Haberler

ASELSAN Kovid-19 Tespiti için Tanı Kiti Geliştirdi

ASELSAN tarafından Kovid-19 salgını sonrasında başlatılan çalışma sonunda hızla geliştirilen ve patent başvuruları yapılan mikroelektronik optik tabanlı virüs tanı sistemi, klinik test aşamasına geldi Kovid-19 salgınının ortaya çıkmasıyla birlikte ASELSAN Araştırma Merkezi'nde, kimyasal ve biyolojik tehditlerin tespitine yönelik araştırmalar kapsamında elde edilen bilgi birikimiyle Kovid-19 tespitinde kullanacak şekilde bir cihaz geliştirme çalışması başlatıldı. Antikor tabanlı dijital tespite dayanan sistem, mercekler kullanılarak optik yöntemle tespit yapıyor. Hastalardan alınan örnekler tek kullanımlık kasetler üzerinde inkübe ediliyor. Hastadan alınan örneğin yer aldığı kartuş, yapay zeka yazılımıyla analiz ediliyor ve sonuç raporlanıyor. Virüs tanı sistemi, yapısı bozulmamış virüsün, kartuş içinde bulunan ve anahtar-kilit uyumuyla çalışan antikorlar tarafından tutularak optik temelli olarak tespit edilmesini sağlıyor. ASELSAN, sistemin kritik görülen bileşenleri için patent başvuruları yaptı. Bu sistemle Kovid-19, influenza gibi üst solunum yolu enfeksiyonu semptomlarını gösteren virüslerin tek kaset üzerinde aynı anda tespit edilmesi amaçlanıyor. Sistem testleri sırasında antijenler, inaktif ve aktif virüslerle çalışmalar yapıldı ve başarılı sonuçlar alındı. Virüs tanı sistemi için yüzde 99 test doğruluk oranına ulaşılması amaçlanıyor. Sistem, hastane testleri için etik kurul onay aşamasında bulunuyor. Hasta örnekleriyle çalışmalar ise yakında başlayacak. ASELSAN, öncelikli olarak Türkiye'nin ihtiyaçlarını karşılamayı, ardından ihracatı hedefliyor. - Salgına karşı hızlı çözüm ASELSAN Araştırma Merkezi Müdürlüğü Biyosavunma Araştırma Programları Biriminden Lider Mühendisi Didem Lale Özkan, virüs tanı sistemi konusunda yürüttükleri çalışmalar ve gelinen aşamaya ilişkin bilgi verdi. Şirketin 45 yıldır çok farklı alanlarda savunma sanayisine yönelik yerli ve milli çözümlerle ülke ihtiyaçlarını karşılamaya çalıştığını hatırlatan Özkan, salgın döneminin, sağlık alanında da yerli ve milli çözümlere ihtiyaç olduğunu ve hızlı çözümler üretilmesi gerektiğini ortaya koyduğunu söyledi. Özkan, kimyasal, biyolojik, radyolojik, nükleer (KBRN) tehditlerin tespitine yönelik bilgi birikimleriyle virüs tanı sistemine odaklandıklarına işaret ederek, "Kendi mühendislerimizin çalışmalarıyla yerli ve milli bir sistem geliştirdik. Mikroelektronik optik tabanlı bu sistemle Kovid-19 virüsünü tespit etmekteyiz." dedi. - Hastanelerin demirbaşı olacak Yeditepe Üniversitesi ve TÜBİTAK Biyogüvenlik Seviye 3 (BSL3) Laboratuvarı'nda onaylı testlerin tamamlandığını ifade eden Özkan, şöyle konuştu: "YÖK KBRN ekibi içinde yer alıyoruz. Üniversitelerimizle de bu anlamda temas halindeyiz. Cihazımız çok yakında hastanelerde yerini alacak şekilde çalışmalarımıza devam ediyoruz. Cihazımız optik tabanlı, dünyada ilk defa bu alanda ürünleştirilmiş bir sistem. Çoklu tanı yapabiliyoruz. Birden fazla hastalığı aldığımız sürüntü örneğiyle tek seferde tespit etme imkanımız var. 'İn vitro' bir sistem. Cihazımızdaki tek kullanımlık kasetleri değiştirerek sınırsız sayıda hastalığın tespiti için uygulama yapma imkanı tasarlayabiliriz. Sadece SARS Cov2 özelinde değil, sürekliliği olan, hastanelerde demirbaşa dönüşebilecek cihaz geliştirdik diyebilirim." Özkan, hastane klinik testlerinin tamamlanmasının ardından cihazın üretim sürecine başlanacağını ve hastanelerde yerini alacağını kaydetti. Kaynak : AA

HTL Teknoloji Tübitak Desteği ile WHO Standartlarına Uygun Mobil Laboratuvar Dizayn Etti

