Haberler

Gıda İsrafını Önleyen Yerli Probiyotik

Teknopark İstanbul Kuluçka Merkezi’nde (Cube Incubation) yerleşik Chivalric&Regulus Biyoteknoloji, probiyotikleri ve mikroorganizmaları daha dirençli hale getirmek için Ar-Ge çalışmaları yapıyor. Firmanın, birden çok probiyotik organizmayı toz halde tüketicilere sunduğu ürünü Probio.co, sıcak veya soğuk her türlü gıdaya, ürünün tadını bozmadan katılabiliyor. Probio.co bir yıla kadar canlı kalma özelliği ile de içine katıldığı gıdalara, probiyotik gıdalarda olmayan uzun bir raf ömrü sağlayarak, israfı önlüyor. Projelerinin hızla hayata geçmesi için yatırım turlarını sürdüren firma; otomotiv, inşaat ve gıda gibi çeşitli sektörlere entegre etmeye hazırladığı dirençli mikroorganizma Ar-Ge çalışmalarını dünya ile eş zamanlı sürdürüyor. İstanbul Ticaret’in sorularını Chivalric&Regulus’un kurucusu Ilgın Karacan cevapladı. Hacettepe Üniversitesi Biyoloji Bölümü mezunu Karacan, halen Yeditepe Üniversitesi Biyoteknoloji bölümünde mikroorganizmaların mikro enkapsülasyonu üzerine tez çalışması yapıyor. Chivalric&Regulus Biyoteknoloji’yi tanıtır mısınız?   Mikroorganizmaları daha dirençli hale getirmek için Ar-Ge yapıyoruz. Probiyotiklerin dayanıklılığı, kullanım ömrü ve tüketicilerin probiyotik kullanımı ile ilgili sorunlara çözüm üretiyoruz. Halen dünya ile eş zamanlı çalıştığımız birçok proje var. Mesela yağ yakabilen mikroorganizmaların direncini artırıp, kilo vermeye yardımcı atıştırmalık üretilmesi bunlardan biri. Karbondioksit kullanan bakterilerin direncini artırarak egzoz sistemlerine entegrasyonu ile çevre kirliliğini önleme ve binaların dış cephelerini tümüyle nemden arındırma projelerimize de hız verdik. Kişiye göre özelleştirilebilir probiyotik ve farklı amaçlara göre özelleştirilebilir gıda geliştirilmesi konularında önemli Ar-Ge’ler yürütüyoruz.   RAF ÖMRÜ 1 YIL   Probio.co nasıl bir ürün?   Nanoenkapsülasyon teknolojisi ile üretilen probiyotik bir gıda takviyesi olarak benzerlerine kıyasla dış koşullara en az yüzde 30 daha dayanıklı. Rafta 1 yıla kadar canlı kalıyor, gıdaların tadını değiştirmiyor. Toz formunda olduğundan istenilen gıda maddesine katılabiliyor. Sindirim sisteminde yüksek canlılığa ulaşıp, vücudun probiyotik mikroorganizmalardan en üst düzeyde yararlanmasını sağlıyor. Böylece çok tüketilen gıdalar, Probio.co ile fonksiyonel nitelikler kazanıyor. DAYANIKLI DEĞİLLER   Probiyotikli gıdaların raf ömrü kısa mı?   Probiyotikler dış koşullara dayanıklı olmadıkları için besinlerin içinde kısa bir ömre sahipler. Bu nedenle probiyotik ürünlerin yaklaşık yüzde 97’si süt ürünleri formunda üretiliyor. Spor formundaki probiyotikler bazı gıdalara probiyotik özellik kazandırmak için kullanılsa da ısı ve asitlik karşısında etkinliklerini yitirebiliyorlar.   MİKROORGANİZMA KÜTÜPHANESİ   Probiyotikleri nasıl elde ediyorsunuz?   Balıkesir, İstanbul, Adana, Hakkari, Ordu ve Düzce civarından doğal kaynaklardan izole edip, Teknopark İstanbul’da SFA Ar-Ge’nin laboratuvarında çoğaltıyoruz. Probio.co üzerindeki karekodu okutanlar, mikroorganizmaların menşeini görebiliyor ve kendi vücudundaki potansiyel faydaları hakkında bilgi sahibi olabiliyor. Yeni mikroorganizma kaynak ve türlerine ulaşıp Ar-Ge’lerini yapabilmek için SFA Ar-Ge’den uzman biyolog ­­Leyla Tarhan Çelebi ile çalışıyoruz. Hedefimiz, yerli mikroorganizma kütüphanemizi hizmete açıp, ülkemize önemli bir ihracat kalemi kazandırmak. DEPRESYONU AZALTIYOR   Probiyotiklerin faydaları neler?   Örneğin, bazı Bacillus türü probiyotikler sadece ishalde etkili olur. Bazı Lactobacillus türü probiyotikler; depresyondan ishale, uykusuzluktan yağ yakmaya kadar etkilidir. Bir probiyotik türünün farklı alt türleri sindirimi düzenlerken, bir diğeri bilişsel özellikleri güçlendiriyor. Bir diğeri ise yağ yakmaya ve kilo vermeye yardımcı oluyor.   ÜÇ PROBİYOTİK AYNI GIDADA   Bir gıdada birden fazla probiyotik bulunmasının önemi nedir?   Bir gıdada farklı etkilere sahip probiyotiklerin bulunması ürüne büyük katma değer kazandırıyor. Probio.co ile gıdalar farklı faydalara göre özelleştirilebiliyor. Çünkü bir gıda maddesinin içine üç farklı probiyotik katarak, gıdaları daha sağlıklı hale getiriyoruz. Bu uygulamanın eşsiz olduğunu söyleyebilirim.   YAĞ YAKIYOR   “Bir çay üreticisi, ürünlerine yağ yakıcı Probio.co’yu entegre edip müşteri kitlesini genişletiyor. Tüketiciler de Probio.co’yu doğrudan kendi gıdalarına katarak kullanabiliyor.Böylece sektörde farklılaşma ile yüksek kârlılık sunuyoruz.”   GELECEK YIL MARKET VE ECZANELERDE “Probio.co, şu anda www.regiusbiotech.com internet sitesi üzerinden her gelir grubunun ulaşabileceği bir fiyatla satışta. Gelecek yıl market ve eczanelerde yerini alacak. Türkiye’nin önde gelen bir çay markası, Anadolu Efes ve yurt dışından Kerry Grup ile görüşmelerimiz sürüyor.”   KANSEROJENLE SAVAŞIYOR   “Probio.co, kansere sebep olan akrilamid ve okratoksine karşı etkili. Akrilamid; hazır, işlenmiş, gıdaların içinde şekerin sıcakla birleşmesi ile ortaya çıkan bir madde. Okratoksin, kötü koşullarda kurutulmuş meyvelerde oluşan bir bileşen. Probio.co içerisinde yer alan probiyotikler, bu iki bileşene de bağlanıp onları yok ediyor ya da insan vücudunda emilimlerini en aza indirgiyor. Bu alanda TÜBİTAK ve KOSGEB’e proje hazırlıyoruz.”   PROBİO.CO’NUN AVANTAJLARI   * Dış koşullara karşı yüksek dayanıklılık sağlıyor.   * Glüten, hayvansal ve alerjen içerik taşımıyor.   * Yapay aroma, katkı ve koruyucu içermiyor.   * Gıdalarda tat değişimine sebep olmuyor.   * Sıcak, soğuk, sıvı, katı her türlü besinde canlı kalabiliyor.   * Sindirimi kolaylaştırıp, hazımsızlığı önlüyor.   * Birden fazla probiyotiğin aynı gıdada eş zamanlı kullanımını mümkün kılıyor.   * Kontrollü salınım özelliği ile yüksek biyoyararlanım sağlıyor.   * Bağırsak ve genel vücut sağlığını koruyor. Kaynak : Basın Bülteni

