalışmalar genel olarak özellikle nadir hastalıklar ve kanser alanlarına odaklanmış olup, bu alanlarda genomik, epigenomik, biyoinformatik, hesaplamalı yapısal biyoloji, immünoloji, sinirbilim, biyomühendislik gibi farklı alanlarda yetkin araştırmacılar ile nöroloji, metabolizma, gastroenteroloji, onkoloji, hematoloji gibi alanlarda uzmanlaşmış klinisyenler bir arada yeni bilgi ve ürünler geliştirmek için multidisipliner bir yaklaşımla çalışıyor. İBG, araştırmalar sonucu üretilen bilgilerin özellikle nadir hastalıklardan ve kanserden etkilenen hastalara ve topluma fayda sağlayacak ürünlere/katma değere dönüşmesi için gereken süreyi kısaltmak amacı ile temel, translasyonel ve klinik araştırmaları birbirine bağlayan bir kesişim noktası olmayı hedefliyor. İBG’de öncelikli olarak kanserlere, nadir hastalıklara ve COVID-19 gibi enfeksiyon hastalıklarına yönelik temel ve translasyonel araştırmalar, antikor temelli biyoteknolojik ilaçlar ile rekombinant protein temelli aşılar, erken tanı ve tedaviye yönelik yeni teknolojiler geliştiriliyor. Biyotıp ve genom bilimlerinin farklı alanında araştırmalar yapan 31 araştırma grubu lideri/platform yöneticisi görev yapıyor. Bu kişiler baş araştırmacılar veya lider baş araştırmacılar olup, çoğunluğu (%80) beyin göçü ile yurtdışındaki saygın kurumlardan ülkemize dönen bilim insanlarından ve ülkemizde farklı üniversitelerde araştırmalarını sürdürmekte olan, alanlarında yetkinliğini kanıtlamış akademisyenlerden (%20) oluşuyor. İBG’de yapılan araştırmaların toplum sağlığına ve ülkemize katkısını artırmak için, araştırma grup liderlerinin yanı sıra; ülkemizdeki farklı üniversitelerden yarı zamanlı görevlendirilen farklı klinik ve temel tıp alanlarında uzman araştırmacılar, araştırmacılar, araştırma teknisyenleri, Ar-Ge çalışanları da görev yapmaktadır. İBG’de ayrıca 9’u doktora sonrası araştırmacı ve çoğunluğu doktora öğrencisi olmak üzere, yüzden fazla lisansüstü/lisans öğrencisi genç eğitim almakta ve araştırma faaliyetlerine katkı sağlıyor. Ar-Ge ve hizmet birimlerine, teknik/idari hizmetlerde çalışanlar da dahil edildiğinde İBG’de toplamda yaklaşık 250 kişilik bir ekip çalışıyor. Bu çok disiplinli tamamlayıcı yapı, kompleks bilimsel soruların yanıtlanabilmesinde olduğu kadar bilgi, teknoloji ve ürüne giden yolun kısalmasını sağlamak için önemli... Bu nitelikli insan gücü ve altyapı desteği ile halihazırda İBG'de çalışan olan grup liderleri, aralık 2020 itibarıyla merkezimizde aktif olarak toplam 65 dış destekli proje yürüyor. Koronavirüs sürecinde biyobankaların önemi arttı mı? Salgın sürecinde biyobankaların mücadeleye katkısı ne oldu? Pandemiler bireysel/bölgesel çözümlerin tek başına yeterli olmadığı olağanüstü durumlar. Böyle olağanüstü durumların üstesinden ancak bilimsel farkındalık ve iş birliği ile gelinebilir. Pandemiye neden olan patojenlere karşı çok hızlı bir şekilde güvenilir tanı kitleri, etkin aşılar ve ilaçlar geliştirmek yaşamsaldır. Biyobankalardaki biyolojik örnekler ve tüm dünyadaki biyobankalar arasında hızla gerçekleşen iş birlikleri, COVID-19 tanı kiti, aşı ve ilaçların geliştirilmesine ve etkinliğinin test edilmesine çok önemli bir katkı sağladı. Bu sayede bir yıldan daha kısa bir sürede çok sayıda tanısal ürün, aşı ve ilaç adaylarının hızla test edilmesi ve pandemi ile global olarak mücadele edebilmemiz mümkün oldu. Tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de çok sayıda araştırmacı, bu hastalıktan korunmaya yönelik aşı, tanı ve tedavi protokollerinin geliştirilmesinin hızlanması, can kayıplarının azalması için proje ekipleri oluşturdular. Biz de TÜBİTAK desteği ile yürütülen COVID-19 aşı, ilaç ve diagnostik kit geliştirme çalışmalarına destek sağlamak için Avrupa /dünya biyobankacılık ağları ile eş zamanlı COVID-19 biyobankaları eğitimlerine aktif katılım sağladık. Ülkemizde benzeri çevrim içi etkinlikler düzenledik, TÜBİTAK STAR bursiyerlerini bu alanda yetiştirmeye başladık. Dünya Sağlık Örgütü ve T.C. Sağlık Bakanlığı “COVID-19 (SARS-CoV2 ENFEKSİYON) KILAVUZU” doğrultusunda COVID-19 örneklerinin biyobankalanmasına ilişkin standart çalışma prosedürlerini hasta bilgilendirme ve onam formlarını hazırladık, etik ve yasal izinler aldık, gerek klinisyenler ve araştırmacılar, gerekse sağlık çalışanları ve hastaları COVID-19 biyobankaları konusunda bilgilendirildik. Tüm bu süreçlerin tamamlanmasının ardından 1 Haziran 2020 itibarıyla COVID-19 negatif ve pozitif gönüllülerden alınan biyolojik örneklerin biyobankalanması sürecine başlanmıştır. Bu biyolojik örnekler İBG’de geliştirilmekte olan tanı kiti, aşı ve ilaç geliştirme çalışmalarına, COVID-19 hastalığının temellerinin ve SARS-COV-2 biyolojisinin anlaşılmasına önemli katkılar sağlamaktadır ve gelecekte de sağlamaya devam edecek. Türkiye'nin biyobankaları dünyada hangi konumda yer alıyor? Türkiye, Avrupa Biyobanka ve Biyomoleküler Kaynaklar Araştırma Altyapısı'nın (BBMRI-ERIC, https://www.bbmri-eric.eu/) gözlemci üyesi. İBG-Biyobanka Platformu Türkiye Koordinatörü olarak görev yapıyor. BBMRI-ERIC COVID-19 toplantıları aktif olarak takip edilmekte; bu konuda yapılan düzenlemelerin ülkemizde uygulamaya geçirilmesi için öneriler ve ilgili linkler BBMRI Türkiye (https://www.bbmri-eric.eu/national-nodes/turkey/) adresinde güncel olarak paylaşılıyor. Mevcut durumda bu ağa katılarak biyobankacılık faaliyetlerini sürdürdüklerini beyan eden Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Biyobanka ve Genetik Araştırma ve Uygulama Merkezi (HUBİGEM), Acıbadem Üniversitesi Biyobanka Birimi (ACU-Biyobanka), İstanbul Üniversitesi Aziz Sancar Deneysel Tıp Enstitüsü Biyobanka Birimi ve Ankara Üniversitesi Beyin Araştırmaları Uygulama ve Araştırma Merkezi (AÜBAUM) Hücre Serisi Biyobankası olmak üzere altı aktif biyobanka mevcut. TUSEB Aziz Sancar Araştırma Merkezinde ulusal bir biyobanka kuruluş çalışmaları devam ediyor. İBG-Biyobanka, pandemi döneminde ivme kazanan COVID-19 biyobankalama çalışmaları yanı sıra, başta nadir hastalıklar ve kanserler gibi kompleks hastalıklar olmak üzere biyobankalama faaliyetlerini sürdürerek bu hastalıkların erken tanısına ve tedavisine katkı sağlamayı hedeflemektedir. Özellikle nadir hastalıklarda biyobankalanmış bir tek biyolojik örnek bile yeni tedaviler geliştirmek ve gelecek nesillerin bu hastalıklardan korunması ve tedavi yaklaşımları geliştirilmesi için kritik öneme sahiptir. Hastalar, sağlıklı gönüllüler, klinisyenler ve biyobankacıların el ele vermesiyle oluşturulan biyobankalar ülkemizde önemli bilimsel keşiflerin yapılmasına, yenilikçi ürünlerin, tedavilerin geliştirilmesine çok önemli katkılar sağlayacak. Biyobankaların önemi gelecekte artacak diyebilir miyiz? Biyobankalar, temel ve translasyonel araştırmalar, epidemiyolojik ve klinik çalışmalar başta olmak üzere birçok araştırma ve geliştirme alanını destekliyor. Bunun yanı sıra hastalıkların erken teşhisi ve kişiselleştirilmiş tedavi yaklaşımlarının geliştirilmesinde, temel araştırmalar ve klinik yaklaşımlar arasında köprü oluşturuyor. Son yıllarda biyobanka alanındaki araştırmalar ve sağlık alanındaki Ar-Ge çalışmalarında biyobankaların katkısı on kattan daha fazla arttı. Biyobankalar bir toplumun biyolojik hafızasını oluşturuyor. Ayrıca geleceğe yapılan en kıymetli yatırım. Günümüzde teknolojinin sınırlı kaldığı ve mevcut imkanlar ile başarılamayan pek çok araştırmanın ileride yapılabilmesi, henüz sorulmamış soruların zamanı geldiğinde kapsayıcı cevaplarının elde edilebilmesi ancak biyobankalar ile mümkün olacak.  Kaynak : TRT Haber / Esra Sayın ve Ünsel Ayhan Aybek

