Haberler

2023 Nobel Tıp Ödülü,mRNA Aşısının Geliştirilmesi Çalışmalarına Verildi

2023 Nobel Tıp Ödülü, mRNA içerikli Kovid-19 aşısının geliştirilmesini sağlayan çalışmalara imza atan 68 yaşındaki Macar asıllı bilim insanı Katalin Kariko ile 64 yaşındaki ABD'li bilim insanı Drew Weissman'a verildi. İsveç'teki Karolinska Enstitüsünde düzenlenen basın toplantısında, 2023 Nobel Tıp Ödülü'nü, mRNA içerikli Kovid-19 aşının geliştirilmesine imkan veren çalışmalara imza atan biyokimyager Kariko ve immünolog Weissman'ın kazandığı açıklandı. Katalin Kariko Kimdir? Katalin Kariko, 17 Ocak 1955'te Macaristan'ın Szolnok şehrinde doğdu. Üniversite ve doktora eğitimini Szeged Üniversitesi Biyolojik Araştırmalar Merkezi'nde tamamlayan Kariko, mRNA ile ilgili çalışmalarını sürdürebilmek için ABD'nin Philadelphia eyaletinde bulunan Temple Üniversitesi'ne davet edilmesi üzerine bu ülkeye yerleşti. Almanya merkezli BioNTech'te kıdemli başkan yardımcısı olan Kariko, BioNTech-Pfizer tarafından ortaklaşa geliştirilen Kovid-19 aşısının temelindeki mRNA teknolojisini Weissman ile birlikte geliştirmesiyle tanındı. Drew Weissman Kimdir? Drew Weissman, 7 Eylül 1959'da ABD'nin Massachusetts eyaletindeki Lexington şehrinde doğdu. 1981'de Brandeis Üniversitesi'nden mezun olan Weissman, 1997'de mRNA ve doğuştan gelen bağışıklık sistemi biyolojisini incelemek için Pennsylvania Üniversitesi Tıp Fakültesi'nin akademik kadrosuna dahil oldu. Weissman ile Kariko, tanışmalarının ardından birlikte Kovid-19 aşısının temelindeki mRNA teknolojisini geliştirmeye yoğunlaştı. 2022 Nobel Tıp Ödülü'nü Paabo Kazanmıştı 2022 Nobel Tıp Ödülü, "soyu tükenmiş homininlerin genomları ile insan evrimine ilişkin keşiflerinden ötürü" 68 yaşındaki İsveçli biyolog Svante Paabo'ya verilmişti. Paabo, çalışmasında "küçük bir parmak kemiğinin genom verisiyle 30 bin yıl önce yaşayan ve denisovanlar olarak adlandırılan türleri" keşfetmişti. 1901 ila 2022'de 113 Nobel Tıp Ödülü verildi, ödül kazananlardan 12'si kadın. Nobel Tıp Ödülü'nün en genç kazananı, 1923'te insülinin keşfinden ötürü 32 yaşındaki Frederick G. Banting oldu. 1966'da "tümöre neden olan virüsleri" bularak Nobel Tıp Ödülü'nü kazanan 87 yaşındaki Peyton Rous ise bu ödülü alan en yaşlı bilim insanı olarak tarihe geçti. Paabo'nun babası Sune Bergström da "prostaglandin" maddesine ilişkin buluşları dolayısıyla 1982 Nobel Tıp Ödülü'nü aldı. Nobel Ödülleri Hakkında İsveçli Alfred Nobel'in vasiyeti üzerine ölümünden sonra 9 Haziran 1900'de kurulan Nobel Vakfının insanlığa hizmette bulunanlara verdiği ödüller, dünyada en saygın ödüller olarak kabul ediliyor. Nobel Ödülleri, İsveç Kraliyet Bilimler Akademisi, İsveç Akademisi, Karolinska Enstitüsü ve Norveç Nobel Komitesi tarafından, fizik, kimya, edebiyat, barış ve tıp olmak üzere 5 ayrı dalda en başarılı kabul edilen kişiler veya kuruluşlara veriliyor. Bunlara ek olarak, Nobel Ekonomi Ödülü, 1968'de İsveç Merkez Bankasının Alfred Nobel'in anısına ekonomi dalında da ödül verilmesini kararlaştırmasıyla, ilk kez 1969'da verildi. Nobel Ödülleri, her yıl Alfred Nobel'in ölüm yıl dönümü olan 10 Aralık'ta düzenlenen törenle sahiplerine teslim ediliyor. Öte yandan ödüllerin 1901'deki başlangıcından bu yana verilmediği birkaç yıl oldu. Toplamda 49 defa yapılan ödül iptallerinin çoğu Birinci ve İkinci Dünya Savaşları sırasında gerçekleşti. Ödül törenleri, Kovid-19 salgını nedeniyle 2020 ve 2021'de de yapılamamıştı. Kaynak : Basın Bülteni

Sterilizasyonun Baş Aktörleri

Temizoda Teknolojileri Derneği tarafından 8 Eylül 2023 tarihinde Ankara HiltonSA'da düzenlenen "Temizoda Paylaşımları"  etkinliklerinde bu sefer konumuz sterilizasyon oldu. "Sterilizasyonun Baş Aktörleri: Etilen Oksit ve Radyasyon" isimli etkinliğimize katılım ise oldukça yüksekti. Özellikle Tıbbi Cihaz Üreticilerinin yoğun olarak başvurduğu 2 sterilizasyon yönteminden olan "Etilen Oksit ve Radyasyon" konuları farklı açılardan ele alındı. Etkinlik açılış konuşmasını Temizoda Teknolojileri Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Ecz. Dilek Sunar yaptı. Konuşmasına tüm konuşmacılara ve katılımcılara teşekkür ederek başladı. Konuşmasının devamında etkinliği yönetecek TTD Yönetim Kurulu Üyesi Alper Sarı'yı kürsüye çağırdı. Alper beyde kısa bir sunumun ardından ilk konuşmacıyı kürsüye çağırdı. Günün ilk konuşmacısı olan Disposet firmasından YunusBOZKURT sterilizasyon cihazı alırken nelere dikkat etmemiz gerektiği ile ilgili tüm deneyimlerini dinleyiciler ile paylaştı. Bunu yaparken; ünite seçiminden, departmanın hazırlanmasına ve alınması gereken güvenlik önlemlerine kadar birçok konuya parmak bastı. Sonrasında sahne alan Disera A.S. firmasından Umut ERSOY ise Türkiye’de bir tıbbi cihaz üreticisi olarak ilk olma özelliğini taşıdıkları Elektron Demeti (E-Beam) sterilizasyon tesisi hakkında bizlere bilgi verdi. Tesisin kurulma aşamasında karşılaşılan güçlükler, nelere dikkat edilmesi gerektiği, E-Beam teknolojisinin çalışma şekli, sürecin kontrolü ve doğrulamasına yönelik verdiği bilgiler ile dinleyicilerin ülkemiz için yeni sayılan bu teknoloji hakkında fikir edinmesini sağladı. Son konuşmacı Medcer firmasından Mehmet Fatih Örmeci ise bu 2 sterilizasyon yönteminin valide edilmesi esnasında dikkat edilmesi gereken detaylara dikkat çekti. Madde madde önemli olan parametreleri bize açıklayan Örmeci, sunumu esnasında sıklıkla yapılan hataların da altını çizdi. Günün son oturumunda ise 3 konuşmacı, etkinliğin Moderatörü Alper Sarı ile birlikte sahne aldı. Karşılıklı soru-cevap ile ilerleyen oturum, katılımcılardan gelen sorular ile devam etti ve etkinlik bu şekilde son buldu. Etkinlik esnasında birçok Tıbbi Cihaz üreticisi, Validasyon firmaları, Akredite Laboratuvarların yanı sıra Sağlık Bakanlığı-TİTCK, Tarım ve Orman Bakanlığı uzmanları hazır bulundu. Temizoda Teknolojileri Derneği'nin bir sonraki etkinliği 25 Ekim 2023 tarihinde İstanbul Lütfi Kırdar'da BIOEXPO "Yaşam Bilimleri" Fuarları" ile eş zamanlı düzenleyeceği "GMP Ek 1 Kılavuzu 2022 Revizyonları" sempozyumudur. Steril tıbbi ürünlerin üretimi konusunda özel rehberlik sağlayan GMP Kılavuzunun Ek 1'i 2008 yılından beri güncellenmemişti. Bu revizyonun amacı netlik katmak, Kalite Risk Yönetimi (QRM) ilkelerini tanıtmak, yeni teknolojilerin ve yenilikçi süreçlerin dâhil edilmesine izin vermek ve yapıyı daha mantıklı bir akışa dönüştürmektir. Bilgi : https://lnkd.in/dudTPB2K

Çikolata yerine Kullanılan Kokolin Sağlığı Tehdit Ediyor

Çikolata benzeri peynir altı suyundan veya kakao tozundan yapılan kokolin ürününün zararlı olduğuna dikkat çeken Çikolata Uzmanı Elif Aslı Yıldız, "Gerçek çikolata yüzde 100 kakao yağından yapılır. Çikolata diye satılan kokoline dikkat edilmesi gerekir. Bu ürün kakao yerine kakao tozu barındıran çikolata benzeri bir tatlı türüdür" dedi. Bu yıl 31'inci kez düzenlenen Uluslararası Gıda Ürünleri ve Teknolojileri Fuarı'na yerli ve yabancı birçok gıda şirketi katılıyor. Şirketler burada inovatif ürünlerini sergilerken, gıdalarda kullanılan ürünlere de dikkat çekiyor. Çikolata Uzmanı Elif Aslı Yıldız, çikolata benzeri ürünlerin zararlı olduğuna dikkat çekti. Yıldız, "İnsan sağlığını tehdit eden, çikolata dahi diyemeyeceğimiz kokolini çikolata diye satıyorlar. Kokolin; içinde süt yerine peynir altı suyu tozu barındıran, kakao yağı yerine margarin, kakao yerine kakao tozu barındıran çikolata benzeri bir tatlıdır. Bu ürüne, çikolatanın kalitesini belirlemede önemli rol oynayan kakao yağını bulundurmadığından dolayı kokolin ismi verilir. Bu da insan sağlına zararlı bir üründür" dedi. "Çikolata diye sağlıksız ürün satıyorlar" Çikolata yerine ucuz maliyetli kokolin ürününü sattıklarını belirten Yıldız, "Çikolata alınırken gerçekten o ürünün çikolatamı olduğuna bakılması lazım. Bunu nasıl anlarız dersek; ürünün etiketine dikkat edilmesi gerekir. Açıkta satılan ürünlerden kaçınılmalı. Üreticisi belli olmayan merdiven altı ürünlerden uzak durulmalı. Çikolatada kakao yağı dışında bir yağ bulunmaması gerekir. Bitkisel yağ denilen alternatif yağlar olmaması gerekir. Gerçek çikolata yüzde 100 kakao yağından yapılan üründür. Özellikle çikolata tüketiminde çocukların yediği ürünlere dikkat edilmesi lazım. Çocuklara çikolata yedirirken gerçek çikolatalar yedirilmeli. Aslında çok önemli ve güzel bir ürün farklı şekilde üretildiğinde zarara dönüşebiliyor. Kakao yağı, vücut ısısının altında eriyebilen tek yağdır. Uygun fiyatlı ve ne olduğu belli olmayan ürünlerden kaçınılmalı. Kokolin, içinde süt yerine peynir altı suyu tozu barındıran, kakao yağı yerine margarin, kakao yerine kakao tozu barındıran çikolata benzeri bir tatlı türüdür. Bu ürün, çikolatanın kalitesini belirlemede önemli rol oynayan kakao yağını bulundurmadığından dolayı kokolin ismi verilir" diye konuştu. "14 kategoride 500 farklı ürün gamı" Öte yandan fuarı değerlendiren Yıldız, ''Fuar çok güzel başladı ve güzel devam ediyor. Dünyanın dört bir tarafından gelmiş, insanları İstanbul'da ağırlamak gurur verici. Yabancıların Türk çikolatalarına ilgisi çok büyük. Her ürüne değil, inovatif ürünlere daha çok ilgililer. Türkiye'de, her kategoride birçok kaliteli ve güzel ürünleri bulabiliyorlar. Ortadoğu'nun ülkemize her zaman ilgisi büyük. Bizim 14 kategoride 450 - 500 farklı ürün gamına sahibiz. Daha da yeni ürünlerimizi üretmeye çalışıyoruz. Bu ürünlerin 150 tanesi Türkiye'de bulunuyor. Ülkelere göre özel ürettiğimiz ürünlerde oluyor" şeklinde konuştu.   Kaynak: Basın Bülteni