HTL Teknoloji'nin TÜBİTAK desteğiyle dünya standartlarında geliştirdiği ve test aracı olarak dizayn ettiği mobil laboratuvar yurt içinden ve yurt dışından talep görüyor. Tuzla Organize Sanayi Bölgesi'nde faaliyet gösteren ve temiz oda, yüksek biyo güvenlikli tesisler, kuru oda çözümleri üreten HTL Tekno Elektromekanik AŞ'nin (HTL Tekno) açıklamasına göre, Mobil BSL-3 Laboratuvarı, Dünya Sağlık Örgütü'nün belirlediği "biyo güvenlik seviyesi 3" olan standartlara göre dizayn ve imal edildi. TÜBİTAK Teknoloji ve Yenilik Destek Programları (TEYDEB) desteğiyle üretilen laboratuvarla, "testleri en hızlı şekilde değerlendirmek, yüksek biyo güvenlik seviyesine sahip laboratuvar şartlarını ihtiyaç duyulan yerlere sağlayabilmek" amaçlanıyor. Laboratuvar, çalıştıktan sonra bulunduğu ortama hiçbir şekilde virüs bırakmıyor. Gaz, sıvı ve katı tüm atıklar mobil laboratuvarın içinde gerekli işlemlerden geçerek imha ediliyor. Araç, dış ortamla hiçbir şekilde temas etmiyor. Kamyon ve benzeri araçların üzerine konulup istenilen yere kolaylıkla taşınabilen ve aynı gün içinde devreye alınabilen mobil laboratuvarın ilki Kovid-19 testlerinin yapılmasına imkan veriyor. Kovid-19 test sonucu 45 dakikada alınabiliyor Mobil laboratuvarda yapılan Kovid-19 testlerinin sonuçları 45 dakikada alınabiliyor. Bu dönemde TÜBİTAK'ın açtığı bir çağrıyla sunulan ve 450 başvuru arasından seçilen 35 projeden birisi olan laboratuvarda, antikor ve PCR testleri de yapılabiliyor. Araç, salgınlarda erken tanı laboratuvarı görevi görecek ve karantina bölgesinde analiz yapılmasına imkan tanıyacak. BSL-3 seviyesinde yeni tip koronavirüs teşhisi yapan ilk yerli mobil laboratuvar olma özelliği taşıyan laboratuvar, Avrupa ve ABD'de üretilen muadillerine göre fiyat avantajıyla öne çıkıyor. Şu anda yurt içinden önemli kuruluşlar ile görüşmeler sürerken Hollanda, Makedonya, İran, Irak ve Azerbaycan gibi ülkelerden de mobil laboratuvara talep gelmeye başlandı. Kısa süre içerisinde ilk ihracatın gerçekleştirilmesi planlanıyor. "Virüsle mücadelede yeni üretimler çok önemli" Açıklamada görüşlerine yer verilen HTL Teknoloji Yönetim Kurulu Başkanı Naci Sivri, TÜBİTAK'a desteği için teşekkür ederek, şu açıklamalarda bulundu: "Türkiye'de katma değerli üretimin önemi sürekli konuşuluyor. Bu konuda faaliyetlerimizi sürdürüyoruz. Özellikle sağlık alanında yaptığımız çalışmalarla virüsle mücadeleye katkının yanı sıra ülkemize katma değer sağlamayı hedefliyoruz. Koronavirüsü 4 dakikada yok eden ultraviyole (UV) C sterilizasyon cihazları geliştirmiştik. Şimdi de yeni ve benzeri AB ve ABD ülkelerinde bulunabilen bu laboratuvarımızı hayata geçirdik." Kaynak : AA

Boğaziçi Üniversitesite'sinden Milli Aşı için Önemli Adım

Boğaziçi Üniversitesi, Prof. Dr. Nesrin Özören tarafından geliştirilen ve halihazırda Koronavirüs aşısı için kullanılması yönünde çalışmaları sürdürülen “mikro-kürecik” teknolojisiyle ilgili patentlerini Vaccizone firmasına lisansladı. Buna göre Boğaziçi Üniversitesi Moleküler Biyoloji ve Genetik Bölümü Başkanı Prof. Dr. Nesrin Özören tarafından 2020’de kurulan start-up firma, biyoteknoloji çalışmalarını geliştirerek, ürünleştirme süreçlerini yürütecek. Boğaziçi Üniversitesi Moleküler Biyoloji ve Genetik Bölümü Başkanı Prof. Dr. Nesrin Özören ve ekibinin yaklaşık bir yıldır üzerinde çalıştığı Koronavirüs aşısı çalışmaları kapsamında -dünyada bir ilk olarak- Prof. Özören tarafından geliştirilen "mikro-kürecik" teknolojisi kullanılıyor. Teknoloji, aşıların 30 gün boyunca oda sıcaklığında bozulmadan, dirençli bir şekilde etkinliklerini korumalarını sağlıyor ve soğuk zincir ihtiyacını ortadan kaldırıyor. Boğaziçi Üniversitesi Teknoloji Transfer Ofisi A.