İbn-i Sina Sentez Araştırma Laboratuvarı'nda Bor Temelli Kanser İlacı Araştırmaları Yapılacak

Sivas Cumhuriyet Üniversitesinde hizmete açılan “İbn-i Sina Sentez Araştırma Laboratuvarı”nda bor temelli kanser ilacı araştırmaları yapılacak. 2018 yılında Sivas Cumhuriyet Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Alim Yıldız’ın direktifleri doğrultusunda oluşturulan Kanser Araştırma Grubu’nun çalışmalarını daha iyi şartlarda sürdürülmesini sağlamak amacıyla “İbn-i Sina Sentez Araştırma Laboratuvarı”, Mühendislik Fakültesinde açıldı. Laboratuvarın açılışına Rektör Prof. Dr. Alim Yıldız, Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Hilmi Ataseven, Mühendislik Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Nevzat Aslan, laboratuvar sorumluları Doç. Dr. Neşe Keklikçioğlu Çakmak, Doç. Dr. Koray Sayın ve akademisyenler katıldı. Açılışın ardından laboratuvarda incelemelerde bulunan Rektör Yıldız, yapılması planlanan çalışmalarla ilgili laboratuvardan sorumlu akademisyenlerden bilgi aldı. “Kanser Araştırma Grubu’nun altyapısını güçlendirmiş olduk” İncelemenin ardından açıklamalarda bulunan Rektör Prof. Dr. Yıldız; “2018 yılında Prof. Dr. Hilmi Ataseven’in başkanlığında kanseri tüm yönleri ile ele alarak önleme, tarama, erken tanı ve tedavi ile ilgili tıbbi ve sosyal çözüm önerileri geliştirmek için Sivas Cumhuriyet Üniversitesinde interdisipliner ve multidisipliner Kanser Araştırma Grubu oluşturmuştuk. Ayrıca çalışmalar kapsamında kanser tedavilerini kolaylaştıran yapay zeka yazılımı da geliştirmiştik. Bugün bu çalışmalara bir yenisini daha ekleyerek Kanser Araştırma Grubu’nun altyapısını güçlendirmiş olduk” dedi. “Bor temelli ilaç araştırmalarının da yapılması hedeflenmektedir” Laboratuvarda yapılması hedeflenen projelere ilişkin bilgi veren Rektör Yıldız, “Laboratuvarda kansere yönelik ilaç adaylarının geliştirilmesi hedeflenmektedir. Laboratuvar her türlü ilacın sentezlenebileceği gerekli ekipman ve koşullarına sahiptir. Laboratuvarda sadece kansere yönelik değil talep gelmesi hâlinde diğer hedeflere yönelik araştırmalar da yapılabilmektedir. Özellikle 2021 ve 2022 yıllarında ülkemizde bol miktarda bulunan bor temelli ilaç araştırmalarının da yapılması hedeflenmektedir. Kaynak :Basın Bülteni

İzmir Yüksek Teknoloji Enstitüsü'nde(İYTE) Aşı Çalışmaları için 3 Yeni Hücre Besiyeri Geliştirildi