Bilim İnsanları Domuz Embriyolarında İnsan Organı Geliştirdi

Hakemli bilimsel dergi Cell Stem Cell'de yayımlanan yeni bir çalışmaya göre, ilk defa hem insan hem de hayvan hücrelerini içeren katı bir insanlaştırılmış organ, başka bir canlı türünün içinde yetiştirildi. Ünlü bilim insanı Tao Tan, "Bu, insan-hayvan kimerizminde kayda değer bir ilerlemedir" diyerek deneyin çığır açıcı bir yönü olduğunu vurguladı. Çin'deki Kunming Bilim ve Teknoloji Üniversitesinden hücre biyoloğu Tao Tan, 2021'de ilk kimerik insan-maymun embriyosunun geliştirilmesine yardımcı olmuştu ancak bu yeni çalışmaya dahil olmadı. Dünya genelinde milyonlarca kişi organ nakli için sıra bekliyor. Bu insanların büyük çoğunluğunun böbrek nakline ihtiyacı var. Hayat kurtaran organ nakillerine yönelik bu talebi karşılamak amacıyla bilim insanları, hayvanlarda organ ve doku yetiştirmek için yeni yöntemler arıyor. Son birkaç yıldır önemli aşama kaydedildi ve farelerde sıçan organları, sıçanlarda fare organları ve domuzlarda insanlaştırılmış iskelet kası ve endotel dokusu başarıyla büyütüldü. Ancak insan hücrelerinin yabancı bir konakçı içinde gelişmesi oldukça zordur.  İNSAN ORGANLARI GELİŞTİRMEYE YÖNELİK TARİHİ BİR ADIM İnsan pluripotent kök hücreleri (iPSC), türlerin hücrelerinin farklı fizyolojik ihtiyaçlara sahip olması nedeniyle genellikle hayvanlara enjekte edildiğinde ölüyor. Science News'in haberine göre, Çin'deki Guangzhou Biyotıp ve Sağlık Enstitülerinden kök hücre biyoloğu Liangxue Lai ve ekibi, insan kök hücrelerinin hayatta kalma kabiliyetini artırmak için uzun yıllardır çalışıyor.  Domuz embriyoları hâlâ tek hücre iken ekip, böbrek gelişiminde gerekli olan iki geni düzenlemek için gen düzenleme aracı CRISPR/Cas9'u kullandı. Böylece, insan iPSC'leri boşluğa enjekte edildiğinde böbrek hücrelerine dönüşebildi. DOMUZLARDA GELİŞTİRİLEN EN YÜKSEK İNSAN HÜCRESİ SAYISINA ULAŞILDI İnsan kök hücreleri, hücreleri tutunacak bir yer edinip böbreği oluşturmaya başlayacak kadar uzun süre hayatta tutmak için apoptozu (hücre ölümünü) azaltan aktif genlere sahip olacak şekilde tasarlandı. Daha sonra 1.800'den fazla embriyo, taşıyıcı dişi domuzlara aktarıldı ve bunlardan beşi, ilk 28 gün içinde çalışma için toplandı. Beşinin de gelişim düzeylerine uygun normal böbrekleri vardı ve organlar yüzde 50 ila yüzde 60 oranında insan hücrelerine sahipti. Tao Tan, bunun bir domuzun içinde yetiştirilen herhangi bir organda şimdiye kadar gözlemlenen en yüksek insan hücresi yüzdesi olduğunu söylüyor. Araştırmacılar, daha fazla zaman verildiğinde, muhtemelen insan hücrelerinin domuz hücrelerini geride bırakmasıyla böbreklerin normal şekilde büyümeye ve gelişmeye devam etmeyeceğine dair hiçbir belirti olmadığını açıkladı. DÖNÜM NOKTASI NİTELİĞİNDE BİR ÇALIŞMA Kök hücreler, böbrek tübüler hücreleri ve gelişimsel doku da dahil olmak üzere çeşitli hücre tiplerine farklılaşırken, insan böbreği 70'ten fazla benzersiz hücre tipine sahiptir. Araştırmacılar yüzde 100 insandan oluşan bir organ geliştirilene kadar bu tür organ nakillerinin başarılı olamayacağını belirtiyor. Üstelik, yeni çalışmada birkaç iPSC'nin yanlışlıkla embriyoların beyinlerinde ve omuriliklerinde sinir hücrelerine farklılaştığı görüldü. Hücrelerin böbrek hücrelerinden farklı olarak rastgele göründüğünü söyledi ve sonucunda insan beyni olan hayvanların oluşmasının muhtemel olmadığını vurguladı.  Bu tür etik sorunlardan kaçınmak için ekip, kök hücrelerin nöronlara, genetik bilgiyi yavrulara aktaran germ hattı hücrelerine, yumurtalara ve spermlere farklılaşmasını düzenleyen genleri ortadan kaldıracağını söylüyor. Ekip aynı zamanda kalp ve pankreas da dahil olmak üzere diğer insan organ öncüllerini de domuzlarda yetiştirmenin peşinde.   Kaynak: Basın Bülteni

Inceptive, Yapay Zekayla Yeni Aşılar ve İlaçlar Tasarlamak İçin 100 Milyon USD Yatırım Aldı

Inceptive’in temel yeniliği, son teknoloji ürünü yapay zekayı kullanarak “biyolojik yazılım” oluşturmayı ve bunu insan hücrelerinde yürütülebilir talimatları kodlamanın bir yolu olarak tasavvur etmeyi içerir. Bu dönüştürücü yaklaşım, sektörün 50 milyar dolarlık bir pazar fırsatını gözetlediği, ilaç geliştirmede yapay zekadan yararlanmak için milyarlarca dolarlık finansman sağlayan biyoteknoloji girişimlerinin daha geniş bir eğilimini yansıtıyor. Sadece dört yıl önce kurulan Inceptive’in değerlemesi 2021’de 100 milyon dolardan bu son turda 300 milyon doların üzerine çıktı ve Obously Ventures gibi yatırımcıların ilgisini çekti. Girişimin yapay zeka platformu, Pfizer ve BioNTech’in Kovid-19 aşılarında kullanılanlara benzer, benzersiz mRNA tabanlı moleküller tasarlıyor. Inceptive, onaylandıktan sonra bu moleküllerin lisansını daha fazla geliştirme ve klinik denemeler için ilaç firmalarına verir. Avrupa’nın önde gelen ilaç şirketlerinden biriyle işbirliği yapan Inceptive, yenilikçi bir bulaşıcı hastalık aşısı üzerinde çalışıyor. mRNA aşıları Kovid-19’a karşı üstün başarı gösterirken, başarılarının diğer aşı kategorilerinde tekrarlanması hala bir zorluk olmaya devam ediyor. Inceptive, on yılın sonuna kadar beklenen 700’den fazla programla büyüyen mRNA ilaç geliştirme ortamını desteklemeyi amaçlıyor. Exscientia, Verge Genomics ve Recursion Pharmaceuticals dahil olmak üzere çok sayıda biyoteknoloji şirketi yapay zeka destekli ilaçları piyasaya sürdü. Ancak ilaç geliştirmedeki temel engel klinik araştırmalar olmaya devam ediyor.    Kaynak: Basın Bülteni

Uluslararası Uzay İstasyonu'nun mantar sorunu çözülmüş olabilir

Uluslararası Uzay İstasyonu'ndaki su geri kazanım sistemlerindeki tıkanıklıklar o kadar artmış durumda ki hortumların temizlenmesi ve yenilenmesi için Dünya’ya geri gönderilmeleri gerekmişti. Bu durum, birbirlerine ve genellikle de yüzeylere (örneğin su geri kazanım borularının iç kısımlarına) yapışan mikroorganizmaların oluşturduğu biyofilmler sayesinde meydana geliyor. Bu mantar üremeleri ISS’teki su işleme birimlerinin filtrelerini tıkayabildiği gibi astronotların hastalanmasına da neden olabilir. Ancak şimdi ise bir çözüm bulunmuş olabilir. Uzayda mikrop sorunu iyofilmler uzay giysileri, geri dönüşüm üniteleri, radyatörler ve su arıtma tesisleri de dahil olmak üzere ekipmanın bütünlüğünü tehlikeye atabildiğinden ve ekipmana zarar verebildiğinden, etkilenen malzemeleri değiştirmek uzay ajanslarına oldukça pahalıya mal olabiliyor. NASA’nın 2023 yılı için ISS’in kargo ihtiyaçlarını gidermek için yaklaşık 1,3 milyar dolar ayırdı. Bu önemli derecede yüksek bir maliyet. Öte yandan uzay görevlerinde mikrobiyal büyümenin önlenmesi, özellikle Ay ya da Mars gibi, onarım ya da hasta astronotların tedavisi için Dünya'ya hızlı bir dönüşün mümkün olmadığı yerlere yapılacak uzun mesafeli yolculuklar için kritik önem taşıyor. Colorado Üniversitesi, MIT ve NASA Ames Araştırma Merkezi'ndeki araştırmacılar arasında yapılan ortak bir çalışmada, araştırmacılar uzay istasyonundan alınan örnekleri incelediler. Bilim insanları ayrıca "katılar ile sıvılar arasındaki sürtünmeyi ortadan kaldırma" konusunda uzmanlaşmış bir şirket olan LiquiGlide'daki uzmanlarla da güçlerini birleştirdi. Multidisipliner çalışma, yüzeylerin ince bir nükleik asit tabakasıyla kaplanmasının ISS’te bakteri üremesini engellediğini ortaya koydu. Bilim insanları, bu asitlerin mikropların yüzeylere yapışmasını engelleyen hafif bir negatif elektrik yükü taşıdığını belirtti. Bilim insanları ayrıca ISS’te kullanılan ilgili parçaların yüzeyini silikon yağ ile kayganlaştırılarak biyofilmlerin yapışmakta zorlandığı kaygan bir yüzey oluşturdu. Biyofilm oluşumunu önlemek için yüzeylerin nükleik asitlerle kaplanmasına yönelik bu özel yöntemin uygulanması, karasal örneklerde mikrobiyal oluşumun yaklaşık yüzde 74 oranında azaldığını gösterdi. Şaşırtıcı bir şekilde uzay istasyonu numuneleri yaklaşık yüzde 86'lık daha yüksek bir azalma gösterdi. Çalışmaya katılan Colorado Üniversitesi'nden mikrobiyoloji uzmanı Pamela Flores yaptığı açıklamada, "Bu performansı ne kadar süreyle devam ettirebileceğini bilmiyoruz. Bu yüzden kesinlikle daha uzun bir kuluçka süresi ve mümkünse sadece son noktalarda değil, sürekli bir analiz yapılmasını öneriyoruz.” ifadelerini kullanarak daha uzun çalışmaların gerekli olduğunu belirtti.   Kaynak: Basın Bülteni

