Haberler

İklim Değişikliğine Dayanıklı

Boğaziçi Üniversitesi Moleküler Biyoloji ve Genetik Bölümü’nden Dr. Öğr. Üyesi Steven Footitt ve ekibi, iklim değişikliğine dayanıklı “akıllı bitki”lerin üretilmesi için gereken genetik araştırmalarına başladı. Boğaziçi Üniversitesi Bilimsel Araştırma Fonu (BAP) tarafından desteklenen iki yıl sürecek projeyle iklim değişikliğinin bitki tohumlarında çimlenmeyi önleyen uyku halini nasıl etkilediği gen araştırmalarıyla ortaya çıkarılacak. Footitt’e göre böylelikle akıllı bitkilerin üretilmesine büyük katkı sağlanarak, Türkiye’de tarım ve gıda güvenliği konusunda önemli bir adım atılmış olacak. “AŞIRI SICAKLIK ÇİMLENMEYİ ÖNLÜYOR" Dünya çapında çeşitli ülkelerdeki çalışmalarının ardından 2019’da Boğaziçi Üniversitesi’ne gelen Dr. Öğr. Üyesi Steven Footitt, iklim değişikliğine bağlı olarak aşırı sıcakların tohumları ikinci bir uyku haline sokarak, çimlenmeyi engelleyebildiğini belirtiyor. Bunun aslında hayatta kalma stratejisi olduğunu söyleyen bilim insanı Türkiye’de gıda güvenliğini tehdit edebilecek bu süreci şöyle anlatıyor: “Bitkiler, aşırı sıcaklık gibi stres olayları karşısında hayatta kalmak için stratejiler geliştirir. Çünkü doğal seçilim, bitkilerin bu tür zorlu koşulları tolere etmesine veya bunlardan kaçınmasına yardımcı olan mekanizmalar geliştirilmesini sağlamıştır. Bu davranışlardan biri birçok bitkinin tohumlarında gerçekleşen uyku hali (dormansi) ile birlikte bitki büyümesinin durması. Tohumlar ana bitkiden dağıldıktan sonra tetiklenen uyku hali; uygun su, ışık ve sıcaklık koşulları altında da olsa çimlenmeyi önlemeye devam edebilir. Tohumlar, çimlenmeye olanak sağlayan çevresel etkenlere duyarlı hale gelene kadar bu uyku durumunun azalması gerekli. Ancak tohumların dağılmasından sonra aşırı sıcaklık gibi çimlenmeyi önleyen koşullar hala devam ederse, çok daha derin bir ikincil uyku hali ortaya çıkar. Bu şekilde tohumlar, uygun koşullar oluşana kadar toprakta birkaç yıl yaşayabilir. Bu, aslında çoğu yabani bitki tarafından hayatta kalmak için kullanılan bir korunma stratejisi. Bu strateji, farklı bitki popülasyonlarının adapte olduğu çevrelere bağlı olarak türler arasında farklılık gösterir.” “TOHUMUN ÇİMLENMESİNİ ENGELLEYEN GENLER HARİTALANDIRILACAK" Dr. Steven Footitt ve ekibi yüksek genetik çeşitliliğe sahip “Arabidopsis” bitkisi üzerinde yapacakları genetik haritalandırma çalışmalarıyla, tohumlardaki bu uyku hali mekanizmasını çözmeyi hedefliyor. Bunun iklim değişikliğine dayanıklı “akıllı bitkiler”in geliştirilmesine çok büyük katkılar sunacağını vurgulayan bilim insanı, “Proje kapsamında model bitki olarak ‘Arabidopsis’i kullanacağız. Bu bitki ortalama 30-40 günlük ömre ve beş kromozom üzerinde yaklaşık 25 genlik küçük bir genom yapısına sahip. Arabidopsis türlerindeki genetik çeşitlilik seviyesi yüksek ve bu da farklı ekotiplerde iklim adaptasyonu ile meydana gelen varyasyonların belirlenmesini kolaylaştırıyor. Ben ve ekibim aşırı sıcaklık gibi ikinci uyku haline neden olarak tohumun çimlenmesinin önüne geçen süreçlerin düzenlenmesinde rol oynayan, iklime adapte olmuş genleri haritalandıracağız. İklim değişikliğine uyum sağlamak için aynı türün genetik olarak farklı tohumlarının uyku halini kullanarak nasıl hayatta kaldıklarını inceleyeceğiz. Bu da bize ilerleyen zamanlarda iklim değişikliğine uyumlu bitkilerin yetiştirilebilmesi için büyük katkılar sağlayacak. Bu, Türkiye’de tarım ve gıda güvenliği için de çok büyük bir adım” diye konuşuyor. “ELDE EDİLECEK BİLGİLER GENETİK BİTKİ ÇEŞİTLİLİĞİNİ KORUMAK İÇİN ÖNEMLİ" İki yıl sürmesi planlanan proje sonunda ortaya çıkacak veriler, karşılaştırmalı olarak incelenmiş bitki davranışlarından hangisinin iklim değişikliğine daha iyi yanıt verebildiğini ortaya çıkaracak. Bilim insanı, Türkiye’nin zengin bir doğal floraya sahip olduğunu, bu nedenle bitkilerin iklim değişikliği karşısındaki tepkilerine dair elde edilecek bilgilerin, genetik bitki çeşitliliğini korumak adına önemli olacağının altını çiziyor. Ayrıca projeden elde edilecek verilerle, ikinci uyku halini azaltarak tarımsal açıdan bitkilerde daha hızlı çimlenmeyi sağlayacak elit soyların üretilmesinde kullanılabilecek genler anlaşılmış olacak. Dr. Öğr. Üyesi Steven Footitt kimdir? Dr. Öğr. Üyesi Steven Footitt, yıllardır tohumlarda uyku haliyle ilgili moleküler ve eko-fizyolojik çalışmalar yürütüyor. North East London Politeknik’ten mezun olan Dr. Footitt, henüz lisans eğitimi sırasında stajyer olarak Kraliyet Botanik Bahçeleri’nde çalışmaya başladı. Daha sonra doktorası için ABD’deki Louisiana Eyalet Üniversitesi’nde pirinç tohumunda dormansi üzerine araştırmalar gerçekleştirdi. Doktora sonrasında Edinburgh Üniversitesi, İsveç Tarım Bilimleri Üniversitesi, Uppsala, dünyanın en eski tarımsal araştırma enstitülerinden olan Rothamsted Research ve Warwick Üniversitesi dahil olmak üzere bir dizi üniversitede doktora sonrası bilim insanı olarak görev aldı. Warwick Üniversitesi’nde Prof. Bill Finch- Savage ile ortak yürüttüğü çalışmada, topraktaki tohumların çevresel sinyallere nasıl tepki verdiğini daha iyi anlamak için gerçekleştirilen dormansi ile ilgili moleküler eko-fizyolojik çalışmalara öncülük etti. Bilim insanı 2019’da Boğaziçi Üniversitesi Boğaziçi Üniversitesi Moleküler Biyoloji ve Genetik Bölümü kadrosuna katıldı. Kaynak : Dünya 