Ş.'nin koordinasyonunda yürütülen lisanslama süreci Boğaziçi Üniversitesi Rektörlüğünde gerçekleştirilen imza töreni ile resmi olarak tamamlandı. Lisans sayesinde Prof. Özören tarafından 2020'de kurulan Vaccizone firması bünyesinde yürütülecek çalışmalarla, 19 ülkede patentlenen mikro-kürecik teknolojisinden faydalanılarak dünya çapında ticarileştirme çalışmaları yürütülecek. Firmaya ayrıca yatırımcı Dr. Alper Türken ve Tuğrul Başar tarafından finansal kaynak sağlanması konusunda da anlaşıldı. Bu sayede teknolojinin ticarileşmesi yolundaki çalışmaların daha da hız kazanması amaçlanıyor. "TÜRKİYE İÇİN MODEL OLACAK" Boğaziçi Üniversitesi Rektörlük Konferans Salonu'nda yapılan imza töreninde konuşan Rektör Prof. Dr. Mehmed Özkan, sözleşmenin Türkiye için güzel bir model olacağını ümit ettiğini belirtti. Rektör Prof. Dr. Özkan, "Bu proje her şeyden önce insanlık adına faydalı. Bununla birlikte Prof. Dr. Nesrin Özören gibi hocalarımızın olması ve bu noktalara gelmesi de bizim için ayrı bir gurur kaynağı. Bunun Türkiye için çok güzel bir model olmasını ümit ediyoruz, çünkü üniversitemizdeki potansiyellerin çok daha büyük olduğuna inanıyoruz. Bunu ışık tutucu, yol açıcı bir adım olarak görüyoruz. Hayırlı olmasını temenni ediyorum," diye konuştu. "MİLLİ AŞI İÇİN ÖNEMLİ ADIM" Boğaziçi Üniversitesi Moleküler Biyoloji ve Genetik Bölümü öğretim üyesi ve Vaccizone Firması kurucusu Prof. Dr. Nesrin Özören ise mikro-kürecik patentlerinin firmaya lisanslanmasının çok önemli bir adım olduğunu dile getirerek sözlerini şöyle sürdürdü: "Kanser araştırmaları ve Koronavirüs aşısının geliştirilmesinde kullandığımız mikro-kürecik teknolojisi ABD, Avrupa ve Japonya olmak üzere dünya çapında patentlendi. Boğaziçi Üniversitesi'ne ait olan patent hakları, bu sözleşme sayesinde firmam Vaccizone'ye lisanslanmış oldu. Bu, 2020'de kurulan şirketim ve benim için hayallerimizin gerçekleşmesi anlamına geliyor. Bundan sonra patentli mikro-kürecik teknolojisi sayesinde başta Koronavirüs olmak üzere, grip ve kanser tedavileri için geliştireceğimiz yeni yöntemlerden elde edilecek gelirler firmamızın daha da gelişmesine olanak tanıyabilecek. Ayrıca Boğaziçi Üniversitesi de bu gelirden pay alacak." Vaccizone Yatırımcısı ve Yönetim Kurulu Üyesi Dr. Alper Türken ise milli aşı teknolojilerinin geliştirilmesinde firmanın çok önemli bir rol üstleneceğini belirterek, "Geçtiğimiz 30 yılda bilgi teknolojileri alanında yaşanan devrimin bir benzeri önümüzdeki 30 yılda biyoteknoloji alanında yaşanacak. Bu devrimin hayatlarımız üzerinde kapsamlı ve dönüştürücü bir etkisi olacak. Türkiye'nin bu alanda özgün teknoloji ve ürünler geliştirme kapasitesini bir an önce kazanması yaşamsal bir öncelik olmalı. Biyoteknoloji alanında ABD, AB, Çin ve Japonya tarafından onaylanmış ilk milli dörtlü patentin lisans hakkına sahip olan Vaccizone'un bu süreçte merkezi bir rol oynayacağına inanıyorum. Bu anlamlı girişimin bir parçası olmaktan mutluyum," dedi. ''TÜRKİYE İÇİN BİYOTEKNOLOJİDE GLOBAL OYUNCU OLMA ŞANSI'' Vaccizone Yatırımcısı ve Yönetim Kurulu Üyesi Tuğrul Başar da biyoteknoloji alanındaki iş birliğinin çığır açma potansiyeli olduğunun altını çizdi. Başar, “Vaccizone'u Türkiye'nin biyoteknoloji alanında global seviyede bir oyuncu olması için ülke olarak elimizdeki en büyük şans olarak değerlendiriyorum. Moleküler biyoloji alanında dünyanın sayılı bilim insanlarından Prof. Nesrin Özören'in liderliğinde, Türkiye'nin bilim yuvası Boğaziçi Üniversitesi'nin desteğiyle bir araya gelmiş olan ve ülkemizin en parlak zihinlerinden oluşan ekibimiz ve biyoteknoloji alanında çığır açma potansiyeli olan, triadik patent dahilinde korunan teknolojimizle bunu başarabileceğimize inanıyorum" diye konuştu. Kaynak : https://bogazicindebilim.boun.edu.tr/