Askeri Teknolojideki Yeteneklerle İhracat Başarısı

TÜBİTAK Bilişim ve Bilgi Güvenliği İleri Teknolojiler Araştırma Merkezi (BİLGEM), askeri güvenlik projelerinden edinilen tecrübeyle geliştirdiği güvenlik çözümüyle ihracat başarısı yakaladı. Askeri ihtiyaçlara yönelik yürütülen kriptolojik ürünlerden edinilen tecrübelerle kurumsal ihtiyaçlara yönelik Donanımsal Güvenlik Modülü - Hardware Security Module (HSM) geliştirildi. Donanımsal Güvenlik Modülü, güçlü kimlik doğrulama için gerekli sayısal anahtarları koruyup yöneten ve kripto işleme sağlayan fiziksel bir cihaz olarak görev yapıyor. Bütünleşik güvenli kriptografik anahtar üretimi, depolama ve yönetim hizmetlerini sağlayan cihaz, "Rasgele Sayı Üretici" özelliği sayesinde, kırılması mümkün olmayan kriptografik altyapı oluşturuyor. TÜBİTAK BİLGEM tarafından 40 yıldır yürütülen farklı tip askeri güvenlik projelerinden edinilen birikim DIRAK HSM isimli yeni bir ürünün ortaya çıkmasını sağladı. Cihaz, Türkiye'de geliştirilmiş tek yerli ve milli "Rasgele Sayı Üretici" teknolojisi ile üst düzey güvenlik sunuyor. Enstitü bünyesindeki Milli Açık Anahtar Altyapısı ekibi tarafından geliştirilen DIRAK HSM, kişisel kullanım ile ticari ve kamu kurumlarının istifadesine sunuldu. İletişim, akıllı araçlar ve bankacılıkta kullanılıyor Bilgi güvenliği ve kişisel güvenliğe ihtiyaç duyulan alanlarda üstün bir altyapı oluşturan cihaz, 4,5G/5G altyapılarında, akıllı araçlarda, finans ve bankacılık sektörlerinde, blokzincir alanında kullanılmaya başlandı. Bilgi güvenliği ve kişisel güvenliğe ihtiyaç duyulan alanlarda üstün bir altyapı oluşturan cihaz, 4,5G/5G altyapılarında, akıllı araçlarda, finans ve bankacılık sektörlerinde, blokzincir alanında kullanılmaya başlandı. DIRAK HSM, hem Türkiye hem de uluslararası piyasada geçerli birçok sertifikayı aldı ve geleceğin teknolojisi sayılan "bulut çözümlerine" hazır hale getirildi. Uluslararası çözümlerle rekabet edecek seviyeye gelen DIRAK HSM, ürün pazarını domine eden cihazlara alternatif oluşturdu. TÜBİTAK BİLGEM, ürün geliştirme konusundaki bu başarıyı bir dizi ülkeden aldığı siparişlerle ticari alana da taşımayı başardı.   Kaynak Basın Bülteni

İLKO İlaç, Rus Pazarına Açılacak

Konya’ya olan vefa borcu sebebiyle kente ilaç fabrikası kurarak, bölgenin kalkınmasını destekleyen onursal lider Mustafa Öncel ile başlayan üretim sürecine ait konuşan Selçuklu Holding İdare Konseyi Üyesi ve İLKO İlaç Genel Müdürü Hatice Öncel, “Ülkemizdeki tüm üretim merkezlerinin İstanbul ve etrafına yapılması, Anadolu ve Doğu’nun ekonomik kalkınmasına da mahzur oluyor. Kurucumuz Mustafa Öncel, 50 yılı geçkin bir vakitte, Konya’nın kendisine kattıkları sebebiyle kentte bir üretim merkezi açmaya karar vermiş ve istihdamı, kalkınmayı desteklemiştir. Artık bu vazifesi bizler devraldık ve Konya’nın daha da büyümesi için yatırımlarımıza devam ediyoruz” dedi. Tüketici sıhhatine silusyum dahil edildi Küresel rekabette öncü şirket olmayı hedeflediklerini belirten Hatice Öncel, “Geniş eser portföyümüzün yanı sıra biyoteknoloji alanında ağır çalışmalarımız bulunuyor. Biyoteknolojide Türkiye’de birinci ve tek hücre çizgisi platformuna sahip firma olduğumuzu bilhassa belirtmek isterim. Rekombinant DNA teknolojisini araç olarak kullandığımız bu çalışmalarda birinci kademede kanser ve kansere bağlı hastalıklara yönelik olarak biyoteknolojik eserler geliştirme maksadıyla çalışıyoruz. Yeniden yaptığımız son yatırım ile Türkiye’de üretimi epey az ve geliştirilmesi sıkıntı olan High Potent ilaçların üretimine yönelik yeni bir üretim ünitemizi de yakında hayata geçiriyoruz. Burada da birinci etapta yüklü olarak onkoloji ve ender hastalıklara yönelik eserler üretilecek” bilgisini vererek şöyle devam etti: “Ortadoğu, Balkanlar, Uzakdoğu, Afrika ve Latin Amerika bölgelerinde 25’den fazla ülkeye ihracat yapıyoruz. Şu an için yeni amacımız ise Rus pazarı. Görüşmelerimiz var ve yakın vakitte Rusya’da ihracata başlayarak orada da büyümeye devam edeceğiz.” Türkiye’nin Ar-Ge’ye en çok yatırım yapan birinci 10 ilaç şirketi ortasında olan İLKO İlaç’ın bugüne kadar Ar-Ge’ye yaptığı yatırım bedeli 52 milyon euro olan şirket, 2016 yılında Wellcare markasıyla tüketici sıhhati alanına giriş yaptı. İLKO İlaç yeni eser kümesi Wellcare Collagen Beauty Boost’ta ise oksijenden sonra tabiatta en fazla bulunan 2’nci element silusyumu içeriğe dahil etti. Kaynak: Basın Bültreni

Bilim insanları laboratuvarda insan embriyosu yaptı

Araştırmacılar, yaşamın en erken evrelerindeki temel özelliklerin çoğuna sahip, gerçek insan embriyolarına benzeyen, sentetik (yapay) embriyo benzeri yapılar oluşturmak üzere büyük bir adım attı. İsrail'deki Weizmann Enstitüsünden araştırmacılar yeni bir çalışmada, insan embriyonik kök hücrelerini kullanan yakın tarihli bir çalışmayı referans alarak, şimdiye kadar üretilen en eksiksiz embriyoyu geliştirmeyi başardı. İspanya'nın Barselona şehrindeki Pompeu Fabra Üniversitesinden Profesör Alfonso Martinez Arias, "Bu, insana ait gelişim araştırmaları için yeni yollar arayan dönüm noktası niteliğinde bir çalışmadır" dedi. Öte yandan, bilim insanları laboratuvarda geliştirilen insan embriyoları neyi hedeflediklerini de açıklıyor. Araştırmanın amacı, yapay bir yaşamı mümkün kılmaya çalışmak değil, amaç embriyoların gelişimi hakkında daha fazla bilgi elde edebilmek.  Londra'daki Francis Crick Enstitüsünden Dr. James Briscoe, araştırmanın "birçok hamileliğin başarısız olduğu ve şimdiye kadar incelenmesi gerçekten zor olan insani gelişim dönemine bir pencere açmaya yönelik bir adım" olduğunu söyledi. YAPAY İNSAN EMBRİYOLARI NASIL GELİŞTİRİLDİ?  Çalışmada araştırmacılar, bağışlanan insan embriyolarından alınan kök hücreleri kullandı ve bunlar daha sonra kimyasallar ile 'uyarılarak' tam gelişmiş bir insanın tüm doku ve organlarını oluşturan erken embriyonun dört temel hücre tipine dönüştü. Önceki deneylerde benzer embriyolar üretilmişti ancak bunlar gerçek embriyolarda bulunanla aynı sayıda doku türü ve organizasyon düzeyinden yoksundu. En önemlisi, plasentayı oluşturan hücreler gibi 'ekstraembriyonik' dokulardan yoksundu.   Kaynak: Basın Bülteni

