Haberler

Biyoteknoloji Vadisi Tuzla’da Kuruluyor

BİYOSAD öncülüğünde Sanayi ve Ticaret Bakanlığı’na bağlı yürütülen Biyoteknoloji Vadisi Projesi, İstanbul’un Tuzla ilçesinde 12 milyar lira yatırımla kuruluyor. Proje kapsamında, dev yatırımcılardan start-up’lara kadar her seviyede firma, geniş bir ürün çeşitliliğinde faaliyet gösterecek. Biyoteknolojik ürünlerin üretiminde bir üs olarak tasarlanan Biyoteknoloji Vadisi Projesi, İstanbul’un Tuzla ilçesinde 12 milyar lira yatırımla kurulacak. Vadide büyük yatırımcılardan start-up’lara kadar her seviyede firma, geniş bir ürün çeşitliliğinde faaliyet gösterecek. Türkiye ekonomisinin lokomotiflerinden biri olması planlanan projede, firmaların yer alması amacıyla Sanayi Bakanlığı’nın genişleyen Teknoloji Odaklı Sanayi Hamlesi Programı, İVME Finansman Paketi gibi birçok teşvikten de yararlanılabiliyor. Vadinin Türkiye’nin katma değerli ürünlerini üretecek ve dünya biyoteknoloji pazarından pay almasını sağlayacağı söylenirken, Türkiye’nin 2020’de gerçekleşen 36 milyar 724 milyon dolar olan cari açığının önümüzdeki yıllarda kapatılmasında etkin rol oynayacağı öngörülüyor. Küresel biyoteknoloji pazarının Tahmini Yıllık Bileşik Büyüme Oranı’nın (CAGR) 2019-2025 arasında yüzde 9,9 ve 2025 değerinin 775 milyar dolar olması bekleniyor. 2025’e kadar endüstri piyasa büyüklüğünün 727 milyar 1 milyon dolar olacağı tahmin ediliyor. Konuyla ilgili değerlendirmede bulunan Biyoteknoloji Sanayicileri Derneği (BİYOSAD) Yönetim Kurulu Başkanı Dr. Ercan Varlıbaş, Atabay İlaç Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Zeynep Atabay Taşkent, Koçak Farma CEO’su Dr. Hakan Koçak, İlsan İlaç Yönetim Kurulu Başkanı Halil Yaşar, VSY Biotechnology CEO’su Dr. Fatih Ergin projenin Türkiye ve dünya bilim dünyasına etkileri ile ilgili açıklama yaptılar. “DESTEKLER YATIRIM GÜCÜ SUNUYOR” Projenin Türkiye’nin geleceğinde önemli bir parça olacağını dile getiren Dr. Ercan Varlıbaş, “Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan önderliğindeki 2023 Strateji Hedefleri kapsamında ülkemizdeki biyoteknolojik yatırımlar kilit rol oynamaktadır. Bu doğrultuda, Biyoteknoloji Sanayicileri Derneği (BİYOSAD) olarak Türkiye’deki biyoteknoloji sektörünü dünyada hak ettiği konuma ulaştırmak amacıyla Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı’na bağlı olarak hayata geçirdiğimiz Biyoteknoloji Vadisi Projesi’nde bizlere ilgi ve desteğini eksik etmeyen Bakanımız Sayın Mustafa Varank’a teşekkürlerimizi sunarız. Yüksek katma değere sahip ürünlerin üretilmesini sağlamak, ithalatın azalması, ihracatın ve istihdamın artması amacıyla Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı; çeşitli teknoloji seviyelerinde yerli üretime özel birçok kapsamda teşvik vermeye devam ediyor. Tüm bu teşviklerle aynı zamanda bütünleşik olarak sürdürülebilecek önemli projelerden birisi Biyoteknoloji Vadisi’dir ve bu destekler sayesinde pandemiden olumsuz etkilenen ekonomik ortamda dahi firmalar yatırım yapabilecek gücü bulabiliyor. Projeleri olan, ses getirecek katma değeri yüksek ürünleri üretmek isteyen firmalarımızı Biyoteknoloji Vadisi’ne katılmaya davet ediyoruz” dedi. “KÜMELENMEDE KRİTİK ÖNEM TAŞIYOR” Biyoteknolojinin Türkiye’de yeni gelişmekte olan bir sektör olduğuna dikkat çeken Zeynep Atabay Taşkent, “Bu aşamada rekabet öncesi iş birlikleri, birlikte öğrenme ve üniversite sanayi iş birliği konseptleri için kümelenme kritik önem taşımaktadır.  Biyoteknoloji Vadisi bu ihtiyaçları karşılayacak doğru coğrafi lokasyonda yer almaktadır. Bir tarafta GTÜ, Kocaeli Üniversitesine ve TÜBİTAK MAM gibi araştırma merkezlerine yakınlığı diğer tarafta Türkiye’nin en büyük sanayi bölgesinin içinde olması gerekliliği Biyoteknoloji firmaları için ihtiyaç duyulan kümelenmeyi sağlayacaktır. Bu sayede Endüstriyel, Tarımsal ve Sağlık Biyoteknoloji alanlarında startup, akademi, kamu, sanayi iş birliklerinin yeşerebileceği bir ortamda çalışmalarımız daha hızlı ticarileşebilecek” diye konuştu. “6,4 MİLYAR LİRALIK BİYOTEKNOLOJİK İLAÇ İTHALATININ ÖNÜNE GEÇİLECEK” Biyoteknolojik ürünlerin üretim ve geliştirme maliyetleri ile ilgili konuşan Dr. Hakan Koçak ise, “Vadi, bünyesinde yer alacak start-up firmalara ve Ar-Ge altyapısı ile biyoteknoloji alanındaki firmalara, hem yeni ürün geliştirme alanında destek hem de İstanbul gibi lojistik ve yetişmiş işgücü erişiminin yüksek olduğu bir bölgede uygun maliyetli yatırım alanı sağlama konusunda önemli katkı sağlanacaktır. 1,2 trilyon dolarlık toplam dünya ilaç pazarında biyoteknolojik ilaçların pazar payı yüzde 20’ye ulaşmıştır. Türkiye’de de biyoteknolojik ilaçların pazar payı benzer oranda olup, 2019’da 7 milyar liraya ulaşmıştır ve bunun yaklaşık yüzde 90’ ı ithal edilmektedir. Biyoteknolojik ürünler, üretim ve geliştirme maliyetlerinin yüksek olması nedeniyle pahalı ürünlerdir. Biyoteknoloji vadisinde oluşan biyoteknoloji iklimi ile sektörel gelişimin önü açılacak ve yerli biyoteknolojik ilaçların üretimi ile yaklaşık 6,4 milyar liralık biyoteknolojik ilaç ithalatının önüne geçilecektir” dedi. Dr. Hakan Koçak, sözlerine şöyle devam etti: “Yaratılan iklim yerli ve yabancı yatırımcıları bu bölgeye çekecek ve bölgeyi biyoteknolojik üretim için cazibe merkezi haline getirecektir. Ayrıca ülkemiz ve dünya için katma değeri yüksek üretim merkezi olacaktır. Bölgede bulunan Üniversiteler ile Sanayi iş birlikleri artacak ve sektör önemli bir ivme kazanacaktır. Katma değeri yüksek Biyoteknolojik ürünlerin üretimi ve ihracatı ile ülkemizin yüksek maliyetli biyoteknolojik ürünlere uygun maliyetli erişimi ve cari açığın kapatılması mümkün olacaktır.” “500 MİLYON LİRA ÜSTÜ VERİLEN DESTEKLERE İHTİYAÇ DUYULUYOR” Vadinin Türkiye’de biyoteknoloji tabanlı kurulacak ilk ihtisas organize bölgesi olması nedeniyle çok önemli bir adım olduğuna inandığını dile getiren Halil Yaşar, “Kovid -19 salgını, bütün dünyada teşhisten sonra tedavinin ve tedavide de gerekli olan medikal araç gereçlerin üretilmesinin bir ülke için ne kadar önemli olduğunu gösterdi. Hükümetlerin bu paralelde Ar-Ge, inovasyon ve biyoteknolojiyi kapsayan projeleri maddi ve manevi destek vererek süratle 5 yıllık öncelikli yatırım programına almalarını ve hayata geçirmelerini zorunlu görmekteyim. Bu projenin bugüne kadar kurulmuş organize bölgelerden farklı bir statü ile işlevine devam etmesi planlanmıştır. Projemiz, teşvik, alt yapı ve statü olarak hükümetimizin 500 milyon lira üstü büyük yatırımlara verdiği desteğe ihtiyaç duymaktadır. Hükümetimizin bu talebimize paralel olarak sanayicileri destekleyeceğini görmekteyiz. Sağlık sektörünün hangi kanadında olursa olsun hizmet veren firmalar için vadinin çok büyük bir fırsat olduğuna inanıyor ve firmalarımıza katılmaya davet ediyoruz” ifadelerini kullandı. “VADİ’DE TÜRKİYE’NİN İLK ÖZGÜN İLAÇ MOLEKÜLÜNÜ ÜRETECEĞİZ” Uluslararası piyasalarda çok yoğun rekabet yaşandığının altını çizen Dr. Fatih Ergin, “Günümüzün rekabetinde firmaların öne geçebilmesinin önemli koşullarından biri, sürdürülebilir inovasyonu hem alt yapı hem de ürünlerde gerçekleştirebilmektir. Teknolojinin çok hızlı gelişiyor olmasıyla bugün popüler olan bir teknoloji yarın unutulabiliyor, hemen yerini başka bir yenilik alabiliyor. Bugün ciroları bakımından ilk sıralarda yer alan şirketler teknolojik dönüşümlerini tamamlayamadığında muhtemelen onları yarın göremeyeceğiz. Sürdürülebilir inovasyonu temel alan Biyoteknoloji Vadisi Projesi ise bu bilgiyle firmaları yüzleştiriyor ve katma değeri yüksek, yenilikçi ürünler üretmeleri için onlara çağrıda bulunuyor. Kurulacak bu vadide, Türkiye’nin ilk özgün ilaç molekülünü üretmeyi planlıyoruz” diye konuştu. Kaynak :DHA