Medikal ve Sağlık Sektörü, 28. Expomed Eurasia Fuarı'nda Buluşacak

Pandemide kritik sorumluluklar üstlenen medikal ve sağlık sektörü, 2-4 Haziran 2021’de 28. Expomed Eurasia Fuarı’nda buluşacak. Tüyap Fuar ve Kongre Merkezi’nde, hibrit anlayışıyla düzenlenecek Uluslararası İstanbul Tıbbi Analiz, Teşhis, Tedavi, Koruma, Rehabilitasyon, Laboratuvar Ürün, Cihaz, Sistem, Teknoloji, Donanım ve Hastaneler Fuarı, üç önemli online etkinliğe de sahne olacak. Medikal ve sağlık fuarı Expomed Eurasia, Tüm Tıbbi Cihaz Üretici ve Tedarikçi Dernekleri Federasyonu (TÜMDEF) ve bağlı dernekleri, Türkiye Sağlık Endüstrisi İşverenleri Sendikası (SEİS) ve Sağlık Gereçleri Üreticileri ve Temsilcileri Derneği (SADER)  iş birliği ile hazırlanıyor. Pandemi sürecinde çok fazla kullanılan maskelerden dezenfektanlara, hastane yataklarından, ekipmanlarına kadar her türlü tıbbi cihazın ziyaretçilerle buluşacağı Expomed Eurasia, hibrit formda gerçekleştirilecek. Tüyap’ın grup şirketlerinden Reed Tüyap Fuarcılık’ın organize edeceği Expomed Eurasia’ya, hastane yapı ve tıbbi tesis yönetimi, ortopedi, fizik tedavi ve rehabilitasyon, reçetesiz ilaç (OTC), elektro medikal ekipman, medikal ve laboratuar teknolojileri, sarf malzemeler ve tek kullanımlık tıbbi ürünleralanlarındaki üretici, ihracatçı ve temsilci firmalar katılacak. "DİJİTAL DÖNÜŞÜME CİDDİ YATIRIM YAPTIK" Fuarla ilgili bilgi veren Reed Tüyap Fuarcılık Genel Müdürü Ali Muharremoğlu, "2021 yılında Expomed’i yepyeni bir formatta organize ederek medikal sektörü bir araya getireceğiz. Temellerini geçtiğimiz yıllarda attığımız hibrit fuar anlayışını daha da geliştirerek sektörü yenilikçi bir fuar konseptiyle tanıştıracağız. Kovid-19 sürecinde daha da hızlı bir şekilde dijitalleşmek zorunda kalan dünyaya fuarcılık sektörü olarak bizler de kayıtsız kalmadık. Yaşanan bu dijital dönüşüme beş senedir çok ciddi yatırım yaptık ve şimdi bir adım daha ileriye giderek tüm iş yapış modellerimizi dijital ortama uygun hale getiriyoruz" dedi. "DİSTRİBÜTÖR BULMA PLATFORMU KURDUK" "Bu seneden itibaren kapsamlı bir şekilde hayata geçirdiğimiz hibrit fuar anlayışımız doğrultusunda Expomed Fuarımızı tematik online etkinliklerle daha da güçlendiriyoruz” diyen Ali Muharremoğlu, fuarla eş zamanlı düzenlenecek online etkinlik hakkında şu bilgiyi verdi: "Fuar ile eşzamanlı olarak gerçekleşecek online etkinliğimiz 2-4 Haziran tarihlerindeki ‘Distribütör Günleri’olacak. Expomed Fuarımız sadece bir ürün alım satım platformu değil aynı zamanda katılımcı firmaların distribütörlük ağlarını oluşturmaları ve yeni pazarlar keşfederek mevcut iş ağlarını daha da geliştirebilecekleri bir buluşma noktasıdır. Bu bakımdan sadece distribütörlük görüşmelerine odaklı olarak Business Connect Programı üzerinden gerçekleşecek bu üç günlük etkinlikte, hem katılımcı firmalar yepyeni bölgelerde ve ülkelerde temsilcilikler bulabilecek; hem de fuarımıza katılan uluslararası firmalar, Türkiye ve yakın coğrafyamızda kendilerini temsil edebilecekleri iş ortaklarını Distribütörlük Günleri kapsamında bulabilecekler." "EXPOMED ONLİNE ETKİNLİKLERLE DAHA GÜÇLÜ" Reed Tüyap Fuarcılık, Business Connect Programı üzerinden Expomed Fuarı’ndaki katılımcı firmaları en doğru potansiyel iş ortaklarıyla ve müşterileriyle de online platformda buluşturacak. Expomed Eurasia Hybrid+ kapsamında online Business Connect Programı üzerinden 3 ana online etkinlik olacak. Bunların ilki 26-27 Mayıs 2021 tarihlerinde gerçekleşecek Hastane Günleri olacak. Bu online B2B etkinliğinde; hastane altyapısı ve malzemeleri, elektro medikal cihaz ve ekipmanlar, medikal sarf malzemeler ve reçete dışı satılan gıda takviyesi, vitamin gibi ürünler alanında ürün ve hizmet gamı bulunan katılımcı firmalar en doğru alıcı kitleleri ile iki gün boyunca online platform üzerinden bir araya gelecek. 3 GÜNLÜK FUARA, 3 AY İŞ GÖRÜŞMESİ İMKANI Reed Tüyap, yeni nesil fuarcılık anlayışının bir parçası olarak Expomed Eurasia’daki iş görüşmelerini sadece fuar günleri ile sınırlı tutmayarak bu süreyi çok daha uzun bir döneme yayacak. Şirketin Genel Müdürü Ali Muharremoğlu, "9 Haziran-9 Eylül 2021 tarihleri arasında yine Business Connect Programı üzerinden katılımcılarımızın müşteri kitleleri ile ‘online iş bağlantıları’ yapmaları mümkün olacak. Bu sayede üç günle sınırlı olmayan bir fuar deneyimini dijital ortamda fuardan sonraki 3 ay boyunca hem katılımcılarımıza hem de ziyaretçilerimize yaşatabileceğiz” diyerek bu konuda bilgi verdi. "TÜM ÖNLEMLERİMİZİ ŞİMDİDEN ALDIK" Tüyap Fuar ve Kongre Merkezi’nin Türkiye’nin ilk TSE COVID-19 Güvenli Hizmet Belgesi almaya hak kazanan fuar alanı olduğunu söyleyen Muharremoğlu, konuşmasını şöyle sürdürdü: "Geçen yıl sıkı biyogüvenlik önemleri altında gerçekleşen Expomed Fuarı beklentilerimizin çok üstünde bir başarı sergiledi. Katılımcı firmalarımız fuardan oldukça memnun ayrıldı.Tüm paydaşlarımızın sağlığı bizim için her zaman öncelikli olmuştur. Bu nedenle 2-4 Haziran 2021 tarihinde alanda gerçekleşecek Expomed Fuarımız için de alandaki tüm önemlerimizi şimdiden almış durumdayız. HES kodu sorgulaması, maske zorunluluğu, metrekare başına düşen kişi sayısı gibi tüm konuların katılımcı ve ziyaretçilerimizin konforunu en az etkileyecek şekilde hayata geçirebilmek için uzman bir heyetimiz bulunuyor. Ayrıca, temassız fuar anlayışıyla katılımcı firmalarımızın ve ziyaretçilerimizin fuar alanındaki deneyimini en üst seviyeye çıkartıyoruz. 

3 Büyük Üniversiteden Biyoteknolojide İş Birliği

Yıldız Teknik Üniversitesi (YTÜ), İstanbul Üniversitesi-Cerrahpaşa ve Marmara Üniversitesi, Türkiye ekonomisi açısından stratejik öneme sahip biyoteknoloji alanında iş birliğine imza attı. Bu kapsamda her üç üniversitenin alanında uzman öğretim üyelerinin katılımıyla, yapay zekâ teknolojileri, doku mühendisliği, insan ve hayvan moleküler biyoloji ve genetiği gibi alanlarda Ar-Ge gerçekleştirilecek. Ayıca üniversite öğrencilerinin mesleki gelişimlerini desteklemek amacıyla staj olanağı da sağlanacak. İşbirliğiyle ilgili bilgi veren YTÜ Rektörü Prof. Dr. Tamer Yılmaz, şunları söyledi: “Bir Ar-Ge üniversitesiyiz ve dört alanda öne çıkıyoruz; biyoteknoloji, temiz enerji, savunma teknolojisi ve dijital teknolojiler. Değerli ve her biri kendi alanında uzman öğretim kadrolarının katkısıyla kuracağımız bu yeni yapıda, ekonomimiz açısından stratejik öneme sahip biyoteknoloji alanında Ar-Ge çalışmaları yürüterek geliştirilecek buluşları, sanayimizin hizmetine sunmak istiyoruz.” Üniversitelerin her birinin yetkinlik alanlarının birbirinden farklı olduğunu vurgulayan İstanbul Üniversitesi-Cerrahpaşa Rektörü Prof. Dr. Nuri Aydın da “Güç birliğiyle  hem sağlıkta hem biyoteknolojide daha ileri noktaya, üniversite-sanayi iş birliğini de içine katarak ilerleyeceğimize inanıyorum” dedi. Üç köklü üniversitenin güçlerini birleştirdiğine dikkat çeken Marmara Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Erol Özvar ise “Bu aslında Türkiye’deki yüksek öğretim kurumları arasında bir sinerji üretmek bakımından örnek olabilecek bir iş birliği” diye konuştu. Kaynak : Basın Bülteni