Biyoteknoloji girişimi Star Therapeutics, 90 milyon dolar yatırım aldı

Biyoteknoloji girişimi Star Therapeutics, 90 milyon dolar yatırım aldı. C serisi yatırım turu, Sofinnova Investments tarafından yönetildi. ABD merkezli şirketin yatırım turuna Qatar Investment Authority, Catalio Capital Management, Agent Capital, Soleus Capital, NYBC Ventures, Westlake Village BioPartners, OrbiMed, Redmile Group, RA Capital Management, New Leaf Venture Partners, Cormorant Asset Management ve Cowen Healthcare Investments katıldı. C serisi ile birlikte şirketin toplam yatırım miktarı 190 milyon dolara yükseldi.  Star Therapeutics, 2018 yılında Adam Rosenthal tarafından faaliyete geçti. Star Therapeutics, sağlık sektöründe yenilik ve tedavi seçenekleri sunmayı hedefliyor. Şirket, özellikle nadir görülen veya tedavisi zor hastalıklara odaklanarak bu hastalar için yeni tedavi seçenekleri sunma potansiyeline sahip. Şirket, antikor terapileri konusunda çalışmalar yapıyor. Antikor terapileri, çeşitli hastalıkları tedavi etmek veya önlemek amacıyla kullanılan biyolojik ilaçlar olarak tanımlanıyor. Bu da hastaların daha hızlı erişim sağlamalarını ve daha etkili tedavilere erişebilmelerini sağlıyor. VGA039 adlı bir antikor terapisi, Von Willebrand hastalığını tedavi etmeye odaklanıyor.  Star Therapeutics, sadece mevcut tedavileri geliştirmekle kalmayıp aynı zamanda yeni ve etkili tedavilerin geliştirilmesine odaklanmak için biyoteknoloji şirketleri oluşturuyor ve bunları destekliyor. Nadir hastalıkların önemli bir kısmı kesin tedavisi yok. Çünkü bu tür hastalıkların kökeni, nedeni, doğal seyri ve epidemiyolojik verileri büyük değişiklik sergilerken bazı hastalıklar için bu en temel bilgiler sınırlı. Bu yüzden şirketin geliştirdiği teknoloji önemli bir potansiyel barındırıyor.    Kaynak: Basın Bülteni

Tarımdaki zararlı böcekleri ilaç kullanmadan yok eden cihaz geliştirdiler

İTÜ Çekirdek Ön Kuluçka Merkezi hızlandırma programına kabul alan Crop Genius firması mühendisleri, tarımda bitki ve ağaçlara zarar veren böcekleri ilaçsız yok etmek için geliştirdikleri ürünlerini, AA'nın 8. kez global iletişim ortağı olduğu, dünyanın en büyük uzay, havacılık ve teknoloji festivali TEKNOFEST'te sergiledi. Akdeniz Üniversitesi Ziraat Mühendisliği öğrencisi ve Crop Genius Kurucusu Selman Canlı, AA muhabirine yaptığı değerlendirmede, ailesinin çiftçilikle uğraştığını ve üretim yaptıkları bir dönem tarlalarına dadanan zararlıdan dolayı büyük zarara uğradıklarını anlattı. Bu sebeple zararlıları sürekli olarak tarladan uzak tutmaya yönelik fikirler düşünmeye başladığını belirten Canlı, üniversitede ziraat mühendisliği okumaya bu nedenle karar verdiğini söyledi. Canlı, ürünleriyle tarımda ilaçlamayı ortadan kaldırmayı hedeflediklerini belirterek "Organik ve katma değerli ürünler üreterek ihracatta tarımın payını artırmayı amaçlıyoruz. Kendimiz de üretim yaptığımız için ürettiğimiz ürünlerdeki ilaç miktarını azaltarak ihracatta, sınırda herhangi bir engele takılmadan doğrudan yüksek katma değerli ürünleri pazara sunmayı amaçlıyoruz." dedi. "Polenleme yapan yararlı canlılara zarar vermiyor" Geliştirdikleri cihazın çalışma mekanizmasına ilişkin de bilgi veren Canlı, şunları kaydetti: "Ürünün merkezinde bulunan feromon yani eşey salgı kokularını patentini aldığımız ultrasonik ses dalgaları ve ultraviyole dalgalarla taklit ederek zararlıları doğrudan ürünün merkezine çekiyoruz. Daha sonra bu zararlıları fan yardımıyla ürünün içinde bulunan torbaya çekiyoruz. Ürün gece saat 2'den gündüz güneş doğana kadar çalışıyor. Böylece gündüz vakti polenleme (tozlaşma) yapan yararlı canlılara zarar vermiyor. Bu konuda herhangi bir endişemiz yok. Bizim ürünümüz özelikle çiçekten meyveye geçiş döneminde etkili oluyor. Yani polenleme bittikten sonra aktif olarak kullanılıyor." Seri üretime geçmeyi hedefliyor Canlı, ürünün İzmir Agroexpo Tarım Fuarı'nda Girişim Özel Ödülü aldığını belirterek kendilerine 1300'den fazla ön sipariş geldiğini söyledi. Tarım alanının büyüklüğüne göre ürünün kapasitesinin de artırılabileceğini ifade eden Canlı, gelecek aylarda seri üretime geçmeyi istediklerinin altını çizdi. Canlı, tarımsal üretimi katma değerli hale getirmeyi hedeflediklerini belirterek sözlerini şöyle tamamladı: "Odaklandığımız nokta organik tarım. Tohumdan meyveye kadar olan süreçte birtakım kimyasal ilaçlar kullanılıyor. 1 litre kimyasal ilaç ortalama 4 ton suya karıştırılarak toprağa veriliyor. Biz bu ürünle kullanımına engel olduğumuz her 1 litre kimyasal ilaç için 4 tona kadar su tasarrufu sağlıyoruz. Bu da organik tarımla birlikte çiftçinin girdi maliyetini düşürerek ülke hedeflerimize yönelik ürünler geliştirmenin önünü açıyoruz."   Kaynak: Basın Bülteni  

Çip, petrolün yerini alacak Türkiye anahtar ülke olacak

Yarı iletken çip sektörü Türkiye için fırsat olabilir. Yongatek Microelectronics Genel Müdürü Ali Baran, 8'inci kez global iletişim ortağı olduğu dünyanın en büyük Havacılık, Uzay ve Teknoloji Festivali TEKNOFEST'te, açıklamalarda bulundu. Kovid-19 salgınından sonra çip tedariki konusunda küresel ölçekte bir krizle karşılaşıldığına dikkati çeken Baran, şu ifadeleri kullandı: "Esasında bu krizin sebebi ABD ile Çin arasındaki çip üretim rekabeti. Biz bu krizin başında olduğumuzu düşünüyoruz. ABD'deki çok önemli şirketlerin CEO'ları 21. yüzyılda petrolün yerini çipin alacağını söylüyor. Bu esasında dünyanın bundan sonraki dönemde çip konusuyla şekilleneceği anlamına geliyor. Biz de bu konuyu Türkiye açısından bir fırsat olarak değerlendiriyoruz." Yerli üretim çip modeli ‘Kırmık’ Yerli üretim çip "Kırmık" hakkında da konuşan Baran, bunun ürettikleri ilk çip olduğunu, çipin, görüntü işlemlerinin olduğu her yerde kullanabileceğini anlattı. Baran, asıl piyasa hedeflerinin görüntü sistemleri olduğunu belirterek, şu ifadeleri kullandı: "Çip, görüntüyü sensörlerden aldıktan sonra düzgün şekilde gösterilmesi, sıkıştırılması, başka bir yere aktarılmasının tamamını destekleyecek akıllı şehirler gittikçe hayatımızın bir parçası haline geliyor. Artık her yerde kameralar var. Kameralardan görüntüleri büyük disklerde saklamak değil, işlemek ve işlenmiş görüntüyü değerlendirmek çok daha önemli bir hale geliyor." Kırmık 2.0'ın seri üretime geçeceğini ve küresel piyasada yalnızca 3-4 benzer nitelikte model olduğunu vurgulayan Baran, söz konusu çipin, çok yüksek bir oranda video sıkıştırmayla yapay zeka algoritmalarını destekleyebilen bir model olduğunu dile getirdi. Baran, Türkiye'nin dışa bağımlı olduğu nadir sektörlerden çip sektöründe tedarikçi konumuna erişmeyi hedeflediklerini ifade ederek, şöyle konuştu: "Türkiye çip problemini henüz çözmedi ama çözülemeyecek bir problem değil. Gençlerimizle, üniversitelerimizle, sanayicilerimizle birlikte çalışmamız gerekiyor. TEKNOFEST bu açıdan çok önemli bir fırsat olacak. İnanıyorum ki 5-10 yıl içinde Türkiye, yeni oluşturulan yarı iletken çip sektöründe anahtar ülkelerden birisi olacak. İnancımız tam. Ülkemizin kendine özgü, çok fazla öne çıkan kuvvetli yanları var. Birincisi çok önemli bir genç nüfusa sahibiz, ikincisi çok kaliteli iş yapabilen sanayicilerimiz ve altyapılarımız var. Onun için biz Türkiye'nin stratejik bir planla 5-10 yıl içinde yeni oluşacak yarı iletken sektöründe çok önemli bir oyuncu haline geleceğine inanıyoruz."   Kaybak: Basın Bülteni

Dubai, Dünya Klinik Kimya ve Laboratuvar Tıbbı Zirvesi 2024'e ev sahipliği yapacak