Endüstriyel Enzim Pazarının 2 Milyar Doları Türkiye ve Yakın Coğrafyasında

AA - LIVZYM Biyoteknoloji Yönetim Kurulu Başkanı ve Genel Müdürü Dr. Serdar Uysal, "Bugün 10 milyar Dolar değerindeki küresel endüstriyel Enzim pazarının 2 milyar doları Türkiye ve yakın coğrafyasında yer alıyor." dedi. AA muhabirine açıklamalarda bulunan Uysal, endüstriyel enzim pazarını büyük ölçüde bölüşen ülkelerin Danimarka, Hollanda, Almanya, ve ABD olduğunu söyledi. Bugün 10 milyar dolar değerindeki küresel endüstriyel enzim pazarının 2 milyar doları Türkiye ve yakın coğrafyasında yer aldığını belirten Uysal, Türkiye'nin enerji başta olmak üzere cari açığını büyüten ithal kalemlerinde yerli üretim seferberliğine devam ettiğini kaydetti. Uysal, sözlerini şöyle sürdürdü: "Teknolojiden petrokimyaya, aşı ve ilaçtan otomobil ve savunmaya onlarca farklı alanda yürütülen bu sürecin önemli aktörlerinden biri de enzim. Türkiye'de gıda sektöründe kullanılan enzimin önemli bir kısmının üretimiyle birlikte, ülkemiz ithalatını önemli ölçüde ikame etmek mümkün. LIVZYM olarak hedefimiz bölgemiz ve yakın coğrafyamızdaki 2 milyar dolarlık pazarın ihtiyacının yarısını karşılarken Türkiye’yi ihracatçı ülkeler arasında konumlandırmak. Türkiye’yi biyoteknoloji alanında geleceğe taşıyacak üretim tesislerinden birisi olmak üzere yola çıkan LIVZYM, yılda 1 milyar dolara yaklaşan enzim ihracatına da imza atacak. Uzun Ar-Ge ve hazırlık sürecimizi güçlü bir altyapıyla üretime dönüştürdük ve sadece pazara çıktığımız bu yıl 1 ila 1,5 milyon dolar civarında satış yapmayı hedefliyoruz." "Endüstriyel Biyoteknoloji kapsamında ele alınan enzim teknolojisinin keşfi 19. yüzyılın son çeyreğine denk geliyor. Gıda, deri ve kişisel bakım/kozmetik, tekstil, kağıt, tatlandırıcı, yem ve kimya alanlarında kullanılan endüstriyel enzim, pandemiyle birlikte daha çok gündeme gelen sürdürülebilirlik ve dünyanın geleceği için de büyük bir önem taşıyor." yorumunu yapan Uysal şunlara vurgu yaptı: "Öyle ki sürdürülebilir ve çevre dostu ekonomiler üretimde artık kimyasalların yerine enzimleri tercih ederken, bu durum endüstriyel enzim pazarının hızlı bir ivmeyle büyümesinin öncelikli sebebi. Enzimin en önemli uygulamalarından birisini oluşturduğu endüstriyel biyoteknoloji bugün nanoteknoloji ve genetik bilimleriyle birlikte çalışırken, gıdadan tarıma, hayvancılıktan tıbba, enerji ve kimyadan çevre ve sürdürülebilirliğe onlarca farklı alanda etki yaratıyor ve dünyanın geleceğini en çok etkileyecek endüstrilerin başında geliyor." Gıda sektöründe enzimler çoğunlukla; nişasta, fırıncılık, süt ve meyve suyu endüstrilerinde değerlendirildiğini belirten Uysal, "Ayrıca deterjan endüstrisi başta olmak üzere, tekstil, deri, kağıt, yem endüstrileri, biyoyakıt üretimi ve kişisel bakım sektörü gibi pek çok alanda da kullanılıyor." açıklamasında bulundu. Kaynak :AA

Ankara Üniversitesi ve Ege Üniversitesi iş birliği 6. Tıbbi ve Aromatik Bitkiler Çalıştayı Tamamlandı