Uluslararası 9. İlaç Kimyası Kongresi Antalya’da Gerçekleşti

Atatürk Üniversitesi ve Kimyagerler Derneğinin iş birliği ile düzenlenen Uluslararası 9. İlaç Kimyası Kongresi Antalya’da gerçekleşti. Araştırma ve geliştirme (AR-GE) çalışmalarının daha verimli, etkin ve başarılı bir şekilde yürütülebilmesi amacıyla düzenlenen İlaç Kimyası Kongresi, bu alanda çalışan özel sektör ve kamu kurum temsilcileri ile üniversitelerden araştırmacıları bir araya getirdi. Sağlık Bakanlığı Türkiye İlaç ve Tıbbi Cihaz Kurumundan üst düzey yöneticilerin katıldığı bu yılki kongrenin bilimsel programı 12 oturumda gerçekleşirken, ilaç konusunda uluslararası tanınırlığı olan 8’i yurt dışından, 6’sı ise yurt içinden 14 davetli konuşmacı sunum yaptı. Davetli konuşmacı olarak kongreye katılan TÜBİTAK Covid-19 İlaç ve Aşı Platformu Koordinatörü Prof. Dr. Şaban Tekin, TÜBİTAK tarafından desteklenen ve Covid-19 İlaç ve Aşı Platformu bünyesinde yürütülen projelerin kapsamları ve projelerin mevcut durumları hakkında bilgi verdi. 200’ün üstünde katılımcının yer aldığı kongrede 60’a yakın sözlü sunum, 100’ün üstünde poster sunumu gerçekleştirildi. İki gün açık tutulan ve poster sahiplerinin dört saat süreyle çalışmalarını tartıştıkları poster sunumları bir jüri tarafından değerlendirilerek en başarılı bulunan 10 poster ödüllendirildi. “İlaç geliştirme değer zinciri ve başarı kriterleri” konulu bir çalıştayın da gerçekleştirildiği kongrede sektöre yönelik faaliyet yapan çok sayıda tedarikçi firma reyon sergileriyle katkı verdi. Pandemi ortamı göz önüne alınarak, hijyen, koruma ve sosyal mesafe kurallarına uyacak şekilde gerçekleştirilen kongre, bu yönüyle de katılımcıların büyük takdirini topladı. Kongrenin kapanış oturumunda konuşan katılımcılar, Atatürk Üniversitesi ve Kimyagerler Derneğine teşekkür ederek kongrenin ülkemiz bilim insanları, ilaç endüstrisi araştırmacıları ve personeli ile bu alandaki tüm paydaşları bir araya getirmesinin yanında hem ulusal hem de uluslararası yeni iş birlikleri kurmaya imkân hazırladığını vurguladılar. Kimyagerler Derneği tarafından 2013 yılından bu yana her yıl yapılan İlaç Kimyası Kongresi son üç yıldır Atatürk Üniversitesinin desteği ve iş birliği ile organize ediliyor. Kaynak :Basın Bülteni

ATASAM Doğu Anadolu Gözlemevi'nin İnşaatı Tamamlanıyor

Doğu Anadolu Gözlemevi (DAG) teleskobu yaklaşık 100 ton ağırlığında ve 4 metrelik aynası ile uzayı gözlemleyecek. Gözlemevi, sadece Türkiye için değil uluslararası uzay çalışması yürüten kuruluşların da iş birliği yapacağı bir tesis haline gelecek. Kasım ayının sonlarında kurulumunun tamamlanması beklenen DAG Teleskobu, ayrıca halk etkinliklerinde de hizmet verecek. Atatürk Üniversitesi Astrofizik Araştırma ve Uygulama Merkezi (ATASAM) tarafından yürütülen ve 3 bin 170 metre rakımda, Erzurum Konaklı Karakaya Tepelerine inşa edilen Doğu Anadolu Gözlemevi'nde çalışmalar devam ediyor. Türkiye'nin uzay bilimleri araştırmalarının önemli bir parçası haline gelecek olan gözlemevinin inşaat çalışmalarının büyük kısmı tamamlandı. Belçika-İtalya ortak yapımı 100 tonluk teleskop ise Mart ayının ilk haftasında 7 TIR ile Erzurum'a getirildi. Hangarda bekletilen teleskopun Haziran ayı itibariyle gözlemevi binasına yerleştirilmesi planlanıyor.                                                           Doğu Anadolu Gözlemevi, dünyada da büyük bir öneme sahip. Enlem ve boylam olarak dünyada gözlem yapabilecek tek teleskop unvanını elinde bulunduran Gözlemevi, dünyanın ileri gelen uzay araştırma kuruluşları ile de birçok ortak projeye imza atacak. ULUSLARARASI İŞ BİRLİĞİ YAPILACAK ATASAM Müdürü ve Doğu Anadolu Gözlemevi Proje Yürütücüsü Prof. Dr. Cahit Yeşilyaprak, yurt dışındaki kuruluşlarla iş birliklerinin önünün açık olduğunu söyledi. Gözlemevinin açılışı ile ilgili bilgilerde veren Yeşilyaprak; “Şu an çalışmalarımız tüm hızıyla devam ediyor. Bina ve kubbe yüzde 95 oranında tamamlandı. Çalışmalarımızı dış ortamda gerçekleştirdiğimiz için bulunduğumuz kentin doğa koşulları maalesef yılın sadece 5 ayı bizlere çalışmak için müsaade ediyor. Biz bu 5 ayda olabildiğince projemizi hızlı bir şekilde yürüttük. Doğu Anadolu Gözlemevi barındırdığı birçok teknik özellikle hem ülkemiz hem de dünyamız için önemli hizmetler gerçekleştirecek. Ülkemizin başlattığı Milli Uzay Programında önemli bir rol oynayacak'' dedi.                                                                                              İLK IŞIĞI OCAK 2022'DE ALACAK Türkiye'nin en büyük gözlem evini kurduklarını anlatan Prof. Dr. Yeşilyaprak, ‘'Kırmızı ötesi dalga boylarıyla önemli çalışmalara imza atacağız. Bu enlem ve boylam üzerinde başka teleskop yok. Bu fırsat bizlere uluslararası uzay araştırma kuruluşları ile de iş birlikleri yapma fırsatı sağlayacak. Uluslararası kurumlarla uzayın gözlemlenmesinde önemli işbirliklerinin olacağını düşünüyoruz. Ayrıca eğitim anlamında da ülkemiz için oldukça önemli bir yapıdan bahsediyoruz. Şu an Atatürk Üniversitesi olarak uzay bilimlerine yönelik çalışmalarımız var. Özellikle yurt dışında lisans eğitimi almak için bu konuda tercih edileceğimizi de biliyoruz. Kurulum sonrası hassas optik ve mekanik ayarlar yapılacak ve bundan sonra ilk ışığın alınması planlanmaktadır. En iyi ihtimalle Kasım ayının sonlarına kadar burada testler, ayarlamalar, fiziki çalışmalar ve alt yapıların tamamlanacağını ümit ediyoruz. Bir dizi kontrol aşamasından sonra 2022’nin ilk aylarında teleskobun ‘ilk ışığını' almasını öngörüyoruz” diye konuştu. “DÜNYANIN ÖNEMLİ MERKEZİ OLACAK” Doğu Anadolu Gözlemevi ile ilgili açıklamalarda bulunan Atatürk Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Ömer Çomaklı; “Uzay bilimine yönelik ülkemizin son yıllarda başlattığı önemli çalışmalara Atatürk Üniversitesi olarak katkı sunmaktan dolayı çok gururluyuz. Öğrencilerimiz Gözlemevinde önemli tecrübeler edinecekler. Bilim insanlarımız burada uzayın derinliklerini araştıracaklar. Buradan çok önemli bilimsel çalışmalara imza atılacağına inancım tamdır. Hali hazırda çalışmalar devam ediyor. Belçika ve İtalya ortak yapımı olan aynalar şehrimize getirildi. Hangarda bekletiliyor. Binanın durumuna göre teleskopların yerleştirilme işlemleri başlatılacak. Burada da çok hassas çalışmalar yapılıyor. Umarım tüm çalışmalar tamamlanınca Doğu Anadolu Gözlemevi hem ülkemizin hem de dünyanın önemli bir bilim merkezi haline gelecek” ifadelerini kullandı. Kaynak :Basın Bülteni