Laboratuvar Biyogüvenliği ve Biyogüvenlik Kabinleri

 Covid-19 salgını başladığı günlerden beri en sık kullanılan temel laboratuvar cihazlarından biriside "mikrobiyolojik güvenlik kabinleridir" Covid-19 (COV-2) yeni tip virüs olduğu için buna uygun laboratuvar şartlarını oluşturan "Kurum ve Kuruluşlar" tanı ve teşhis laboratuvarlarında hızla çalışmalara başladılar. Laboratuvar çalışanları, mevcut BGK yada yeni kurulum yapılan BGK'ni kullanmaya başladılar. Dünya Sağlık Örgütü(WHO) Covid-19 için laboratuvar biyogüvenliği kılavuzunu web sitesinde yayınladı. Teşhis-tanı ve izolasyon-çoğaltım gibi laboratuvar çalışmaları için yönergeleri içeren kılavuz aynı zamanda çalışılması gereken laboratuvar tipleri ve cihazlar hakkında bilgiler veriyor. Kılavuzda vurgulanan en önemli konulardan birisi tüm numunelerin ilk işlenmesi (in aktivasyondan önce sekanslama ve NAAT ) onaylanmış ve bakımlı bir biyolojik güvenlik kabininde yer almalıdır (BGK). Yine göze çarpan önemli konulardan birisi şu şekildedir. Prognostik olmayan teşhis laboratuvarı çalışması (örnek, sekanslama, nükleik asit amplifikasyon testi[NAAT]) aşağıdakileri kullanan bir tesiste gerçekleştirilmelidir: Biyogüvenlik Seviye 2'ye (BSL-2) eşdeğer prosedürler. Çoğaltıcı çalışma (örneğin, virüs kültürü, izolasyon veya nötralizasyon deneyleri) içe doğru hava akışlı(negatif basınç) muhafaza laboratuvarında gerçekleştirilmelidir. (BSL-3). Kılavuz ışığında yapılacak tüm çalışmalar (PCR, ekstraksiyon vb.) onaylanmış (Validasyonlu) ve bakımlı bir BGK'ninde gerçekleştirilecektir. Covid-19 pandemisi ülkemizde görüldüğü ilk günlerden itibaren çalışmalara başlayan laboratuvarlarda en sık yaşanan biyogüvenlik kabini ve laboratuvar sorunlarını şu şekilde özetleyebiliriz. Biyogüvenlik kabinlerinin her yıl yapılması gereken Türkak A tipi muayene kuruluşundan performans testleri ve validasyonlarının yapılmadığı, Biyogüvenlik kabininin TS-EN 12469 standartlarında üretilmediği ve performası tamamlamadığı, güvenirliği olmayan bu tip cihazların laboratuvar güvenliğini tehlikeye attığı, Biyogüvenlik kabinlerini taşıyan kişilerin medikal taşımacılık konusunda bilgili olmadığı, taşınan kabinlerin taşıma öncesinde dezenfekte edilmediği , taşıma sonrası uzman teknik servisler tarafından tüm kontrollerinin yaptırılmadığı, laboratuvara taşınan biyogüvenlik kabinlerinde performans testlerinin yapılmadığı Laboratuvarların BSL-2 şartlarını taşımaması , havalandırma sistemlerine sahip olmaması , biyogüvenlik kabinlerinin baca bağlantılarının olmaması, Biyogüvenlik kabinleri kullanımı, dekontaminasyonu gibi konularda laboratuvar personelinin eğitim yetersizliği, BSL-3 laboratuvarlarda bulunan biyogüvenlik kabinlerinin performans kontrollerine ek olarak thimble baca tepmelerinin kontrol edilmesi. VAV ayarlarının yapılması. Biyogüvenlik kabinlerinin bakım sürelerinin geçmesi, (Performans testleri olumlu) Yeni kurulan biyogüvenlik kabinlerinde IQ/OQ testlerinin yapılmadığı ve kurulum ve operasyonel testin performans testleri ile karıştırıldığı, Bakım yapılan biyogüvenlik kabinlerinde doğru HEPA filtrelerin kullanılmadığı ve birçok cihazın yüksek basınç değerleri ile başladığı, bakımları yapan kişilerin yetersiz ve ehliyetli olmadığı, Yukarıda yazıldığı gibi laboratuvar biyo güvenliği açısından çok önemli konularda sorunlar yaşanmaktadırBu sorunlar hakkında çözümler ve detaylı anlatımlar ile yapılması gerekenleri adım adım yazalım.  Performans Testi(PQ) Hepa Filtre Kaçak Testi Biyogüvenlik kabinlerinin her yıl onaylı (TÜRKAK) A tipi muayene kuruluşları tarafından validasyonu yapılmalıdır. Performans testleri (PQ); Hepa filtre kaçak testi , hava akımları testleri (içeri ve aşağı hava akımları) , hava akımları duman görselleştirme , çalışma ve alarm fonksiyon testleri ve bunlara ilaveten kurulum ile alakalı olarak kabinin pozisyonunu kayıt altına alacaklardır. Performansı tamamlayan biyogüvenlik kabinlerinde bakım, taşınma gibi yeniden validasyon gerektirecek işlemler yapılmayacaktır.   Üzerinde etiketi dahi olmayan markası, modeli ve seri no'su olmayan biyogüvenlik kabinler maalesef laboratuvarlarda kullanılmaktadır. Tabiki her etiketi olan kabinde TS-EN 12469 standartlarına uygun üretilmiştir anlamı çıkmasın. Birçok kabin hem yapısal olarak hem de performans testlerinde oldukça kötü sonuçlar vermektedir. Covid-19 gibi hava yoluyla hızlı bulaşan bir patojen böyle bir kabinde çalışıldığı takdirde sadece laboratuvar biyo güvenliğini değil ayrıca laboratuvar yakınında bulunan diğer alanlarıda riske atmaktadır.Sağlık bakanlığının 29 Nisan 2020'de açıkladığı bilgiler ışığında 7428 sağlık çalışanı enfekte olmuştur.(%6.5) Bunların içinde kısmen laboratuvar çalışanlarının olduğuda düşünülmektedir.Performans testlerini tamamlayamayan kabinlerde akla gelen ilk şey HEPA filtre değişimi olmaktadır.Fakat HEPA filtre seti değiştiği halde testlerden geçemeyen kabinler vardır.Bu hususta yapılması gereken işlem, servis işlemleri yapılmadan önce cihazın hack edilmesi ve yerine TS-EN 12469 standartlarına uygun biyogüvenlik kabini kullanmak olacaktır.   Laboratuvar cihazlarının taşınması için medikal taşımacılık yapan tecrübeli firmalar/kişiler tercih edilmelidir.Biyogüvenlik kabinleri(Yüksek Patojen çalışılan) taşınmadan önce uzman kişiler tarafından H2O2 ile dezenfekte edilmelidir.Biyogüvenlik kabinleri ebatlarına göre180-350 kg. Bu ağırlıkta cihazlar zor şartlar altında taşınmaktadır. Kapı geçişleri, merdivenler , asansör gibi yerde çoğu zaman kemerler vasıtasıyla taşınır. Düz zeminlerde taşıma arabaları kullanılır.Kabinin cam mekanizmalarında birçok siviç bulunmaktadır.Taşıma esnasında teknisyenler genelde cam kasasından kaldırmaya çalışırlar ve zarar verirler.Egzoz HEPA filtresi yine aynı şekilde taşımacılık esnasında zarar gören aksamdır. Ayrıca sensör, elektronik panel vb. aksamlarda çokça zarar görmektedir. Ayrıca kurulum yapılacak yerin doğrulamasına bilgi eksikliği olan kişiler karar verebiliyor.Bu konuda kabinin teknik servisinden kurulum desteği alınmalıdır.Kabinin kurulum sonrası fonksiyon testlerinin teknisyen tarafından yapılmasından sonra performans testi (PQ) yapılmalıdır.   