Google DeepMind Biyoloji'nin En Büyük Gizemlerinden Birini Çözdü

Protein yapı tahmini yarışmasında bir yapay zeka ağı olan DeepMind, amino asit dizilimine bakarak protein 3 boyutlu şekillerinin belirlenmesini yüksek verimle başardı. Proteinlerin 3 boyutlu şekillerinin belirlenimi biyolojinin son 50 yıl içindeki en büyük zorluklarından biri olarak kabul ediliyordu. Google tarafından geliştirilen bir yapay zeka ağı DeepMind tarafından geliştirilen program AlphaFold, iki yılda bir düzenlenen CASP (Protein Yapı Tahmininin Kritik Değerlendirmesi – Critical Assessment of protein Structure Prediction) diğer 100 takımdan daha iyi sonuç sergiledi. Sonuçlar yakın bir zamanda duyuruldu. Maryland Üniversitesi hesaplamalı biyoloji alanında çalışan bir biyolog, ve aynı zamanda CASP projesinin kurucularından olan John Moult, alınan sonucun önemini vurguluyor ve “hesaplamalı biyolojinin protein yapılarının tahmin edilmesindeki sorunların çözülmüş olabileceğini” söylüyor.  Amino asit dizilimlerinden protein yapılarının tahmin edilebilmesi biyoloji bilimleri ve tıp için büyük bir ilerlemeye işaret ediyor. Bu sayede hücrelerin yapı taşının anlaşılması kolaylaşacak ve bu da ilaç geliştirilme sürecini hızlandırıp ilerletecek. Bazı denemelerde AlphaFold programı tarafından tahmin edilen protein yapıları, laboratuvar teknikleriyle belirlenmiş yapılara çok yüksek ölçüde beziyor. Bilim insanları yapay zekanın şu an için bu pahalı laboratuvar tekniklerine olan ihtiyacın tam olarak yerini dolduramayacağını, ancak ilerleyen süreçte canlılar üzerinde araştırma yapmayı da mümkün hale getireceğini düşünüyor.  Max Planck Enstitüsü’nden bir moleküler biyolog olan Andrei Lupas da “AlphaFold’un tıp ve biyomühendislik alanlarında, araştırma metodlarında birçok şeyi değiştireceğini düşündüğünü” söylüyor. Protein yapısını ortaya çıkarmak Proteinler, hücreler içindeki faaliyetleri büyük oranda belirleyebildiği için hayatın yapıtaşları sayılıyor. Bir proteinin işlevi de onun 3 boyutlu şekli ile bağlantılı oluyor.  Yıllarca laboratuvar deneyleri protein yapılarını belirlemede kullanılan temel yol oldu. X-ray ışınlarının kristalize proteinlere nişan alınıp ardından kırınıma uğramış ışığın proteinin atomik koordinatlarına dönüştürülmesi ile 3 boyutlu yapı ortaya çıkarılıyordu. Bu eski yöntemin adı X-ray kristalografisiydi. Ancak son 10 yılda kriyojenik elektron mikroskopisi yapısal biyoloji laboratuvarları tarafından daha çok tercih ediliyor. Bu alanda bilgisayar kullanımının ilk denemeleri ise 1980 ve 90’lı yıllarda gerçekleştirildi. Bilim insanları ilk dönemdeki girişiminlerin başarısız olduğunu ve yayımlanan makalelerdeki metoda dair büyük iddiaların ise farklı bilim insanlarının farklı proteinlerle yaptığı deneylerde çürütüldüğünü söylüyor.  AlphaFold nasıl çalışıyor? Ekip lideri John Jumper AlphaFold’un işleyiş mekanizmasını şöyle anlatıyor: “Birinci adımda derin öğrenme olarak bilinen yapay zeka metodunu yapısal ve genetik veri setine uygulayarak proteinin amino asit eşleri arasındaki mesafeyi tahmin etmek oldu. Yapay zekayı içermeyen ikinci adımında ise elde edilen bu bilgiden yola çıkarak proteinin nasıl görünmesi gerektiği bulunmaya çalışılıyor.”  Jumper, “Ekip başta bu çalışmasını bu yaklaşım üzerine kurmaya çalıştı ama sonunda duvara tosladı. Sonrasında yaklaşımını değiştirdi. Fiziksel ve geometrik sınırlar ile alakalı ek bilgileri de protein katlanmasını tahmin etmede kullanan bir yapay zeka ağı geliştirildi,” diyor ve ekliyor “Ayrıca, daha zor bir hedef belirlendi. Yapay zeka amino asitler arasındaki ilişkiyi tahmin etmek yerine, protein zincirinin son biçimini tahmin etmeyi amaçlıyor ve bu daha karmaşık bir sistem gerektiriyor.” Neden DeepMind? AlphaFold’un oldukça kısa sayılabilecek zaman aralıklarında yüzde 100’e yakın kesinliklerde tahminler yapması etkileyici. Bu başarının arkasında bilim insanlarının yaratıcı ve disiplinli çalışmalarının yanı sıra birkaç faktör daha göze çarpıyor.  Bunlardan ilki bilişim alanında tekel haline gelen Google’ın sağladığı devasa fon ve bilgisayar teknolojisi. Sistem Google tarafından yapay zeka uygulamalarına özel olarak geliştirilen hesaplama motorlarlarını kullanıyor ve bu sistemlerin CASP projesinde AlphaFold’un yarıştığı diğer ekiplerin kullandıklarından en az iki kat daha ileri bir altyapı sağladığı görülüyor. Donanımdaki avantaj daha büyük ve karmaşık ağlar kurabilme ve daha hızlı sonuç alma konusunda önemli bir fark yaratıyor. AlphaFold’un replikasını oluşturmanın toplam bedelinin birkaç milyon doları bulabileceği düşünülüyor ve bu özellikle birçok akademik grubun ulaşamaycağı bir bütçe.  Ekibin başarılı olmasının bir diğer sebebinin de ulaşabildikleri veritabanının genişliği olduğu düşünülüyor. Yapısal biyoloji laboratuvarları tarafından deneysel olarak geliştirilen 170.000’in üzerinde protein modeli geliştirilme sürecinde AlphaFold tarafından depolandı ve öğrenildi. Son olarak alanında deneyimli uzmanların projenin parçası olması da bir başka faktör olarak görülüyor.  Kod açık hale getirilecek mi? Uzun vadede, AlphaFold ile elde edilen sonuçların yapısal biyoloji, bioinformatik, ilaç geliştirmesi gibi alanlarda ciddi farklılıklar yaratabilecek potansiyeli olduğu düşünülüyor. Bu nedenle bilim çevrelerinin öncelikli sorusu, birçok araştırma çevresinin çalışmalarından elde edilen ham veriyi kullanan şirket tarafından kodun kamuya açık hale getirilip getirilmeyeceği. Jumper bu konuda sorulan bir soruya verdiği yanıtta “kendi aralarında tartıştıklarını” söylemişti. Olasılıklardan bir tanesi Google kâr odaklı bir şirket olduğu için, AlphaFold’un ticari bir ürün olarak satışa çıkarılması. Ancak bu durum erişimi kısıtlayacağı için biyoinformatik alanındaki gelişmeleri de sekteye uğratacaktır. Diğer seçenek ise kaynak kodunun akademik çevrelerle paylaşılıp farklı disiplinlerden farklı ekiplerin bu önemli buluşun üzerine katkı koyabilmesininin önünü açmak olacaktır. Ayrıca kodun paylaşılmasının yanı sıra çalıştırılması için nasıl bir teknik donanım gerektirdiği ve farklı koşullarda ne kadar sürede sonuç verebildiği de akıllardaki diğer soru işaretlerini oluşturuyor. Kaynak: https://www.nature.com/articles/d41586-020-03348-4  https://moalquraishi.wordpress.com/2020/12/08/alphafold2-casp14-it-feel… https://www.blopig.com/blog/2020/12/casp14-what-google-deepminds-alphaf… 

Bayer’in Almanya Dışındaki En Büyük Yerli Üretim Projesi Türkiye’de

Bayer, Türkiye ekonomisine katkısını artırmak için kardiyovasküler ürün portföyünde yer alan ilacının yerel üretimine Sanofi Türkiye Lüleburgaz Tesisleri’nde başlayacak. Proje kapsamında 4.5 milyon Euro’nun üzerinde yatırım gerçekleştirmeyi öngören Bayer, ilaç bölümünün değer bazlı üretim hacmini üç katına çıkaracak. Aralık ayının üçüncü haftasında başlaması planlanan ilaç üretimi, Bayer’in Almanya dışındaki en büyük yerli üretim projesi olacak. Türkiye’de kardiyoloji ürünleri arasında, değer bazında da en büyük olan bu yerelleşme projesi ile Bayer mevcut kardiyovasküler pazarındaki ürünlerin yerelleştirme yüzdesini yüzde 40'a çıkaracak. Bayer İlaç Türkiye ve İran Ülke Grubu Başkanı Ingrid Drechsel: "Bu ay içinde başlaması planlanan Türkiye’deki yeni yerelleştirme projemiz için çok heyecanlıyız. Bayer olarak, kardiyoloji, onkoloji, jinekoloji, hematoloji ve oftalmoloji gibi terapötik alanlarda önemli klinik fayda ve değer sağlayan özel ilaçların araştırılmasına, geliştirilmesine ve pazarlanmasına odaklanıyoruz. Ayrıca hastaların, doktorların, sağlık hizmeti sağlayıcılarının ve düzenleyicilerin ihtiyaçlarını da ele alıyoruz. Bu kapsamda Sağlık Bakanlığı ile iş birliği içerisinde kardiyovasküler ürün portföyümüzde yer alan ilacımızı Türkiye’de üretme kararı aldık. Bu proje yeni üretim yerelleştirme çalışmalarımızın yeni bir adımı olacak. Bayer olarak 66 yıldır olduğu gibi Türkiye’ye yatırım yapmaya devam edeceğiz." dedi. Kaynak : Dünya