Geliştirdikleri "Lale" isimli hücre besiyeri (hücreler için besin ortamı) 200 ülkede aşı çalışmalarında kullanılan Cem Erdem ve Dr. Aziz Çaylı, 3 yeni hücre besiyeri  daha geliştirdi. İzmir Yüksek Teknoloji Enstitüsü (İYTE) bünyesindeki teknoparkta 4 yıl önce Flora Bio adlı şirketi kuran Cem Erdem ve Dr. Aziz Çaylı, biyoteknolojik ilaçlar üzerine  çalışmalar yürütüyor. Türk bilim insanları, ilk biyoteknolojik hücreyi 2017 yılında geliştirmeyi başardı. Tüm üretim sürecinin yerli ve milli olarak gerçekleştirildiği projenin sonunda  besiyerine, Çaylı'nın kızının adı olan "Lale" ismi verildi. Aynı yılın mayıs ayında besiyer global bir yabancı firmaya lisanslandı. Lale besiyeri, 200 ülkede şap aşısı geliştirme çalışmalarında kullanılmaya başlandı. "Lale"den güzel bir geri dönüş alan bilim insanları, bu alandaki çalışmalarına hız verdi. TÜBİTAK'tan da destek alan Çaylı ve Erdem, bu süreçte 3 besiyeri daha  geliştirmeyi başardı. Viral aşılar ve kanser ilaçları alanlarında kullanılmak üzere geliştirilen biyoteknolojik hücrelere ise "Leylak", "Orkide" ve "Yonca" isimleri verildi. Türk bilim insanları, onların da bilimsel çalışmalarda kullanılması için yabancı bir firma ile görüşmeler yürütüyor. Flora Bio Yönetim Kurulu Başkanı Cem Erdem, AA muhabirine yaptığı açıklamada, Türkiye'deki biyoteknolojik yatırımlardaki eksiklikleri gidermek ve biyoteknolojik  ilaçlarının geliştirilmesi için Dr. Aziz Çaylı ile ortak laboratuvar kurduklarını belirtti. İş ortağı Çaylı'nın Almanya'da biyoteknolojik ilaç konusunda önemli çalışmalar yaptığını vurgulayan Erdem, "Orada kurduğu CellCa firmasıyla 70'e yakın biyoteknolojik  hücre ve 90'ın üzerinde ilaç üretim projesi geliştirdi. Çaylı, dünyada biyoteknolojik ilaç geliştirme konusunda en fazla kullanılan besiyeri olan Acticho'yu bulan  kişidir. Firmadaki hisselerini devrettikten sonra Türkiye'ye döndü." dedi. İlaç moleküllerinin geliştirilmesinde ilk aşamanın, hücrenin beslenmesini sağlayan "besiyeri" olduğuna dikkati çeken Erdem, şirket olarak bu alanda iyi bir noktaya  geldiklerini ifade etti. Besiyeri ile ilgili bilgi veren Erdem, "Hücrelerin en efektif şekilde protein üretmeleri için ihtiyaçları olan besin kaynağını alabilecekleri sıvılar geliştiriyor. Bu  sıvılar 95 uygun kimyasalın belli bir bilgi birikimiyle karıştırılmasıyla oluşuyor. Biz aslında bizim gibi yiyip içemeyen hücrelerin en efektif şekilde çalışacakları  besin ortamları hazırlıyoruz." diye konuştu. Erdem, "Lale" besiyerinin şap aşısının üretiminde kullanıldığını söyledi. Bu sayede dünya tarafından tanındıklarını dile getiren Erdem, sözlerini şöyle tamamladı: "Geliştirdiğimiz besiyeri global bir yabancı firmaya lisansladık ve onun vasıtasıyla 200 ülkede üretilip satılmaya başlandı. Dizaynı Türkiye'de yapılan ürünün 200  ülkeye satılıyor olmasından mutlu ve gururluyuz ancak bu bize yetmiyor. En büyük hedefimiz gerekli maddi kaynağı bulduktan sonra besiyerin üretim tesisini Türkiye'de  kurmak. Bunu başarırsak ülkemizin ithalat oranını da azaltmış oluruz. Ülkemizde ürettiğimiz besiyerlerini dünyaya satmak istiyoruz." Kaynak: İYTE

Koronavirüse Karşı Aşı ve İlaç Çalışmaları Ne Aşamada?