Laboratuvarların biyogüvenlik seviyeleri ile ilgili Sağlık Bakanlığı Halk Sağlığı Kurumu Başkanlığı "Laboratuvar Güvenliği Rehberi" nde yer alan 9.laboratuvar tasarımı bölümü "havalandırma" (sayfa 166) kısmında detaylı bir şekilde  anlatılmıştır. Rehberi incelediğimiz zaman maalesef laboratuvar alt yapılarının eksik olduğu görülmektedir.Bir çok laboratuvarda havalandırma bulunmamaktadır. Covid-19 teşhis ve tanı laboratuvarlarında olması gereken havalandırma olmadığı için laboratuvar dışındaki birimlerde risk altındadır.Tüm cihazların kesintisiz güç kaynağına bağlı olarak çalıştırılması ve sistemde bir jeneratörün olması elzemdir.Biyo güvenlik kabinleri ve elektronik tüm cihazlar şebeke elektriğinden çok hasar gördüğü görülmüştür. Cihazların covid-19 çalışmaları süresinde durmadan çalışması esastır.                                                            Yerli ve yabancı bir çok biyogüvenlik kabini ve bunlarında modelleri vardır. Biyogüvenlik kabinleri DSÖ laboratuvar biyo güvenliği 3.baskısın da yer alan 10.bölüm 51.sayfada detaylı bir şekilde anlatılmıştır. Covid-19 teşhis ve tanı laboratuvarında kullanılacak biyogüvenlik kabininin seçiminde bu kılavuzda " Personel Koruması mikroorganizma Risk Grubu 1-3 için Class I-II-III kabinler kullanılabilir. Burada doğru seçim için birkaç husus vardır. Covid için class I kabin yeterli olmayacaktır. Sadece personel koruması olduğu için PCR mix hazırlamada çok hassas pipet işlemleri bu kabinde yapılamaz. Class II A-2 kabinler personel-laboratuvar ve ürün koruması için iyi bir seçim olacaktır. Class II A-2 kabinler laboratuvar egzoz havalandırma sistemine thimble baca sistemi ile bağlandığı takdirde hem laboratuvarı hemde kabini egzoz edebiliriz.Böylece kabin çalışma ve durma anlarında laboratuvar basıncı etkilenmeyecektir.Class II B-2 kabinler %100 egzoz havası ile çalışırlar.Egzoz edilen hava laboratuvar basınç dengesini etkileyecektir. Bunun için yeterli besleme havası ve iyi bir otomasyon kullanılması gerekir.B2 kabinlerin toksik ajanlar ve kimyasallar ile kullanımı doğrudur. Biyogüvenlik kabinlerinin doğru kullanımı ve nasıl çalıştıklarını iyi anlamak gerekir. Kabinlerin fonksiyon ve alarm limitlerini sürekli kontrol etmek , ekran üzerinde görülen değerleri sürekli takip etmek gerekir. Bir çok BGK ekranı üzerinde hava akımlarını göstermektedir. Ayrıca alarmlar, fonksiyon lambaları,Cam seviyesi,çalışma süreleri,çalışma güçlerini göstermektedir.Her cihazın kend,ine ait kullanım kılavuzunda detaylı bilgiler anlatılmaktadır. Bu kılavuzların tekrar çalışmasında fayda var.   BSL-3 laboratuvar da kullanılan BGK hem classII A2 olabiliyor hemde class IIB2 olabiliyor. A2 kabinlerde kullanılan thimble bacaların üzerinde bulunan damper ile havanın laboratuvara tepmesinin ayarlanması gerekir. Ayrıca laboratuvar basınç dengesinide ayarlamak gerekir.Bu konuda uzman bir teknik ekipten destek almanızda fayda var. Zira egzoz hava hızı baca ile direkt alakalıdır. Egzoz hattında bulunan hava debisinin iyi ayarlanması ve bu debinin BGK egzoz hava debisinden büyük olmasına dikkat edilmelidir.Biyogüvenlik kabini egzoz hattı VAV min-max değerleri şayet laboratuvar emişide buradan yapılacaksa daha büyük seçilmelidir. Birden fazla A2 kabin olması durumunda yeterli hava debisi olmasına dikkat edilmelidir.B2 kabinler kullanılan laboratuvarlarda cihazın açık kapalı bilgisi otomasyon tarafından kontrol edilmektedir. Kabin devreye girdiği zaman laboratuvar havasından egzoz ettiği miktarı besleme havası ile kompanze etmek gerekiyor.Böylece laboratuvar basıncının stabil kalmasına dikkat etmekte fayda var.BSL-3 laboratuvarlar Türkiye'de bulunmaktadır. Laboratuvarların virüs var durumunda işletilebilmesi ve bakımlarının yapılması için uzman ekiplerle ile çalışılması gerekmektedir.   En çok merak edilen konulardan birisi BGK filtrelerinin bakım zamanı. Bu konuda her firmanın kendine ait bakım talimatları var.Bir çok firma 10.000 saat belirlemiştir. Buda hiç durmadan çalışması durumunda 1,5 yıl etmektedir. Fakat BGK'nin bulunduğu laboratuvarların HEPA filtreli olması durumda kabinlerin filtreleri kirlenmemektedir. En doğru yöntem cihazın teknik servisi ile HEPA filtre kirlilik durumunu öğrenmek olacaktır.BGK hava akımları, motor voltaj bilgileri, kirlenme basıncı kontrol edilebilir.Bazı kabinler çalışma yüzdelerini servis menüsünde göstermektedir. Böylece kabinin zorlandığını anlayabiliriz.Bir ayrı konu ise HEPA filtre sızıntıları.Sızdırmazlık testi ile bunu görebilirsiniz. Tüm bu parametreleri kontrol ederek filtre bakımlarına karar verebilirsiniz.Yüksek patojen çalışmalarda veya hassas hücre kültürü gibi çalışılan kabinlerde yaşanan kontaminasyon sonrasında yetkili kişi dezenfeksiyon yaptırabilir. Eğer halen kontaminasyon geçmemişse HEPA filtre değişimi gerekebilir. UV-c lambalar içinde üreticiler 9000 saat durmadan çalışmada yani 1 yıl ömür bildirmişlerdir. Fakat bakımlar esnasında uzun süre geçmişse UV-c lamba ve aydınlatma lambalarının değişimi önerilir.   Laboratuvar da yeni kurulan cihazlar için kurulum(IQ) ve operasyonel(OQ) testlerin yapılarak devreye alınması gerekir. OQ testleri PQ testlerinide kapsamaktadır. Fakat PQ için bağımsız Agredite A tipi muayene kuruluşunun yapması doğrudur. kurulum kalifikasyonunda kabinin pozisyonu, mekanik, elektrik, gaz hatlarının doğrulanması hasar alıp almadığı, baca bağlantılarının kontrol edilmesi gibi çok önemli hususlar kontrol edilir ve dökümante edilir. Operasyonel kalifikasyon da ise BGK çalışma ve alarm fonksiyonları test edilir. IQ/OQ kalifikasyonlarını temsilci firma teknik ekibi yapabilir.   Biyogüvenlik kabinleri üretim/satış/teknik servis hizmetleri yürüten firmaların satış sonrası yeterli teknik alt yapıya sahip olmaları gerekmektedir.BGK uzun süre bakım istemeyen stabil çalışabilen cihazlardır.Bu yüzden teknik servis ihtiyacı fazla olmayan cihazlardır.Her yıl performans testleri yapıldıktan sonra tespit edilen hataların düzeltilmesi gerekir. Bu konuda Türkiye'de uzmanlaşan firmalarımız vardır. Teknik servis firmasında yetkili kişilerin (Mühendis, tekniker, teknisyen) çalışması gerekmektedir.   Detaylı bilgi için ; Klima Klinik®  Şirket Müdürü Yusuf BAŞ