AR-GE Merkezinde En Çok Marka Alan İlaç Firması Ödülü Ali Raif İlaç'a Verildi

58 yıldır insan sağlığını korumak ve iyileştirmek amacı ile topluma yüksek kalitede hizmet ve ürünler sunmayı misyon edinen Ali Raif İlaç, 9. Uluslararası İlaç Kimyası Kongresi AR-GE Ödülleri kapsamında AR-GE MERKEZİNDE EN ÇOK MARKA ALAN İLAÇ FİRMASI kategorisinde 1.’lik ödülü kazandı. Yıllardır araştırma ve geliştirme faaliyetleri yürüten Ali Raif, T.C. Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı onayı ile 2 Ocak 2017  tarihinde  Ar-Ge Merkezi olmaya hak kazanarak çalışmalarını sürdürmektedir. Turkishtime tarafından hazırlanan Türkiye ARGE 250 Araştırması kapsamında sektöründe hem proje  hem marka  sıralamasında ilk sıralarda yer alan şirket,   %70 kadın araştırmacı istihdamına ulaşarak fark Ar-Ge ekibi ile, bu yıl da 8-11 Nisan 2021  tarihinde Antalya’da düzenlenen 9. Uluslararası İlaç Kimyası Kongresi AR-GE Ödülleri kapsamında AR-GE MERKEZİNDE EN ÇOK MARKA ALAN İLAÇ FİRMASI kategorisinde 1.’lik ödülüne  layık görüldü. Çalıştığı alanlarda gerek hasta gerek hekim için öncelikle etkili, farklılaşmış farmasötik formlarla kullanım kolaylığı sağlayan ve hasta uyumunu artıran yenilikçi ürünler yapmayı hedefleyen Ali Raif İlaç, yaşam değer katar misyonu ile yer aldığı tedavi alanlarında yeni alternatifler sunarak tedavi başarısını artırmayı, patent ve marka portföyünü genişletmeyi öncelikli olarak hedeflemektedir. Ali Raif İlaç Sanayi Hakkında Genç cumhuriyetin ilk yıllarında temelleri atılan ve 1928’de 157 şirketten biri olarak kurulan Ali Raif ve Şeriki, 1963 yılından itibaren Muzaffer Turhan tarafından ilaç sanayinde faaliyet gösterecek şekilde yeniden organize olmuştur. Ali Raif İlaç, tüm çalışmalarında insana saygıyı, güvenilirliği, başarıyı ve yenilikçiliği prensip edinmiştir. Kuruluşunun ilk yıllarında çok uluslu şirketlerin lisansları ile ilaç üretip pazarlarken, 1980’li yıllardan itibaren bitmiş ürün ilaç ithalatı ve eşdeğer ürün üretim ve pazarlamasını da gerçekleştirerek ve işbirliği içindeki ülkelere kendi markalarını ihraç ederek Türk İlaç Endüstrisi’nin önemli oyuncuları arasında yerini almıştır. 1999 yılında açılan İkitelli Organize Sanayi Bölgesi’ndeki modern üretim tesisleri ve güçlü çalışan kadrosu ile faaliyetlerini yürütmektedir. Yıllardır araştırma ve geliştirme faaliyetleri yürüten Ar-Ge departmanı, T.C. Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı onayı ile 2 Ocak 2017 tarihinde Ar-Ge Merkezi olmaya hak kazanarak çalışmalarına devam etmektedir.  2018 ve 2019 yıllarına ait ''Türkiye Ar-Ge 250 Araştırması’’ kapsamında, Ali Raif İlaç gerek kadın araştırmacı istihdamı gerekse ürettiği proje ve marka sayısı başlıklarında listede ilk sıralarda yerini almıştır. İlaç endüstrisi kariyer yolculuğunda emin adımlarla ilerlemeye imkan veren Ali Raif ilaç, insan kaynağına verdiği değeri, 2019 yılı İnsana Saygı Ödülü ile taçlandırmıştır. Ali Raif İlaç, her zaman etik çalışma ve paydaşlarına güven veren yaklaşımı bir standart olarak benimsemiştir. İnsan sağlığını korumak ve iyileştirmek amacı ile topluma yüksek kalitede hizmet ve ürünler sunmak misyonu ile yaşama değer katmaya devam etmektedir. Kaynak : Basın Bülteni

KTÜ Yerli İlaç Üretimi Hedeflerinin Hacmini Genişletiyor

Türkiye'de kurulan ikinci teknik üniversite olan Karadeniz Teknik Üniversitesinde (KTÜ) milli ve yerli üretime destek amacıyla Ar-Ge yapacak uygulama ve araştırma merkezlerinin sayısını artırmak için çalışmalara devam ediliyor. KTÜ bünyesinde ilk olarak, ülkenin milli ilaç üretimi hedefleri doğrultusunda 2018 yılında preklinik araştırmalarla ilaç etkin maddesi ve ilaç formülasyonları geliştirmek için İlaç ve Farmasötik Teknoloji Uygulama ve Araştırma Merkezi (İLAFAR) kuruldu. Doğu Karadeniz'de ilk ve tek olan, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığınca da desteklenen merkezde beşeri ilaç ağırlıklı olmakla birlikte veteriner ve zirai ilaçlara ilişkin çeşitli çalışmalar yapılıyor. Üniversitenin Ar-Ge çalışması yapacak ikinci merkezi ise medikal alanında hizmet verecek. Kanuni Kampüsündeki KTÜ Bilimsel Araştırmalar Merkezi binasının bir katında konuşlandırılan Medikal Cihaz Tasarım ve Üretim Uygulama ve Araştırma Merkezi'nin yönetmeliği 29 Mart 2021 tarihli Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girdi. "Katma değeri yüksek ürünler üretmeyi planlıyoruz"  Rektör Prof. Dr. Hamdullah Çuvalcı, AA muhabirine, 1955 yılında kurulan KTÜ'nün ülkenin dördüncü, teknik alanda ise ikinci üniversitesi olduğunu söyledi. KTÜ'nün teknik konularda daha da öne çıkması gerektiğini belirten Çuvalcı, üniversitenin aynı zamanda bölgeye hizmet veren tıp fakültesi ve hastaneyi de bünyesinde bulundurduğunu aktardı. Çuvalcı, ülkenin milli ve yerli konseptine dayalı üretim atağını çok önemsediğini ifade ederek, bu anlamda savunma ve havacılık sektörlerine gelen büyük heyecanı tüm alanlara yaymak gerektiğini vurguladı. Bu düşünce doğrultusunda KTÜ'nün yetkin alanlarından mühendislik ve tıp fakültelerindeki akademik altyapıda işbirliğini artırmak için harekete geçtiklerini dile getiren Çuvalcı, İLAFAR'ın ardından bu kez ülkenin öncelikli kalkınma alanlarından olan medikal cihazlar üzerine odaklanmayı seçtiklerinin altını çizdi. Çuvalcı, medikal cihaz alanında katma değeri yüksek ürünler üretilebildiğine dikkati çekerek, "Ülkemizden bu alan için büyük döviz çıktısı oluyor. Çok yüksek fiyatlarla dışarıdan ithal ettiğimiz ürünlere ilişkin çalışmaları, Medikal Cihaz Tasarım ve Üretim Uygulama ve Araştırma Merkezinde yapacağız. Prototip üretimlerini bu merkezimizde gerçekleştireceğiz." dedi. Merkezde mühendislerden oluşan 5 kişilik ekibin çalışmalara başladığını belirten Çuvalcı, "Bazı cihazlar alındı, yeni cihazlar da alacağız. İleride üretim için know-how aldıktan, geliştirdikten sonra iş adamı yatırımcılarla oturup lisans anlaşması yapacağız inşallah. Katma değeri yüksek ürünler üretmeyi planlıyoruz. Akademisyen altyapımız var, yeni eleman da alıyoruz. Merkez için plastik printerimiz var, metal printer de alıyoruz 3 milyon liraya." ifadelerini kullandı. Çuvalcı, medikal cihazların geniş kullanım alanı olduğunu ifade ederek, şu değerlendirmede bulundu: "Diş hekimliğinde kullanılan bazı ürünleri burada yapabileceğiz. Örneğin çene kemiğine monte edilen bazı implantlar burada yapılabilecek. Çok geniş ürün gamımız var. Merkez için ilk etapta 5 milyon liralık yatırım öngörüldü. İleride ürün Ar-Ge'si bittiği zaman burası aslında kendi kendini çevirebilecek. Şu anda videolu laringoskop, kalp-akciğer makinesi gibi bazı ürünler üzerinde Ar-Ge çalışmaları başladı. Ar-Ge çalışması kısa zamanda olacak bir şey değil, bununla ilgili altyapı, insan kaynağı, mekan önemli. Bizim bu anlamda böyle bir irademiz var." Üniversitelerin sadece bilimin yapıldığı, öğrenci yetiştirilen değil, topluma faydalı işlerin üretildiği yerler de olduğunu, bu manada toplumsal faydayı çok önemsediklerini vurgulayan Çuvalcı, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığının da çok güzel teşvikleri olduğuna işaret etti.  KTÜ bünyesindeki İLAFAR'a değinen Çuvalcı, "Şimdi ise Medikal Cihaz Tasarım ve Üretim Uygulama ve Araştırma Merkezi başladı. Yakın zamanda da manyetik malzeme üzerine bir üretim merkezi kurmayı planlıyoruz, buna ilişkin çalışmalarımız devam ediyor." diye konuştu. Çuvalcı, akademisyenlerden gelen ürün çıktısı olan çalışmaları her zaman desteklediklerinin altını çizerek, şunları kaydetti: "İLAFAR şuanda yaklaşık 1,5 milyon liralık cihaz istiyor. Vereceğiz, niye? Çıktısı var çünkü. Orada 7-8 akademisyenimiz heyecan ve gayretle ülkeye faydalı ürün geliştirmek için çalışıyorlar. Çalışana destek bizden ama ürün üretecek, bize diyecek ki, 'Ben şu uçağın, şu parçasını yapacağım' o zaman destek veriyorum. İnşallah güzel işler yapacağız. KTÜ teknik üniversite, 60 yıllık kültümüz, çok değerli hocalarımız var. Güzel işler yapacağımıza inanıyorum." Kaynak : AA