Dünyanın pek çok ülkesinde koronavirüse karşı aşı ve ilaç geliştirme çalışmaları devam ederken, aşının ve kesin bir tedavinin ne zaman bulunacağına dair açıklamalar farklılık gösteriyor. BBC Türkçe'ye konuşan Bilkent Üniversitesi Ulusal Nanoteknoloji Araştırma Merkezi'nde Doç. Dr. Urartu Şeker, tüm bilimsel aşamalardan geçerek seri üretime hazır hale gelen bir aşıyı geliştirmenin en az bir yıl süreceğini ifade ediyor. BBC Türkçe'ye konuşan Bilkent Üniversitesi Ulusal Nanoteknoloji Araştırma Merkezi'nde Doç. Dr. Urartu Şeker, tüm bilimsel aşamalardan geçerek seri üretime hazır hale gelen bir aşıyı geliştirmenin en az bir yıl süreceğini ifade ediyor. Ankara Bilkent Üniversitesi Ulusal Nanoteknoloji Araştırma Merkezi'nde (UNAM) çalışan Doç. Dr. Urartu Şeker, koronavirüs gibi bulaş riski yüksek virüslere karşı aşı geliştirmenin 'birkaç ay içerisinde mümkün olduğuna' ilişkin açıklamaların 'gerçekçi olmadığını' söylüyor. Aşı ya da ilaç geliştirmek neden uzun sürüyor? Aşıyı ya da herhangi bir ilacı ürettikten sonra öncelikle pre-kilinik aşamanın ilk kısmı olan hücrelerde ve sonra hayvanlar üzerinde test edilmesi süreci başlar. Örneğin bir kanser türü için test yapmak istediğimizde, insandaki tümörün aynısını o hayvanda oluşturmamız gerekir. Koronavirüs için de genelde genetiği değiştirilmiş bir hayvan modeli oluşturmak ve kullanmak gerekiyor ki aşının bağışıklık sistemi cevabı oluşturup oluşturmadığı anlaşılabilsin. Bu hayvan fare, sıçan ya da Çin'in COVID-19 sonrası bağışıklık testleri için kullandığı makak maymunları da olabilir. Laboratuvar testlerinden sonra insan uygulamaları başlar ve uygulamalar aşının herhangi bir olumsuzluğunun olup olmadığına yönelik testlerden başlayarak, gerçekten işe yarayıp yaramadığına, beklenilen bağışıklık sistemi tepkisinin oluşup oluşmadığına kadar uzanan bir süreci kapsar. Küçük bir insan grubuyla başlayan bu çalışmalar yüz binlerce insanın dahil olduğu çalışmalara kadar devam eder. Koronavirüs özelinde aşıyı ürettikten sonra dünyadaki milyonlarca kişiyi aşılayacaksak, aşıyı seri olarak üretmek için büyük üretim merkezleri kurmamız gerekiyor. Bunlara ek olarak aşı üretimi için gerekli tedarik zincirlerinin kurulması, gibi pek çok aşamanın da göz önüne alınması ve bunlar yapılırken hala sıklıkla üretilen aşıların, üretimini olumsuz etkilenmemesinin gözetilmesi gerekir. Dünya bu zamana dek neden koronavirüs aşısı geliştirmedi? Özellikle SARS için yapılmış, farklı stratejilerin denendiği aşı çalışmaları mevcuttu ancak bu çalışmalar sonuca ulaşıp ticari bir aşı oluşturma çalışmalarına kadar gidemedi. Belki elimizde SARS için yapılmış bir aşı hazır olsaydı bugün hastalıkla mücadelemizde büyük faydaları olabilirdi. Bugüne dek olası koronavirüs enfeksiyon tehditlerine karşı çeşitli bilimsel çalışmaların sürdüğünü ancak bu çalışmaların dünyadaki siyasi otoriteler tarafından dikkate alınmadı. 2015 yılında Nature Medicine dergisinde yayınlanan bir çalışmada yer alan bir deneyde, SARS'ın etmeni olan koronavirüsün insan hücresine girişteki en etkili protein olan 'spike proteininde' meydana gelecek olan aminoasit değişiklikler sonucunda oluşacak bir enfeksiyonla nasıl mücadele edeceğinin araştırıldı. Yarasalardan izole edilen koronavirüslerdeki yeni tip spike proteini, SARS etmeni önceki koronavirüse eklenerek bazı denemeler yapılıyor. Dünya bu zamana dek neden koronavirüs aşısı geliştirmedi? Özellikle SARS için yapılmış, farklı stratejilerin denendiği aşı çalışmaları mevcuttu ancak bu çalışmalar sonuca ulaşıp ticari bir aşı oluşturma çalışmalarına kadar gidemedi. Belki elimizde SARS için yapılmış bir aşı hazır olsaydı bugün hastalıkla mücadelemizde büyük faydaları olabilirdi. Bugüne dek olası koronavirüs enfeksiyon tehditlerine karşı çeşitli bilimsel çalışmaların sürdüğünü ancak bu çalışmaların dünyadaki siyasi otoriteler tarafından dikkate alınmadı. 2015 yılında Nature Medicine dergisinde yayınlanan bir çalışmada yer alan bir deneyde, SARS'ın etmeni olan koronavirüsün insan hücresine girişteki en etkili protein olan 'spike proteininde' meydana gelecek olan aminoasit değişiklikler sonucunda oluşacak bir enfeksiyonla nasıl mücadele edeceğinin araştırıldı. Yarasalardan izole edilen koronavirüslerdeki yeni tip spike proteini, SARS etmeni önceki koronavirüse eklenerek bazı denemeler yapılıyor. Bu yeni virüs üzerinde ilaçların bir kısmı çalışmadığı, deneme aşamasındaki aşının da o kadar etkili olmayabileceğine dair bazı öngörüler ortaya çıktı. Buna benzer pek çok çalışma ya da izole edilen başka virüslerin genomik analizleri kullanılarak ciddi enfeksiyon öngörüleri yapıldı. Dünyada hükümetler pek çok kere bilim insanları tarafından bununla ilgili uyarıldı ama gerekli önlemler alınmadı. Ülkeler salgına karşı hazırlık yapmış mıydı? İnsanlığın hızlı nüfus artışı ve vahşi yaşamı tahribatı düşünüldüğünde şu an yaşananlar insanlık için öngörülemez değildi. 2016 yılında kontrol altına alınan Ebola salgınında sonra Melinda-Bill Gates Vakfı tarafından da fonlanan ve kâr amacı gütmeyen "CEPI-Coalition for Epidemic Preparedness Innovations" adlı kurum aşı çalışmaları gibi konularda araştırmacılara destek olmak ve fon sağlamak amacıyla kuruldu. Bu koalisyon şu an koronavirüs ile ilgili iki aşı çalışmasını öncelikli olarak fonladı. Endüstri ortada hiçbir bir ihtiyaç yokken herhangi bir aşı çalışmasında bulunmaz, çok normal. Ancak hazırlıkları yapılabilirdi. Bir maskeye ulaşmak bile sıkıntılı hale gelmemeliydi. Koronavirüslerin mutasyona uğradığında yaşanacak sorunlar deneylerle tespit edilmiş ancak görmezden gelinmiş. Tam tamına üretime hazır bir aşı geliştirmek bir yana dursun, mevcut bilimsel çalışmalara rağmen hiçbir ön hazırlık yapılmamış olduğunu söylemek abartılı değil. Koronavirüsün tedavisinde hangi ilaçlar kullanılıyor? Toplumsal koruyuculuk için aşının önemini tartışmak dahi gereksiz ancak şu an birinci öncelik aşı değil ilaç ve tedavi yöntemleri geliştirmek olmalı. Basit bir küçük molekül temelli ilacın üretilmesi bile çok uzun bir zaman gerektiriyor. Bilimin iyi yanı, size net cevap verebilmesidir. Ancak kötü yanı ise bu net cevap çok uzun sürede ortaya çıkar. Dolayısıyla şu an hastalarda, hali hazırda başka viral etmenlere karşı çalıştığı bilimsel olarak kanıtlanmış ilaçlar deneniyor. Antiviral etkinliği olduğu bilinen Favipiravir, Remdesivir gibi ilaçlar da klinik denemelere alındı ve özellikle Remdesivir hakkında olumlu sonuçlar rapor edildi. Benzer şekilde şu sıralar çokça adı geçen C vitaminin de kanıtlanmış herhangi bir etkinliği bulunmamakla beraber, ilgili bilimsel olarak etkinliği test ediliyor. Bugün kontrollü olarak belirli aşamadaki COVID-19 hastalarında tıbbi protokoller dahilinde bu hidroksiklorokinin veriliyor ve etkinliği hakkında hala genel geçer bilimsel kanıtlar yok. Pek çok yan etkisi bulunan bu ilacın koruyucu olarak kullanımının işe yaradığına dair herhangi bir bilimsel kanıt da olmamasına rağmen, ilaç bu amaçla da kullanılıyor. Amerikan Gıda ve İlaç Dairesi'nin resmî sitesinde şu an COVID-19'a yönelik beş yüzden fazla klinik test çalışması kaydı bulunuyor. Bunların bir kısmının nedensellikten uzak bir biçimde ve ticari kaygılarla denemelere sokulduğu rahatlıkla görülebilir. Bağışıklık artırıcı ürünler ne kadar faydalı? Normalden farklı olarak çok fazla takviye alır, örneğin çok fazla bitki çayı içerseniz, bağışıklık sisteminize ait sinyal moleküleri uyarılmaya başlar. Bu da sebepsiz yere bağışıklık sisteminizi alarma geçirebilir, dolayısı ile bağışıklık sisteminizin enfeksiyon durumunda gereğinden fazla bir etkinlik göstererek oluşan hiperenflamasyonun COVID-19 durumunda enfeksiyon bölgesine daha çok zarar vermesine neden olabilir. Kaynak : Cumhuriyet