Gıda Tesislerinde Temizoda “Cleanroom” Kavramı

İnsan yaşamının devamı için temel gereksinim olan gıdanın, işlenmesi ve tüketime sunulmasına kadar geçen üretim süreçlerinde hijyen ve güvenlik faktörleri en çok özen gerektiren temel çıkış noktalarıdır.Gıda güvenliğinin ilk koşulu diyebileceğimiz "Temizoda” aslında, belirli bir alan içerisinde bulunan havadaki partiküllerin, uygun olmayan havanın, bakterilerin ve diğer kirleticilerin yokedilmesi anlamına gelir. Bu alanlarda iç ortam sıcaklığı, hijyen seviyesi, iç ortam basıncı, havanın hızı ve dağılımı, gürültü, titreşim, aydınlatma ve statik elektrik sürekli kontrol altında tutulur. Temizodanın, gıda tesislerinde yüksek performansla çalışabilmesi için talep kapsamında özel tasarlanmış olarak planlanmalı ve yine bu kapsamda bu odaların temizliği ve kirlilik kontrolü sürekli korunmalıdır. Yeni ya da yenilenmiş bir gıda tesisi , öncelikle  üretim çıktısının türüne göre gıda güvenliğini sağlayacak temizoda sınıfının belirlenmesi ile birlikte tüm ilgili ulusal standartlara ve normlara uygun olarak kurulmalıdır. Gıda üretim alanlarındaki temizoda alanı üretime uygun biçimde ve yerleşim düzeni de projelendirilerek kurgulanmalıdır. Böylece tesislerin güvenilir şekilde işlemesi ve üretimden tüketileceği son ana kadar işlenilen ürünün, güvenliği sağlanır ve temizlik standartlarını en üst seviyede karşılayacak şekilde süreklilik sağlanır.   Gıda tesisi yapısı nasıl olmalıdır?   Gıda tesislerinin yapımında genel olarak çelik-beton veya tuğla gibi yapı malzemeleri kullanılır. Bu malzemelerin seçimi hem tesisin güvenilirliği açısından hem de bulunduğu yapı alanıyla ilgili olarak çok büyük bir önem arz eder ve bu sebeple özenle seçilmesine dikkat edilmelidir. Ayrıca, üretim sürecinin gereksinimine göre ihtiyaç yapısının değişeceği için özel bir yapı tasarımı inşa edilirken işlenecek gıdanın prosedürleri de harfiyen yerine getirilmeli ve olası üretim gerekliliği değişikliklerine adapte edilebilecek şekilde planlanmalıdır.    Üretim tesisindeki personel alanı, ekipman hariç çalışanların fiziksel uzaklıkları 1.5 metrekareden az olmayacak şekilde kurgulanmalıdır.Aşırı kalabalık tesisler, sadece üretim operasyonlarını engellemekle kalmaz, aynı zamanda personel arasındaki çarpışmalar ve personelin iş kıyafetleri ile üretim ekipmanı arasındaki teması artırdığından kolayca ürün kirlenmesine neden olur. Bu sebeple doğru ölçüde mesafeli bir çalışma alanı, çok büyük önem arz eder. Bunun yanı sıra üretim alanında tavan yüksekliğinin 3 metreden, pişirme odası gibi alanların yüksekliğinin ise 5 metreden az olmamasına özen gösterilmelidir.       Soyunma odaları, duşlar ve tuvaletler gibi işleme alanındaki sıhhi noktalar, binayla birleşik bir yapıda yer almalıdır. Su ürünleri, et ürünleri ve hızlı dondurulmuş gıdalar için soğuk depolama ve işleme alanları da yine birleşik ve yapıya entegre olarak inşa edilmelidir.     Gıda tesisinin düzeni için kritik noktalar   Tesis düzeni dediğimizde akla sadece çeşitli üretim bağlantılarının düzen içerisinde çalışmasının kolaylaşması gelmemeli, bu düzen aynı zamanda üretim sürecinde çapraz kontaminasyon oluşumunu önlemek için işleme sürecinin sıhhi kontrolünü de kolaylaştırmalıdır.   Gıda işleme süreci temelde ham maddelerden yarı bitmiş ürünlere, yani temiz olmayan üründen temizlenmiş veya işlenmiş bir ürüne varana dek geçen bir süreçtir. Bu nedenle, işleme tesislerinin planlanması ürün işleme sırasına göre özel bir ilkeyle düzenlenmelidir. Böylece ürün işleme çok daha temiz şekilde gerçekleşir ve bağlantıdan temizleme bağlantısına geçiş, işleme akışında çapraz geçişe ve geri akışa da izin vermez.   Bunun yanı sıra, karşılıklı bulaşmayı önlemek için insan akışını ve ürünlerin birbirleri arasındaki lojistiğini de kontrol etmek gerekir. Bunun için de temizoda ile temiz olmayan alan arasında uygun izolasyon önlemleri alınmalı ve işlenen ürünler geçiş kutusundan özenle geçirilmelidir.   Ayrıca, gıda tesisinde uygun yerlere kullanılan aletlerin temizliği için temizleme ve dezenfeksiyon odaları kurulmalıdır. Bunları kurgularken de alet ve aletlerin temizlenmesi ve dezenfeksiyonu için temizleme tankları, dezenfeksiyon tankları ve durulama tankları yapılandırılmalıdır. Gerekirse, soğuk ve sıcak su kullanımı da birbirinden ayrı olarak gıda tesisi sürecine dahil edilmelidir. Sıcak suyun da sıcaklığı 82 ° C'de olması yeterlidir.   Gıda tesisi zemini, temiz oda duvar paneli, tavan paneli, kapılar ve pencereler nasıl olmalı?   Gıda tesisinin zemini kaymaz, sağlam, su geçirmez, kolay temizlenebilir ve korozyona dayanıklı malzemelerden yapılmış olmalıdır. Yüzey kesinlikle düz ve susuz olarak planlanmalıdır. Tasarım ve inşaat sırasında gıda tesisinin tüm katlarının seviyesi fabrika zemin seviyesinden biraz daha yüksek olması gerekmektedir.   Temizoda duvar panelleri 2 metreden fazla etekle kaplanmalı ve duvarlar korozyona dayanıklı, temizlenmesi ve dezenfekte edilmesi kolay bir şekilde planlanmalıdır. Ayrıca, güçlü, geçirimsiz malzemelerden üretilmiş ve açık renkli, toksik olmayan, su geçirmez, küflenmez malzemeden inşa edilmelidir. Kaymaz zemin olmasına önem vererek düşmesi zor ve aynı zamanda yıkanabilir olmalıdır temizoda panellerinin yapımı.   Temizoda tavan panellerinin de temizlenmesi kolay olmalı ve su buharının oluştuğu çalışma alanının su damlacıklarını yoğunlaştırması kolay olmamalıdır. Ürün üzerine yoğuşma suyunun düşmesini önlemek için inşaat sırasında uygun bir ark da oluşturulmalıdır.   Temizoda kapıları ve pencereleri de haşere önleyici, toz geçirmez ve kemirgen geçirmez özelliklere sahip olmalıdır. Bunun yanı sıra kullanılan malzemeler korozyona dayanıklı ve temizlenmesi kolay olacak şekilde planlanmalıdır. Pencere pervazının yerden yüksekliği 1 metreden az olmamalı ve 45 derecelik de bir eğime sahip olmalıdır.   Personel temizlik tesisleri özellikleri   1. Soyunma odası   Gıda tesisi, üretim – işleme personeli sayısına uygun bir giyinme odasına sahip olmalıdır. Soyunma odası gıda tesisine bağlantılı yapıda inşa edilmelidir. Hatta temiz ve temiz olmayan alanlarda çalışan işleme personeli için gerektiğinde ayrı alanlarda soyunma odaları oluşturulmalı, ilgili çalışma alanlarına giriş ve çıkış yapılmalıdır. Bu düzende kişisel kıyafet ve ayakkabılar, iş kıyafetleri ve botlardan ayrı tutulmalıdır. Askı, iş elbiselerini duvardan belli bir mesafede asılı tutularak dizayn edilmeli ve duvara değmemelidir. Soyunma odası aynı zamanda iyi havalandırma ve aydınlatmaya sahip olmalıdır. İç ortam havası ultraviyole lambalar (uv lambalar) veya ozon jeneratörleriyle sık sık sterilize edilmelidir.   2. Duş   Et işleme tesisisleri (konserve et dahil) üretim alanına bağlı bir duş odası ile işletmeye alınmalıdır.Duş odasının büyüklüğü de gıda tesisinde çalışan işleme personeli sayısına yetecek şekilde planlanmalıdır. Duş başlığı, her personel için 1 oranında planlanabilir. Duş odası da diğer alanlar gibi yine iyi havalandırılmalı, zemin ve duvar açık renkli, temizlenmesi kolay, korozyona dayanıklı ve geçirimsiz malzemelerden yapılmalıdır. Zemin burada da kaymaz şekilde olmalı, duvar eteğinin üst kısmı ve üst yüzey ise küf önleyici boya ile boyanmalıdır. Bununla birlikte zemin iyi drene edilmeli, iyi havalandırılmalı, sıcak ve soğuk su ile beslenmelidir.   3. El yıkama ve dezenfeksiyon tesisleri   Gıda tesisi girişi, gıda tesisindeki personel sayısı ile orantılı olarak el yıkama ve dezenfeksiyon tesisleri ile donatılmış olmalıdır.El yıkama musluğu manuel olmayan bir yapıya sahip olmalı ve el yıkama yerinde sıcak su bulunan bir sabunluk yer almalıdır. El dezenfektanı kaplarının sayısı da kullanıcı sayısına göre uyarlanmalı ve kolay kullanım için makul şekilde yerleştirilmelidir. Bu detaylar temiz ve hijyenik ortam için şarttır. Bu alanlarda yine el kurutma makineleri, tek kullanımlık kağıt havlular, dezenfeksiyon havluları vb. Gibi çapraz bulaşmaya neden olmayacak öğeler olmalıdır.     Yeterli el yıkama ve dezenfeksiyon tesisleri ve ilgili el kurutma makineleri, işçilerin üretim operasyonu sırasında ellerini düzenli olarak yıkayabilmeleri ve dezenfekte edebilmeleri veya ellerini kirlettikten sonra zamanında ve uygun bir şekilde yıkayabilmeleri için gıda tesisinde uygun yerlere kurulmalıdır. El yıkama yerinden boşaltılan su doğrudan zemine akamaz ve bir su contası vasıtasıyla drenaj borusuna yönlendirilmelidir.   4. Tuvalet   Üretim ve hijyen yönetimini kolaylaştırmak için gıda tesisine bağlanan tuvaletin işlem alanında değil, giyinme alanında yer alması gerekir. Tuvaletin kapıları ve pencereleri doğrudan işlem alanına açılamaz şekilde konumlandırılmalıdır. Tuvaletin duvarları, zemini, kapıları ve pencereleri açık renkli, temizlenmesi ve dezenfekte edilmesi kolay, korozyona dayanıklı, geçirimsiz malzemelerden yapılmalı, sifon, el yıkama ve dezenfeksiyon tesisleri ile donatılmış, pencereleri böcek geçirmez olmalıdır.    Depolama tesisleri planlaması   Ham ve yardımcı malzemeler    Ham ve yardımcı malzemeler için depolama tesisleri, üretim ve işleme için hazırlanan hammadde ve yardımcı malzemelerin kalitesi kalite açısından değişmemesini ve depolama işlemi sırasında yeni güvenlik ve sağlık tehlikelerine neden olmasını sağlayabilmelidir. Depolama alanına kemirgenlerin ve haşerelerin kesinlikle gelmemesi gerekir. O alanın temizliği ile hijyeni işlenecek hammaddeler yardımcı malzemelerin depolanması için çok kıymetlidir.   Meyve ve sebze hammaddelerinin depolandığı yer de güneşten koruyucu ve yağmura dayanıklı koşullara sahip olmalı ve alan yine iyi bir şekilde havalandırılmalıdır.Daha yüksek sıcaklıklara sahip alanlarda, özel bir taze tutma deposu konuşlandırılmalıdır.   Ambalaj malzemesi    Gıda fabrikaları, ambalaj malzemelerinin depolanması ve muhafazası için de özel depolama ambarları kurmalıdır. Depolar temiz ve kuru olmalı. Bunun yanı sıra yine sinekleri, böcekleri ve kemirgenleri engelleyecek şekilde kurgulanmalıdır. Malzeme istifi ile zemin ve duvar arasında belirli bir mesafe bırakılmalıdır.   Bitmiş ürün    Gıda fabrikasının bitmiş ürün depolama tesislerinin ölçeği ve kapasitesi fabrikanın üretimiyle doğru orantılı olmalı ve bitmiş ürünün depolama sırasında istikrarlı biçimde kaliteyi koruyabilmesi sağlamalıdır. Aynı zamanda kirlilikten arındırılmasını sağlayacak şekilde donatılmalıdır. Bitmiş ürün depolama alanı, böceklerin, kemirgenlerin ve kuşların girmesini önleyecek önlemlerle donatılmalıdır. Soğuk hava deposunun yapı malzemeleri, ülkenin ilgili malzeme yönetmeliklerinin gereksinimlerini de karşılamalıdır. İhracat ürünleri için soğuk hava deposu ve sıcaklık depolama (normal) alanlarına otomatik sıcaklık kaydediciler kurulmalıdır.    