Afyonkarahisar Sağlık Bilimleri Üniversitesi Teknoloji Transfer Ofisi (AFSÜ-TTO) tarafından Ankara Üniversitesi ve Ege Üniversitesi iş birliği ile düzenlenen 6. Tıbbi ve Aromatik Bitkiler Çalıştayı, grup toplantıları, girişimci söyleşileri ve çalışma gruplarının sonuç raporlarının sunumu ile sona erdi. “Tıbbi Bitkilerde Ham Maddeden Sağlık ve Ticarete Dönüşüm” teması doğrultusunda, iki gün boyunca istişarelerde bulunulan çalıştayın kapanışında Rektörümüz Prof. Dr. Nurullah Okumuş ve Cumhurbaşkanı Irak Özel Temsilcisi ve Afyonkarahisar Milletvekili Prof. Dr. Veysel Eroğlu birer konuşma yaptı. Prof. Dr. Okumuş konuşmasında, tüm oturumları ve çalışma grubu toplantıları yoğun bir katılımla ve büyük bir özveriyle gerçekleştirilen çalıştayı başarıyla tamamlamaktan büyük bir mutluluk duyduğunu söyledi. Önemine inandığı ve özel bir ilgi duyduğu tıbbi ve aromatik bitkiler sahasında çok sayıda yetkin akademisyen ve iş dünyası temsilcisi ile aynı kaygıları ve umutları paylaşmaktan gurur duyduğunu ifade eden Prof. Dr. Okumuş, “Çok eksiklerimiz var ama iyi bir yolda olduğumuzu düşünüyorum.” dedi. Afyonkarahisar Tıbbi ve Aromatik Bitkiler Borsası İçin Prensip Kararı Alındı Çalışma gruplarının raporlarında, önceki çalışmalarla karşılaştırıldığında daha net fikirlerin ortaya çıktığını belirten Prof. Dr. Okumuş, çalıştayın raporunu en kısa sürede kitaplaştırarak kamuoyu ile paylaşacaklarını dile getirdi. Prof. Dr. Okumuş şöyle konuştu: “İyi tarım uygulamaları, standardizasyon, sertifikasyon, uygun bölge seçimi, doğru bitki seçimi gibi pek çok boyutu olan bu konuda en temel husus; bizim Afyonkarahisar’da sayın valimizin ve bakanımızın da teşvikiyle yapmaya başladığımız gibi organize olmak, kooperatifleşmek ve her hâlde bu işin borsasının kurulmasıdır. Artık bu noktaya da geldik. Açılış konuşmamızda çalıştay kapsamında il yöneticilerimizle özel bir toplantı gerçekleştirip sizlere bir müjde veririz demiştik. Yapmış olduğumuz toplantıda inşallah tıbbi ve aromatik bitkiler borsasının Afyonkarahisar’da kurulması konusunda prensip kararına varıldı. Bu konuda Ticaret Borsamız bize destek vereceğini söyledi. Biz de AFSÜ olarak teknik destek sağlayacağız. Ticaret Odamız, valiliğimiz bu konuda bize destek olacak. Buna göre mevcut altyapının tıbbi ve aromatik bitkileri de içerecek şekilde veya ayrı bir başlık altında organize edilmesi gerekiyor. Tabii bu noktada yerel siyasi destek ve irade çok önemli. Bunun dünkü toplantıda ortaya konmuş olması bizi çok mutlu etti. Peki, ne getirecek borsa? Borsa buradaki sorunların büyük kısmına çözüm getirecek. Çiftçimiz neyi üreteceğini bilecek. Nereye satacağını, nasıl satacağını, kaça satacağını bilecek. Daha da önemlisi standardizasyondan, sertifikasyondan, doğru üründen, kaliteli üründen bahsediyoruz. Borsada ürün satmaya çalıştığınız zaman göreceksiniz ki nanenin ya da kekiğin kırk küsur çeşidi var. Bunların hangi alt türü ise onu oraya girmek zorunda kalacaksınız. Girerken de onaylı laboratuvarlardan alınmış bir analiz raporuyla oraya gireceksiniz. Bu neyi getirecek? Kaliteyi artıracak. Doğru iş yapanın, iyi iş yapanın, dürüst çalışanın da ürününün para etmesini sağlayacak. Bu müjdeli haber Afyonkarahisar için, ülkemiz için inşallah hayırlara vesile olur. Tıbbi ve Aromatik Bitkiler Komisyonu Bölgesel Eylem Yönetim Planlamasını Afyonkarahisar’da Uyguluyor Burada yapılan konuşmalarda bir öneri olarak, bölgesel eylem yönetim planlamaları yapılması denildi. Biz bunun bir örneğini Afyonkarahisar’da yapıyoruz. Valiliğimiz tarafından ilimizde bir Tıbbi ve Aromatik Bitkiler Komisyonu kuruldu ve başkanlığı üniversitemize verildi. Aynen dediğiniz gibi ilçe bazında gidiyoruz. Oradaki belediye başkanı, kaymakam ve yetiştiriciler ile oturuyoruz; ne yapıyorsunuz, elinizdeki kayıtlarda neler var, diye sorarak bir fotoğraf çekmeye çalışıyoruz. Bununla ilgili de bir rapor yayınlayacağız inşallah. Afyonkarahisar yerelinde yaptığımız bu çalışma yurt genelinde yaygınlaştırılmalıdır. Sonuç raporlarında bir ifade dikkatimi çekti; tıbbi ve aromatik bitkilerin atıklarının değerlendirilmesi. Bu çok önemli. Biz burada maalesef sadece istediğimizi alıyoruz, geri kalanını kullanmıyoruz. Amaranth bitkisi kökünden tepesine kadar kullanılabiliyor. Tohumunu un olarak, yağ için kullanabiliyorsunuz. İçindeki etken maddeleri kullanabiliyorsunuz. Yaprağından çay yapabiliyorsunuz, yaprak sarması yapabiliyorsunuz, gövdesini ve dallarını hayvan yemi olarak kullanabiliyorsunuz. Protein oranı çok yüksek. O yüzden bütünsel bakmak lazım bu ürünlere. Patatesten Etil Alkol Üretecek Tesiste Nişastalı Yıkama Suyu da Kullanılacak Afyonkarahisar’da, ülkemizde ilk olarak gerçekleştirdiğimiz bir örnek var. Buğday ve şeker pancarından etil alkol üretimi varken ülkemizde, bir yatırımcımız üniversite-özel sektör iş birliği ile patatesten yıllık beş milyon litre etil alkol üretecek bir tesisi şu anda kuruyor. Patates zaten kullanılıyor pek çok yerde ama biz hiç göze çarpmayan bir noktaya dikkat ettik; patatesin işlendiği fabrikalarda kabuklar yem sanayiinde kullanılıyor ama orada yıkama suyunda da nişasta var. Yüzde 13 ila 21 arasında yıkama suyunda nişasta bulduk. Yeni tesiste bu suyu da kullanacağız. Bunun doğaya boşu boşuna atılmasını engellememiz gerekiyor. İnanılmaz bir cistus kaçağımız var ülkemizde. Hovardaca kullanıyoruz. Dağ kekiği, salep bitkisi, orkide gibi niceleri, sökülüp kaçırılıyor, çalınıyorlar açıkçası. Bunların yeterince kontrolü yok maalesef. Türk kekiğini hâlâ markalaştıramadığımız için Yunan kekiği olarak satılıyor dışarıda. Birçok bitkide durum bu şekilde. Korumamız gerekiyor. Mevzuat konusunda çok serzenişlerde bulunuyoruz. Ürün geliştirme, klinik çalışmalar, faz çalışmalar vb. Aslında en büyük sorunlarımızdan biri şu: ilaç alanında ciddi bir sıkıntımız var. Mevzuat hazretleri önümüzde duruyor maalesef. En azından geleneksel bitkisel ürün veya tıbbi bitkisel ilaç konusunda slot uygulamasını ve önceliklendirmeyi kaldırın; en azından bu alanda önümüzü açın diye bir beklentimiz var. Tohum Bilgisine Kadar Erişecek Bir Sertifikasyona Gidilmesi Gerekiyor Sertifikasyon çok önemli. İster internet üzerinden olsun isterse eczaneler üzerinden olsun her ürünün mutlaka bir sertifika ile satılmasının sağlanması gerekiyor. Diyeceksiniz ki birçok tohumda bile sertifika yok, herkes önüne geleni ekiyor… En azından hangi tür olduğu, nerede ve kim tarafından üretildiğinin yazılması bile yeterli. Esasında tohum bilgisine kadar erişecek bir sertifikasyona gidilmesi gerekiyor. Bir ürün ortaya çıkıyor, onun barkodunu dahi kopyalayarak taklidini piyasaya sürebiliyorlar. Fakat yurt dışında bir, iki, üçüncü kez yalan söylerseniz kapılar yüzünüze kapanır. Bizim mutlaka sertifikasyon uygulamalarını yapmamız, benimsememiz ve özümsememiz gerekiyor. Aksi hâlde durumu altın yumurtlayan tavuk olarak görürsek, çok kısa sürede bu tavuğu kaybederiz diye düşünüyorum. Teşvikler yapılmalı deniyor… Ben buna katılmıyorum. Herhalde dünyada Türkiye kadar tarımsal üretimin devlet tarafından teşvik edildiği başka ülke var mıdır, bilmiyorum. Milli Emlak’ın, Tarım Bakanlığının yeni teşviklerini öğrendik. Bir şey yapmak istiyorsak arazi de var tohum da var; bitki de var fide de var. Geriye üretmek kalıyor. Biraz kendimizi teşvik etmemiz gerekir diye düşünüyorum. Bu kadar güzel insanın, bilim insanının desteği ve teşvikiyle daha çok çalıştaylar yaparız ama artık ürüne dönüşmüş hâliyle yapalım, son noktaya gelmiş olarak yapalım inşallah. Çalıştayımıza katkısı olan, desteği olan herkese teşekkürlerimi sunuyorum.” Bölük Pörçük Değil Alım Garantili Üretim Şekline Dönmek Lazım Çalıştayın kapanışında bir değerlendirme konuşması yapan Cumhurbaşkanı Irak Özel Temsilcisi ve Afyonkarahisar Milletvekili Prof. Dr. Veysel Eroğlu, ilk çalıştaydan altıncı çalıştaya uzanan süreçte alana ilişkin epey mesafe kat edildiğini söyledi. Çalıştayı hazırlayan, katılan ve destekleyen başta AFSÜ personeli ve akademisyenleri olmak üzere herkese teşekkür eden Prof. Dr. Eroğlu, bir zamanlar kocakarı ilacı olarak algılanan bitkilerin sağlıkta kullanımı konusunda genel bir farkındalık oluşmasında çalıştayların önemine işaret etti. Hem halkta hem özel sektörde hem de devlet kademelerinde tıbbi ve aromatik bitkilerin önemine ilişkin büyük bir uyanış olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Eroğlu, sözlerini şöyle sürdürdü: “Bu uyanış yeterli mi? Değil. Ne yapmamız lazım? Çalıştayın ilk günündeki özel oturumda güzel bir çalışma yaptık. Afyonkarahisar’da tıbbi ve aromatik bitkiler borsası kurulması kararını aldık. Bunun desteklenmesi şart. Az önce rektörüm değindi. Arazi istiyorsanız Milli Emlak veriyor, teşvik istiyorsanız ilgili kurumlar veriyor. Yani arazi ve teşvik problemi yok. Bu noktada vatandaşa nerede, ne üretirse daha kazançlı çıkacağının anlatılması lazım. Bir de bölük pörçük değil de alım garantili üretim şekline dönmek lazım. Üç yıl önce Çin Büyükelçisini Afyonkarahisar’a davet etmiştim, geldi. Akabinde Çin’den 100 tane büyük şirketin yöneticisi geldi. Onların bizden talepleri vardı. Fakat hiçbir şirketimiz onların taleplerini karşılayacak kapasiteye sahip değildi. Demek ki bunu iyi planlamamız gerekiyor. Bunun için borsa şart. İyi bir program şart. Bunu yapmamız lazım. Mesela üretim kadar pazarlama konusuna da odaklanmamız gerekiyor. Bu konuya kafa yormamız gerektiği kanaatindeyim. Bitkisel varlığımızı ham madde, yarı mamul ya da mamul olarak pazarlama imkânı mevcuttur. Milletin menfaati, ülkenin kalkınması açısından bu çalıştayda tartışılan konuların ve ortaya konan tavsiyelerin ilgili kesimlere sunulması gerekiyor. Bunun için bir heyet teşkil edilmesini ve konunun takipçisi olunmasını tavsiye ediyorum. Ben de bu heyette yer almaya talibim. Çalıştay raporu en kısa sürede kitaplaştırılmalıdır. Böylece geldiğimiz noktayı daha net bir şekilde görebiliriz. Bu çalıştaydan çok istifade ettim. İnşallah yedincisini de yapalım ama daha hazırlıklı olarak; bu altıncı çalıştaydan sonra neler yapıldı, hangi kurumlarla temasa geçildi, neler gerçekleşti, neler gerçekleşmedi ve niçin gerçekleşmedi bunu bir görelim. Beni de bu konuda bir nefer olarak görün. Nereye gidilecekse, kime müracaat edilecekse bu konuda yardımcı olmaya hazırım. Bakanlığım döneminde efendim yazı yazdık diyen adamı kolundan tutup atıyordum. Yazı yazmak, ilgili amiri aldatmaktır. Takip etmek, neticelendirmektir esas olan. Ege Üniversitesi rektörünün bir teklifi oldu. Bu çalıştaylar Afyonkarahisar’ın bir ananesi hâline geldiği için şehrimizin 2022’deki 100. kurtuluş yıl dönümünde biz bunu devam ettirelim, İzmir’de de 2023’te uluslararası bir kongre yapalım dedik. İnşallah bu toplantılarda da bir araya gelme fırsatı olur.” Çalıştay, konuşmaların ardından etkinlik sponsorlarına şilt takdim edilmesi ve günün anısına fotoğraf çekimi ile sona erdi. Kaynak : Basın Bülteni