Dubai şehrinin, sağlık hizmetlerinin ve önlemenin geliştirilmesine katkıda bulunan ve BAE'nin bilimsel yeniliklerin ve bilgi alışverişinin merkezi olma yönündeki kararlılığını güçlendiren bu prestijli zirveye ev sahipliği yapması tarihi bir kilometre taşıdır. Bu zirve, Hoşgörü ve Birlikte Yaşam Bakanı ve BAE Genetik Hastalıklar Derneği Başkanı Şeyh Nehyan bin Mübarek El Nehyan'ın himayesinde düzenleniyor. Uluslararası konferans, BAE Genetik Hastalıklar Derneği, Suudi Klinik Kimya Derneği ve Arap Klinik Biyoloji Federasyonu'nun işbirliğiyle gerçekleştiriliyor. Konferans kapılarını 26-30 Mayıs 2024 tarihleri arasında açacak. Organizatörler, 2023'te İtalya'da düzenlenen önceki baskıya dayanarak, etkinliğe katılmak üzere 11.000'den fazla bilim insanını ve uzman doktoru BAE'ye davet etmeyi bekliyor. 4 gün sürecek konferans, bilgi alışverişi, bilimsel araştırma ve klinik kimya ve laboratuvar tıbbındaki en son gelişmelere ilişkin tartışmalar için fırsatlar sunan çok sayıda forum ve oturuma ev sahipliği yapacak. Örgütün Başkanı Profesör Khosrow Adli, "Uluslararası Klinik Kimya ve Laboratuvar Tıbbı Konferansı, Körfez'deki tüm bilim adamlarını ve araştırmacıları ağırlıyor ve diğer Arap ülkelerinden ve Afrika, Avrupa, Kuzey Amerika, Orta/Güney Amerika, Asya ve Pasifik bölgesiden tüm üyelere katılım fırsatı sunuyor. Bu konferans dünyadaki en başarılı konferanslardan biridir." dedi. Suudi Klinik Kimya Derneği'nin resmi temsilcisi Dr. Anwar Burai, "26. Uluslararası Klinik Kimya ve Laboratuvar Tıbbı Konferansı, 1954'teki başlangıcından bu yana ilk kez Arap dünyasında düzenlenecek olması nedeniyle olağanüstü olacak. 17. Arap Birliği Biyolojik Bilimler Konferansı, Suudi Klinik Kimya Derneği'nin 10. yıllık toplantısı ve Emirlik Genetik Hastalıklar Derneği'nin 8. Uluslararası Genetik Bozukluklar Konferansı ile birlikte ev sahipliği yapacak." dedi. Emirlik Genetik Hastalıklar Derneği ve Şeyh Zayed Genetik Araştırma Merkezi'nin kurucusu Dr. Meryem bin Matar, "Konferans programı, hasta tıbbi sistemini, genç topluluklarımızın özel ihtiyaçlarına uygun olarak, hastalıkların erken önlenmesine ve refahına hitap eden bir sağlık sistemine dönüştürmeyi amaçlayan yenilikçi ve teşvik edici tartışmaların benzersiz bir versiyonu olacak. Program, Suudi Klinik Kimya Derneği'nden, Arap Federasyonu'ndan, organizasyonun yerel ekibinden ve Emirlik Genetik Hastalıklar Derneği'nin bilimsel konseyinden meslektaşlarımızın liderliğinde geliştirildi." dedi. Dubai Ekonomi ve Turizm Departmanı Genel Müdürü Hilal Said El Marri, "Dubai'nin 2024 Dünya Klinik Kimya ve Laboratuvar Tıbbı Zirvesi'ne ev sahipliği yapması, Dubai'ye duyulan güvenin ve onun büyük etkinliklere ev sahipliği yapma konusundaki muazzam kapasitesinin kanıtıdır. Dubai'yi küresel etkinliklere ev sahipliği yapmak, bilgi paylaşımını, deneyim alışverişini, becerileri geliştirmek ve ilişkileri güçlendirmek yoluyla bilgiye dayalı ekonomiyi geliştirmek için ana destinasyon olarak kurma kararlılığımızı güçlendiriyor." "Vizyoner liderliğimizin iddialı hedefleri ve Dubai'nin Ekonomik Gündemi D33'ün hedeflerine ulaşma konusundaki kararlılığımız çerçevesinde Dubai, ticaret, iş, inovasyon, yetenek çekme ve yatırım için küresel bir merkez olma çabalarını sürdürüyor. Kuşkusuz, bu önemli küresel zirvenin katılımcıları, büyük pazarlara yakın küresel bir şehirde olağanüstü bir edisyona katılacak." dedi. Bu toplantılar bilgi alışverişi, bilimsel araştırma ve klinik kimya ve laboratuvar tıbbındaki en son gelişmelere ilişkin tartışmalar için bir fırsat sağlayacaktır. Bu, çağın kalbine kollarını açarak adım atmaya, sağlık hizmetlerinin ve önlemenin geliştirilmesine katkıda bulunan her şeye ev sahipliği yapmaya hazır bir şehir olan Dubai tarafından üstlenilen bir girişimdir.   Kaynak: Basın Bülteni

Aşı ve terapötik ürünler geliştiren Innovac Therapeutics, 18 milyon dolar yatırım aldı

Aşılar ve terapötik ürünler geliştiren Innovac Therapeutics, 18 milyon dolar yatırım aldı. ABD merkezli şirketin seri A öncesi yatırım turuna TG Sino-Dragon Fonu, Yunion Healthcare Ventures, Vision Plus Capital ve Elikon Venture katıldı. Yatırım turunun ardından David Bernstein, Shan Lu ve Elaine Mardis'in Innovac Therapeutics'in bilimsel danışma kurulunda yer alacakları açıklandı. Yeni yatırımın ise Ar-Ge çalışmalarında kullanılacağı ifade edildi. Innovac Therapeutics, 2022 yılında Michael Zhang, Hang Yuan ve Nicholas Valiante tarafından faaliyete geçti. Şirket, mRNA teknoloji platformlarını kullanarak aşı ve terapötik ürünler geliştiren bir biyoteknoloji girişimi olarak konumlanıyor. mRNA teknolojisi, genetik bilgiyi taşıyan RNA moleküllerini kullanarak vücudu hastalıklara karşı savunmaya yönlendiren yenilikçi tedavilerin ve aşıların geliştirilmesine imkan tanıyan bir teknoloji olarak biliniyor. Innovac Therapeutics, bu teknolojiyi kullanarak kanser (onkoloji) ve bulaşıcı hastalıklar gibi tıbbi sorunların üstesinden gelmeyi hedefliyor. Çünkü mRNA, hızla adapte edilebilen ve özelleştirilebilen tedavilerin ve aşıların geliştirilmesine olanak tanıyor. Hızla yayılan hastalıklara ve kanser gibi karmaşık sağlık sorunlarına daha hızlı ve etkili müdahale edilmesini sağlıyor. COVID-19 salgını sonrasında mRNA teknolojisi, özellikle aşı geliştirme alanında büyük bir öneme sahip oldu. COVID-19 aşıları, mRNA teknolojisini kullanarak hızlı bir şekilde geliştirildi ve birçok ülkede yaygın bir şekilde dağıtıldı. Ancak mRNA teknolojisi sadece COVID-19'a karşı değil, aynı zamanda diğer bulaşıcı hastalıklara ve hatta kanser gibi kronik hastalıklara karşı potansiyel tedavilerin geliştirilmesinde de büyük bir potansiyele sahip.   Kaynak : Basın Bülteni

Ay'da yaşam için enerji geliştirildi

NASA’nın Artemis Programı kapsamında 2030 civarında Ay’da bir üs kurulması hedefleniyor. Galler’deki Bangor Üniversitesi’nden bilim insanları, üste yaşamı mümkün kılmak için haşhaş tohumu kadar küçük nükleer hücreler geliştirdi. Üniversitenin Rolls Royce, İngiltere Uzay Ajansı ve ABD’deki Los Alamos Ulusal Laboratuvarı ortaklığında geliştirdiği teknoloji, bütün nükleer enerji santralinin bir araba boyutunda olmasını sağlıyor. Mars’a yolculukta da bir durak olarak kullanılabilecek Ay, modern teknolojiler için gerekli pek çok kaynağa sahip. Bu kaynakların yerinde kullanımı, oradan diğer gezegenlere gitmeyi daha kolay kılabilir. Prof. Middleburgh, önümüzdeki aylarda nükleer yakıtı her yönden testlere tabi tutacaklarını söyledi. Ay’da atmosfer olmadığı için hava sıcaklığı -248 dereceye kadar düşüyor. Üniversitenin geliştirdiği ve Trisofuel adlı nükleer yakıt, Rolls Royce’un üreteceği mikro nükleer santralde kullanılacak. Prof. Middleburgh, bu santralin bir rokete yüklenerek Ay’a götürülmesinin mümkün olduğunu söyledi. Santralin uzay yolcuğundaki basınç, sarsıntı ve ivme etkilerinden nasıl etkileneceği, önümüzdeki süreçte yapılan testlerle anlaşılacak. Bangor Üniversitesi’nden başka bir ekip ise uzay roketleri için nükleer itki kaynakları geliştiriyor. Ekibin başındaki Dr. Phylis Makurunje, yeni sistemlerinin çok güçlü bir itki sağladığını ve mevcut teknolojilerle 9 aydan uzun olan Mars yolculuğunun böylece 6 aya ineceğini açıkladı.   Kaynak : Basın Bülteni

TUSAŞ’dan Erciyes Üniversitesi'ne ziyaret

Yapılan toplantıya; TUSAŞ Genel Müdür Yardımcısı Selman Nas’ın yanı sıra, ERU Rektör Yardımcısı Prof. Dr. M. Hakan Poyrazoğlu, Havacılık ve Uzay Bilimleri Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Nafiz Kahraman, Araştırma Dekanı Prof. Dr. Gökmen Harmless, TUSAŞ Üniversitesi İşbirlikleri Müdürü Süleyman Demir, Haberleşme Uyduları Program Müdürü Muhammed Mustafa Zor, Yazılım Mühendisliği Müdürü Akın Yılmaz, Uydu Yer Sistemleri Müdürü Ergün Topaloğlu, Erciyes Teknopark Genel Müdürü Serhat Dalkılıç ve akademisyenler katıldı. Toplantının açılışında konuşan Erciyes Teknopark Genel Müdürü Serhat Dalkılıç, Teknopark’ta yürütülen araştırma faaliyetleri hakkında bilgi verdi. Dalkılıç’ın ardından TUSAŞ Üniversitesi İşbirliği Müdürü Süleyman Demir, akademik Ar-Ge programları hakkında bilgi verdi ve Sanayi odaklı lisans mezuniyet projeleri programı hakkında sunum yaptı. Toplantının ardından Müdür Yardımcısı Dr. Selman Nas, Rektör Yardımcısı Prof. Dr. M. Hakan Poyrazoğlu ve beraberindeki heyet, Erciyes Teknopark ve Batterysan firmasında faaliyet gösteren TAI’nin çalışma ofisini ziyaret ederek yetkililerden bilgi aldı. Genel Müdür Yardımcısı Nas ve beraberindekiler, ERU’ya ikinci ziyaretini, ERU Rektörü Prof. Dr. Fatih Altun’a yaptılar. Rektörlük ziyaretinde Rektör Prof. Dr. Altun ve Genel Müdür Yardımcısı Dr. Nas, devam eden işbirlikleri hakkında görüş alışverişinde bulundu. Ziyaretin sonunda Rektör Prof. Dr. Altun’a, Genel Müdür Yardımcısı Dr. Nas’a ziyaretin anısına hediye takdim edildi. Ziyaretin ardından Rektör Prof. Dr. Altun, Genel Müdür Yardımcısı Dr. Nas ve beraberindekiler, ERU Nanoteknoloji Uygulama ve Araştırma Merkezi, Astronomi ve Uzay Bilimleri Gözlemevi Uygulama ve Araştırma Merkezi, Vecihi Hürkuş Hangarı, Bilimsel Araştırma ve Uygulama Binası ve Ar-Ge Parkı’nı gezdi. Havacılık ve Uzay Bilimleri Fakültesi bünyesinde bulunan TAI Laboratuvarı, yürütülen çalışmalar hakkında merkez yöneticilerinden bilgi aldı.   Kaynak : Basın Bülteni  

Biyoteknolog ne iş yapar?