Türkiye nin İlk ve Tek Ham Yağ Tesisi Konya'da Üretimini Sürdürüyor

Tohumculuk ve yağ üretimine önemli katkı sağlayan Konya Şeker Fabrikası bünyesindeki Altınekin Ham Yağ Fabrikası, Türkiye'de ilk ve tek ham yağ tesisi olma özelliğini taşıyor. Tohumculuk ve yağ üretimine önemli katkı sağlayan Konya Şeker Fabrikası bünyesindeki Altınekin Ham Yağ Fabrikası, Türkiye'de ilk ve tek ham yağ tesisi olma özelliğini taşıyor.PANKOBİRLİK Başkanı Recep Konuk önderliğindeki Konya Şeker Fabrikası'nın, Altınekin Kampüsü'nde bulunan BETA Ziraat Tohum Fabrikası ve Ham Yağ Fabrikası ile yerli üretim yaparak dışa bağımlılığı sona erdirmeyi hedefliyor. Tohum fabrikası saatte 750 kilogram işleme yaparken; ham yağ fabrikası yılda 150 bin ton ayçiçek, 100 bin ton soyayla kanola işleme ve yıllık 50-60 bin ton ham ayçiçek yağı ile 70-80 bin ton ayçiçek küspesi üretim kapasitesine sahip. Bölgedeki iş istihdamını sağlaması açısından önemli bir rol oynayan tesis; İç Anadolu'nun en büyük, Türkiye'de ise ilk ve tek ham yağ tesisi olma özelliğini elinde bulunduruyor. "Aynı tesiste ayçiçek, soya, kanola yağı ve çekirdeği işleyebiliyoruz"Ham Yağ Fabrikası Müdürü Niyazi Arslantaş Konya Şeker'e ait olan fabrikanın 2011 yılında temelinin atıldığını, 2012 yılında da üretime geçmiş olan bir tesis olduğunu söyleyerek, "Günlük 500 ton çekirdek işleme kapasitesine sahiptir. Yıllık 150 bin ton ayçiçek yağı, yine aynı tesiste 30 bin ton soya ve kanola işleme kapasitesine sahip olan bir tesistir. Aynı tesiste hem ayçiçek yağı, hem soya yağı, hem kanola yağı ve çekirdeği işleyebiliyoruz. Çiftçilerimizden yıllara göre 90 ile 150 bin ton arasında ayçiçek alımı gerçekleştiriyoruz. Burada üretmiş olduğumuz ham yağın bir kısmını Torku markamızda kullanıyoruz. Aynı zamanda Türkiye'de faaliyet gösteren rafine yağ fabrikalarının ham madde ihtiyaçlarını karşılamak üzere ham yağ satışlarını gerçekleştiriyoruz. Ayrıca, yıllık üretmiş olduğumuz yağın dışında küspe üretimimizde de bölgemizde bulunan tüm yem fabrikalarımızın da küspe ihtiyacını bu tesislerden sağlıyoruz" dedi. TUBİTAK destekli bir projelerinin olduğunu anlatan Niyazi Arslantaş, "TÜBİTAK destekli atıkların değerlendirilmesi olarak Konya Şeker grubunda en güzel yapılan işlerden bir tanesi atıkların ekonomiye kazandırılması, değerlendirilmesi ve değer zincirinde ekonomiye kazandırılması anlamında. Burada atıkların, özellikle ham yağın rafine ve atık sulardan elde edilen yağ atıklarında bulunan tokoforolün yani E vitaminin elde edilmesiyle alakalı çok güzel bir proje yürütüyoruz. Bu anlamda TÜBİTAK tarafından yüzde 100 desteklenen bir proje. Çünkü E vitamininin iki türlü üretimi söz konusu. E vitamini farmakoloji yani ilaç sanayisinde kullanılan en önemli katkı maddelerinden bir tanesi. Ülkemizin tamamı tarafından ithal edilen bir katkı maddesi. Bu anlamda büyük bir oran ve saflıkta eldesini ettik. Yüzde 90 saflık derecesine kadar getirmek üzere halen çalışmalarımız devam ediyor" şeklinde konuştu. "Misyonumuz ağır, sorumluluğumuz çok fazla" Tohum Fabrikası Genel Müdürü Gökhan Altay ise, BETA Ziraat'in 1961 yılında kurulmuş Türkiye'nin ilk özel sektör tohumculuk kuruluşu olduğunu belirterek, "Şu an için 16 farklı bitki türünde Türkiye ve uluslararası pazar için tohum üretimi ve satışı gerçekleştirmekteyiz. Yerli bir firma olmamız nedeniyle misyonumuz ağır, sorumluluğumuz çok fazla. Özellikle yeni çeşitlerin geliştirilmesi, pazara sunulması, çiftçilerimizin uygun fiyatla ve yüksek kaliteli tohumları tedarik etmesi noktasında sorumluluklarımız bulunuyor. Bu sorumluluk bilinciyle biz yıllık karımızın önemli bir miktarını AR-GE çalışmalarımıza aktarıyoruz. Özellikle hibrit mısır, hibrit ayçiçeği, hibrit sebze konularında şu anda geliştirme çalışmalarımız devam ediyor. Özellikle bu çalışmalarımızı Konya Gıda ve Tarım Üniversitesi'yle ortaklaşa yürütüyoruz. Tabi ki bu çalışmaların içerisinde TÜBİTAK ve Tarımsal Araştırmalar Genel Müdürlüğü de bulunarak projelere destek olmaktadır" diye konuştu. Kaynak: İHA

İbn-i Sina Sentez Araştırma Laboratuvarı'nda Bor Temelli Kanser İlacı Araştırmaları Yapılacak

Sivas Cumhuriyet Üniversitesinde hizmete açılan “İbn-i Sina Sentez Araştırma Laboratuvarı”nda bor temelli kanser ilacı araştırmaları yapılacak. 2018 yılında Sivas Cumhuriyet Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Alim Yıldız’ın direktifleri doğrultusunda oluşturulan Kanser Araştırma Grubu’nun çalışmalarını daha iyi şartlarda sürdürülmesini sağlamak amacıyla “İbn-i Sina Sentez Araştırma Laboratuvarı”, Mühendislik Fakültesinde açıldı. Laboratuvarın açılışına Rektör Prof. Dr. Alim Yıldız, Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Hilmi Ataseven, Mühendislik Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Nevzat Aslan, laboratuvar sorumluları Doç. Dr. Neşe Keklikçioğlu Çakmak, Doç. Dr. Koray Sayın ve akademisyenler katıldı. Açılışın ardından laboratuvarda incelemelerde bulunan Rektör Yıldız, yapılması planlanan çalışmalarla ilgili laboratuvardan sorumlu akademisyenlerden bilgi aldı. “Kanser Araştırma Grubu’nun altyapısını güçlendirmiş olduk” İncelemenin ardından açıklamalarda bulunan Rektör Prof. Dr. Yıldız; “2018 yılında Prof. Dr. Hilmi Ataseven’in başkanlığında kanseri tüm yönleri ile ele alarak önleme, tarama, erken tanı ve tedavi ile ilgili tıbbi ve sosyal çözüm önerileri geliştirmek için Sivas Cumhuriyet Üniversitesinde interdisipliner ve multidisipliner Kanser Araştırma Grubu oluşturmuştuk. Ayrıca çalışmalar kapsamında kanser tedavilerini kolaylaştıran yapay zeka yazılımı da geliştirmiştik. Bugün bu çalışmalara bir yenisini daha ekleyerek Kanser Araştırma Grubu’nun altyapısını güçlendirmiş olduk” dedi. “Bor temelli ilaç araştırmalarının da yapılması hedeflenmektedir” Laboratuvarda yapılması hedeflenen projelere ilişkin bilgi veren Rektör Yıldız, “Laboratuvarda kansere yönelik ilaç adaylarının geliştirilmesi hedeflenmektedir. Laboratuvar her türlü ilacın sentezlenebileceği gerekli ekipman ve koşullarına sahiptir. Laboratuvarda sadece kansere yönelik değil talep gelmesi hâlinde diğer hedeflere yönelik araştırmalar da yapılabilmektedir. Özellikle 2021 ve 2022 yıllarında ülkemizde bol miktarda bulunan bor temelli ilaç araştırmalarının da yapılması hedeflenmektedir. Kaynak :Basın Bülteni