Hastaların Genetik Yapısına Uygun İlaç için 'Kanser Tanı Kiti'' üretildi

Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi (YYÜ) Tıp Fakültesi Tıbbi Biyoloji Öğretim Üyesi Doç. Dr. Gökhan Görgişen ve Araştırma Görevlisi İsmail Musab Gülaçar, "Kanser Tedavisinin Yönlendirilmesinde Etkili Olan Tanı Kiti" adlı proje kapsamında, kanser hastalarının genetik yapılarına göre kişisel kit üretti. Kanser hastalarına daha uygun ilaçların verilmesi ve hastaların yaşam kalitesinin artırılması amacıyla üniversite bünyesindeki Teknokentte 2016 yılında çalışmaya başlayan Görgişen ve Gülaçar, ürettikleri kişisel tanı kitleriyle hem ülke ekonomisine hem de hastaların daha hızlı bir şekilde tedavi olmasına katkı sağlayacak. Görgişen, AA muhabirine, Van YYÜ Teknokentte geliştirilen proje kapsamında üretilen ürünün yurt içi ve dışında ilgi görmeye başladığını anlattı. Genovan Genetik Biyoteknoloji bünyesinde bireye özgü tedavi yöntemleri üzerinde çalıştıklarını belirten Görgişen, şunları kaydetti: "Genomik tıp, bireyin kalıtsal materyalini inceliyor. Günümüzde birçok araştırmacı ve biyoteknoloji firması bu alana odaklanmış durumda. Firmamız bünyesinde özellikle Amerika, Kanada ve Avrupa'da klinik denemeleri yapılmış, tanınmış otoriteler tarafından onaylanmış ve ilaç kullanımı öncesinde uygulanması önerilen genleri içeren tanı kitlerini üretiyoruz. İlk adımımız sisplatin ototoksitesini belirlemeye yönelik tanı kiti geliştirmekti. Farklı bir projemizle de kardiyovasküler ve metabolik hastalıklarda yaygın kullanılan ilaçların hedef kitlesini belirlemeye yönelik farmakogenetik tanı kitlerini üretmeye çalışıyoruz. Sisplatin ototoksite kitimiz Sağlık Bakanlığından onay aldı. Yurt içi ve yurt dışına siparişlerimizi gerçekleştiriyoruz. Aynı zamanda laboratuvarımızda moleküler biyoloji ve genetik gibi ilgili alanlarda eğitim alan öğrencilere staj imkanı, yüksek lisans ve doktora öğrencilerine ise araştırma ortamı sağlıyoruz. Firmamız bünyesinde farklı teknikleri kapsayan kurslar ve eğitimler de düzenliyoruz. Farkındalık oluşturarak yeni girişimcilere ve araştırmacılara destek olabilmeyi hedefliyoruz." "Yurt dışı ihracatında ilk etapta komşu ülkelerden başlamak istiyoruz." Kanser hastalarının genetik yapılarına göre ürettikleri kişisel kitlerin ticarileştiğini dile getiren İsmail Musab Gülaçar ise sisplatinin bir kemoterapi ilacı olduğunu söyledi. Özellikle pediatrik kanserlerde, yani çocuk kanser hastalıklarında solid tümörlere yönelik kullanılan bir ilaç olduğunu belirten Gülaçar, şu bilgileri verdi: "Bireye özgü kullanımında daha etkili bir tedavi için yönlendirme amacıyla mutasyon tarama kiti geliştirdik. Ürünümüz ticarileşti. Şu an pazarda yerini aldı. İlk hedefimiz yurt içindeki tüm kamu ve özel hastanelerde bu kitin kullanılmasıdır. Bunun haricinde yurt dışında ilk etapta Orta Doğu, Afrika ve Doğu Avrupa ülkelerine ulaşmayı hedefliyoruz. Siparişlerimizi aldık. Yurt içi ve dışına ilk satışlarımızı gerçekleştirdik." Van YYÜ Dursun Odabaş Tıp Merkezindeki doktorlara da ürünlerini tanıttıklarını aktaran Gülaçar, burada sisplatin tedavisi gören çocukların 1 yıl boyunca bu kitlerden ücretsiz faydalanacağını aktardı. Yurt içinde bazı hastanelerden sipariş almaya başladıklarını kaydeden Gülaçar, sözlerini şöyle tamamladı: "Yurt dışı ihracatında ilk etapta komşu ülkelerden başlamak istiyoruz. İlk yurt dışı siparişimizi komşu ülke Irak'tan aldık. Irak'a yakın zamanda kitlerimizi göndereceğiz. Azerbaycan, Irak, İran daha sonrasında da Orta Doğu coğrafyasının tamamında, körfez ülkelerinde ürünlerimizi pazarlamayı hedefliyoruz. Afrika bizim için yeni bir pazar. Afrika ülkelerine de kitimizi satmayı düşünüyoruz. Yıl içerisinde katıldığımız fuarlar oldu. Özellikle Dubai fuarı bizim için önemlidir. Fuarlarda ürünümüzü tüm dünyaya tanıtacağız." Kaynak :AA

TÜBİTAK MAM Tarafından Bu yıl İkincisi Düzenlenen Biyoteknoloji İnovasyon Yarışması Başladı