COVID-19 için 60 Dakikadan Kısa Sürede Yüksek Doğrulukla Moleküler Tanı Kiti

LAMP4U COVİD-19 moleküler tanı kitleri, gerektiğinde sahada direkt olarak hasta örnekleri üzerinden kullanılabilecek bir formatta tasarlanıyor. NANOBİZ tarafından, validasyon çalışmaları sonrasında LAMP4U-COVID19 markası altında piyasaya sürülmesi planlanan moleküler test kitlerinin, gerektiğinde birinci kademe sağlık kuruluşları, mobil test istasyonları, hava alanları, sınır geçişleri, ve askeri platform ve birimlerde kullanımını olası kılan cihazlar da geliştiriliyor. Bu cihazlardan biri olan ve T.C. Cumhurbaşkanlığı Savunma Sanayii Başkanlığı (SSB) tarafından Teknoloji Kazanım Projesi olarak desteklenen BİOSENS-Hibrit cihazı ile PCR ve ELİSA reaksiyonlarını aynı anda ve sahada yürütebilecek kabiliyete ulaşıldı. ODTÜ Biyolojik Bilimler Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Hüseyin Avni ÖKTEM liderliğindeki NANOBİZ Ar-Ge Ekibi, öncelikle savunma sanayiinde kullanım için geliştirdikleri BİOSENS-Hibrit Platformunun, COVİD-19 virüsünün sahada, hasta başında ve yüksek doğrulukla moleküler tanısını yapabilecek şekilde adaptasyon çalışmalarına hız verdi. Bu çalışmalara ek olarak, farklı kurum ve kuruluşlardan araştırıcılarla birlikte kart test formatında hızlı antikor testlerinin geliştirme sürecinde de son aşamaya gelindiği belirtildi. Prof. ÖKTEM’in aktardığı bilgilere göre, NANOBİZ tarafından geliştirilecek LAMP4U COVİD-19 moleküler tanı kitleri, uzun ve zahmetli numune hazırlığı gerektirmeden hastadan alınan örneklerde 60 dakika içerisinde yüksek doğrulukla sonuç verebiliyor.  Testin sahada yapılabilmesi, numune hazırlık ile birlikte 3-4 saat süren PCR test sürecini yaklaşık 60 dakikaya indirerek hızlı sonuç vermesi ve kısa bir kullanıcı eğitiminden sonra kolay kullanımı ile sistemin yerli ve milli bir çözüm olarak maliyet avantajı da sağlayacağı değerlendiriliyor. Söz konusu LAMP4U COVİD-19 moleküler tanı kitlerinin üretimi konusunda ODTÜ’de bulunan altyapıların da kullanıma alınabileceğini ifade eden Prof. ÖKTEM, seri üretim fazına geçildiğinde oluşacak talebin karşılanması yönünde planlamaların yapıldığını ifade ediyor. Kaynak: ODTÜ Teknokent

Sabancı Üniversitesi Nanoteknoloji Araştırma ve Uygulama Merkezi Covid-19 ile Mücadele Nano Open Webinar Serisi Başlıyor

Üniversitelerle işbirliği kapsamında düzenlenen seminerlerin ilki 8 Nisan 2020 Çarşamba saat 11.00-12.00 arasında yapılacak Alt yapısını COVID-19 mücadelesinde aktif rol alan kit geliştirici, antikor/biyolojik ajan üreten firmalar ile kamu kuruluşlarına açan Sabancı Üniversitesi Nanoteknoloji Araştırma ve Uygulama Merkezi (SUNUM) çalışmalarına "Covid-19 ile Mücadele" Nano Open Webinarı seminerleri ile devam ediyor. Üniversitelerle işbirliği kapsamında düzenlenen seminerlerin ilki 8 Nisan 2020 Çarşamba günü saat 11.00-12.00 arasında gerçekleştirilecek.  Webinarda SUNUM Direktörü Prof. Dr. Fazilet Vardan Sukan "SUNUM’da COVID-19 Çalışmaları", Yeditepe Üniversitesi'nden Doç. Dr. Çağatay Acuner "SARS-CoV-2 Virüsü" ve Yeditepe Üniversitesi'nden Prof. Dr. Meral Sönmezoğlu "COVID-19 Hastalığının Bulaş Yolları ve Kliniği" konusunda anlatımlarını yapacak. "Covid-19 ile Mücadele" Nano Open Webinarına tüm basın mensupları davetlidir. Seminer linki: https://meet.google.com/cra-qtiw-kzm Sabancı Üniversitesi Nanoteknoloji Araştırma ve Uygulama Merkezi (SUNUM) Hakkında T.C. Kalkınma Bakanlığı ve Sabancı Vakfı ortak yatırımı ile 2011 yılında kurulan SUNUM’da ileri malzemeler, nano biyoteknoloji, nano tıp, nano elektronik, nano optik, mikro-nano-akışkanlar, mikronano- elektro mekanik sistemler, yenilenebilir enerji sistemleri, üçboyutlu baskı, biyosensörler ve biyomedikal uygulamalar, gıda güvenliği ve kablosuz geniş bant iletişim teknolojileri gibi alanlarda disiplinler arası araştırmalar yapılmaktadır. Detaylı Bilgi https://sunum.sabanciuniv.edu/ Kaynak: Bültenler

Sabancı Üniversitesi Covid-19 Kiti Üreticilerine Alt Yapısını Açıyor

In-vitro tanı kitleri konusunda profesyonel bir kurguya, bilgi birikimi ve alt yapıya sahip olan Sabancı Üniversitesi Nanoteknoloji Araştırma ve Uygulama Merkezi (SUNUM), COVID-19 mücadelesinde aktif rol alan kit geliştirici, antikor/biyolojik ajan üreten firmalar ile kamu kuruluşlarına alt yapısını açıyor.  SUNUM, ulusal araştırma altyapısı ve tüm stratejik paydaşları ile COVID-19 mücadele sürecine katkı verme çerçevesinde her türlü işbirliğine hazır olduğunu web sitesi ve sosyal medya kanalları aracılığıyla duyurdu.   Halihazırda değerlendirme aşamasında olan NANOSIS projesi kapsamında SUNUM, “Sağlık için takip ve tanıya yönelik hızlı, ekonomik ve özgün nanoteknolojik bileşen, ürün ve sistemlerinin geliştirilmesi” teması ile enfeksiyon hastalıklarının basit, hızlı ve ekonomik tanısı odağında çalışmalar planlanmakta. Bu kapsamda 24 stratejik ortak ile birlikte tanı kitleri, biyosensörler ve evde sağlık kavramları gibi önleyici tıp çalışmaları ve sağlığı olumsuz etkileyen ajanların moleküler yöntemlerle saptanmasına yönelik ihtiyaçları göz önünde bulundurarak bir sanal işbirliği platformu kurgulandı.  NANOSIS projesi kapsamında kanser tanısı için düşünülen in-vitro kitlerinin Covid-19 tanı kitlerine dönüştürülebileceğini vurgulayan SUNUM yetkilileri, fiziko-kimyasal/biyolojik analizlerini yapmak, üretimlerini gerçekleştirmek için gereken cihazlara sahip olmayan kurum ve kuruluşlara alt yapısını açarak kendilerini işbirliğine davet ediyor.  SUNUM Direktörü Fazilet Vardar konuyla ilgili olarak şunları söyledi: Biz SUNUM olarak örnek olmak için öncelikle kendi alt yapımız açtık. Ardından, talep ile arzı birleştirmek için bir hareket başlattık. SUNUM, #corbadatuzunolsun hashtag’i ile COVID-19 TR Yetkinlik haritası*" nı oluşturmak üzere bir çağrı başlattık. Böylece ulusal düzlemde; mevcut ürün, teknoloji ve hizmetleri ile katkıda bulunmak isteyen kurumlar ve ekiplere open-source denilen açık kaynaklı bir platform üzerinden bir koordinasyon iletişim yapısı kurarak destek vermeği hedefledik  Bu platformu kurmaktaki amacımız COVİD-19 ile mücadelede yeni projeler ve işbirlikleri için bütün resmi görebilmemizi sağlamak. İlave olarak COVID-19 mücadelesinde aktif rol alan kit geliştiriciler veya geliştirecek olanlar, antikor/biyolojik ajan üreten firmalar veya kamu kuruluşları üreticileri ile temasa geçilerek SUNUM altyapımızı açmayı planlamaktayız. Sabancı Üniversitesi Nanoteknoloji Araştırma ve Uygulama Merkezi (SUNUM) Hakkında T.C. Kalkınma Bakanlığı ve Sabancı Vakfı ortak yatırımı ile 2011 yılında kurulan SUNUM’da ileri malzemeler, nano biyoteknoloji, nano tıp, nano elektronik, nano optik, mikro-nano-akışkanlar, mikronano- elektro mekanik sistemler, yenilenebilir enerji sistemleri, üçboyutlu baskı, biyosensörler ve biyomedikal uygulamalar, gıda güvenliği ve kablosuz geniş bant iletişim teknolojileri gibi alanlarda disiplinler arası araştırmalar yapılmaktadır. Kaynak : GazeteSU