ABD: AstraZeneca Aşısının Deney Sonuçları Zaman Aşımına Uğramış Bilgiye Dayanıyor

ABD federal sağlık yetkilileri, İngiltere'de Oxford Üniversitesinin ilaç firması AstraZeneca ile geliştirdiği yeni tip koronavirüs (Kovid-19) aşısının ABD'de yürütülen deney sonuçlarının, "zaman aşımına uğramış bilgiye" dayanıyor olabileceğini duyurdu. ABD Veri ve Güvenlik İzleme Kurulu'ndan yapılan açıklamada, AstraZeneca'nın, faydalı veriye ilişkin noksan görüş sağlamış olabileceğinden endişe edildiği belirtildi. AstraZeneca, dün ABD'de 32 bin 449 kişi üzerinde devam eden Kovid-19 aşısının 3. faz çalışmalarının ara güvenlik ve etkinlik analizlerine ilişkin verileri paylaşmıştı. Bağımsız Veri Güvenliği İzleme Kurulunun (DSMB) aşıyla ilgili hiçbir güvenlik sorunu tespit etmediği bilgisine yer verilen açıklamada, Kovid-19 aşısının 65 yaş üstündekilerde yüzde 80, belirtileri önlemede yüzde 79 etkili olduğu, hastanede yatışı ve ağır hastalığı da yüzde 100 engellediği açıklanmıştı. Açıklamada, DSMB'nin, en az bir doz Kovid-19 aşısı olan 21 bin 583 katılımcı arasında yaptığı incelemede damarda kan pıhtılaşmasına ilişkin olaylarda artan bir riske rastlamadığına dikkat çekilmişti. ABD'de AstraZeneca aşısının kullanımına izin verilmesi için Gıda ve İlaç Dairesi ile Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezlerinin, bağımsız danışma komitelerinin sağladığı verinin kapsamlı değerlendirmesinin ardından aşıyı onaylaması gerekiyor. Oxford-AstraZeneca tartışması Kovid-19'a karşı geliştirilen ilk aşılardan Oxford-AstraZeneca'nın uygulanması, bazı ülkelerde, kanda pıhtılaşmaya yol açarak damar tıkanıklığı ve akciğer embolisi gibi durumlara neden olabileceği şüphesiyle geçici olarak durdurulmuştu. Dünya Sağlık Örgütü aşının faydalarının risklerinden fazla olduğunu belirterek "Hayat kurtarmak için kullanımı devam etmelidir." açıklamasını yapmıştı. Avrupa Birliği İlaç Ajansı ve İngiltere İlaç ve Sağlık Ürünleri Düzenleme Kurumu da aşının kullanılması tavsiyesinde bulunmuştu. Kaynak :AA

İSEK Koordinatörü Öztürk,Sağlık Sektörünün Salgın Karnesini Değerlendirdi

İSEK Koordinatörü Cengizhan Öztürk, "Özellikle farklı yerel ve ulusal fonların hayata geçirilmesiyle yenilikçi projelerin geliştirilmesi ve kamu tarafında sağlık odaklı tematik programların gündeme alınması, sektörün geleceği için umut verici" dedi Teknopark İstanbul’un koordinasyonunda yürütülen İstanbul Sağlık Kümelenmesi (İSEK) Koordinatörü Cengizhan Öztürk, 'Özellikle farklı yerel ve ulusal fonların hayata geçirilmesiyle yenilikçi projelerin geliştirilmesi ve kamu tarafında sağlık odaklı tematik programların gündeme alınması, sektörün geleceği için umut verici.' açıklamasında bulundu. Teknopark İstanbul açıklamasında görüşlerine yer verilen Öztürk, Kovid-19 salgınının ilk yılı geride kalırken Türk sağlık sektörünün bu dönemde ortaya koyduğu performansa ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Kovid-19 salgını döneminde tıbbi cihaz sektörünün, kritik temel sarf malzemelerden yüksek teknoloji içeren ürünlere kadar yerli üretim kapasitesinin yeterliliğine odaklandığını aktaran Öztürk, kamu-sanayi iş birliklerinde de istenen seviyede olmasa da umut verici gelişmelere şahit olunduğu kaydetti. Öztürk, şu bilgileri verdi: 'Özellikle farklı yerel ve ulusal fonların hayata geçirilmesiyle yenilikçi projelerin geliştirilmesi ve kamu tarafında sağlık odaklı tematik programların gündeme alınması, sektörün geleceği için umut verici. Bundan sonraki süreçte özellikle ürün geliştirme ve pazara çıkış süreçlerindeki engellerin hızlı bir şekilde ortadan kaldırılması, yeni yatırımların önünün açılması ve sağlık dikeyindeki yatırımların artması sektörü global seviyede rekabetçi bir hale gelmesini sağlayacak.' - 'Sektörün problemleri çözülürse küresel arenada rekabetin önü açılacak' Öztürk, kümelenmenin salgında en büyük eksikliğin sektörün mevcut durumunun hızlıca analiz edilip eksiklikleri tamamlamak için aksiyon planlarının katılımcı bir süreçte ortaya konamaması olduğu belirterek, sektörün mevcut projeler ve ürünlerin bir sonraki aşamaya geçişlerini desteklemesine karşın, farklı seviyeler için farklı destek mekanizmalarının eksik kaldığını ifade etti. Kümelenme olarak yeni aksiyon planlarında bu eksik noktaların giderilmesi için gerek sektör temsilcileri gerekse kamuyla yoğun iletişim yürütmeye hazırlandıklarını aktaran Öztürk, şöyle devam etti: 'Tıbbi cihaz sektöründe pandemi öncesi dönemden başlayan geri ödemelerle ilgili problemler bu dönemde de devam etti. Sektörde bu tür problemlerin çözülmesi halinde ülkemizin sağlık endüstrisinde küresel arenada rekabet edebilir seviyeye gelecek. Sağlık sektöründe pandemi sonrasında 'yeni teknoloji' odaklı önemli gelişmeler yaşanacak ve sağlıkta dijitalleşme artacaktır. Bu dönemde özellikle girişim şirketlerinin aldığı hızlı aksiyonlar oldu. Tüm sektörleri dönüştüren girişim faaliyetlerinin sağlık sektöründe de etkileri katlanarak artacak. Özelikle derin teknolojilere odaklanan sağlık teknolojileri girişimleri sektörün önümüzdeki dönemde önemli bir ivme yakalamasını sağlayacak. Ayrıca ülkemizde yenilikçi teknolojilerin yanı sıra yerli üretimi olmayan geleneksel ürünlerin de yerlileştirilmesiyle ilgili çalışmalara başladı.' - Teknopark İstanbul’da 8 temiz oda ile 12 ıslak-kuru laboratuvar alanı çalışmaları hız kazandı Açıklamada verilen bilgilere göre, salgın döneminde İSEK koordinatörü Teknopark İstanbul kapsamında öne çıkan projelerin başında Tematik Biyokuluçka alanıyla ilgili faaliyetler geldi. Bu kapsamda 3. Etap A Blok’ta inşaatına başlanan modüler kabin sistemli, tıbbi cihaz ve biyoteknoloji çalışmaları için elverişli, Class 7 standartlarında ortak kullanıma uygun, ürün geliştirme süreçlerinde kritik olan 8 adet temiz oda ile 12 adet ıslak-kuru laboratuvar alanı kurgu çalışmaları hız kazandı. Kaynak: AA

Abdi İbrahim’e "İlaç Sektöründe Yılın En İtibarlı Şirketi" Ödülü

Abdi İbrahim Kamu İlişkileri ve Kurumsal İletişim Direktörü Dr. Oğuzcan Bülbül, "Ödülümüzün insanlığın ve ülkemizin içinden geçtiği pandemi dönemine rast gelmiş olması, onun anlam ve değerini daha da artırıyor" dedi Abdi İbrahim, The One Awards’ta 'İlaç Sektöründe Yılın En İtibarlı Şirketi' seçildi. Abdi İbrahim'den yapılan açıklamaya göre, pazarlama sektörünün en önde gelen yayınlarından Marketing Türkiye’nin, Akademetre Research & Strategic Planning tarafından gerçekleştirilen İtibar ve Marka Değer Performans Ölçümü araştırmasını baz alarak düzenlediği The ONE Awards 2020 Bütünleşik Pazarlama Ödülleri sahiplerini buldu. Bu yıl 7’ncisi düzenlenen ve çevrim içi gerçekleştirilen etkinlikte, toplam 12 ilde bin 200 kişiyle görüşülerek gerçekleştirilen araştırmaya göre 53 kategoride sektörlerinde yıl içinde itibarını en çok artıran markalar ilan edildi. Etkinlikte, Abdi İbrahim de İlaç Sektörü kategorisinde 'Yılın En İtibarlı Şirketi' ödülüne layık görüldü. Açıklamada görüşlerine yer verilen Abdi İbrahim Kamu İlişkileri ve Kurumsal İletişim Direktörü Dr. Oğuzcan Bülbül, zorlu geçen bir yılda bu denli prestijli bir ödüle layık görülmekten büyük mutluluk duyduklarını belirterek, yılın en itibarlısı seçilmenin, pek çok ödülden daha kıymetli olduğunu vurguladı. Bülbül, şu değerlendirmelerde bulundu: 'Ödülümüzün insanlığın ve ülkemizin içinden geçtiği pandemi dönemine rast gelmiş olması, onun anlam ve değerini daha da artırıyor. Pandemi süreci, bazı sektörlerin ülkeler için önemini net bir biçimde ortaya koydu. Şüphesiz ki bunların başında ilaç sektörü geliyor. 109 yıldır bu topraklarda şifa dağıtan, ülkemizin yüzde 100 yerli ve lider ilaç şirketi olarak bu zor dönemde büyük bir sorumlulukla hareket ettik. 109 yıldır devam eden iyileştirme yolculuğumuzda sayısız defalar yaptığımız gibi bundan sonra da dokunduğumuz hayatları iyileştirmeye devam edeceğiz. Çabalarımızın karşılıksız kalmaması, tıpkı bugün olduğu gibi çok anlamlı ödüller almamız bizi mutlu ediyor ve bize ilham veriyor. Bundan sonra da iklim değişikliği ile mücadele ve bu çerçevede 2030 yılında karbon nötr Abdi İbrahim olma hedefimiz ve hayata geçireceğimiz toplumsal yatırım programlarıyla hayatı ve geleceği iyileştirmeye devam edeceğiz.” Kaynak : AA