Biyoteknologların işleri oldukça çeşitlidir ve aşağıdaki başlıklar, bu mesleğin temel görevlerini kapsar: 1. Genetik Araştırma ve Mühendislik: Biyoteknologlar, DNA, RNA ve proteinler gibi biyolojik moleküller üzerinde çalışarak genetik mühendislik projeleri yürütürler. Genetik mühendislik, bitki ve hayvanlarda genetik değişiklikler yaparak yeni özellikler eklemeyi veya istenmeyen özellikleri çıkarmayı içerebilir. 2.Fermantasyon ve Biyoprosesler: Gıda, ilaç, biyoyakıt ve kimyasal ürünler gibi birçok endüstriyel ürünün üretimi için mikroorganizmaları kullanarak fermantasyon ve biyoprosesler geliştirir ve yönetirler. 3. Genetik Tanı ve Testler: Genetik materyali analiz ederek hastalıkları teşhis etmek ve genetik bilgiyi kullanarak kişiselleştirilmiş tıp yaklaşımları geliştirmek için genetik testler ve tanılar yaparlar. 4. İlaç Geliştirme: İlaç şirketlerinde çalışarak yeni ilaçların keşfi, geliştirilmesi ve test edilmesi aşamalarında yer alırlar. Bu süreçte hücresel ve moleküler düzeyde çalışmalar yaparlar. 5. Biyoinformatik: Biyoteknologlar, büyük biyolojik veri setlerini analiz eder ve bu verilerden anlamlı bilgiler çıkarmak için bilgisayar tabanlı analiz araçlarını kullanırlar. 6. Bitki Biyoteknolojisi: Bitki ıslahı ve genetik mühendislik alanında çalışarak bitkilerin verimliliğini artırır, hastalıklara dayanıklılığını artırır ve besin değerlerini geliştirirler. 7. Çevre Biyoteknolojisi: Çevre kirliliğini kontrol etmek ve biyolojik olarak parçalanabilir atıkları yönetmek için biyoteknoloji uygularlar. 8. Deneysel Araştırma: Laboratuvarlarda deneyler yaparak yeni bilimsel bilgileri keşfederler. Bu çalışmalar, hastalık mekanizmalarının anlaşılması, yeni tedavi yöntemlerinin geliştirilmesi ve temel bilim araştırmalarını içerebilir. 9. Kalite Kontrol ve Güvence: Biyoteknologlar, ürünlerin ve süreçlerin kalite kontrolünü ve güvencesini sağlarlar. Ürünlerin güvenli ve etkili olduğunu doğrulamak için testler yaparlar. 10.  Eğitim ve Danışmanlık: Üniversitelerde veya araştırma kuruluşlarında eğitim verirler veya biyoteknoloji alanında şirketlere danışmanlık yaparlar. Biyoteknologlar, biyoloji ve teknolojiyi birleştirerek sağlık, çevre, gıda üretimi ve daha birçok alanda önemli katkılarda bulunurlar. Bu meslek dalı, bilimsel araştırmalardan endüstriyel uygulamalara kadar geniş bir yelpazede iş fırsatları sunar.   Kaynak : Basın Bülteni

Türk savunma sanayi firmalarından Polonya çıkarması

SSB'den yapılan yazılı açıklamaya göre, Polonya Devlet Başkanı himayelerinde yılda bir düzenlenen MSPO Uluslararası Savunma Sanayii Fuarı, 5-8 Eylül tarihleri arasında dünyanın çeşitli bölgelerinden ülkelerin savunma sanayii firmaları ve üst düzey resmi delegasyonlarının katılımıyla gerçekleşiyor. Türk savunma sanayi firmalarının ürettiği çeşitli insansız kara ve hava araçları, zırhlı araç platformları, silah sistemleri, elektronik sistemler, simülatörler ve lojistik destek ürünlerinin sergileneceği fuarda, Türk firmalar ile diğer ülkeler arasında işbirliği potansiyelinin geliştirilmesi ve derinleştirilmesi hedefleniyor. Fuar süresince Türk resmi heyeti, ev sahibi ülke yetkilileri ve fuara katılacak diğer ülke heyetleri ile görüşmeler yapacak. Türkiye Milli Pavilyonunda, fuar katılımcılarına Türk savunma sanayi ve ileri teknolojik yetenekleri hakkında bilgiler sunulacak ve işbirliği fırsatları değerlendirilecek. Fuara Türkiye'den 3E Elektro Optik Sistemler San. ve Tic. Ltd. Şti, Aselsan Elektronik Sanayi ve Ticaret AŞ, Baykar Makina Sanayi ve Ticaret AŞ, Canik Samsun Yurt Savunma ve Ticaret AŞ, Kalekalıp Makine ve Kalıp Sanayi AŞ, Koluman Otomotiv Endüstri AŞ, Makel Mekanik Mühendislik AŞ, Makine ve Kimya Endüstrisi AŞ, Repkon Makina, Kalıp Sanayi ve Ticaret AŞ ve Roketsan Roket Sanayi ve Ticaret AŞ firmaları katılıyor.   Kaynak : Basın Bülteni

Çin, çip sektörü İçin 40 milyar dolarlık fon ayırıyor

Yarı iletken endüstrisinin küresel önemi, son yıllarda hiç olmadığı kadar büyük bir odak noktasına gelmiş durumda. Dünyanın iki ekonomik devi, ABD ve Çin, bu sektördeki liderliklerini sürdürme kararlılığıyla hareket ediyor ve geri kalmamak için büyük adımlar atıyor. ABD, Çin’in yarı iletken endüstrisindeki hızlı ilerlemesini frenlemek ve kendi hakimiyetini güçlendirmek amacıyla çeşitli yaptırımlar uygularken, Çin ise kendi endüstrisini canlandırmak için tarihi bir adım atıyor. Çin, 40 milyar dolarlık devasa bir fon oluşturarak yarı iletken sektörüne önemli bir destek sağlamaya hazırlanıyor. Bu fon, Çin Entegre Devre Endüstrisi Yatırım Fonu tarafından başlatılacak ve büyüklük açısından benzerlerini geride bırakacak. Hedeflenen 300 milyar yuan (41 milyar $) büyüklüğü ile 2014 ve 2019 yıllarında oluşturulan fonları önemli ölçüde aşacak. Çin, bu büyük fonun odak noktasını resmi olarak açıklamamış olsa da, bu fonun ana amacının yarı iletken çip üretimi için gerekli ekipmanların geliştirilmesi olduğuna dair bilgiler bulunuyor. ABD yaptırımları nedeniyle Çin’in EUV (Ultraviyole Lityum Lityum Florür) teknolojisine erişimi kısıtlı, bu nedenle kendi ekipmanlarını üretmek zorunda kalıyor. Bu, uzun vadeli, maliyetli ve zorlu bir süreç olsa da, Çin’in bu alanda kendi yeteneklerini geliştirmesi için atılması gereken bir adım olarak görülüyor. Çin Devlet Başkanı Xi Jinping uzun süredir ülkenin yarı iletken teknolojilerinde kendi kendine yeterliliğe ulaşması gerektiğini vurguluyor. Bu gereklilik, ABD’nin Çin’in gelişmiş çipleri askeri, kuantum bilişim ve yapay zeka alanlarında kullanabileceği endişesiyle ihracat kontrollerini artırdığı bir dönemde daha da acil hale gelmiş durumda. ABD, Ekim ayında Çin’in gelişmiş çip üretim ekipmanlarına erişimini kesen kapsamlı bir yaptırım paketi uygulamış, Japonya ve Hollanda gibi ABD’nin müttefikleri de benzer adımlar atmıştı. Bu tarihi fonun resmi açıklamaları henüz yapılmamış olsa da, bilgilere göre Çin Maliye Bakanlığı, fon için 60 milyar yuan (8.2 milyar $) katkıda bulunmuş durumda. Diğer katkı sağlayan kurumlar ise henüz netlik kazanmış değil. Çin, daha önce de benzer amaçlarla yarı iletken endüstrisine yatırım yapmıştı. Ancak bu seferki büyük fon, Çin’in küresel tedarik zincirinde daha büyük bir rol oynamasına ve teknoloji, yapay zeka ve gelişmiş çipler gibi büyüme alanlarında daha etkin bir şekilde yer almasına yardımcı olabilir.   Kaynak : Basın Bülteni  

Türkiye'nin İlk Uzay Görevinde Mikroalglerle Sürdürülebilir Yaşam

Türkiye'nin ilk insanlı uzay yolculuğu, karbon dönüşümü üzerine bir dizi deneyi de beraberinde getiriyor. Türkiye Uzay Ajansı (TUA) ve TÜBİTAK Uzay Teknolojileri Araştırma Enstitüsü, Cumhuriyetin 100. yılında yapılacak bu tarihi görev kapsamında 13 farklı deney gerçekleştirmeyi planlıyor. İlk uzay yolcularımız Alper Gezeravcı ve Tuva Cihangir Atasever, "Uzay Görevleri İçin Mikroalgal Yaşam Destek Üniteleri" projesi üzerine de çalışacak. Projenin Hedefi ve Yürütücüleri Boğaziçi Üniversitesi Çevre Bilimleri Enstitüsü Doktor Öğretim Üyesi Berat Haznedaroğlu'nun liderliğinde, Türkiye'nin farklı üniversitelerinden 8 bilim insanı projede yer alıyor. Projenin temel amacı Mikroalg türlerinin karbondioksiti oksijene dönüştürme kapasitelerini ve metabolik değişikliklerini incelemek. Deneyin Aşamaları ve Süreci Deney kapsamında seçilen 5 ayrı mikroalg türü, 14 gün süreyle uzay istasyonunda incelenecek. Berat Haznedaroğlu,konuya ilişkin "Karbondioksiti oksijene dönüştürme performanslarını sensörler vasıtasıyla inceleyeceğiz. Aynı zamanda yerçekimsiz ortamda mikroalglerin metabolik değişikliklerinin moleküler analizlerini yapacağız" ifadelerini kullandı. Uzun Vadeli Hedefler ve Uygulamalar Proje, gelecekteki uzay görevlerinde sürdürülebilir yaşam destek sistemleri geliştirmeyi amaçlıyor. 20 cm³'lük deneysel küp, yörüngeye gönderilecek ve deneyin iç tasarımı için hazırlıklar tamamlanmış durumda. Haznedaroğlu, uzay görevinin sonunda, örneklerin Türkiye'ye getirileceğini ve farklı biyoteknolojik uygulamalar için kullanılacağını ifade etti. Kaynak : Basın Bülteni