Türkiye’nin ilk Havacılık, Uzay ve Teknoloji Festivali TEKNOFEST’21 yaklaşırken, TÜBİTAK BİLGEM, CEZERİ ve ASELSAN iş birliği ile düzenlenen Ulaşımda Yapay Zeka Yarışması için geri sayım başladı. Yapılan açıklamaya göre, TEKNOFEST’21 teknoloji yarışmaları kapsamında düzenlenen Ulaşımda Yapay Zeka Yarışması, 21-26 Eylül tarihleri arasında İstanbul Havalimanı’nda gerçekleşecek. Lise, ön lisans, lisans, yüksek lisans ve doktora öğrencileri ile mezunların katılabildiği yarışmanın kazananlarının ödüllerini 26 Eylül’de düzenlenecek törende alacağı bildirildi. Yapay zeka teknolojilerinin geliştirilmesi, ulaşım alanında karşılaşılabilecek problemlere çözüm üretilmesi, bilgi birikiminin ve yetişmiş insan gücünün arttırılması hedefiyle bu yıl dördüncüsü düzenlenen yarışmada, yarışmacıların bir insansız hava aracı (İHA) ile önceden kaydedilmiş görüntüler üzerinden nesne tespiti yapacağı öğrenildi. TEKNOFEST’21 boyunca festival bölgesinde özel bir alanda gerçekleşecek yarışma kapsamında tüm takımlar geliştirdikleri yazılımları bilgisayarlarında çalıştıracağı, yarışma esnasında yerel ağda bulunan yarışma sunucusuna bağlanarak nesne tahmin sonuçlarını gönderecekleri de verilen bilgiler arasında. 50 takımın yarışacağı yarışmada birinci olan takıma 60 bin TL, ikinci olan takıma 40 bin TL, üçüncü olan takıma ise 20 bin TL ödül verilecek. BİYOTEKNOLOJİDE BAŞVURU SAYISI KATLANDI TEKNOFEST kapsamında TÜBİTAK MAM tarafından bu yıl ikincisi düzenlenen ve temel yarışma alanlarından biri olan Biyoteknoloji İnovasyon Yarışması 21 Eylül tarihinde başlayacak. 25 Eylül’e kadar sürecek yarışmanın ardından kazananlar, ödüllerini 26 Eylül’de düzenlenecek olan ödül töreninde alacak. Yapılan açıklamaya göre, TÜBİTAK MAM tarafından belirlenen Tıbbi Biyoteknoloji, Hayvan Biyoteknolojisi, Bitki Biyoteknolojisi, Mikrobiyal ve Endüstriyel Biyoteknoloji, Biyomedikal Mühendislik ve Sistem Biyolojisi tematik alanlarında düzenlenen yarışma, proje ve fikir kategorisi olmak üzere iki ayrı kategoride yapılacak. Lise, üniversite ve lisansüstü seviyede yüzlerce öğrencinin takımlarını kurarak katıldığı yarışmaya 2020 yılında başvuru sayısı 428 iken, 2021 yılında 719 adet proje başvurusu alındı. Öte yandan, TÜBİTAK tarafından üniversitelerde öğrenim görmekte olan ön lisans ve lisans öğrencilerini projeler yoluyla araştırma yapmaya teşvik etmek amacıyla her yıl düzenlenen "2242 Üniversite Öğrencileri Araştırma Proje Yarışmaları"nın kazananlarının hazırladığı projeler TEKNOFEST’21’de katılımcılarla buluşacak. Türkiye’nin bilim temelli bilgi ve teknoloji üretimi ile Milli Teknoloji Hamlesi’ne yönelik ihtiyaç duyulan nitelikli insan kaynağının gelişim süreçlerine katkı sağlamak hedefiyle hayata geçirilen yarışmaya, bu yıl 842 takım ve toplam 1501 öğrencinin başvurduğu kaydedildi.

Samsung Koronavirüs Aşısı Üretebilir

2020 yılını esir alan ve hala etkisi süren COVID-19 salgını için Pfizer firması BioNTech aşısını üretmiş ve salgının önüne kısmen geçilmişti.  Güney Kore Devlet Başkanı Moon Jae-in bu hafta ABD’yi ziyaret edecek. Kore medyası Moon’un Pfizer CEO’su Albert Bourlar ile de görüşmeyi planladığını bildirdiği seyahat planları çoğunlukla BM Genel Kurulu ile ilgili olduğunu belirtiyor. Bu açıklamadan sonra Samsung koronavirüs aşısı ile anılmaya başlandı. Samsung koronavirüs aşısı üretecek Mayıs ayında, Moon ve ABD Başkanı Joe Biden, iki ülke arasında ortak aşı geliştirmek için bir anlaşmaya vardı. Bu, bu hafta ayrıntılı olarak ele alınmalıdır. Büyük yatırım, Güney Kore’yi Asya’daki en büyük aşı üretim merkezi haline getirecek. Kaynak, Samsung‘un bu araştırma ve geliştirmede ayrılmaz bir rolü olduğunu da ekliyor. Burada önemli noktanın Samsung Group’un Incheon/Songdo’daki biyoteknoloji kolu olan Samsung Biologics‘i ifade ettiğini belirtelim. SK Bioscience’ın üretim tesisleri de dahil olacak. Samsung, aşı üretmenin yanı sıra diğer cephelerde de küresel salgına karşı mücadelede yer aldı. Örneğin, geçen ay şirket, Samsung Pay kullanıcılarına dijital aşı kimlik bilgilerini cihazlarında saklamanın bir yolunu tanıttı. Commons Project Foundation ile ortaklaşa geliştirilen bu özellik, Eylül ayı başlarında dünya çapında yayılmaya başladı. Aşı üretim konusunda teknoloji firmalarının tesislerinin kullanılacak olması, aşıların daha fazla yaygınlaşmasını ve salgının önüne büyük ölçüde geçileceğinin sinyallerini veriyor. Umarız Amerika ile Güney Kore anlaşmaya varır ve üretim hızlı bir şekilde başlar. Kaynak : AA  

Atabay İlaç, Önümüzdeki Dönem Biyoteknolojik İlaç ve Aşı Yatırımlarına Ağırlık Verecek