Korona Virüse Karşı Doğada Çözülebilen Nanokoruyucu

T.C. İstanbul AREL Üniversitesi araştırma merkezlerinden ArelPOTKAM’da (Polimer Teknolojiler ve Kompozit Uygulama ve Araştırma Merkezi) çalışan Malzeme Teknolojileri Uzmanı Erdi BULUŞ insan sağlığı üzerinde geliştirdiği iki projesi ile ödül aldı. İstanbul Arel Üniveristesi ArelPOTKAM birimi dünyayı kasıp kavuran KORONA virüsünden korunmak için en önemli çarelerden biri olan maskede nanoteknoloji ile çok önemli bir buluşa imza attı. Nanokoruyucu Maske diğer maskelere göre daha uzun ömürlü, doğa dostu, yüz yapısına uygun ve fiyat olarak da daha az maliyetli.   Ürünü tasarlayan ve geliştiren ArelPOTKAM’da Malzeme Teknolojileri Uzmanı olarak çalışan Erdi BULUŞ yaptığı açıklamada;  “ Ürün 24 saat kullanılabiliyor, diğerlerinin kullanım süresi ise sadece 8 saat. Ayrıca ürünümüz geri dönüşümlü ve doğa dostu çünkü çevresel atıklardan üretiliyor. Diğer maskeler yüzde bir süre sonra sıkıntı yaratırken bu ürün tamamen yüzün ergonomik yapısına uygun ve rahatsızlık vermiyor. Bir diğer önemli taraf ise diğer mevcut ürünlere nazaran ortalama yüzde 30’a yakın maliyeti daha düşük. Bu sistemimizi mevcut endüstriyel proseslere direkt kurabiliyoruz ve 1 ay içinde seri üretime geçebiliyoruz.” dedi. 17 Şubat Pazartesi günü, İstanbul Kalkınma Ajansı destekli İstanbul Ticaret Üniversitesi Kuluçka Merkezi’nde gerçekleştirilen, Teknolojik Girişimciliğin Geliştirilmesi Projesi kapsamında, Yenilikçi Tasarım Yarışması düzenlendi. İstanbul Ticaret Odası ve Ziraat Katılım Bankası sponsorluğu ile gerçekleştirilen yarışmada, ArelPOTKAM’da Malzeme Teknolojileri Uzmanı olarak çalışan Erdi BULUŞ  “Korona Virüsü Gibi Diğer Bakteri Ve Virüslere Karşı Etkili Doğada Çözünür Nanoteknolojik Maske Üretimi: Nanokoruyucu” ve “Yerli Üretim Yara İyileştirici Ve Doku Onarıcı Fonksiyonel Kullanım Olanağı Bulunan Portabl Allspinning Ve Biyobaskı Kalemi Üretimi” projeleri ile ‘İnovatif Ürün Kategorisi’nde ikincilik ödülü kazandı. Buluş projeleriyle ilgili son olarak; “Nanokoruyucu olan ürünümüz korona virüsü dışında diğer bakterileri ve zararlı bileşenleri de geçirmeme özelliğine sahip, nefes alabilen yapısıyla da son derece kullanışlı olup ilaç yüklenilebilme imkanı da sunuyor.” diye konuştu. Ödül sonrası ise Buluş, İstanbul Arel Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Argun Karacabey ile bir araya gelip, projelerin detaylarını anlatarak görüşme sonrasında plaketini teslim aldı. Kaynak : AA