Hedefimiz İlaçta Dışa Bağımlılığı Azaltmak

Bu yıl sektördeki 84’üncü yaşını kutlayan Atabay İlaç ve Kimya yerli ilaç üretimini ileriye taşıma, ilaçta dışa bağımlılığı azaltma hedefiyle faaliyetlerine devam ediyor. İlaç etkin maddesi ve ilaç üreticilerinden Atabay İlaç ve Kimya, bu yıl 84’üncü yaşını kutluyor. Şirketin yönetim kurulu başkanı Zeynep Atabay, teknolojik know-how geliştirerek etkin madde üretim başarılarını birçok alana yaymak istediklerini söyledi. Zeynep Atabay, yüzde 100 yerli ilaç geliştirmeyi hedeflediklerini vurgulayarak “İnsan sağlığını ve tabiatın korunmasını temel alan, halkın ihtiyacı olanı ekonomik bir şekilde üreten ve bu ilaçları geliştiren; bu işi bir vatani görev olarak üstlenmiş üçüncü nesil aile şirketiyiz. Bilim, tecrübe ve işbirliklerine inanarak yakın coğrafyasında etki oluşturan sentez, biyoteknoloji ve müstahzar ürün geliştirmeye devam ediyoruz” dedi. “TABİATA YÜKÜMÜZÜ AZALTMAK ÜZERE ENDÜSTRİYEL SİMBİYOZ PROJELERİNE ÖNEM VERİYORUZ” Yerli ilaç etkin maddesi üretim kapasitesini arttırmak üzere Teknoloji Odaklı Sanayi Hamle Programı’na başvuran Atabay her yıl kârını üretim tesisi, ürün geliştirme ve Ar-Ge için ayırıyor. Zeynep Atabay, şirketin önümüzdeki dönem için hedefleri konusunda; “Önümüzdeki dönemde ihracata daha fazla ağırlık vereceğiz. Yerli üretimde önde giden birkaç şirketten biriyiz. Geleneksel Bitkisel Tıbbı Ürün (GBTÜ), yani bitkisel ilaçları çok önemli görüyoruz. Ülkemizde yetişen bitkilerden, iyi tarım uygulamaları (GAP) kullanılarak endüstriyel tarım ile yetiştirilmiş bitkilerden yüzde 100 yerli ilacımızı geliştirmeyi planlıyoruz. Ayrıca, tesislerimiz için sıfır atık hedefimiz var. Tabiata yükümüzü azaltmak üzere endüstriyel simbiyoz projelerine önem veriyoruz. Çevre dostu çalışmalarımız devam edecek” ifadelerini kullandı. Şirket, Turkish Time ‘AR-GE 250’ listesine 2020 senesinde pandemide en çok ilaç ve aşı geliştirme yatırımı yapan şirketlerden biri olarak Türkiye genelinde 75. sıradan giriş yaptı. İlaç şirketleri arasında Ar-Ge’ye en çok yatırım yapan ilk 10 şirket arasında yer alan Atabay Kimya, sonraki senelerde de ilk 100 şirket arasında pozisyonunu korudu. Kaynak : Basın Bülteni  

Ticari Binalarda Hava Filtrasyonunu Gerekli Kılan 6 Avantaj

ULPATEK markası, ilaç - sağlık - tekstil ve gıda sektörlerinde 40 yılı aşan tesis tecrübesi ve varlığıyla, temiz hava ve filtre konularındaki bilgi ve deneyimleri ışığında en basit havalandırma sistemlerinden temizodalara kadar bütün iklimlendirme sistemlerinin filtre ihtiyaçlarına karşılık verebilecek uluslararası standartlara uygun, en yüksek kalitede Kaba, Orta, Hassas, EPA, HEPA ve ULPA filtrelerden kapsamlı filtrasyon çözümleri sunarken ticari bina ve üretim tesislerine yönelik özel uygulamalar yaratır. TİCARİ BİNALARDA HAVA FİLTRASYONUNU GEREKLİ KILAN 6 AVANTAJ Hava Kalitesinin İyileştirilmesi: Binaların içinde toz, polen, bakteri, virüs, mantar sporları ve diğer havadaki partiküller bulunabilir. Bu partiküllerin etkili bir şekilde filtrelenmesi, binada çalışan veya ziyaret eden kişiler için daha temiz ve sağlıklı bir hava ortamı sağlar. Sağlık ve Konfor: Özellikle son yıllarda, hava yoluyla bulaşan hastalıkların önlenmesi büyük önem taşımaktadır. Etkili hava filtrasyon sistemleri, potansiyel olarak zararlı mikroorganizmaların ve virüslerin yayılmasını sınırlayabilir. Enerji Tasarrufu: Kaliteli hava filtreleri HVAC (Isıtma, Havalandırma ve Klima) sistemlerinin daha verimli çalışmasına yardımcı olabilir. Daha temiz bir sistem, enerji kullanımını azaltarak tasarruf sağlar. Ekipman Ömrünün Uzatılması: Etkili bir hava filtrasyonu, HVAC sistemlerindeki ekipmanın daha uzun ömürlü olmasına yardımcı olabilir. Kir ve tozun ekipmana zarar vermesini önler. Koku Kontrolü: Belirli filtrasyon sistemleri, rahatsız edici kokuları ve gazları azaltabilir, böylece iç mekandaki hava daha hoş olur. Verimlilik Artışı: İyi bir hava kalitesi, çalışanların konsantrasyonunu, verimliliğini ve genel çalışma performansını artırabilir. Kaynak : Basın Bülteni    

Berko İlaç, Avrupa GMP Onayı Aldı

Türkiye ilaç pazarında güçlü bir marka olan, “Sağlıklı Yarınlara” ulaşmada öncü Berko İlaç, dünya markası olma yolunda önemli bir adım daha atarak EU GMP (İyi İmalat Uygulamaları) Sertifikası aldı ve böylelikle yüksek kaliteli üretim standardıyla global pazarlarda daha etkili hale gelme yönünde önemli bir aşama kaydetti. Önümüzdeki sene 40. yılına girecek olan Berko İlaç, EU GMP Belgesi ile 40. yaşına güçlenerek giriyor. Bulgaristan İlaç Otoritesine (BDA) başvuruda bulunan ve İstanbul Sultanbeyli’de yer alan üretim tesislerindeki denetim süreçlerini başarılı bir şekilde tamamlayan Berko İlaç, Avrupa GMP Sertifikasını aldı. 23 ülkeye ihracat yapan Berko İlaç’ın EU-GMP belgesi alması Avrupa Birliği ülkeleri ile ticaret imkânı sağlamasının yanı sıra diğer tüm regüle pazarlara giriş için referans değeri taşıyor. Avrupa Birliği ülkelerinde ilaç ruhsatlandırılması ve ilaç ihracatı gerçekleştirmek amacıyla başvuruda bulunduğu EU GMP Belgesi ile Berko İlaç, ihracat hacmini artırırken aynı zamanda global pazarda prestij ve fiyat avantajı sağlayacak. Orijinal ürün formülasyonları ve şekilleri ile yüksek kalitede üretim yapan Berko İlaç, artık EU GMP belgesi ile daha fazla ülkeye ihracat yapabilecek. Berko İlaç Ar-Ge Merkezi ise ileri teknolojik ürünlerin araştırılmasına ve yenilikçi ürünlerin geliştirilmesine olanak sağlayan laboratuvarları ve altyapı olanakları ile sadece Türkiye pazarı için değil, Avrupa pazarı için de Ar-Ge faaliyetlerine devam edecek. Berko İlaç Genel Müdürü Ecz. Barış Özyurtlu konuyla ilgili, “Bu denetim süreci ile firmamız, Avrupa Birliği ve diğer regüle pazarlar için jenerik ürün geliştirebilir, ruhsatlandırabilir ve en güncel GMP gereklilikleri ile yüksek seviyede farmasötik kalite standartlarında ürün üretebilir olduğunu bir defa daha ispatlamış oldu. EU-GMP sahibi üretim tesislerimiz ve global pazarda tecrübeli Yurtdışı Ruhsatlandırma ekibimiz ile inovatif yaklaşımı ve yenilikçi vizyonu yansıttığımız ürünlerimizi şimdi de Avrupa Birliği ülkeleriyle buluşturacağız. İhracat kapasitemizin artması ile yerli bir üretici olarak, ülke ekonomisine ilave katkı sağlayacak olmanın gururunu yaşıyoruz. Hem firmamız hem de ülkemiz adına hayırlı olmasını dilerim. Başta Yönetim Kurulu Başkanımız Berat Beran olmak üzere, başvuru ve denetim süreçlerinde emeği geçen tüm firma yöneticilerimize ve çalışanlarımıza teşekkür ederim.” şeklinde açıklama yaptı. 

Hasvet , Fİ Petfood Mama Üretim Tesisinde En Yüksek Standartlara Uygun Üretime Başladı