Pandemi nedeniyle ihtiyaç duyulan aşı üretimi ve dolumu için yatırım planlayan Atabay İlaç, bu yıl sonunda aşı dolumuna geçmeyi hedefliyor.  Yıllık ilaç üretim kapasitesi 250 milyon kutuya yaklaşan öncü ilaç üreticisinin Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Zeynep Atabay ve Yönetim Kurulu Üyesi Ayşe Atabay ile üretimde kullandıkları teknolojileri, ülkemize kazandırdıkları yenilikleri, 2021 yılı yatırım planlarını STEndüstri Dergisine kapsamlı bir röpotaj ile açıkladılar. Zeynep Atabay: Atabay İlaç 1939 senesinde Eczacı Ö. Kemallettin Atabay tarafından ‘Şark Merkez’ Ecza Deposu kurulmasıyla başlar.  1955 senesinde Tophane İlaç Fabrikası’nda beşeri ilaç üretimine başlayıp 1967 senesinde şu anda bulunduğu Acıbadem Atabay İlaç Fabrikası A.Ş. merkezine taşıyıp modernleştirmiştir.  1970 senesinde Gebze’de Atabay Kimya Sanayi ve Ticaret A.Ş. adı altında beşeri ilaç etkin hammaddesi üretimine ve 1975 senesinde yine Gebze’de Atabay Tarım ve Veteriner İlaçları A.Ş. adı altında zirai ilaç hammaddesi ve zirai ilaç üretimine başlamıştır.  Bu tesislerde 100’ün üzerinde beşeri, tarım ve veteriner ilaç etkin hammaddesi üretilmiştir.  Parasetamol (Parol ilacımızın hammaddesi), Oseltamivir (Enfluvir ilacımızın hammaddesi), Favipiravir (Favicovir isimli ilacımızın hammaddesi) olarak geriye dönük entegrasyon ve zamanla geliştirdiğimiz iyi sentez yöntemi sayesinde Avrupa’daki tek üreticisiyiz.  Parasetamol’ü ağırlıklı olarak Amerika ve Avrupa’ya ihraç ediyoruz.  2019 senesinde T.C. Teknoloji ve Sanayi Bakanlığı’ndan akreditasyonunu almış Ar-Ge   merkezimizde küçük molekül, biyoteknoloji ve Geleneksel Bitkisel Tıbbı Ürün (GBTÜ)  üzerine yeni ürünler geliştirmekteyiz. Ülkemizin 15 büyük üniversitesi ile üniversite – sanayi işbirliği projeleri geliştirmekte olup, TÜBİTAK Marmara Araştırma Merkezi ile stratejik Ar-Ge projeleri yürütmekteyiz. Tüm bu teknik çalışmaların arkasındaki itici güç ise 800 çalışanımızdır. Çalışanlarımız ile tek bir amaçta birleşiyor, ilaç ve hammadde üretimini sosyal ve vatani bir görev olarak görüyoruz. Çalışanlarımızdaki aidiyet duygusu ile omuz omuza vererek toplum sağlığına hizmet verme yolunda teknolojik altyapımızla yenilikçi projelere imza atıyoruz.   Ürünlerimizin Türkiye’de ve Dünya’da pazarlanması ve tanıtımı çok geniş bir satış ve pazarlama grubu tarafından ticari rekabet şartlarına uygun olarak gerçekleştirilmektedir. Bilinçli ve eğitimli satış ekibimiz, güçlü kalite ve ruhsatlandırma ekipleri, öz kaynaklara yapılan makina, ekipman yatırımları ile yardım almaksızın kendi imkânları ile ilerleyen bir şirketiz.  Markanız ülkemize alanında ne gibi ilkleri kazandırdı?  Ayşe Atabay: 100’ün üzerinde ilaç ruhsatımız var. Yıllık ilaç üretim kapasitemiz 250 milyon kutuya yaklaştı. 1975 senesinden beri etken hammaddesini de üretmekte olduğumuz parasetamol bazlı ürünümüz Parol 2019 senede 45 milyon kutu ile Türkiye’nin en çok satılan ilacı olarak makul fiyatlarla her eve girebilen yerli üretim ve halkın ilacı konumunda. 2010’ların başlarında geçirdiğimiz influenza salgınında hızlıca oseltamivir hammaddesi geliştirilip ülkemizin ihtiyacı olan ilaç yerli kaynaklarla karşılanmış ve orijinal ürün kotalarından ülkemizi kurtarmıştır.  Aynı felsefe ile 2020 senesinin başında Covid-19 pandemisinin ülkemize gelmesiyle favipiravir hammaddesini sentezleyip arkasından üretimini gerçekleştirip yurt dışına bağımlılığı azalttık. İş gündeminizi ve 2021 yılı hedeflerinizi öğrenebilir miyiz?  Zeynep Atabay: Kendimizi önümüzdeki dönem çok daha bilimsel ilaç geliştiren bir şirket olarak konumlandırıyoruz. Ruhsat başvurusunda bekleyen 10’un üzerinde ürünümüz bulunmakta, bunların 3’ü COVİD19 tedavisi için düşünülmüş çalışmalar.  Yeni Geleneksel Bitkisel Tıbbı Ürünlerde çalışmalarımız var, önümüzdeki aylar içinde TÜBİTAK MAM ile ortak geliştirdiğimiz ürünümüzün ile ilk ruhsat başvurumuzu yapacağız. Biyoteknolojik ürünümüz preklinik test sürecinde.  Tesisimiz GMP onayını aldı ve senenin ikinci yarısında klinik çalışmaları başlatabilecek noktaya geliyoruz.  Bunun yanında TÜBİTAK Covid-19 Türkiye Platformu altında 2 aşıya destek veriyoruz.  DNA aşısı üretimi için de GMP onayımızı aldık, senenin ikinci yarısı başlamadan Faz-I’e hazır olmayı planlıyoruz. 5 sene içinde bitki ekstraksiyonu, kimya sentezi, biyoteknoloji know-how’unu harmanlayabilen bunlardan müstahzar ilaç geliştiren interdisipliner bilime dayalı firma olmayı hedefliyoruz. Yeni üretim hattı, Ar-Ge, tesis yada teknoloji yatırımı kararı nasıl veriliyor? Yakın dönemde ne tür bir yatırıma imza attınız? Ayşe Atabay: Geçtiğimiz yıl Koronavirüs tedavisinde kullanılan Favipiravir, Hidroksiklorokin, Remdesivir, Enoksaparin gibi birçok ilaç hammaddesi sentezi çalışmaları ve üretimi için yatırımlarda bulunduk. Önümüzdeki dönem Biyoteknolojik ve Aşı yatırımları öne çıkacak.  İlk önceliğimiz acil durum senaryolarında gerekli ilaçları geliştirmek ve bunları üretecek hatları kurabilmek.  Üretime dönük hangi teşvikler var ve bundan siz nasıl istifade ediyorsunuz? Zeynep Atabay: Bugün her ne kadar milli imkânlar ile ilaç üretiminde birçok yurtdışı menşeili hammaddelere ihtiyaç duysak da dünyanın gidişatı bu hammaddelerin de artık tamamen ülkemizde üretilmesi gerektiği yönünde. Yakın gelecekte ‘yerli ve milli mücadele’ kapsamında ülkemizin stratejik ilaç ihtiyacını karşılayabilir olmak en büyük arzumuz ve hedefimiz. Bunun için yeni çalışmalarımızı gündeme aldık. Fabrikanızda; hammadde girişinden, tasarım ve Ar-Ge çalışmalarına, oradan sevkine kadar olan üretim süreçlerini anlatır mısınız? Ayşe Atabay: Gelen hammaddeler numune alınarak Kalite Kontrol analizi yapılıp onay verilince kabul deposuna alınır. Ürün formülüne göre hammaddelerin tartım işlemi tartım otomasyon sistemi ile yapılarak tartılan ürün hammadde üretimi yapacak kısma ( tablet, şurup, toz dolum  ve steril alan ) verilir. Her üretim aşamalarında mutlaka inproses kontrol olmasının yanında nihai olarak da ürün kalite kontrol onayından geçmektedir.  Onayı alınan ürün ambalajlanması için ilgili departmana gönderilerek bu alanda dolumu ve kutulaması yapılmaktadır. Daha sonra da müstahzar ürün deposuna sevk edilerek ecza depolarına sevk edilmesi sağlanır.  Sıfır duruş / sıfır hata ile kaliteli üretim adına ne tür metod ve sistemler kullanılıyor? Daha çok hangi otomasyon donanım ve yazılım teknolojilerinden yararlanıyorsunuz? Zeynep Atabay: İlaç sanayiinde kullanılan GMP ( İyi Üretim Uygulamaları ) kalite yönetimi özellikle olmazsa olmazımızdır. Tüm kalite kontrol süreçlerimiz Uluslararası normlarda takip edilmektedir. Ayrıca Avrupa GMP’sini de almış bulunmaktayız. Kalite departmanımız valide edilmiş QDMS yazılım sistemi ile tüm departmanları kontrol altına almıştır. Makina parkurunuz hakkında bilgi vererek, son dönemde bu alanda yaptığınız yatırımları ve sağladığı avantajları anlatır mısınız?    Ayşe Atabay: Son yıllarda makina parkurlarımızı yenilemeye başladık. Özellikle kapasitesi yüksek olan blister ve kutulama ve kapsül dolum makinaları alarak mevcut kapasitemizi arttırdık. Ayrıca pandemi nedeniyle ihtiyaç duyulan aşı üretimi ve dolumu için 2021 yılında yatırım planlayarak bu yıl sonunda aşı dolumuna geçmeyi hedeflemekteyiz. Böylece önümüzdeki yıllarda Türkiye’nin ihtiyacı olan aşı konusunda da Atabay olarak ülkemize hizmet etmeyi amaçlıyoruz.  Depolarınızda operasyon süreçlerini hızlandırmak ve doğru sevkiyatı sağlamak adına ne tür donanım ve yazılımlardan yararlanıyorsunuz?   Zeynep Atabay: Hammadde depo, primer ve sekonder ambalaj malzemeleri depolarında her ürün belirli adreslenmiş sistemde tutulmakta. Ürünler depoya girerken de çıkarken de el terminali ile takip edilerek yanlış ürün ve yanlış miktar problemi ile karşılaşılmasının önüne geçilmektedir. Depolarda ilk giren ilk çıkar prensibi mutlaka uygulanmaktadır. ( FİFO ) Sanayinin Dijital Dönüşümü vizyonunuz nedir? Varsa pilot uygulamalarınızdan bahseder misiniz?  Ayşe Atabay: Dijital dönüşüm tarafında 3 adımlı bir yol haritası izliyoruz.  İlk adımda verimlilik artırma adına 1) süreçleri dijitalleştiriyoruz 2) paydaşlarımıza eğitimler vererek kurulan yeni sistemler üzerinde etkin çalışabilmelerini sağlayıp verimli ve etkin dijital operasyon yapısı kuruyoruz. İlk adımda muhasebe, finansal sistemler, satın alma, depo, üretim sistemleri üzerinde daha etkin yeni yapılara geçiyoruz.  Satış Mümessili kadromuz ile ayrı bir çalışma yürüttük ve onları da dijital platformlara taşıyıp hem operasyonlarını yönlendirebiliyoruz hem de doğru kişilere doğru içeriği ulaştırmayı sağlıyoruz. 3) Son olarak da elimizdeki dijital teknolojiler ile yaptığımız işleri nasıl daha değişik yaparız diye sorguluyoruz.  Bu aşamada tüm tesislerimizi kablosuz WAN ile donatıp sensor ağı üzerinden (IoT) yönetecek yapılara bakıyoruz.  Bu çalışmalarımızda özellikle Skysense, Qualist, Onur Enerji gibi yenilikçi startuplar ile çalışıyoruz.  Tesisinizde enerji maliyetlerinizi düşürmek için ne tür çalışmalar yapıyorsunuz? Kendi enerjinizi üretmek için bir yatırım planınız var mı? Yakın dönemde böyle yatırım yaptıysanız sonuçlarını paylaşır mısınız?   Zeynep Atabay: Gebze tesisimizde güneş enerjisi yatırım planımız bulunmakta.  Burada 7000 metrekare kadar çıkabileceğimiz alanımızı tespit ettik.  Birkaç şirket ile fizibilite çalışmaları yürütmekteyiz. Kaynak :ST Endüstri