Boğaziçi'lilerin Geliştirdiği Test Kitleri Dünyaya İhraç Ediliyor

Dünya çapında Yeni Koronavirüs (COVID -19) hastalığı görülenlerin sayısı 220 bini aştı, 9 binin üzerinde insan hayatını kaybetti. Tüm dünya gözünü endişeyle Koronavirüs’e çevirirken, Boğaziçi Üniversitesi mezunu üç uzman, Elif Akyüz, Serhat Pala ve Onur Bilenoğlu, yakın zamanda geliştirdikleri yüksek doğruluk oranlarına sahip tespit kitlerini dünyaya ihraç etmeye başladı. Boğaziçi Üniversitesi Kurumsal İletişim Ofisi, Koronavirüs ile mücadelede ön saflarda yer alan Boğaziçi mezunlarıyla dünyayı tehdit eden salgını ve çalışmalarını konuştu. Yeni koronavirüs (COVID- 19) salgını Antarktika hariç tüm dünyayı etkisi altına alırken, Boğaziçi Üniversitesi mezunları virüsle mücadele için çalışmalarını sürdürüyor. Mezunların yoğun araştırma- geliştirme çalışmalarıyla, gece-gündüz çalışarak geliştirdikleri Koronavirüs tespit kitleri şimdiden onlarca ülkeye ihraç ediliyor. Sorularımızı yanıtlayan uzmanlar, Koronavirüs’ün kontrol alltına alınacağını ve panik yapılmaması gerektiğini vurgulayarak, Boğaziçili olarak bu alanda çalışmaktan gurur duyduklarını söylüyor.   VİRÜSLERLE 20 YILLIK MÜCADELE Onur Bilenoğlu, Boğaziçi Üniversitesi Moleküler Biyoloji ve Genetik bölümünden mezun olduktan sonra aynı alanda yüksek lisans ve doktorasını yine Boğaziçi’nde tamamladı. 2002’den beri moleküler biyoloji ve genetik alanında faaliyet gösteren şirketlerde, virüs ve bakterilerin tespiti için cihazlar geliştiriyor. Bilenoğlu ve ekibi, 2 aylık yoğun Ar-Ge döneminin ardından Koronavirüs kitinde sonuca ulaşmış. Bilenoğlu, yüksek doğruluk oranları yakaladıklarını belirterek, “Yaklaşık 20 yıldır bu alanda çalışıyorum. İki ayda geliştirdiğimiz kit sayesinde 3 saat içinde virüsü yüzde 99.5 doğruluk oranıyla saptayabiliyoruz. Elimizdeki moleküler test, sadece koronavirüse odaklandığı için çok hassas sonuçlara ulaşmamıza imkân tanıyor. Koronavirüs’ün RNA’sına (Ribo Nükleik Asit) göre özel olarak tasarlandı. Bu nedenle sonuçlarımızın doğruluk oranı çok yüksek” diyor.   ‘TALEP TIRMANDI’ Bilenoğlu, genel müdürlüğünü yaptığı İstanbul merkezli ‘A1 Yaşam Bilimleri’ firmasının geliştirdiği kitin, yaklaşık 15 ülkeye ihraç edildiğini ve talebin son haftalarda tırmandığını söylüyor. Bilenoğlu, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı’nın yerli kit üreten firmalarla biraraya geldiğini de belirterek sözlerine şunları ekliyor:   “Şu anda 10-15 ülkeye yerli kitimizi ihraç ediyoruz. Son aylarda talep tırmandı. Yıllık üretimimiz haftalar içerisinde elimizden çıkıyor. 2-3 euroya mal olan kit 6-7 dolara satılıyor. Geçen günlerde Sanayi ve Teknoloji Bakan Yardımcısı Mehmet Fatih Kacır ile bir araya geldik. Bakanlık olarak, koronavirüsle ilgili çalışmalar yapan yerli firmaları ziyaret ederek sektörün fotoğrafını çektiler.”   ‘YAZ MEVSİMİNDE DE SALGIN SÜREBİLİR’ Bilenoğlu, Koronavirüs salgının ne zaman sona ereceğiyle ilgili kafa karışıklığı olduğu görüşünde. Yaz aylarında virüsün etkisini yitirmeyebileceğiyle ilgili dünyada güncel örnekler olduğunu vurgulayarak, “Birçok farklı görüş ortada. Yaz aylarında virüsün etkisini kaybedeceği düşünülüyor. Ancak şu anda yaz mevsimini yaşayan, Güney Yarımküre ülkelerinde de salgın sürüyor. Bu da virüse karşı ilaç veya aşı bulunmadığı sürece, etkisini sürdürebileceği endişesini doğuruyor. Ben, 6 ay daha salgının devam edeceğini düşünüyorum’ diye konuşuyor.   ‘KORONAVİRÜSLE MÜCADELE İÇİN GECE GÜNDÜZ ÇALIŞIYORUZ’ İstanbul merkezli Anatolia Geneworks’un kurucu ortağı ve Ar-Ge Direktörü Elif Akyüz de Koronavirüs’e karşı gece gündüz çalışan bir diğer Boğaziçi Üniversitesi mezunu. Lisans ve lisansüstü eğitimlerini moleküler biyoloji ve genetik alanında Boğaziçi’nde tamamlayan Akyüz, çalışmalarıyla sadece Türkiye’de değil, dünyanın da dikkatini çeken bir uzman. Yabancı medyaya da Koronavirüsle ilgili açıklamalar yapan Akyüz, hiç durmadan, şevkle çalıştıklarını belirtiyor:   “Salgınların önlenmesinde, tedaviye doğru biçimde ve zamanda başlanmasında, can kayıplarının en aza indirgenmesinde güvenilir teşhis kitlerimiz önemli rol oynuyor. Bu işe girerken amacımız, yüksek performanslı ve kaliteli ürünler geliştirip üreterek insan sağlığına katkıda bulunmaktı. Ekibim, bu salgınla mücadeledeki özel rolümüzün bilincinde. Uzun saatler boyunca şevkle çalışıyoruz. Üstlendiğimiz sorumluluğun bilincindeyiz ve bu süreçte özellikle kendimize iyi bakmaya gayret ediyoruz.”   ‘BİR SAAT 40 DAKİKADA SONUÇ ALIYORUZ’ Akyüz’ün geliştirdiği kitler de gerçek zamanlı PCR (Poliemeraz Zincir Reaksiyonu) tekniğiyle çalışan yüksek teknolojiye sahip. Akyüz, hastadan elde edilen RNA örneği eklendiğinde Koronovirüs’ün 1 saat 40 dakika içinde tespit edilebildiğini söylüyor:   “Çoğu ürünümüz gibi bu kitimiz de ileri bir moleküler teknik olan 'gerçek zamanlı PCR' tekniğiyle çalışıyor. Bu sayede hasta numunesindeki virüs direkt olarak saptanıyor. Kitin çalışması için önce hastadan boğaz veya burun sürüntü örneği veya balgam alınıp, RNA izolasyonu yapılıyor. Bu yaklaşık 45 dakikalık bir işlem. Sonrasında RNA örneği kitimizle karıştırılıp bir cihaza konuyor. Ardından 1 saat 40 dakikalık analizle sonuç alınıyor. Sahada çeşitli ülkelerde 200 bine yakın hastada kitimizle alınan sonuçlar çok başarılı. Yüzde 100 doğruluk oranına sahip, hassasiyeti çok yüksek.”   ‘KİTLERİMİZ İTALYA PARLAMENTOSUNDA DA KULLANILDI’ Akyüz ve ekibi, Aralık 2019’da Çin’den ilk salgın haberleri geldiğinde harekete geçmiş. Üç haftalık yoğun mesainin ardından sonuca ulaşmışlar. Bilim insanı özellikle İtalya ve İran'da kitlerinin yoğun olarak kullanıldığı bilgisini paylaşarak, “Aralık 2019’da Çin’den gelen ilk haberleri gördüğümüz andan beri süreci zaten takip ediyorduk. Kitin tasarım, verifikasyon ve validasyonu yaklaşık üç hafta sürdü. Her zaman yaptığımızdan daha hızlı davranmak zorunda kaldık. Ancak her zamanki sıkı kalite prosedürlerimiz çerçevesinde kiti geliştirdik. Salgının o dönemde çok yoğun yaşandığı İtalya ve İran’a kitlerimizi gönderip sahadan gelen verileri görme şansımız oldu. Kitlerimiz, İtalya’da hayatı durduran salgının merkezi olan bölge, Lombardiya’da tüm sağlık kurumlarında aktif şekilde kullanıldı. Hatta İtalya Parlamentosu’ndaki testlerde de kitlerimiz tercih edildi. İran’da da kitlerimizin çok önemli bir işlev üstlendiği bilgisini aldık” diye konuşuyor.   ‘200 BİNİN ÜZERİNDE TEST KİTİ GÖNDERDİK’ Akyüz ve ekibinin geliştirdiği 200’den fazla ürün, 50 ülkeye ihraç ediliyor. Bilim insanı, şu ana kadar Koronavirüs için 200 binin üzerinde kit ihraç edildiğini dile getiriyor. Akyüz gelen talepleri karşılamak için tam kapasiteyle çalıştıklarını belirterek sözlerini şöyle sürdürüyor:   “200’den fazla ürünümüz 50 kadar ülkeye ihraç ediliyor. Kitimiz koronavirüs salgını yaşayan İtalya, İngiltere, Fransa, Polonya, Romanya, Ukrayna, Portekiz, Gürcistan, Arnavutluk, Bosna-Hersek, Pakistan, Azerbaycan, Ürdün, Birleşik Arap Emirlikleri, Türkmenistan, Umman, Katar, Bahreyn ve İran gibi ülkelerde kullanılıyor. Şu ana kadar gönderilen test kitleri 200 binin üzerine çıkarken, yeni talepleri karşılamak için tam kapasiteyle üretimi sürdürüyoruz.”   ‘PANİK YAPMAYIN’ Bilim insanı, medya ve sosyal medyadaki dezenformasyonlara karşı uyararak, panik yapılmamasını gerektiğini vurguluyor. Yeni koronavirüsün bulaşıcı fakat dünyadaki en öldürücü virüslerden biri olmadığını şöyle anlatıyor:   “Halkın bilinçlendirilmesi, dezenformasyonlara aldırmadan ve panik yapmadan doğru önlemleri sıkı biçimde uygulaması çok önemli. Yeni koronavirüs çok bulaşıcı fakat dünyadaki en öldürücü virüslerden değil. Özellikle 60 yaş üzerindeki akciğer, tansiyon, şeker ve kalp rahatsızlıkları olan kişileri etkileyen hastalık, 80 yaş üzeri için ölümcül olabiliyor. İtalya’daki ölüm oranı bu nedenle çok yüksek. Gerçekten belli bir yaşın üzerindeki kişilerin evlerinden çıkmamaları, çocukları ve torunlarıyla bile teması kesmeleri, kalabalık ortamlarda bulunmamaları çok önemli. O yüzden bu salgından tüm dünyanın dersler çıkarması, gelecek yıllardaki salgınlara daha hazırlıklı, soğukkanlı yaklaşmaları ve tanı ve tedavi açısından daha tedarikli olmaları şart.”   ‘3-5 DAKİKADA SONUÇ ALABİLİYORUZ’ Boğaziçi mezunlarının Koronavirüs’le mücadelesi sadece Türkiye ile sınırlı değil. Boğaziçi Üniversitesi Ekonomi Bölümü’nden mezun olduktan sonra, aynı programdan mezun eşi Zeynep Ilgaz’la birlikte, 1998’de ABD’ye giden Serhat Pala, 2008’de eşiyle San Diego merkezli tıp ekipmanları firması ‘Confirm Bioscience’ı kurdu. Kendilerine birçok kez girişimcilik ödülleri kazandıran şirketleri, bugün Koronavirüs için kit üretiminde ABD’nin önde gelenleri arasında. Serhat Pala, salgın Çin’de ortaya çıktığında, Çin Hükümetiyle çalıştıklarını ve geliştirdikleri kitin 3-5 dakika içinde sonuç verdiğini söylüyor:   “Koronavirüs ilk çıktığında Çinli üretici partnerlerimizle çalışmaya karar verdik. Dünyanın tespit kitine ihtiyacı olacağını biliyorduk ve Ar-Ge çalışmalarımızı bu alana yönlendirdik. İşin zor yanı klinik testler için örnek bulmaktı ve Çin Hükümeti bu konuda bize çok yardımcı oldu. PCR analizini kullanarak, 3-5 dakika içinde sonuç alabiliyoruz. Doğruluk oranı ise yüzde 97.3. ABD’de perakende olarak en çok bizim testlerimiz satılıyor.”   ‘ÜLKELER İTHALATTA PROBLEM YAŞAYABİLİYOR’ Pala, kit talebinin çok arttığını ancak ülkelerde izin ve ithalat konusunda problemlerin ortaya çıkabildiğini vurguluyor. Boğaziçi mezunları olarak eşi Zeynep Ilgaz ile birlikte Koronavirüs’e karşı mücadele etmenin iyi hissetirdiğini belirterek, “İnsanlığın ortak düşmanına karşı mücadelede yer almak iyi hissettiriyor. Ne kadar çok şeyi, ne kadar az kısa zamanda yapabileceğimize odaklandık. Sadece yaşlı büyükleriyle bir araya gelmekten çekinen insanların hayatını kolaylaştırmak bile çok büyük bir şey” diyor.   ‘ÜMİT EDİYORUM BİR UYANIŞ OLUR’ Pala, ölüm oranlarının yüzde 1-3 oranında olduğunu hatırlatarak, dünyanın salgın hastalıklar konusunda ‘bir uyanış’ yaşayabileceğini söylüyor: “Dünya çapında salgın hastalık riski çok düşündüğümüz bir konu değildi. Bill Gates, bu konuda yıllar önce uyarmıştı. Ben, açıkçası insanlık olarak bu kadar hazırlıksız olduğumuzu düşünmemiştim. Koronavirüste ölüm oranı yüzde 1-3 arasında, yüzde 10 olan bir salgınla karşı karşıya kalsak ne olurdu düşünmek bile istemiyorum. Bunun insanlık olarak bir uyanışa neden olmasını ümit ediyorum. Ancak şu an için olumluya odaklanarak, neleri değiştirebileceğimizi düşünmeliyiz. Hataları ve eksikleri düşünmek için ilerde zamanımız olacak. Şu an bu zaman değil.” Kaynak :https://haberler.boun.edu.tr/