SARS-CoV-2 Bulaşını Engelleyen İlaç Molnupiravir

ABD’li bilim insanları tarafından gribe karşı geliştirilen Molnupiravir adlı ilaç, hayvanlar üzerinde yapılan deneylerde yeni tip corona virüsü (Covid-19) 24 saat içinde etkisiz hale getirdi. Şu anda ikinci aşama insan deneylerine devam eden ilaç, eğer başarılı sonuçlar verirse Covid-19 ile mücadelede çığır açabilir ve asemptomatik yayılmayı engelleyebilir. Covid-19 bulaşmasının durdurulması ise sosyo-ekonomik kayıpların durdurulması için hayati bir dönem taşıyor. Bununla birlikte, dünyaca ünlü Türk profesör Derya Unutmaz, ilaç sonuçlarının bir iki aya belli olmasını umduğunu aktardı. ABD’de yer alan Georgia Eyalet Üniversitesi Biyomedikal Bilimler Enstitüsü'ndeki araştırmacılar, gribe karşı geliştirdikleri yeni bir antiviral ilaç olan “MK-4482 / EIDD-2801”in gelincikler üzerinde yapılan deneylerinde 24 saat içinde yeni tip corona virüsü tamamen etkisiz hale getirerek bulaşma riskini önlediğini keşfetti. Molnupravir olarak da bilinen ilaç, Profesörü Doktor Richard Plemper liderliğindeki bir ekip tarafından geliştirildi. Profesör Plemper, "Bu, Covid-19’un  bulaşmasını hızla engelleyen ve ağızdan alınabilen ilk ilaç. MK-4482 / EIDD-2801 oyunun kurallarını değiştirebilir” ifadelerini kullandı. NTV'de yer alan habere göre; ABD'de Jackson Laboratuvarı Enstitüsünde Baş Araştırmacı olarak çalışan Prof. Dr. Derya Unutmaz, "Bu Molnupiravir adı verilen grip tedavisinde kullanılan  ilacın hayvan deneylerinde corona virüsünü 24 saat içinde tamamen yok ettiği gösterildi. Şu anda faz 2/3 insan denemeleri yapılıyor ve umut vaat ediyor. Bir-iki aya covid19 tedavisinde etkisi belli olur sanıyorum" ifadlerini kullandı.                                                                                    Bununla birlikte, dünya genelinde 70 milyonu aşkın kişiyi enfekte eden salgına karşı başarılı sonuçlar veren aşılar geliştirildi. Pfizer/PioNTech, Moderna ve Gamelaya Enstitüsü sırasıyla yüzde 95, yüzde 94 ve yüzde 95 kouyuculuk sağlayan aşılar geliştirdiklerini açıkladı. Ancak, bu aşılarının toplumda sürü bağışıklığı oluşturacak kadar yaygın olarak kullanılabilmesinin gelişmiş ülkelerde gelecek baharı, yoksul ülkelerde ise yıllar alması bekleniyor. Bu süreçte pandeminin ekonomik ve toplumsal olarak yıkıcı sonuçlarını hafifletmek için Covid-19’un yayılımını durdurmak hayati bir önem taşıyor. Eğer Molnupiravir, insan deneylerinde gelinciklerdeki sonucu sağlarsa küresel salgınla mücadelede aşılar kadar kilit bir rol oynayabilir.  Öte yandan, geliştirilen aşıların asemptomatik yayılmaya da etkisi bilinmiyor.  Bunun nedeni ise aşı denemelerinin yalnızca semptom gösteren Covid-19 hastalarını baz almasından ve virüsün giriş kaynağı olan burundaki etkisinin net olmamasından kaynaklanıyor. Ancak Molnupiravir, solunum yollarına direk etki ettiğinden bunun önüne geçme potansiyeli bulunuyor. MalnupBununla birlikte BioNTech’in kurucu ortağı olan Türk bilim insanı Uğur Şahin aşının asemptomatik vakaları durdurup durdurmayacağının kesin olarak belirlenmesinin bir yılı bulabileceğini ifade etmişti. Plember, ilaç ağızdan alınabildiğinden, potansiyel olarak çoklu fayda sağlamak için klinik denemelere  erken başlanabileceğini açıkladı.Bu faydalar ise şu şekilde. İnsaların şiddetli Covid-19 hastalığına yakalanması önlecek,  uzun süreli izolasyonunun duygusal ve sosyoekonomik etkisini azalacak ve yerel salgınlar hızla sona erecek. “Molnupiravir’in solunum yolunu etkileyen RNA virüslerine karşı geniş spektrumlu aktiviteye sahip olduğunu ve enfekte hayvanların ilaçla ağız yoluyla tedavi edilmesinin, saçılan viral partikül miktarını düşürdüğünü ve bulaşmayı önemli ölçüde azalttığını erkenden fark ettik. Bu özellikler Molnupiravir’in Covid-19’un farmakolojik kontrolü için güçlü bir aday yaptı” diyen Plember, Nature Microbiology'de yayınlanan çalışma kapsamında ekibiyle birlikte, ilacı Covid-19’a karşı yeniden tasarladı ve ilacın virüs yayılmasını durdurma üzerindeki etkisini test etmek için bir dağ gelincikleri üzerinde denedi. Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Doktor Tutku Taşkınoğlu, geçtiğimiz günlerde NTV'ye yaptığı açıklamada, "Haziran ayından bu yana insan denemeleri başladı 1300 ya da 1800 kişi üzerinde çalışmalar yapılıyor. eğer o çalışmanın sonuçları açıklanırsa  bu virüse karşı etkili bir ilaç olarak piyasaya sürülmeye hazır hale gelecek. Açıklanan verilen verilere göre plaseboya karşı üstünlüğü kanıtlanmış bir ilaç" ifadelerini kullandı. Araştırmacılardan Doktor Robert Cox, "Gelincikler arasında yeni tip corona virüs oldukça kolay yayılıyor, ancak çoğunlukla şiddetli hastalık geliştirmiyor, bu da genç yetişkinlerdeki Covid-19 yayılmasına çok benziyor" dedi.  Ardından bilim insanları gelinciklere yeni tip corona virüs bulaştırdı ve hayvanlar burunlarından  virüsü yaymaya başladığında Molnupiravir ile tedaviye başladı. Çalışmanın diğer yazarı, Josef Wolf, "Enfekte olanları bir arada barındırdığımızda ve daha sonra aynı kafeste tedavi edilmemiş hayvanları bir araya getirdiğimizde, corona virüsle temaslı oların hiçbiri hastalığa yakalanmadı. Ancak, plasebo alan tüm yaban gelincikleri  enfekte oldu. Eğer biz molnupiravir ile hastaları tedavi edebilirsek onların oral ve burun florasındaki virüsü tamamen yok edip 24 saat içinde bulaştıcılıklarını kaybettirebiliriz. Böylece  asemptomatik hastaların da bulaştırıcılığını önlemiş olacak” açıklamasını yaptı.  Bilim insanları, son olarak İlacın, virüsün bulaşmasını engellemedeki etkinliğini kontrol etmek için şu anda Covid-19 enfeksiyonuna karşı gelişmiş ikinci aşama kilink denemelerin son aşamasında bulunduğunu belirtti. Kaynak :CNNTÜRK  