İSİB, 2020 İhracat Ödülleri Sahiplerini Buldu

İklimlendirme Sanayi İhracatçıları Birliği (İSİB), 2020 yılı içinde ihracat pazarında etkili rol üstlenen ve en çok ihracat gerçekleştiren firmaları ödüllendirdi. İSİB Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Şanal’ın ev sahipliğinde 19 Ağustos 2021 Perşembe günü Radisson Blu Hotel & Spa Tuzla’da gerçekleştirilen ödül törenine İSİB Yönetim ve Denetim Kurulu üyeleri, ödül alan firmaların yönetim kurulu üyeleri ve profesyonel yöneticileri ile pek çok sektör paydaşı katıldı. Organizasyon içinde Prof. Dr. Emre Alkin, katılımcılara “Dünya ve Türkiye: 2021 ve Ötesi” adlı bir sunum yaptı. Ödül töreninin açılış konuşmasını yapan Şanal, Birliği oluşturan tüm firmaların var güçleri ile Türkiye’nin kalkınması ve büyümesi konusunda çalıştıklarını ifade ederek şunları söyledi: “Türk İklimlendirme sektörü, ihracatın lider sektörlerinden biri olma yolunda emin adımlara ilerliyor. 2021 yılının geçtiğimiz kısmında yüzde 40 büyüme ile ihracatımızı şahlandırdık. Tüm alt sektörlerde yüzde 30 ila yüzde 70 arasında büyümeyle ilerliyoruz. 2021’in başında koyduğumuz 5,5 milyar dolarlık yıllık ihracat büyüklüğü hedefimizi revize ettik. Yılı 6 milyar doların üzerinde bir seviyede kapatacağız. Bu başarı sektörümüzün ortak eseri. 2020 yılında 21 kategoride en çok ihracatı gerçekleştiren firmalarımız, uyguladıkları etkin ticari ve pazarlama yönetimleri ile bu yılın ödüllerine ulaştılar. Birliğimizin ödül alamayan üyeleri de var güçleri ile çalıştıklarını biliyoruz ve görüyoruz. Onlar da önümüzdeki yıllarda ülkemizi elde edecekleri başarılarla gururlandıracaklarından hiç şüphemiz yok.” Pandeminin etkisinin tüm Dünya’da zayıflamaya başlaması ile beraber fiziki etkinlik ve organizasyonların tekrar yapılmaya başlayacağını belirten Şanal, “Bildiğiniz üzere gelecek yıl yapılacak Mostra Convegno Expocomfort’a Birliğimizin girişimleri ile Türkiye partner ülke oldu. İSİB olarak bu organizasyonun hepimiz için katma değere dönüştürecek planlamaların üzerinde titizlikle çalışıyoruz” dedi. Kaynak : AA

ÖZ Yapı'nın,Yalova'da Temizoda Sistemleri Fabrikasınının Açılışı Yapıldı

Bakan Varank, Yalova'da Temizoda Sistemleri Fabrikası açılış töreninde konuştu. Varank, "Türkiye'de bulunan 84 faal tersanenin 30'u Altınova'da yer alıyor. Bu tersaneler için toplam 2.7 milyar TL değerinde 23 teşvik belgesi düzenledik. 2020 yılında bu tersanelerden yapılan ihracat 500 milyon dolar seviyesine ulaştı" dedi.  “AR-GE VE İNOVASYON ÇALIŞMALARI SEKTÖR İÇİN ÖNEMLİ” Varank, Özyapı İnşaat'ın Temiz Oda Sistemleri Fabrikası ile ilgili olarak bilgiler verdi. Varank, “Sistem, temiz odanın içinde bulunan kişileri ve aletleri kötü kokudan, tozdan ve mikro-organizma gibi parçacıklardan koruyor. Sektör, çok yüksek teknolojiye sahip olmasının yanı sıra hassasiyetiyle de dikkat çekiyor. Bu sistemler başta hastane olmak üzere ilaç üretimi, savunma sanayi, laboratuvar alanlarından sıklıkla kullanılıyor. Yalova’da kurulan bu tesiste temiz oda sistemlerinde kullanılacak olan malzemelerin hem montajı hem de imalatı gerçekleşecek. Temiz oda malzemeleri konusunda Türkiye yüksek oranda ithalat yapıyor. Bu fabrikamız ile ithalat rakamlarını indirmeyi hedefliyoruz. İkinci hedefimiz ise bu alanda ihracat yapmak. Bu malzemelerin teknolojik açıdan sürekli geliştirilmesi gerekiyor. Bu sebeple Ar-Ge’ye sürekli olarak ihtiyaç duyuluyor. Bu sektörde ayakta kalabilmek için Ar-Ge ve İnovasyon çalışmalarına önem verilmesi gerekiyor. Bu sebeple firma yetkililerine Ar-Ge merkezi kurmalarını tavsiye ediyor ve devletimizin çok cazip destekler sunduğunuz hatırlatıyorum” dedi.  Kaynak : AA

Savunma Sanayi Devleri IDEF’21’de Buluşacak

TÜYAP Tüm Fuarcılık Yapım A.Ş. tarafından organize edilen IDEF'21, 15. Uluslararası Savunma Sanayii Fuarı, 17-20 Ağustos 2021 tarihleri arasında İstanbul Büyükçekmece'deki Tüyap Fuar ve Kongre Merkezi'nde her zaman olduğu gibi fiziki olarak gerçekleştirilecek. Türkiye'nin ve dünyanın savunma sanayii devlerinin en önemli buluşma platformu olan IDEF'21'e, yurt içinden ve yurt dışından bin 170'in üzerinde firmanın katılması bekleniyor. Fuara 116 heyet katılacağını bildirirken, heyetlerde geri dönüşler devam ediyor. Şimdiden bu rakama erişilmiş olması fuarın uluslararası iş görüşmeleri açısından verimli geçeceğini gösteriyor. Fuar açılışına kadar bu sayının çok daha fazla olacağı vurgulanıyor. Fuara katılacağını bildiren üst düzey yetkililerin arasında 28 Bakan yer alıyor. SAVUNMA TEDARİKİNDEN SORUMLU MAKAMLARIN EN ÖNEMLİ BULUŞMASI IDEF'21, 15. Uluslararası Savunma Sanayii Fuarı'na şu ana kadar 28 Bakan katılacağını bildirdi. Fuara katılacak heyetlerde Bakanların yanı sıra Genelkurmay Başkanı, Kara Kuvvetleri Komutanı, Deniz Kuvvetleri Komutanı, Hava Kuvvetleri Komutanı, Genelkurmay Başkan Yardımcısı, Bakan Yardımcısı, Jandarma Genel Komutanı, Emniyet Genel Müdürü, Sahil Güvenlik Komutanı ve Müsteşar seviyesinde çok sayıda üst düzey yetkili yer alıyor. Fuara bu yıl, ülkelerin savunma tedarikinden sorumlu üst düzey yetkililerin ilgisinin daha da artması, IDEF'21'in oldukça verimli geçeceğini ve hedeflerine ulaşacağını şimdiden haber veriyor. IDEF 2019 yılında, 71 ülke ve 3 uluslararası kuruluştan 151 heyet ve 588 heyet üyesi ağırlanmıştı. YURT DIŞINDAN RESMİ HEYET DAVETLERİ ARTTI 15. Uluslararası Savunma Sanayii Fuarı'nda, geçmiş fuarlarda olduğu gibi mütekabiliyet esasına dayalı olarak yurt dışı heyet davetleri, T.C. Millî Savunma Bakanlığı, İçişleri Bakanlığı ve bağlı kuruluşları, Savunma Sanayii Başkanlığı tarafından yapıldı. İki yılda bir düzenlenen IDEF'e bu yıl, yurt dışı heyetlerin ilgisi çok yüksek. IDEF'21 için hazırlıklar sürerken, davet edilen heyet sayısı 455'e yükseldi. Bu davetlere geçtiğimiz fuarlara göre çok daha erken dönüşler alınmaya başlanırken, fuar açılışına kadar bu sayının artacağı vurgulanıyor. Kaynak : Turktime