Yol Çizgi Boyalarının Ömrü Grafen Teknolojisiyle Artacak

Gebze Teknik Üniversitesi (GTÜ) Teknoloji Transfer Ofisi'nde faaliyet gösteren bir firma tarafından çevre dostu su bazlı yol çizgi boyalarının kullanım ömrünü 3 katına çıkaran grafen takviyeli boya geliştirildi. Sanayi ve Teknoloji Bakanlığının "Teknogirişim Sermayesi Desteği" ile kurulan firma, 2015 yılından bu yana grafen takviyeli endüstriyel ürün geliştirme çalışmaları yürütüyor. Firma, çalışmalar kapsamında geliştirilen grafen takviyeli boya teknolojisiyle su bazlı yol çizgi boyalarının kullanım ömrünü 3 katına çıkarmayı başardı. "İşaretleme maliyetleri yüzde 50 azalıyor" Hazerfen Kimya Malzeme ve Enerji Teknolojileri Sanayi Ticaret AŞ Yönetim Kurulu Başkanı ve Genel Müdürü Erdal Topaç, AA muhabirine yaptığı açıklamada, şirketin ağırlıklı olarak GTÜ'den bir grup bilim insanını bir araya getiren teknoloji firması olduğunu söyledi. TÜBİTAK'ın Teknoloji Geliştirme Bölgesi olan Marmara Teknokent'te bulunan şirketin, GTÜ Teknoloji Transfer Ofisi'nde çalışmalarını sürdürdüğünü aktaran Topaç, şirketin 2015 yılında yüksek nitelikli grafen türevleri üretmek üzere Sanayi ve Teknoloji Bakanlığının Teknogirişim Sermayesi Desteği ile kurulduğunu kaydetti. GTÜ ile projeler ürettiklerini anlatan Topaç, "Grafen türevleri üretiyoruz ve bunların endüstriyel uygulamalarını geliştirmeye çalışıyoruz. Bu alanda çalışma yapan başka bir firma yok. Grafen, bakırdan çok daha iyi elektrik iletken, mekanik olarak çelikten 200 kat daha mukavim, karbon nanotüpler ve elmastan daha iyi ısı iletken, yüksek yüzey alanlı ve yüksek optik geçirgenliğe sahip bir malzemedir. Özellikleri nedeniyle birçok kullanım alanı bulabilmiş, keşfinden bugüne hakkında milyonun üzerinde yayın yapılmış, 100 bine yakın patent alınmış bir nano malzeme. Yaklaşık 10 yıllık bir mazisi var." ifadelerini kullandı.

E-bülten için aşağıdaki bilgileri doldurmanız yeterli.

Giriş Yap

Şifremi Unuttum Kayıt Ol

Kayıt Ol

Şifremi Unuttum