İlk Yerli Yüksek Çözünürlüklü Yer Gözlem Uydusu İMECE Gelecek Yıl Uzaya Fırlatılacak

Türkiye Uzay Ajansı Başkanı Serdar Hüseyin Yıldırım, yapımı devam eden yüksek çözünürlüklü yer gözlem uydusu İMECE'nin gelecek yıl uzaya fırlatılacağını bildirdi. Yıldırım, çeşitli programlara katılmak üzere geldiği Bursa'da AA muhabirine, Türkiye'nin uzay konusunda son yıllarda ciddi mesafe katettiğini söyledi. Uzayın zor bir alan olduğunu belirten Yıldırım, Milli Uzay Programı'nın 1,5 yıllık zamanda ortak akılla hazırlandığını anlattı. Yıldırım, devam eden projelerden "ilk yerli yüksek çözünürlüklü yer gözlem uydusu" İMECE'nin artık son safhada olduğunu dile getirerek, şunları kaydetti:  "İMECE'yi inşallah önümüzdeki yıl fırlatmayı planlıyoruz. İMECE bir uzaktan algılama uydusu, yakın yörüngede dolaşacak. Önemli bir görev yapacak. Metre altı çözünürlüğe sahip bir kamerası var. Bizim için çok önemli çünkü İMECE yüzde 60'a varan bir yerlilik oranıyla yapılıyor. Mühendisliğinde, tasarımında hatta bazı bileşenlerinde, alt sistemlerinde bizim mühendislerimizin, teknisyenlerimizin, tasarımcılarımızın, hepsinin emeği var." İMECE'nin artık "uçuş modeli" denilen safhada olduğunu anlatan Yıldırım, "Buna biz artık uçuş modeli diyoruz. Uzaya gönderilecek model toparlanmaya başlandı. Diğer modeller tamamlandı, testleri de yapıldı. En son artık uzaya gönderilecek modelin montajı aşamasındayız. Gelecek yıl uzaya fırlatacağız." dedi. Yıldırım, fırlatma hizmetinin dışarıdan alındığını bundan dolayı tam tarih veremediklerinin altını çizerek, "2022 ama hangi ay hangi gün belli değil. Henüz Türkiye kendi imkanlarıyla uydularını uzaya fırlatamıyor. Bu bir eksiklik ve Milli Uzay Programı'nın içinde bu hedef de var. İnşallah bunu 10 yıl sonrasında biz yapacağız ama şu anda başkalarıyla bu hizmeti alarak fırlattırdığımız için onların programı bizi belirliyor. 2022'nin sonuna gelmeden biz bu işi yapmış olacağız." ifadelerini kullandı. Kaynak : AA