AstraZeneca, Covid-19 Aşısını Rus Aşısı Sputnik V ile Birleştirmeyi Deneyecek

İngiltere merkezli AstraZeneca, etkinliğini artırmak amacıyla Oxford Üniversitesi ile ortak geliştirdiği Covid-19 aşısını Rusya’nın Sputnik V aşısıyla birleştiriyor. Yapılacak deneysel çalışmalarda iki aşının birlikte kullanılıp kullanılamayacağı test edilecek. AstraZeneca, Sputnik V’yi geliştiren bilim insanlarının, klinik araştırmalarda Rus ve İngiliz aşılarını birleştirme teklifine olumlu yanıt verdi. Sputnik V aşısının Twitter hesabından yapılan açıklamada, "AstraZeneca'ya aşılarında iki vektöre sahip olmaları için bizim vektörlerimizden birini kullanmalarını teklif ettik. Onayladılar" ifadeleri kullanıldı.                                                  Klinik denemeler yıl sonunda başlayacak Ayrıca Sovyet dönemi uydusunun adını taşıyan Sputnik V'i finanse eden Rusya Doğrudan Yatırım Fonu, (RDIF) denemelerin yıl sonunda başlayacağını duyurdu. İngiltere'nin borsada en değerli şirketlerinden biri ile devlet destekli Rus bilim araştırma enstitüsü arasındaki işbirliği, 1,5 milyondan fazla insanın hayatına mal olan salgına karşı etkili bir aşı geliştirme baskısının bir örneği. AstraZeneca aşısının bir grup üzerinde yapılan denemelerde yüzde 90'a kadar başarı sağladıklarını duyurmuştu. Rus aşı üreticileri ise halen deney aşamasında olan aşılarının, ABD'deki rakipleri Pfizer ve Moderna'ya benzer şekilde yüzde 90'ın üzerinde bir etkinlik oranına sahip olduğunu söylüyor. Aşının ilk dozları da geçtiğimiz hafta kullanıma sunuldu. Başkent Moskova ve bölgesindeki hastanelerde kurulan üç aşı merkezi ilk etapta sağlık görevlileri, öğretmenler ve sosyal güvenlik çalışanları için hizmet veriyor. Kaynak :Euronews

Moderna'nın Covid-19 Aşısının En Az 3 Ay Bağışıklık Kazandırdığı Açıklandı

ABD’de yapılan araştırmaya göre, 17 Aralık’ta FDA tarafından değerlendirmeye alınacak olan Moderna’nın geliştirdiği corona virüs aşısının en az üç ay boyunca bağışıklık oluşturduğu açıklandı. Geçtiğimiz günlerde yüzde 94 başarı oranı olduğu açıklanan aşı için yayınlanan çalışmada, aşının uygulandığı kişilerde bir süre sonra antikor sayısının azaldığı fakat bunun endişe verici bir durum olmadığı belirtildi. 17 Aralık’ta ABD Gıda ve İlaç Dairesi’nin (FDA) onayına girecek olan Moderna’nın corona virüs aşısı ile ilgili bir çalışma yayınlandı. Le Figaro’nun haberine göre ilacı Moderna ile birlikte geliştiren Ulusal Alerjiler ve Bulaşıcı Hastalıklar Enstitüsü'ndeki (NIAID) araştırmacılar tarafından yapılan çalışmaya göre, Moderna’nın corona virüs aşısı çeşitli yaş gruplarından 34 kişiye uygulandı. Hakemli dergi New England Journal of Medicine’de yayınlanan çalışmanın sonucuna göre, Moderna’nın Covid-19 aşısının uygulandıktan sonra en az üç ay boyunca corona virüse bağışıklık oluşturduğu açıklandı. ‘ENDİŞE VERİCİ BİR DURUM DEĞİL’ Yüzde 94 etkinliğe sahip olduğu açıklanan aşı için yapılan deneylerde, aşıdaki antikorların virüsü engellediği fakat beklenildiği gibi zamanla biraz azaldığı, bunun da endişe verici bir durum olmadığı belirtildi. NIAID direktörü Anthony Fauci ve diğer uzmanlar daha önce, bağışıklık sisteminin daha sonra tekrar virüs ortaya çıkarsa virüsü hatırlayıp yeni antikorlar üretmesinin çok muhtemel olduğunu ifade etmişti. 28 GÜN ARAYLA UYGULANDI Moderna’nın MRNA-1273 adı verilen aşısı, deneklere 28 gün arayla iki kez enjekte edilirken Texas A&M Üniversitesi’nden virolog Benjamin Neuman, "Çalışmadan elde edilen pozitif sonuçlar, aşının ikinci dozundan itibaren 90 gün boyunca hala güçlü antikorlar kaldığına dair kanıtları içeriyor" dedi. Neuman, "Aşı sonrasında üretilen antikorların genç hastalarda yaşlı hastalara göre daha yüksek sayıda olduğunu tespit ettik fakat 70 yaşındaki hastalarımızda bile oldukça güçlü bağışıklı oluşturdu” şeklinde konuştu.