Yakındoğu Üniversitesinden COVID-19 için Koruyucu Sprey

Yakın Doğu Üniversitesi, COVID-19’a neden olan SARS-CoV-2’nin hücrelere bulaşmasını önlemek amacıyla geliştirilmesinde proje ortağı olduğu koruyucu nazal spreyi, Olirin markasıyla KKTC’de kullanıma sundu.  Burun ve ağız yoluyla uygulanabilen Olirin, bir yandan SARS-CoV-2’nin üst solunum yolundaki hücrelere bağlanmasını engelleyip diğer yandan antiviral etkisi ile virüsleri öldürerek çift yönlü bir koruma sağlıyor. Olirin, SARS-CoV-2 dışındaki virüslere karşı da etkili.  Yakın Doğu Üniversitesi, Perugia Üniversitesi, Avrupa Biyoteknoloji Derneği (EBTNA) ve İtalyan MAGI Group ortaklığında geliştirilen sprey, Şubat 2021’de İtalya’da COVID-19’la mücadelede kullanılmaya başlanmıştı. KKTC, Türkiye ve Türki Cumhuriyetlerde üretim ve dağıtım hakları Yakın Doğu Oluşumu’na ait olan Olirin’in yakın zamanda Türkiye'de de kullanıma sunulması planlanıyor.  Olirin, İKAS Pharma güvencesiyle eczanelerde Tamamen doğal bileşenlerden üretilen koruyucu sprey Olirin, zeytin yaprağı özünden elde edilen, doğal içerikli bir ürün. Bu nedenle marka seçimi de İngilizce’de zeytin anlamına gelen “olive” kelimesinden esinlenilerek yapıldı.  Olirin’in KKTC’deki dağıtımını, kuruluşunun üzerinden iki yıl gibi kısa bir süre geçmesine rağmen, yenilikçi vizyonu ile birçok lider firma ve üretici ile yaptığı anlaşmalarla geniş bir ilaç portföyüne ulaşan İKAS Pharma yapacak. Olirin’in KKTC’deki eczanelere dağıtımını gerçekleştiren İKAS Pharma, yakın zamanda ürünü Türkiye’de de tüm eczaneler ve online satış siteleri üzerinden kullanıcılarla buluşturacak. Prof. Dr. İrfan Suat Günsel: “COVID-19’la mücadelede önemli bir katkı yaratacak olan Olirin’i ülkemizde kullanıma sunmaktan mutluluk duyuyoruz.”   Yakın Doğu Üniversitesi’nin geliştirme aşamasında yer alarak proje ve patent ortağı olduğu koruyucu spreyi, kendi markaları ile KKTC halkının kullanımına sunmaktan duyduğu mutluluğu dile getiren Yakın Doğu Oluşumu Mütevelli Heyeti Başkanı Prof. Dr. İrfan Suat Günsel, “COVID-19’la mücadelede uluslararası bir proje olarak doğan ve önemli bir parçası olduğumuz koruyucu spreyi, kendi markamızla halkımızın kullanımına sunmanın gururunu yaşıyoruz. Olirin’i yakın zamanda Türkiye'de de kullanıma sunarak bu gururumuzu taçlandırmak istiyoruz” ifadesini kullandı. Olirin’in, Yakın Doğu Üniversitesi’nin sahip olduğu bilimsel yetkinliğin ve Üniversite 4.0 vizyonunun çok önemli bir göstergesi olduğunu söyleyen Prof. Dr. Günsel, “Olirin’in geliştirilmesinden üretim aşamasına kadar katkısı bulunan üniversitemizin çok değerli bilim insanlarına teşekkürlerimi sunuyorum” dedi.  Prof. Dr. Tamer Şanlıdağ: “Olirin, virüslere karşı çift yönlü bir koruma sağlıyor.” Yakın Doğu Üniversitesi Rektör Vekili Prof. Dr. Tamer Şanlıdağ ise koruyucu Olirin’in doğal bileşenli bir ürün olarak COVID-19’a neden olan SARS-CoV-2’nin hücrelere bağlanmasını engelleyip diğer yandan antiviral etkisi ile virüsleri öldürerek çift yönlü bir koruma sağladığını vurguladı. Dünyada hızla uygulanan aşılama sürecinin COVID-19’un kontrol altına alınmasında son derece önemli olduğunu söyleyen Prof. Dr. Tamer Şanlıdağ, Olirin’in etkili bir kişisel korunma ürünü olarak bu sürece önemli bir katkı sunacağını söyledi. Prof. Dr. Şanlıdağ ayrıca, “Olirin, sadece SARS-CoV-2’ye karşı değil pek çok virüse karşı da aynı koruyuculuğu sağlayan bir ürün” değerlendirmesini yaptı. Doç. Dr. Mahmut Çerkez Ergören: “SARS-CoV-2’yi etkisizleştiren Olirin’in yan etkisi bulunmuyor.” Yakın Doğu Üniversitesi, Perugia Üniversitesi, Avrupa Biyoteknoloji Derneği (EBTNA) ve İtalyan MAGI Group ortaklığında geliştirilen koruyucu nazal spreyin, gerek laboratuvar testleri, gerekse gönüllülerle yapılan denemelerde etkinliğini kanıtladığını söyleyen Yakın Doğu Üniversitesi COVID-19 PCR Tanı Laboratuvarı sorumlularından Doç. Dr. Mahmut Çerkez Ergören, “Gerçekleştirilen araştırma ve deneyler, Olirin’in hücrelerde toksik etki yaratmadığı, SARS-CoV-2’yi etkisizleştirdiği ve yan etki yaratmadığını ortaya koydu” ifadesini kullandı.  Hasan Kölel: “KKTC’de eczaneler üzerinden kullanıma sunduğumuz Olirin’i, Türkiye’de de tüm eczaneler ve online satış siteleri üzerinden kullanıcıyla buluşturacağız.”  Olirin’i bugün itibariyle KKTC’de anlaşmalı oldukları tüm eczanelere dağıtarak halkın kullanıma sunduklarını söyleyen İKAS Pharma Genel Müdürü Hasan Kölel, “COVID-19’la mücadelede önemli bir fark yaratacak koruyucu spreyi, KKTC’ye ait bir marka olan Olirin etiketiyle ülkemizdeki dağıtımını üstlenmek çok büyük bir gurur” ifadesini kullandı. Kölel, KKTC’de eczanelere dağıtımı yapılan Olirin’in yakın zamanda Türkiye’de de tüm eczaneler ve online satış sitelerinde yaygın bir şekilde kullanıcıyla buluşturmayı planladıklarını söyledi.  Kaynak : AA

E-bülten için aşağıdaki bilgileri doldurmanız yeterli.

Giriş Yap

Şifremi Unuttum Kayıt Ol

Kayıt Ol

Şifremi Unuttum