Türkiye'de İlk Kez 'İlaç Ham Maddesi Tuz' Üretildi

  Çankırı’da Hititler döneminden beri kullanılan 5 bin yıllık Tuz Mağarası’nda yerin 150 metre altından çıkartılan kaya tuzu, sağlanan devlet desteğiyle ilaç ham maddesi olarak hastalara şifa kaynağı olacak. Türkiye’de İlk Kez Üretilen GMP Belgeli Tuz İlaç Sanayinde Ham Madde Olarak KullanılacakÇankırı’da Kuzey Anadolu Kalkınma Ajansının (KUZKA) desteklediği bir tuz fabrikası tarafından Türkiye’de ilk kez üretilen Good Mabufacturing Practices (GMP) belgeli medikal tuz hem yurt içi ihtiyacı karşılıyor hem de yurt dışına ihraç ediliyor. Türkiye’de ilk kez 'ilaç ham maddesi tuz' üretildi 2002 yılında kurulan fabrikada yıllık 100 bin ton tuz üretimi yapılırken, Kuzey Anadolu Kalkınma Ajansı’nın sağladığı makine ekipman destek sonrasında üretim kapasitesi 200 bin tona çıkarıldı. Yatırımla birlikte fabrika yurt içinde ilaç sanayisinin medikal tuz ihtiyacının yüzde 80’ini karşılayacak kapasiteye ulaştı. Aynı zamanda Türkiye’de ilk kez GMP belgeli tuz üretmeyi de başaran fabrika ürünlerini yurt dışına da ihraç ederek yurda döviz girdisi sağlıyor. KUZKA destekleriyle fabrika modernize edildi KUZKA tarafından 2012 yılında Sanayi Üretiminin Arttırılması Mali Destek Programı kapsamında “Sanayi İşletmelerinin Üretim Kapasitelerinin Arttırılması ve Modernizasyonu” projesi ve 2013 yılında İktisadi Kalkınma Mali Destek Programı kapsamında “İşletmelerin Üretim/Hizmet Kapasitesinin Arttırılması ve Kalite Standardının Yükseltilmesi” projesiyle fabrikaya iki ayrı destek sağlandı. Bunların dışında fabrikaya, yaklaşık 110 milyon TL tutarındaki kapasite artışı yatırımı ve 30 milyon TL tutarındaki 2,5 megawatt kapasiteli kojenerasyon tesisi yatırımı için yatırım danışmanlığı desteği sunuldu. Fabrika ayrıca yatırımları sırasında teşvikler, devlet destekleri ve bürokratik işlemlerin kolaylaştırılması gibi KUZKA’nın danışmanlık hizmetlerinden yararlandı. “Türkiye’de ilk üretilen GMP belgeli tuz, ilaç ham maddesi olarak kullanılıyor” Çankırı’da faaliyet gösteren Tuz Fabrikasının Müdürü Makine Mühendisi Hasan Akgüç, ürettikleri ürünleri iki kategoride değerlendirdiklerini belirterek, “Birincisi tıbbi cihaz kapsamında medikal tuz üretiyoruz, bu ürün ile Türkiye’deki hemodiyaliz solüsyonları için tuz teşkil ediyor. GMP tuz dediğimiz ilaç ham maddesi olarak ikinci kategorideki medikal tuzu ise yurt içi ve yurt dışı piyasalara yönelik üretiyoruz. Türkiye’de şu anda üretim yapan başka bir yer yoktur. Türkiye’nin ilk ruhsatlı yeri Çankırı’dadır. Çok özel şartlarda ürettiğimiz ve ilaç ham maddesi olarak değerlendirdiğimiz bu ürünü hem yurt içi hem de yurt dışı ilaç ham maddesi olarak pazarlamaktayız. GMP tuzu fabrikamızda 8 aydır üretmekteyiz. Ülkemizde hemodiyaliz solüsyonu toplam ihtiyacının 50 bin ton civarında olduğunu tahmin ediyoruz. Bunun takriben yüzde 80’ini fabrikamız karşılıyor” dedi. “Kaya tuzu, diğer kaynaklara nazaran daha doğal” Kaya tuzunun diğer kaynaklara nazaran daha doğal, daha temiz ve daha kaliteli olduğunu söyleyen Akgüç, “Göl ve deniz tuzları atmosferik şartlarda oluşması nedeniyle evsel ve endüstriyel atıklarla bir etkileşimi söz konusudur. Bu açıdan baktığımız zaman kaya tuzu ham madde kaynağı açısından diğer kaynaklara nazaran daha temiz, daha doğal ve daha kaliteli olduğunu söyleyebiliriz” diye konuştu. “GMP belgeli tuzumuzu yurt dışına ihracat etmeye başladık” GMP belgeli tuzu ürettiklerini ve yurt dışına pazarlamaya başladıklarını belirten Akgüç, “İlaç ham maddesi olarak ürettiğimiz GMP belgeli tuzda 2021 yılı için hedefimiz yurt içi ve yurt dışı pazara yönelik inşallah en az yıllık 30 bin tona yakın üretim yapmaktır” şeklinde konuştu. “KUZKA’nın desteğiyle robotik üretime geçerek üretim kapasitemizi 200 bin tona çıkardık” Kuzey Anadolu Kalkınma Ajansı’nın desteğiyle robotik üretime geçtiklerini ve bu sayede yıllık 100 bin ton olan üretim kapasitesini iki katına çıkartarak yılda 200 bin ton tuzu fabrikada işlediklerini anlatan Akgüç, şöyle konuştu: “2002 yılında bir fabrika ile üretime başladığımızda yıllık 100 bin ton kapasite ile üretim yapıyorduk. 2012 yılında ikinci tesisimizi kurarak kapasitemizi 2 katına çıkartarak yıllık 200 bin ton kapasiteye ulaştık. Burada medikal tuz üretiyoruz, sofra tuzu üretimimiz var, ayrıca sanayi tuzu dediğimiz özellikle tekstil ve boya fabrikalarının kullandığı tuzu üretiyoruz. Rejenerasyon maksatlı su arıtma tesislerinde kullanılan tabletleri üretmekteyiz. Bunun yanında granül üretimimizde devam etmektedir. Üretim yaparken bizim proses fabrikamız sürekli yeni yatırımlarla kendisini geliştiriyor ve modernleşiyor. Bu modernleşme ve geliştirme çalışmalarında bize destek sunan özellikle Kuzey Anadolu Kalkınma Ajansı’nın çok büyük desteklerini gördük. Sistemin kendisini yenilemesiyle ilgili özellikle robotik sistemlerin kurulmasında, otomatik sistemlerin kurulmasında, ilave kapasite artımındaki diğer ek revizyon ve yatırımlarda KUZKA’dan büyük destekler aldık. Fabrikamız kurulduğundan bu yana biz, 18 proje yürüttük. KUZKA ile de şu ana kadar 5 tane proje yürüttük. Bunların toplam hibe tutarı da 5 ila 6 milyon lira arasındadır. Robotik sistemlerin kurulmasında, otomatik kolileme sistemlerinin kurulmasında, tesisin sevk ve idaresiyle ilgili bilgisayar kontrol sistemlerinin kurulmasında KUZKA’dan destek aldık. Bu bize fabrikamızın modernize edilmesiyle ilgili çalışmalarda çok önemli destek kaynağı oluşturdu. Biz, bu yatırımları yaparken özellikle eskiden teşvik belgesinin çıkartılmasında ve takibinde çok büyük zorluklar yaşıyorduk ancak KUZKA sayesinde çok hızlı bir süreçle bu müracaatlarımızı neticelendiriyoruz, takip ediyoruz ve bu konuda katkı sağlayan kurumlarımıza müteşekkiriz.” Kaynak :İHA  