Temizoda Kontrol Listesinde 10 Madde

Bir temizodanın başarılı kurulumu ve işletimi için bir öncelikler kontrol listesi oluşturulabilir. 21. Yüzyılın En İyi 10 icadına ilişkin hızlı bir Google araması aşağıdaki listeyi sunuyor.   • Hidrojen Temelli Otomotiv Teknolojileri • Robotik • Otomasyon • Yerçekimi Fiziği • Sağlık Biyoteknolojisi • Nanoteknoloji • Yapay zeka • Sürdürülebilir Enerji • Hipersonik Ulaşım Teknolojileri • Uzay Araştırmaları • Genetik mühendisliği   Tüm bu icatları ulaşılabilir kılan ortak faktörlerden biri, modüler temizodalar tarafından sağlanan temiz bir ortamdır. Modüler bir temizoda yapısı, tipik olarak, mevcut bir temizoda, laboratuvar, üretim alanı veya depoda kullanıma uygun, bağımsız, sağlam ve bir yapıdır. Modüler bir temizoda, sınıflandırma (ISO 14644-1), boyut, yumuşak veya sert duvar (şeffaf veya opak) ve çeşitli aydınlatma gibi müşterinin kesin gereksinimlerini karşılayan bir tesis oluşturmak için kullanıma hazır tescilli bileşenler kullanır. Tüm modüler temizoda sağlayıcılarında olduğu gibi, müşteri ile istenen kriterleri belirlemek için bir dereceye kadar istişare vardır, ilk hazırlık sorunsuz bir kurulum ve mutlu bir müşteriye giden yolu açar.   1 - Bütçemi Gerçekten bir Temizoda için Harcamam Gerekiyor mu?   Potansiyel olarak zararlı partiküller, günlük kritik üretim ortamlarında bulunur ve kontaminasyona veya günlük mikro organizmalara duyarlı olan potansiyel üretim arızalarına neden olabilir. Asıl soru şu: bir temizodaya sahip OLMAMAYI göze alamaz mısınız? Süreçler ve teknoloji küçüldükçe, parçacık kirliliği gerçek bir sorun haline gelir. Kontaminasyon, maliyetli ürün geri çağırmalarına yol açabilecek ciddi ürün arızalarına neden olabilir veya en kötü senaryolarda potansiyel olarak hayati tehlike oluşturabilir.    2 - Geleneksel Temizodalara Karşı Modüler Temizodalar   Bir temizoda ihtiyacını belirledikten sonra, hangi tip temizodaya ihtiyacınız olduğunu düşünmek önemlidir. Geleneksel temizodalar tipik olarak, havanın filtrelendiği ve yeniden dolaştırıldığı, binanın ayrılmaz bir parçası olan muhafaza odalarıdır. Modüler temizodalar ise pozitif hava akışı üzerinde çalışır ve bir HEPA veya ULPA filtreleme sisteminden hava çeker. Yenilik ve teknolojideki gelişmeler nedeniyle, modüler temizodalar, temiz bir çevre gerektiren süreçler için uygun maliyetli ve hızlı bir üretim yolu haline gelmiştir.Klasik tasarım iyileştirmeleri, sert PetG duvarları, sürgülü kapılar ve transfer kapakları gibi özellikleri içerir, müşteriye çok daha fazla seçenek sunar ve modüler temizodayı kritik görev ortamınız için uygun bir seçenek haline getirir.     3 - Modüler Temizodalar Doğası Gereği Özeldir   Çözüm odaklı kalmak ve bir temizodanın yerleştirileceği ortamı ve içereceği süreci anlamak önemlidir. Modüler temizodalar, her ikisini de göz önünde bulundurur: bir depoda yer alan son derece küçük modüler temizodadan, enjeksiyon kalıplama makinesinin paketleme sürecini kapsayan kısımdan, 100 kişilik bir işgücünü barındıran büyük modüler temizodaya kadar. Genel amaç, proses üzerindeki riski en aza indirgemek ve odanın hacmi başına partikül sayısı parametrelerinin yanı sıra basınç, sıcaklık, nem ve aydınlatma parametrelerini göz önünde bulundurmaktır.   4 - Bina Yönetmeliklerini Dikkate Almam Gerekir mi?   Avrupa'da Bina Yönetmelikleri Danışma Komitesi, 21 Mart 2014 tarihinde güncellenmiş politikayı yayınlayarak yeni ve değiştirilmiş binaların güvenli, erişilebilir ve verimli olması için etkili bina düzenlemeleri sağladı. Politika, bina yönetmeliklerinin adil, verimli, güncel, güvenli ve etkili olmasını sağlar. Modüler bir temizoda, bir odanın içinde bir oda olduğu ve bir binanın ayrılmaz bir parçası olmadığı için bina düzenlemeleri gerektirmez. Bu, maliyet tasarrufu, daha az bürokrasi ve hızlı teslimat süreleri gibi faydalar sağlar. Modüler bir temizoda, binanızın değiştirilmesi ile değil, süreciniz için bir çözüm sağlamakla ilgilenir.    5 - Bir Temizoda, Çeşitli Temizlik Sınıflandırmalarına Sahiptir   ISO Uluslararası Standartları, ürün ve hizmetlerin güvenli, güvenilir ve kaliteli olmasını sağlar. ISO 14644-1: 1999 Temizodalar ve ilgili kontrollü ortamlar - Bölüm 1: Hava temizliğinin sınıflandırılması, tüm temizodaların uyması gereken standarttır. Sürecin doğası, gereken ISO sınıflandırmasını belirler; örneğin, bir insan vücuduna implante edilen belirli tıbbi ürünlerin veya belirli gıda paketleme işlemlerinin, kritik olmayan bir işlemden daha yüksek bir sınıflandırmaya sahip bir temizodada üretilmesi gerekecektir. Örneğin, bir plastik kapak üreticisi, yalnızca gıda ile temas eden kapakların üretimi için bir temizodaya ihtiyaç duyabilir; bu ortamın daha az kritik alanlardan daha yüksek bir ISO sınıflandırması olması gerekecektir. Her zaman sürecinizi değerlendirin, endüstri düzenleme yönergelerini kullanarak elde etmeniz gereken kaliteyi belirleyin ve şüpheniz varsa, profesyonel tavsiye almak için yetkin bir temizoda şirketi ile görüşün.   6 - Sektörle ilgili Hususlar   Havadaki partiküllerinizi modüler temizoda ortamınızda kontrol ettikten sonra, yüzey partiküllerini ele almalısınız ve bu özellikle yarı iletken, nanoteknoloji endüstrilerinde önemlidir. Modüler temizodalar, sağlık ve tıbbi cihaz imalatı, enerji, ilaç, elektronik, laboratuvar ve üretim dahil olmak üzere birçok sektörde kullanılır - prosesiniz için kritik olarak kabul edilen hemen hemen her ortam.   7 - Hızlı Üretime Geçiş   Geleneksel bir temizoda, inşaatı planlamak için işletme içerisinde çok sayıda çalışan personel gerektirir.Modüler bir temizoda çok daha az karmaşık bir süreçtir; Planlamaya daha az insanın dahil olması gerekir, bu da üretime daha hızlı hazırlık süresi anlamına gelir. Fan filtre üniteleri, göstergeler, elektrostatik toz boyalı çelik gibi proje geri dönüşünü artıran standartlaştırılmış bileşenlerin kullanılması da faydalıdır. Modüler bir temizodanın doğası, küçük başlayabileceğiniz ve temizodanızı büyütebileceğiniz, üretim büyüdükçe bütçenizi en üst düzeye çıkarabileceğiniz anlamına gelir.   8 - Doğrulama   Modüler temizoda sürecinin kritik bir parçası doğrulamadır. Modüler bir temizoda kurulduktan sonra, temizoda, müşteri tarafından belirlenen tam ISO 14644-1 spesifikasyonuna uygun performans gösterdiğinden emin olmak için doğrulanır. Tüm imalat şirketleri, ekipmanlarının kalibre edilmesini ve doğrulama hizmetinin modüler bir temizoda için eşdeğer olmasını sağlamaya bağlıdır.İyi bir temizoda uygulaması, gönül rahatlığı sunan düzenli doğrulamaları teşvik eder ve ayrıca müşterilerden yapılacak herhangi bir dış denetim için olanak tanır.    9 - Temizoda Temiz Tutulmalıdır   GMP 'ye uygun üretim yapan, temiz bir odanın kullanımdan önce ve kullanımdan sonra temiz tutulması büyük önem taşır.İnsanlar bu ortamlarda büyük bir kirletici yayıcıdır ve profesyonel temizoda şirketleri, bu konuda tekstil sarf malzemeleri ile çözüm sunar.  Kirlilik girişini azaltmaya yardımcı olmak için modüler temizodalarda değişim alanları çok popülerdir. Temizodada kullanılan hammaddeler ve ekipmanlar da partikül kontaminasyonu oluşturur. Ürünlerin çift poşetlenmesi, transfer kapakları ve dış ortamınız hakkında genel bir farkındalık, kontaminasyonu azaltmaya yardımcı olacaktır.   10 - İyi Temizoda Protokolü   CleanroomPR.com sayfalarından inceleyebileceğiniz Profesyonel Temizoda Şirketleri  modüler bir temizoda, standartların karşılanmasını, partikül kirliliğinin azaltılmasını ve müşterilerin mutlu kalmasını sağlayarak süreçlerinize değer katacaklardır.