Genetik Saflaştırma Yöntemiyle Yerli Havuç ve Brokoli Tohumu Geliştirildi

Pamukkale Üniversitesi'nde yapılan 'Kışlık sebzelerde çeşit geliştirme projesi' kapsamında yerli brokoli ve havuç tohumu geliştirildi. Pamukkale Üniversitesinde yerli tohum geliştirilmesi için yürütülen proje kapsamında brokoli ve havuçta genetik saflaştırma yöntemiyle yeni tohum çeşitleri elde edildi. AA'nın haberine göre, üniversitenin Bitki Genetiği ve Tarımsal Biyoteknoloji Uygulama ve Araştırma Merkezinde (BİYOM) TÜBİTAK ile Tarım ve Orman Bakanlığı desteğiyle yürütülen 'Kışlık sebzelerde çeşit geliştirme projesi' kapsamında yerli brokoli, havuç ve soğan çeşitlerine yönelik çalışma yürütülüyor. Merkezde yürütülen biyoteknolojik ıslah çalışmalarıyla geliştirilen soğan türlerinde tohum üretimi aşamasına gelinirken, brokoli ve havuçta da saflaştırma çalışması tamamlanan çok sayıda çeşidin tohumlarında deneme ekimlerine geçildi. Tarım ve Orman Bakanlığına bağlı enstitülere gönderilen tohum çeşitleri, kalite analizi ve deneme üretimlerinin ardından tohum firmalarına ve çiftçilere sunulabilecek. Projede görev alan PAÜ Biyoloji Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ali Ramazan Alan, AA muhabirine yaptığı açıklamada, büyük ölçüde ithalatla karşılanan brokoli ve havuçta yerli çeşitler geliştirmek üzere çalışma yaptıklarını belirtti. Özel besi ortamlarında kültüre alınan polenlerden genetik olarak saflaştırılmış brokoli ve havuç çeşitleri geliştirdiklerini aktaran Alan, kökenleri polen hücrelerinden gelmesine rağmen bu bitkilerin büyüdükleri zaman normal bir brokoli veya havuç olarak geliştiğini ve aynı özellikleri koruyarak kendi tohumlarını ürettiklerini ifade etti. Geliştirdikleri tekniklerle bitki türlerinde ıslah süresini birkaç yıla indirebildiklerini anlatan Alan, şu bilgileri verdi: "Elde ettiğimiz saflaştırılmış tohumları, Tarım ve Orman Bakanlığına bağlı enstitülerde projede görevli ıslahçı arkadaşlara devrediyoruz. İnşallah bunlar birkaç yıl içerisinde yeni çeşitler olarak sofralarımıza gelecek. Brokoli ve havuçta değerli çeşitler genellikle yurt dışından getirilen tohumlarla üretiliyor. Yani iyi tohumluk ihtiyacı ithalat yoluyla karşılandığı için bunların üretim maliyeti artıyordu. Tamamen ülkemize ait ve saflaştırılmış materyallerle tohumlarımızı bir daha yurt dışına ihtiyacımız olmayacak şekilde kendimiz üretebileceğiz ve gönül rahatlığı ile tüketebileceğiz." Tarımda yüksek verim ve kaliteli üretim için ticari potansiyeli olan, zararlı böceklere, hastalığa neden olan organizmalara ve stres koşullarına karşı dayanıklı çeşitlere ihtiyaç duyulduğuna işaret eden Prof. Dr. Alan, bu tohumların geleneksel yöntemlerle ıslahının yıllar aldığına dikkati çekti. Alan, biyoteknolojik yöntemlerle brokolide bir yıl, havuçta 2 yıl, soğanda 2-3 yılda ıslahın tamamlandığını ve çok fazla sayıda çeşit adayı üretme şansına sahip olunabildiğini de sözlerine ekledi. 3 BİN HAVUÇ İÇİN DENEME SÜRECİ BAŞLADI Ekipte görev alan Öğretim Üyesi Prof. Dr. Fevziye Çelebi Toprak ise proje kapsamında polen hücrelerinden farklı renk ve özelliklerde 6 binden fazla saflaştırılmış havuç ürettiklerini belirtti. Çeşit adayları arasında turuncu, mor, sarı, siyah ve kırmızı türleri olan, her biri ayrı genetik yapıya ve özelliğe sahip bu bitkilerden yaklaşık 3 binini Tarım ve Orman Bakanlığına teslim ettiklerini bildiren Toprak,  "onlar da deneme üretimi yaparak çeşit adaylarını çiftçilerimize gerektiği zaman sunacaklar. İnşallah saflaştırılmış bu yerli tohumlar ülkemiz için hayırlı olur. Havuç çeşitlerinden birine de merkezden esinlenerek Biyom ismini verdik" dedi.

“VIR-7831” Corona Virüs Ölümlerini Yüzde 85 Oranında Azalttı

İngiliz ilaç devi GlaxoSmithKline (GSK) ve ABD’li biyoteknoloji şirketi Vir tarafından geliştirilen   VIR-7831 adlı bir monoklonal antikor ilacının  Covid 19’a bağlı hastaneye yatış (ağır hastalık) ve ölümü yüzde 85 oranında azalttığı duyuruldu. Yapılan açıklamada, ilacın İngiltere, Güney Afrika ve Brezilya’da görülen mutasyonlara karşı da etkili olduğu belirtildi. Aşıya benzer bir etki yapabildiği belirtilen antikorl ilaçları, corona virüs aşılarının küresel düzeyde uzun bir süre kullanılamayacağı düşünüldüğünden büyük bir önem taşıyor. İngiliz ilaç devi GlaxoSmithKline (GSK) ve ABD’li Vir Biyoteknoloji tarafından geliştirilen yeni bir antikor ilacının corona virüse karşı savaşta etkin silahlardan biri olabileceği belirtildi. İki şirket tarafından yapılan duyuruda VIR-7831 adlı monoklonal antikor ilacının üçüncü aşama klinik deneylerinin tamamladığı ifade edildi. İlacın Covid 19’a bağlı hastaneye yatış (ağır hastalık) ve ölümü yüzde 85 oranında azalttığı duyuruldu.  Şirketler, ilacın "yüksek etkililiğinin", Covid-19 nedeniyle daha fazla risk altında bulunan yetişkinlerin erken tedaviyle  hastaneye yatışların durdurulabileceği anlamına geldiğini belirtti.  MUTASYONLARA KARŞI ETKİ GÖSTERDİ Glaxo ve Vir ayrıca,  antikor tedavisinin İngiltere, Güney Afrika ve Brezilya'da ortaya çıkan varyantlara karşı aktif olduğunu gösteren verilerisundu. Şirketler aynı zamanda antikoru vermenin farklı yöntemlerini de inceliyorlar ve ilacın enfekte olmayan yüksek riskli yetişkinlerde Covid-19'u önleyip önleyemeyeceğini araştıran başka bir deneme başlatacaklar. FDA'YA ACİL KULLANIM ONAYI İÇİN BAŞVURACAK Diğer taraftan ilaç şirketleri, 583 hastadan elde edilen verileri inceleyen  denemenin başarısına dayanarak, tedavinin Amerikan Gıda ve İlaç İdaresi (FDA)diğer ülkelerde acil kullanım onayına başvuracağını açıkladı. Vir'in CEO'su George Scangos, "heyecan verici verilerini antikor tedavisini dünyanın her yerindeki hastalara etkili yeni bir çözüm sunmaya bir adım daha yaklaştırdığını" ifade ederek, “VIR-7831'in Covid-19’un n en şiddetli sonuçlarını önleme ve virüsün mevcut varyasyonlarına karşı koruma potansiyeli kanıtladı.  GSK'nın baş bilim sorumlusu Hal Barron ise çalışmaların cesaret verici olduğunu açıkladı.  GK'NIN KARI YÜZDE 24 YÜKSELDİ Öte yandan Barron, Şubat ayında şirketin net karının, geçen yıl neredeyse dörtte bir oranında arttığını açıkladı. GSK, karının  2020'de yüzde 24 artarak 5,7 milyar sterline (yaklaşık 59 milyar 340 milyon lira)  yükseldiğini söyledi. Gelirlerlerinin  ise yüzde artarak 34 milyar sterline (yaklaşık 355 milyar Türk Lirası) ulaştığını bildirdi. Ekim ayında ABD eski Başkanı Donald Trump'ın Covid-19 tedavisinde de kullanılan ve bir araştırmaya göre aşıya benzer bir etki de yapabildiği düşünülen monoklonal antikorlara dayalı ilaçların, corona virüs aşılarının küresel düzeyde yetmeyebileceği konusu üzerine, devreye girmesi gündeme geldi. Daha önce Elly Lily ve Regeneron tarafından geliştirilen iki ilaç geçen Kasım ayında ABD’de acil kullanım onayı aldı.  MONOKLONAL ANTİKOR NEDİR? Antikorlar "vücudun bağışıklık sisteminin savaşçıları" diye tarif edilebilir. Corona virüs ya da başka herhangi bir patojen vücudunuza girdiğinde antikorlar virüsün dikensi uçlarına yapışarak onun sağlıklı hücrelere girişini engellerler. Fakat insan vücudu bir çok farklı türde antikor üretir. Bunların en güçlülerine "etkisizleştiren antikorlar" deniliyor. Bilim insanları bu antikorları eleyerek en güçlülerini seçiyor, ardından bu antikorlar laboratuvarda çoğltılaram büyük miktarlarda üretimi yapıabiliyor. Bu yöntemle elde edilen antikorlara tek bir antikor hücresinden klonlandıkları için monoklonal antikor ya da mAb deniyor. Kaynak : NTV    