Toplumun Biyolojik Hafızası: Biyobanka

Biyolojik örneklerin toplandığı biyobankalar, kanser, nadir hastalık ve salgınlarla mücadelede önemli rol oynuyor. Teknolojinin sınırlı kaldığı araştırmaların ileride yapılabilmesi, biyobankalarla mümkün olacak. Türkiye'de 6 biyobanka bulunuyor. Tüm dünyada giderek yaygınlaşan salgınlar... Kanser, obezite gibi kompleks hastalıklar... Aşı, tanı ve tedavi protokollerinin geliştirilmesinin hızlanması, zorlu sağlık sorunlarının çözümünde önem kazanıyor. Bu noktada devreye biyobankalar giriyor. Biyobankalar, belirli bir hastalığa özel, biyolojik materyal ve verilerin toplandığı, kataloglandığı ve saklandığı platformlar... Biyobankalar toplumun biyolojik hafızasını oluşturuyor. Saklanan örnekler ve veriler, sadece onam verilen amaçlar için kullanılabiliyor. Türkiye'de farklı illerde 6 aktif biyobanka bulunuyor. Onlardan biri İzmir Biyotıp Genom Merkezi bünyesinde, 2017 yılından beri faaliyette... Merkezde kanser, nadir hastalıklar ve COVID-19 gibi enfeksiyon hastalıklarına yönelik araştırmalar, antikor temelli biyoteknolojik ilaçlar ile aşılar, erken tanı ve tedaviye yönelik yeni teknolojiler geliştiriliyor. 31 araştırma ekibi, biyotıp ve genom bilimlerinin farklı alanlarında çalışmalarını sürdürüyor. İzmir Biyotıp Genop Merkezi Biyobanka Platform Direktörü/Araştırma Grup Lideri Prof. Dr. Neşe Atabey ile Biyobanka Birim Yöneticisi Dr. Sanem Tercan Avcı, TRT Haber'in sorularını cevapladı. Biyobanka nedir ve önemini nasıl anlatırsınız? Biyobankalar, bir popülasyona veya belirli bir hastalığa özel, onam veren kişilerden sistematik olarak toplanmış biyolojik materyallerin ve bunlarla ilişkili verilerin toplandığı, kataloglandığı ve saklandığı platformlardır. Bu örnekler ve veriler biyobankalarda hastaların kimlik bilgileri kodlanarak, kişisel veri güvenlik ilkelerine uygun olarak saklanmakta ve araştırmacılar tarafından sadece onam verilen amaçlar için, hastanın mahremiyeti sağlanarak, yasal ve etik düzenlemelere uygun olarak kullanılabiliyor. Yeni bulaşıcı hastalık salgınlarının, kanser/obezite gibi kompleks hastalıkların giderek arttığı dünyamızda, bu hastalıklardan korunmaya yönelik aşıların, tanı ve tedavi protokollerinin geliştirilmesinin hızlanması, can kayıplarının azalması için güvenilir tanı kitleri, etkin aşılar ve ilaçlar geliştirilmesi, geliştirilen moleküllerin etkinliğinin hızla test edilmesi kritik öneme sahip. Tüm bu amaçlar için biyobanka standartlarına uygun olarak toplanmış/saklanmış biyolojik örneklere ihtiyaç var. İBG ne zaman kuruldu? Kaç laboratuvar ve bilim insanı çalışıyor? Hangi alanlarda çalışma yapılıyor? Dokuz Eylül Üniversitesi (DEÜ) bünyesinde kuruluş fikri 15 yıl öncesine uzanan, 2014’te Uygulama ve Araştırma Merkezi, 2015’te ise Araştırma Enstitüsü olarak faaliyete geçen İzmir Biyotıp ve Genom Merkezi (İBG), 2017 yılı ağustos ayında 6550 sayılı yasa kapsamında desteklenerek Türkiye’nin Yaşam Bilimleri alanında ilk “Tematik Araştırma Merkezi” olarak kamu tüzel kişiliği kazandı. İBG’de devam etmekte olan bilimsel çalışmalar genel olarak özellikle nadir hastalıklar ve kanser alanlarına odaklanmış olup, bu alanlarda genomik, epigenomik, biyoinformatik, hesaplamalı yapısal biyoloji, immünoloji, sinirbilim, biyomühendislik gibi farklı alanlarda yetkin araştırmacılar ile nöroloji, metabolizma, gastroenteroloji, onkoloji, hematoloji gibi alanlarda uzmanlaşmış klinisyenler bir arada yeni bilgi ve ürünler geliştirmek için multidisipliner bir yaklaşımla çalışıyor. İBG, araştırmalar sonucu üretilen bilgilerin özellikle nadir hastalıklardan ve kanserden etkilenen hastalara ve topluma fayda sağlayacak ürünlere/katma değere dönüşmesi için gereken süreyi kısaltmak amacı ile temel, translasyonel ve klinik araştırmaları birbirine bağlayan bir kesişim noktası olmayı hedefliyor. İBG’de öncelikli olarak kanserlere, nadir hastalıklara ve COVID-19 gibi enfeksiyon hastalıklarına yönelik temel ve translasyonel araştırmalar, antikor temelli biyoteknolojik ilaçlar ile rekombinant protein temelli aşılar, erken tanı ve tedaviye yönelik yeni teknolojiler geliştiriliyor. Biyotıp ve genom bilimlerinin farklı alanında araştırmalar yapan 31 araştırma grubu lideri/platform yöneticisi görev yapıyor. Bu kişiler baş araştırmacılar veya lider baş araştırmacılar olup, çoğunluğu (%80) beyin göçü ile yurtdışındaki saygın kurumlardan ülkemize dönen bilim insanlarından ve ülkemizde farklı üniversitelerde araştırmalarını sürdürmekte olan, alanlarında yetkinliğini kanıtlamış akademisyenlerden (%20) oluşuyor. İBG’de yapılan araştırmaların toplum sağlığına ve ülkemize katkısını artırmak için, araştırma grup liderlerinin yanı sıra; ülkemizdeki farklı üniversitelerden yarı zamanlı görevlendirilen farklı klinik ve temel tıp alanlarında uzman araştırmacılar, araştırmacılar, araştırma teknisyenleri, Ar-Ge çalışanları da görev yapmaktadır. İBG’de ayrıca 9’u doktora sonrası araştırmacı ve çoğunluğu doktora öğrencisi olmak üzere, yüzden fazla lisansüstü/lisans öğrencisi genç eğitim almakta ve araştırma faaliyetlerine katkı sağlıyor. Ar-Ge ve hizmet birimlerine, teknik/idari hizmetlerde çalışanlar da dahil edildiğinde İBG’de toplamda yaklaşık 250 kişilik bir ekip çalışıyor. Bu çok disiplinli tamamlayıcı yapı, kompleks bilimsel soruların yanıtlanabilmesinde olduğu kadar bilgi, teknoloji ve ürüne giden yolun kısalmasını sağlamak için önemli... Bu nitelikli insan gücü ve altyapı desteği ile halihazırda İBG'de çalışan olan grup liderleri, aralık 2020 itibarıyla merkezimizde aktif olarak toplam 65 dış destekli proje yürüyor. Koronavirüs sürecinde biyobankaların önemi arttı mı? Salgın sürecinde biyobankaların mücadeleye katkısı ne oldu? Pandemiler bireysel/bölgesel çözümlerin tek başına yeterli olmadığı olağanüstü durumlar. Böyle olağanüstü durumların üstesinden ancak bilimsel farkındalık ve iş birliği ile gelinebilir. Pandemiye neden olan patojenlere karşı çok hızlı bir şekilde güvenilir tanı kitleri, etkin aşılar ve ilaçlar geliştirmek yaşamsaldır. Biyobankalardaki biyolojik örnekler ve tüm dünyadaki biyobankalar arasında hızla gerçekleşen iş birlikleri, COVID-19 tanı kiti, aşı ve ilaçların geliştirilmesine ve etkinliğinin test edilmesine çok önemli bir katkı sağladı. Bu sayede bir yıldan daha kısa bir sürede çok sayıda tanısal ürün, aşı ve ilaç adaylarının hızla test edilmesi ve pandemi ile global olarak mücadele edebilmemiz mümkün oldu. Tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de çok sayıda araştırmacı, bu hastalıktan korunmaya yönelik aşı, tanı ve tedavi protokollerinin geliştirilmesinin hızlanması, can kayıplarının azalması için proje ekipleri oluşturdular. Biz de TÜBİTAK desteği ile yürütülen COVID-19 aşı, ilaç ve diagnostik kit geliştirme çalışmalarına destek sağlamak için Avrupa /dünya biyobankacılık ağları ile eş zamanlı COVID-19 biyobankaları eğitimlerine aktif katılım sağladık. Ülkemizde benzeri çevrim içi etkinlikler düzenledik, TÜBİTAK STAR bursiyerlerini bu alanda yetiştirmeye başladık. Dünya Sağlık Örgütü ve T.C. Sağlık Bakanlığı “COVID-19 (SARS-CoV2 ENFEKSİYON) KILAVUZU” doğrultusunda COVID-19 örneklerinin biyobankalanmasına ilişkin standart çalışma prosedürlerini hasta bilgilendirme ve onam formlarını hazırladık, etik ve yasal izinler aldık, gerek klinisyenler ve araştırmacılar, gerekse sağlık çalışanları ve hastaları COVID-19 biyobankaları konusunda bilgilendirildik. Tüm bu süreçlerin tamamlanmasının ardından 1 Haziran 2020 itibarıyla COVID-19 negatif ve pozitif gönüllülerden alınan biyolojik örneklerin biyobankalanması sürecine başlanmıştır. Bu biyolojik örnekler İBG’de geliştirilmekte olan tanı kiti, aşı ve ilaç geliştirme çalışmalarına, COVID-19 hastalığının temellerinin ve SARS-COV-2 biyolojisinin anlaşılmasına önemli katkılar sağlamaktadır ve gelecekte de sağlamaya devam edecek. Türkiye'nin biyobankaları dünyada hangi konumda yer alıyor? Türkiye, Avrupa Biyobanka ve Biyomoleküler Kaynaklar Araştırma Altyapısı'nın (BBMRI-ERIC, https://www.bbmri-eric.eu/) gözlemci üyesi. İBG-Biyobanka Platformu Türkiye Koordinatörü olarak görev yapıyor. BBMRI-ERIC COVID-19 toplantıları aktif olarak takip edilmekte; bu konuda yapılan düzenlemelerin ülkemizde uygulamaya geçirilmesi için öneriler ve ilgili linkler BBMRI Türkiye (https://www.bbmri-eric.eu/national-nodes/turkey/) adresinde güncel olarak paylaşılıyor. Mevcut durumda bu ağa katılarak biyobankacılık faaliyetlerini sürdürdüklerini beyan eden Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Biyobanka ve Genetik Araştırma ve Uygulama Merkezi (HUBİGEM), Acıbadem Üniversitesi Biyobanka Birimi (ACU-Biyobanka), İstanbul Üniversitesi Aziz Sancar Deneysel Tıp Enstitüsü Biyobanka Birimi ve Ankara Üniversitesi Beyin Araştırmaları Uygulama ve Araştırma Merkezi (AÜBAUM) Hücre Serisi Biyobankası olmak üzere altı aktif biyobanka mevcut. TUSEB Aziz Sancar Araştırma Merkezinde ulusal bir biyobanka kuruluş çalışmaları devam ediyor. İBG-Biyobanka, pandemi döneminde ivme kazanan COVID-19 biyobankalama çalışmaları yanı sıra, başta nadir hastalıklar ve kanserler gibi kompleks hastalıklar olmak üzere biyobankalama faaliyetlerini sürdürerek bu hastalıkların erken tanısına ve tedavisine katkı sağlamayı hedeflemektedir. Özellikle nadir hastalıklarda biyobankalanmış bir tek biyolojik örnek bile yeni tedaviler geliştirmek ve gelecek nesillerin bu hastalıklardan korunması ve tedavi yaklaşımları geliştirilmesi için kritik öneme sahiptir. Hastalar, sağlıklı gönüllüler, klinisyenler ve biyobankacıların el ele vermesiyle oluşturulan biyobankalar ülkemizde önemli bilimsel keşiflerin yapılmasına, yenilikçi ürünlerin, tedavilerin geliştirilmesine çok önemli katkılar sağlayacak. Biyobankaların önemi gelecekte artacak diyebilir miyiz? Biyobankalar, temel ve translasyonel araştırmalar, epidemiyolojik ve klinik çalışmalar başta olmak üzere birçok araştırma ve geliştirme alanını destekliyor. Bunun yanı sıra hastalıkların erken teşhisi ve kişiselleştirilmiş tedavi yaklaşımlarının geliştirilmesinde, temel araştırmalar ve klinik yaklaşımlar arasında köprü oluşturuyor. Son yıllarda biyobanka alanındaki araştırmalar ve sağlık alanındaki Ar-Ge çalışmalarında biyobankaların katkısı on kattan daha fazla arttı. Biyobankalar bir toplumun biyolojik hafızasını oluşturuyor. Ayrıca geleceğe yapılan en kıymetli yatırım. Günümüzde teknolojinin sınırlı kaldığı ve mevcut imkanlar ile başarılamayan pek çok araştırmanın ileride yapılabilmesi, henüz sorulmamış soruların zamanı geldiğinde kapsayıcı cevaplarının elde edilebilmesi ancak biyobankalar ile mümkün olacak.  Kaynak : TRT Haber / Esra Sayın ve Ünsel Ayhan Aybek