ABD Gıda ve İlaç Dairesi Pfizer/BioNTech Aşısına Acil Kullanım Onayı Verdi

ABD Gıda ve İlaç Dairesi (FDA), Pfizer ve BioNTech tarafından geliştirilen Covid-19 aşısına acil kullanım onayı verdi. FDA, virüse karşı yüzde 95 etkili olduğu açıklanan aşının kullanımının "güvenli ve etkili" olduğuna karar verdi ve onayın salgın için çok önemli bir dönüm noktası olduğunu belirtti. ABD'de yeni tip koronavirüsün neden olduğu Covid-19 hastalığı nedeniyle yaklaşık 295 bin kişi hayatını kaybetti. ABD Başkanı Donald Trump, ilk aşıların 24 saat içinde yapılmaya başlanacağını söyledi. "Sadece 9 ayda güvenli ve etkili bir aşı ürettik" diyen Trump, bunu tıbbi bir mucize olarak niteledi. Aşıyı geliştiren Pfizer Amerikan şirketi, BioNtech ise Türkiye'den Almanya'ya göçmüş Özlem Türeci ve Uğur Şahin tarafından kurulmuş bir şirket. Uğur Şahin ve Özlem Türeci: Koronavirüs aşısını bulan BioNTech'in Türk-Alman kurucuları Ocak ayında görevi Joe Biden ve ekibine devredecek olan Trump yönetiminin FDA'ya aşıyı onaylaması için baskı yaptığı haberleri geliyordu. ABD medyası FDA Başkanı Stephen Hahn'a, aşıya acil kullanım izni vermesi ya da istifa etmesinin söylendiğini aktardı. Hahn ise basında çıkan bu iddiaları yalanladı. ABD Sağlık ve Sosyal Hizmetler Bakanı Alex Azar, Cuma günü gazetecilere yaptığı açıklamada kitlesel aşılamanın Pazartesi ya da Salı başlayabilmesi için Pfizer ile çalıştıklarını belirtmişti. ABD'de ilk doz aşılar yaşlılara ve sağlık çalışanlarına yapılacak. 2 Aralık itibarıyla ABD'nin 100 milyon doz Pfizer/BioNtech aşısı sipariş ettiği biliniyordu. Ülkede koronavirüs kaynaklı ölümler Kasım ayından bu yana ciddi yükselişte. Çarşamba günü ABD'de 3 binden fazla kişi virüs nedeniyle hayatını kaybetti. Bu tüm dünyada ülke bazlı en yüksek günlük ölüm oranı olarak kayda geçti. Pfizer/BioNTech aşısı İngiltere, Kanada, Bahreyn ve Suudi Arabistan'da da onay aldı ve İngiltere bu hafta ilk aşılamalara başladı.

E-bülten için aşağıdaki bilgileri doldurmanız yeterli.

Giriş Yap

Şifremi Unuttum Kayıt Ol

Kayıt Ol

Şifremi Unuttum