Türk veteriner hekimler ‘insan gıdası üretim standartlarına en yakın’ evcil hayvan mamasını piyasaya sürmek için kolları sıvadı. Farklı hastalıklara sahip hayvanlara özel klinik mamaların da üretileceği tesis, Kırklareli Organize Sanayi Bölgesi’nde yer alıyor. Yerli mama serisi 15 Eylül itibariyle Türkiye’de satışa sunulacak. Avrupa, Rusya ve Amerika pazarına açılmayı hedefleyen yerli mamanın üretim tesisinde saatte 10 ton mama üretilebilecek. Yerli girişim ile evcil hayvan besinlerinin sağlıklı, lezzetli, güvenilir, sürdürülebilir ve izlenebilir bir şekilde üretilebilmesine katkı sağlamak amaçlanıyor. Medikal sahada ilaç, endüstriyel ekipman, veteriner yazılım, cerrahi alet ve ortopedik implant üretimiyle veteriner hekimlere hizmet veren Hasvet A.Ş., bünyesinde oluşturduğu Fi Petfood mama markası, Kırklareli Organize Sanayi Bölgesi’nde lansman yaptı. Gerçekleştirilen lansmanda üretim tesisi ve mama hakkında bilgiler verildi.   Türkiye’de ilk defa veteriner hekimlere ait olan bir şirketin mama üretimi için yola çıktığını ifade eden Hasvet A.Ş Yönetim Kurulu Başkanı ve Veteriner Hekim Hidayet Şimşek, “Kendi ilaç üretim tesisimizden gelen ve diğer üretim tecrübelerimizden kaynaklanan bilgi birikimimizi mama üretimine aktararak bir fark oluşturmak istiyoruz. Oluşturduğumuz bu farkla her mama tanesinin içerisinde bilimselliği, sağlığı, evcil can dostlarımızın uzun ve konforlu yaşamaları için gerekli olan içeriği sunmak üzere yola çıkmış durumdayız” dedi.  Özel rahatsızlıkları olan kedi ve köpeklerin beslenme yoluyla tedavilerine destek sağlayan veteriner diyet serisi maması da ürettiklerini de ifade eden Şimşek, mamaların 15 Eylül itibarıyle Türkiye’de satışa sunulacağını söyledi. “TESİS ŞU ANDA AVRUPA STANDARTLARININ ÜZERİNDE BİR TEKNOLOJİYLE DONATILMIŞ DURUMDA”  Şimşek, “Bugün burada Hasvet A.Ş.’nin kurmuş olduğu eşsiz ekosistemin son halkası olan Fi Petfood mama üretim tesisinin lansmanındayız. Hasvet A.Ş. bugüne kadar medikal sahada, ilaç, endüstriyel ekipman, veteriner yazılım, cerrahi alet ve ortopedik implant üretiminde veteriner hekimlere hizmet veren bir firmaydı. Bugün itibarıyla da bu oluşturduğumuz ekosistemin son halkası olan Fİ Petfood mama ile evcil can dostlarımız için mama üretim tesisimizin lansmanını yaparak son halkayı tamamlamış oluyoruz. Burada mama üretimindeki ana unsurlar öncelikle mama üretim tesisi, kaliteli formülasyon, mama ham madde içeriği aynı zamanda bunların entegre bir şekilde sahaya sunulmasıdır. Türkiye’de ilk defa veteriner hekimlerden kurulu bir şirket mama üretim tesisi lansmanı yapıyor. Bu lansmanını yaptığımız tesis şu anda Avrupa standartlarının üzerinde bir teknolojiyle donatılmış durumda. İçerdiği makine parkuru, ürünlerle ilgili uluslararası kabul görmüş formülasyonları, kullanılan kaliteli ham madde içerikleriyle artık Türkiye’deki bir pet food markası gelecekte dünyada söz sahibi olmaya hazır hale gelmiş olacaktır. İleride sadece Türkiye’de değil dünyada da satılan, tercih edilen ve evcil hayvanların tükettiği güçlü bir markayı oluşturmak için ilk adımı atmış bulunuyoruz” dedi.  “FARK OLUŞTURMAK İSTİYORUZ”  Türkiye’de ilk defa veteriner hekimlere ait olan bir şirketin mama üretimi için yola çıktığını ifade eden Şimşek, “Bu işi alanında uzman ve bilimsel bir danışman kadro ile çok güçlü teknolojik alt yapıya sahip bir üretim tesisiyle yapıyoruz. Bilimsel kadronun ve bilimsel ihtiyaçların gerekliliği olan kaliteli formülasyonlar ve kaliteli ham madde içerikleriyle bu işi yapmak için yola çıkıyoruz. Bugüne kadar Türkiye’de çok sayıda mama üretildi ve hala üretiliyor. Türkiye artık dünyada ve Avrupa’da mama üretimi konusunda kabul görmüş bir ülke diyebiliriz ancak biz Hasvet olarak bu bayrağı daha ileriye taşımak için kendi ilaç üretim tesisimizden gelen ve diğer üretim tecrübelerimizden kaynaklanan bilgi birikimimizi mama üretimine aktararak bir fark oluşturmak istiyoruz. Oluşturduğumuz bu farkla her mama tanesinin içerisinde bilimselliği, sağlığı, evcil can dostlarımızın uzun ve konforlu yaşamaları için gerekli olan içeriği sunmak üzere yola çıkmış durumdayız” diye konuştu.  “HEM ÜLKEMİZ HEM DE MESLEĞİMİZ İÇİN GURUR VERİCİ BİR DURUM”  Sözlerine devam eden Şimşek, “27 yıl önce Hasvet’in kuruluşuyla başlayan yolculuğumuz, yazılım, cerrahi alet üretimi, ortopedik implant üretimi, Ankara ve Konya’da bulunan ilaç üretim fabrikaları ve endüstriyel ekipman üretimi yapan fabrikaların katılmasıyla güçlenerek devam etti. Artık Hasvet ekosistemi Fi Petfood halkasının da eklenmesiyle bir paket oluşturmuş oldu. Bu paket dünyada eşsiz bir paket. Her firma bu saydığım paket içeriklerinden sadece bir tanesini, maksimumum iki tanesini dünya pazarına sunabilirken şirketimiz güçlü alt yapısı ve güçlü çalışan kadrosuyla bu yapıyı dünyaya taşıyacak ve dünyadaki veteriner hekimlerin ve evcil hayvan sahiplerinin hizmetine sunacak konuma geldi. Bu hem ülkemiz hem de mesleğimiz için gurur verici bir durum. Umarım bu yaptığımız işler ilerleyen zamanlarda ülkemizin ekonomik kalkınmasına, mesleğimizin sürdürülebilirliğine, kalitesinin artışına katkı sağlar. Aynı zamanda da daha çok istihdama, üretime ve ihracata dönüşür. Bunun için umutluyuz, tek ihtiyacımız olan şeyin çok çalışmak olduğunun farkındayız. Daha çok çalışarak daha çok üretmeye devam edeceğiz” dedi. “SAATTE 10 TON MAMA ÜRETİM KAPASİTESİNE SAHİP OLACAK”  Tesisin özelliklerinden bahseden Şimşek, şunları ekledi:  “Fi Petfood olarak insan gıdası üretim standartlarına sahip bir üretim tesisinde hem veteriner diyet seride hem de düzenli seride üretmiş olduğumuz mamaların ve oluşturacağımız markanın dünya ve ülkemizdeki mama sektöründe gelecekte en önemli markalar biri haline geleceğine yürekten inanıyoruz. Türkiye dünyada mama üretim sektöründe artık hatırı sayılır bir konumda. 2023 yılında 100 milyon dolar ciro hedefine sahip bir ülkeyiz. Hasvet’in Fi Petfood markasıyla burada yapacağı üretimlerin ülkenin ihracat hedefinin büyümesine katkı sağlayacağına inanıyoruz. Çünkü tesisimiz sadece Türkiye değil Avrupa standartlarının da üstünde bir makine parkuruna sahip. Tesisimiz taze et girişi, el değmeden paketleme gibi Türkiye’de birçok üretim tesisinde olmayan teknolojik alt yapılara sahip. Güçlü bir laboratuvar alt yapımız var. Laboratuvar alt yapımız gerek üretim sırasında gerek öncesinde yapılan ham madde analizlerinde gerekse üretim sonrasındaki testleri titizlikle yapıyor. Üretim, şirketimizin yabancı olduğu bir konu değil. Şirketimizin ilaç üretimindeki bilgi birikimimizi ve üretim prosesindeki deneyimini mama sektörüne aktararak fark yaratacağını düşünüyoruz. Fi Petfood buradaki tesisimizde saatte 10 ton mama üretim kapasitesine sahip olacak. Bu da ülkedeki en büyük üretim kapasitelerinden biri diyebiliriz. Bu üretim kapasitesinin gerek yurt içinde satışa dönmesi gerek yurt dışında ihracata dönmesi bizim ana hedeflerimizden birisi. Markamız bu saatten sonra artık mama sektörünün ana rengi olacaktır diyebiliriz. Çünkü burada üretmiş olduğumuz veteriner hekim diyet mamaları dünyada da veteriner hekimlerin raflarında yerlerini alacak. Hali hazırda girmiş olduğumuz ülkeler arasında Avrupa’daki ülkeler de var. Rusya ve Amerika ile ilgili çalışmalar devam ediyor. Oralarda da tesisimizin ürettiği mamaların satılır hale geçeceğini yakın zamanda göreceğiz.”  Kaynak : Basın Bülteni

Anahtar teslimi mühendislik firmaları ile projeyi tek kaynaktan yönetmenin avantajları nelerdir ?

Anahtar teslimi üretim, tek kaynaktan yönetilen bir mühendislik firmasının, projenin üretiminin başından sonuna kadar tüm yönlerini denetlediği bir süreçtir.Tüm proje aşamalarını ele alırlar: ilk tasarım aşamasından başlayarak işleme ve devreye alma aşamasına, ardından kalite güvencesine ve son olarak üretim, paketleme ve üretimin sevkiyat aşamasına kadar geçen uzun prosesin tamamını yöneten bir yapı ile olası  hatalar ve hatalardan kaynaklanan üstlenilemez maliyet açıklarının önüne set çekersiniz. Proje boyunca bölünmeyen iki kaynaklı iletişim ve maliyet tasarrufu da dahil olmak üzere, hem müşteri hem de tedarikçi için birçok faydası vardır. Bu avantajların neler olduğuna birazdan göz atacağız. Düşen Üretim Süreleri Eski bir atasözü olan "vakit nakittir" kesinlikle üretim endüstrisi için geçerlidir. Geciken müşteri siparişleri, kar kayıpları, itibar hasarı anlamına gelir. Genellikle birkaç farklı proje mühendislik firmasının aynı proje üzerinde çalışmaları,  yanlış iletişim ile birlikte düzensizlik ve kapasite farklılığı dolayısıyla uzun üretim tedarik sürelerine neden olur. Diğer tarafta anahtar teslim mühendislik firmaları , proje liderlerinin bu sorunların birçoğunu atlatmasına yardımcı olur. Üretimin tüm aşamaları tek bir nokta altında toplandığından, görevlerin koordinasyonu daha kolaydır ve kolaylaştırılmış iletişim süreçleri gereksiz yanlış anlamaları önler. Ayrıca, anahtar teslimi bir çözümde, üretici ekibinin her bir üyesi, belirtilen tasarım gereksinimlerine göre yüksek kaliteli bir ürün sağlamaya kendini adamıştır. Bu ortak hedef, herkesin elindeki işe odaklanmasını sağlar. Saygın bir anahtar teslimi sağlayıcı, ekiplerinin başarısı için temel teşkil edecek protokolleri her zaman oluşturmuş olacaktır. Proje iş akışına yönelik bu sistematik yaklaşım, verimliliği artıracak ve üretim sürelerinin en aza indirilmesini sağlayacaktır. Bir aksilik olması durumunda, birden çok şirket yerine tek bir mühendislik firmasıyla ortaklık kurmak, projenin yeniden rayına oturmasını kolaylaştırır. Güçlü Üretim ve Tasarım Dinamiği Birden fazla şirket arasında bölünmüş bir proje iş akışında, tasarımcılar ve üreticiler genellikle talep edilen ürünlerin çeşitli özellikleri konusunda anlaşmazlığa düşerler. Ek olarak, ekip üyelerinin sürecin ortasında projede ayarlamalar yapması gerektiğinde, proje liderleri hem tasarım departmanı hem de üretim şirketi arasında koordinasyon sağlamalı ve herhangi bir değişiklik konusunda herkesin aynı fikirde olmasını sağlamalıdır. Öte yandan, anahtar teslim mühendislik firmaları , tasarım ve üretim departmanlarını tek bir merkezi erişim noktasında birleştirebilir. Mevcut bir tasarımda her değişiklik yapılması gerektiğinde tasarımcılar ve tedarikçilerle ayrı ayrı iletişim kurmak yerine, tek bir şirket ve tek bir irtibat noktasıyla kolaylaştırılmış iletişim ile işler tam zamanında olması gerektiği seyirde işler. Bu aynı zamanda gerekli değişikliklerin daha hızlı uygulanmasını da sağlar. Yerleşik anahtar teslimi tedarikçiler, tasarımcılar ve araç üreticileriyle yakın işbirliği içinde çalışan, yılların deneyimine sahip üretim ekiplerini de işe alır. Bu, proje ortası ayarlamaların uygulanması söz konusu olduğunda belirli bir "rahatlık düzeyi" ile sonuçlanır. Ek olarak, tedarikçi programlarını koordine etme, farklı satıcıları yönetme ve planları ve prototipleri gönderme konusundaki tüm baş ağrısı, anahtar teslimi bir süreçte ortadan kalkar. Tek tedarikçiniz projeden tamamen sorumludur ve sizi bir e-posta veya telefonla anında bilgilendirebilir. Nihai sonuç, güçlü, birleşik bir tasarım ve üretim sürecidir.  

E-bülten için aşağıdaki bilgileri doldurmanız yeterli.

Giriş Yap

Şifremi Unuttum Kayıt Ol

Kayıt Ol

Şifremi Unuttum