ODTÜ'de Yapılan İnovatif Aşı Adayı DSÖ Listesine Girdi

Sanayi ve Teknoloji Bakanı Varank, "Mayda ve İhsan Gürsel hocalarımızın çalışması, dünyada VLP aşıları arasında klinik aşamaya geçen 4'üncü aşı adayı oldu. Böylece Dünya Sağlık Örgütünün aşı listesine girmeyi başardı." dedi. Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mustafa Varank, TÜBİTAK COVID-19 Türkiye Platformu çatısı altında çalışmaları süren ve en yenilikçi aşı yöntemlerinden biri kabul edilen virüs benzeri parçacıklara dayalı (VLP) aşı çalışmasının, insan denemelerine geçen dünyadaki 4'ncü aşı adayı olduğunu ve Dünya Sağlık Örgütünün (DSÖ) listesine girmeyi başardığını bildirdi. Sanayi ve Teknoloji Bakanlığından yapılan açıklamaya göre, Kovid-19 Türkiye sınırlarına girmeden önce ilgili kuruluşu TÜBİTAK çatısı altında bilim insanlarını bir araya getiren Bakanlık, virüsle mücadele edebilecek aşı ve ilaç geliştirme çalışmalarını koordine etmeye başladı. Oluşturulan TÜBİTAK COVID-19 Türkiye Platformu kapsamında 8'i aşı, 9'u ilaç olmak üzere 17 proje üzerinde çalışmalar yoğunlaştı. Platform bünyesinde inovatif bir yöntem olarak kabul edilen VLP temelli aşı çalışması da başlatıldı. ODTÜ'den Prof. Dr. Mayda Gürsel ile Bilkent Üniversitesinden İhsan Gürsel çiftinin ortak projesiyle geliştirilmeye başlanan aşı adayı, virüsün enfeksiyon yapmayan bir şeklini taklit etme prensibine dayanıyor. Tüm dünyada yenilikçi bir aşı yöntemi kabul edilen virüs benzeri parçacıklara dayalı aşı çalışmasından sevindirici haber geldi. Dünyada sayılı, TÜBİTAK COVID-19 Türkiye Platformu kapsamında ise tek VLP teknolojisiyle geliştirilen aşı çalışması, 27 Mart'ta Faz 1 aşamasına geçti. Aşı adayı, 30 Mart'ta da DSÖ'nün Kovid-19 aşı adayları listesinde yer alarak dünyada bu türde klinik aşamaya geçen 4'üncü aşı adayı oldu. "O an" paylaşıldı Sanayi ve Teknoloji Bakanı Varank, sosyal medya hesabından 27 Mart'ta sabah 08.00'de Ankara Onkoloji Hastanesinde Faz-1 çalışmaları öncesinde çekilen TÜBİTAK Başkanı Prof. Dr. Hasan Mandal'ın da aralarında olduğu bilim insanlarının fotoğrafını paylaştı.                                                          Varank, sosyal medya mesajında fotoğrafların yanı sıra "Tarih: 27 Mart 2021, Yer: Ankara Onkoloji Hastanesi. TÜBİTAK COVID-19 Türkiye Platformu aşı çalışmalarından ilki Faz-1 insan denemelerine başladı. Mayda ve İhsan Hocamızın geliştirdiği aşı, DSÖ listesinde yerini alarak dünyada klinik aşamaya geçen 4. VLP aşı adayı oldu." ifadelerine yer verdi. "Etki potansiyeli yüksek" Bakan Varank, ayrıca yaptığı yazılı açıklamada, VLP temelli aşıların oldukça yenilikçi bir yöntem olduğunu belirtti. Farklı alanlarda kullanılan bu aşıların protein tabanlı olmaları nedeniyle etki potansiyellerinin yüksek olduğunu vurgulayan Varank, "Mayda ve İhsan Gürsel hocalarımızın çalışması, dünyada VLP aşı adayları arasında klinik aşamaya geçen 4'üncü aşı adayı oldu. Böylece Dünya Sağlık Örgütünün listesine girmeyi başardı." ifadesini kullandı. Varank, Mayda ve İhsan Gürsel hocaların çalışmalarını yerinde görmek amacıyla ocak ayında Nobel İlaç'ın TÜBİTAK Marmara Teknokent'teki (MARTEK) Biyoteknolojik İlaç Tesisini ziyaret ettiğini anımsatarak, "Burada ilk etapta gerekli altyapı oluşturuldu. Faz aşamaları başarıyla tamamlanırsa 50 milyon dozluk kapasiteye sahip üretim tesisi hazır." bilgisini paylaştı. Bağışıklık tepkisi oluşturuyor VLP tipi aşılarda, geliştirilen virüs benzeri parçacıklar, virüsü enfeksiyon oluşturmayacak bir şekilde taklit ediyor. Bu parçacıklar bağışıklık tepkisi uyandırırken hastalığa da neden olmuyor. Geliştirilen aşı adayının başka bir özelliği ise diğer VLP aşılarından farkı olarak bu platformda virüsün 4 yapısal proteini de aşı antijeni olarak kullanılıyor. Bu yönüyle de dünyada klinik faza giren bir aşı adayı bulunmuyor. Kaynak : AA

E-bülten için aşağıdaki bilgileri doldurmanız yeterli.

Giriş Yap

Şifremi Unuttum Kayıt Ol

Kayıt Ol

Şifremi Unuttum