Yerli Karayaka Koyun Irkında Çoklu Doğum Sağlayan Mutant Gen Tespit Edildi

Kırşehir Ahi Evran Üniversitesinin (KAEÜ) desteklediği proje ile yapılan araştırmada, Türkiye'de Karayaka koyun ırkında ilk defa bir doğumda birden çok kuzu elde edilmesini sağlayacak bir gen üzerinde mutasyon tespit edildi. Kırşehir Ahi Evran Üniversitesinin (KAEÜ) desteklediği proje ile yapılan araştırmada, Türkiye'de Karayaka koyun ırkında ilk defa bir doğumda birden çok kuzu elde edilmesini sağlayacak bir gen üzerinde mutasyon tespit edildi.Ziraat Fakültesinden Dr. Öğretim Üyesi Koray Kırıkçı, çoğunlukla Karadeniz Bölgesi'nde yetiştirilen Karayaka ırkı koyunlarda çoklu doğuma etki eden genler üzerinde araştırma yapmak için "Karayaka Irkında Çoklu Doğum Üzerine Etkili Olan Genetik Varyasyonların Araştırılması Projesi"ni hazırlayarak, yaklaşık 4 yıl önce çalışmalara başladı. KAEÜ Bilimsel Araştırma Komisyonu tarafından desteklenen proje kapsamında Samsun, Ordu, Tokat ve diğer bölgelerde yetiştirilen Karayaka ırkı koyunlarından kan örnekleri alan Kırıkçı, üniversitenin laboratuvarında GDF9 geni gibi çoklu doğumda etkili olan bazı aday genler üzerindeki genetik değişimleri araştırdı.Bu çalışma ile çoklu doğum üzerine etkisi olan GDF9 geni üzerinde gen mutasyonu tespit eden Kırıkçı, ortaya çıkarılan mutant alleli (mutant DNA gen dizilimi), Karayaka ırkı koyunları için ilk defa tanımladı.Uluslararası bilimsel bir dergide yayımlanan başarılı çalışmaya ait DNA sekans sonuçları filogenetik ve benzeri çalışmalarda araştırmacıların faydalanabilmesi için Amerikan Ulusal Biyoteknoloji Bilgi Merkezi'ne (NCBI) gönderildi. Merkez, değerlendirmenin sonunda Karayaka ırkında ilk defa bulunan mutant alleli, Türk bilim insanının çalışması olarak kayda aldı. Yapılan çalışmayı AA muhabirine değerlendiren Dr. Öğretim Üyesi Koray Kırıkçı, 3. Tarım ve Orman Şuarası'nda 2023 yılında insan nüfusu kadar küçükbaş hayvan sayısının arttırılması hedefleri doğrultusunda, koyun başına doğacak kuzu sayılarının çoğaltılması için moleküler teknikler kullanarak geleneksel ıslah çalışmalarına genetik katkı vermeyi hedeflediğini söyledi. Avustralya, Yeni Zelanda, Rusya, İran, İspanya gibi ülkelerin çoklu doğum üzerine yaptığı araştırmalardan etkilendiğini vurgulayan Kırıkçı, şöyle devam etti:"Karadeniz Bölgesi'nde Samsun, Ordu, Giresun ve Tokat'ta Karayaka ırkı koyunlardan kan aldık. Elde ettiğimiz bu kanlardan çeşitli teknikler kullanarak DNA elde ettik. Bu gen üzerinde mutant alelleri bulabilmek için sekanslama çalışmaları yaptık. Araştırmalarımızın sonucunda DNA dizilimi üzerinde bulunan bir mutant allel tespit ettik. Ülkemizde ilk defa bu mutant alleli bularak elde ettiğimiz sonucu Amerikan Ulusal Biyoteknoloji Bilgi Merkezi'ne gönderdik.Yaptıkları değerlendirmeden sonra kabul ettiler ve aksesyon numarası aldık." 100 koyundan 180 kuzu elde etme imkanı sağlıyor.Araştırmanın genetik ıslah çalışmaları için ilham kaynağı olacağını ve Türkiye'de farklı genotiplerde bu mutant allel gen çeşidinin çalışılabileceğini aktaran Kırıkçı, "Kültür ırkı koyunlarda yapılan çalışmalarda normal sürülerde 100 koyundan 120 kuzu alınıyor. Mutant allele sahip olan sürülerde ise 100 koyundan 180 kuzu alınıyor. Elde edilen sonuç ülkemiz adına önem arz ediyor. Burada ilk defa mutan varyasyonu tespit ettik. 100 koyundan 20'sinde bu allel tespit edilmiş oldu. Elde ettiğimiz sonuç genetik ıslah çalışmaları açısından umut verici bir fırsat doğuruyor." diye konuştu. Bu araştırmanın gelecekte yerli ırklardaki kuzu verimine olumlu etki yapabileceğine işaret eden Kırıkçı, "DNA düzeyinde yapılacak çalışmalar ile çoklu doğum üzerinde etkisi olan mutasyonların sürü içerisinde tespit edilmesi ve ilgili mutasyonları taşıyan koyunların damızlık olarak elde tutulması gerekmektedir. Böylelikle sürü içerisinde ilgili mutasyonların frekansı arttırılarak çoklu doğum oranları da arttırılabilir." değerlendirmesinde bulundu. Kaynak : AA / Abdullah Yıldız

Almanya, Fransa, İspanya ve İtalya Astra Zeneca Aşısını Askıya Aldı

Almanya Sağlık Bakanlığından yapılan açıklamada, Oxford/AstraZeneca tarafından geliştirilen corona virüsü aşısının kullanımının askıya alındığı açıklandı. Kararın, Alman araştırma kurumu Paul Ehrlich Enstitüsünün tavsiyesi üzerine verildiği ifade edildi. “ASTRAZENECA, AVRUPA’DA ASKIYA ALINIYOR” Aralarında Norveç, İrlanda, Danimarka, Hollanda, Bulgaristan, Avusturya, Estonya, Letonya, Lüksemburg, Litvanya’nın da bulunduğu Avrupa’da birçok ülke, AstraZeneca’nın kullanımını askıya alma kararı aldı. Bu ülkelere Almanya’dan sonra Fransa ve İtalya’da eklendi. Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, Avrupa İlaç Ajansı’nın yarınki toplantısına kadar aşılamanın dondurulduğunu duyurdu. İtalya’da bir kişinin aşı olduktan sonra hayatını kaybetmesi nedeniyle Piedmont bölgesinde bir soruşturma açıldı ve savcılık 400 bin doz aşıya el konulmasına karar verdi. İspanya da AstraZeneca tarafından Covid-19'a karşı geliştirilen aşının kullanımını 2 hafta süre ile askıya aldığını duyurdu. ASTRAZENECA: PIHTI RİSKİ YOK AstraZeneca tarafından yapılan açıklamada corona virüsü aşı kaynaklı kan pıhtılaşma riskine dair kanıt olmadığını belirtildi. Açıklamada “10 milyondan fazla kayıttan oluşan güvenlik verilerimizin analizi, AstraZeneca covid-19 aşısı ile herhangi bir belirli yaş grubunda, cinsiyette, toplulukta veya belirli bir ülkede pulmoner emboli veya derin damar trombozu riskinde artış olduğuna dair hiçbir kanıt göstermemiştir ifadeleri yer aldı. Açıklamada ayrıca, Aslında, bu tür olayların gözlemlenen sayısı, genel popülasyona oranla aşılananlarda beklenenden önemli ölçüde daha düşüktür” denildi. AVUSTRALYA: 25 MİLYON AŞILANDI SORUN YAŞANMADI Avustralya’da AstraZeneca tarafından geliştirilen aşının kullanımına devam edileceğini açıkladı. Sağlık bakanlığı yetkilileri Avustralya’da 25 milyon insana, AstraZeneca aşısını uyguladığını ve bir sorun yaşanmadığını ifade etti. Salgın başladığından bu yana Avustralya’da 29.100’den fazla vaka ve 909 ölüm yaşandı. Kaynak:AA

E-bülten için aşağıdaki bilgileri doldurmanız yeterli.

Giriş Yap

Şifremi Unuttum Kayıt Ol

Kayıt Ol

Şifremi Unuttum