Haberler

GAÜ'den Marmara Denizi’ndeki Müsilaj Problemine Karşı Biyoteknolojik Çözüm

Girne Amerikan Üniversitesi (GAÜ) Tıp Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Ali Ünyayar, Marmara Denizinde meydana gelen kirlilik, ardından oluşan müsilaj ve başa çıkma yöntemleri hakkında önemli açıklamalarda bulundu. “EĞER DOĞRU ÖNLEM ALINMAZSA, BALIK ÖLÜMLERİ VE HAVAYA YOĞUN MİKTARDA SÜLFÜR GAZI YAYILIMI KAÇINILMAZ” Açıklamasında, Müsilaj probleminin nasıl ortaya çıktığına değinen Prof. Dr. Ünyayar, “Evsel atıklar ve endüstriyel atıklar arıtılmadan Marmara denizine boşaltılmaktadır. Bu organik yük, kanalizasyon kökenli olduğundan, denizdeki mavi yeşil alglerin çoğalıp üremesine sebep olmaktadır. Denizdeki fosfor ve azot miktarına da bağlı olarak artan bu bakteriler, deniz yüzeyinde büyük bir tabaka halinde yerleşip, oksijen veya karbondioksit giriş çıkışlarını engellemesi manasına gelmektedir. Deniz yüzeyinde oluşan bu müsilaj dediğimiz kalın tabaka sebebiyle, deniz yüzeyinden su altına ışık girmediği için denizaltındaki deniz canlıları için fotosentez olayı engellenmiş oluyor. Kalın tabaka sebebiyle deniz altından yüzeyine kadar bir oksijen alışverişi olmadığı için, balıklarda ölümler olup, alglerin balıkların solungaçları üzerine yapıştığı için toplu balık ölümleri de gerçekleşecektir. Bu alglerin zamanla dibe çökmesi ile sülfür kokusu oluşacak, dipteki bakteriler ile çoğalıp suların zamanla karışması sebebiyle bu tabakanın atmosfere geçmesiyle çok kötü bir koku yayılacaktır. Denizde oluşan bu toksik maddeler midyelerde birikecek ve o mideyi yiyen insanlarda bu toksinlerden zehirlenip olumsuz şekilde etkilenmiş olacaklar. Bu geçici bir kirlenme değil, bu bakteriyi ağız yoluyla vücuda geçirildiğinde ishal vb. hastalıklar meydana gelebilecek. Bunun yanında, içerisinde yoğun protein barındıran müsilaj, zamanla deniz dibine çökerek orada bakteriler tarafından parçalanıp sülfür gazı oluşumuna neden olacaktır. Bu durum, sudaki oksijen seviyesinin azalarak balık ölümlerine ve havaya çok kötü koku yayılmasına neden olacaktır.  “6 AY SONRASINDA DENİZİ GERÇEK SAHİPLERİNE BIRAKMAK MÜMKÜNDÜR” Prof. Dr. Ali Ün yayar Marmara denizi bu noktadayken ne yapılabilir sorusuna da açıklık getirerek, “Biyoteknolojik olarak en basit çözüm için tuzlu suya dayanıklı poretinaz enzimi ve bunu üreten bakterileri denize püskürterek, protein yapıdaki müsilajı parçalayıp geçici olarak bozulan bu ekolojik dengeyi tekrar bozarak 6 ay sonrasında denizi gerçek sahiplerine bırakmak mümkündür. Bu 6 ay süresi boyunca denize girdi yapılan tüm kirlilik parametrelerini iptal edip, hiçbir şekilde atık veya arıtılmamış suyun denize girmesini engelleyerek bu problemin üstesinden gelebiliriz. “BU YÖNTEM İLE MARMARA DENİZİ ESKİSİNDEN DAHA TEMİZ HALE GELEREK, OLMASI GEREKEN MİKROBİYOTANIN ORAYA YERLEŞECEĞİNİ SÖYLEYEBİLİRİZ” Bu enzimleri önermemizin nedeni, patojen olmaması ve denizdeki canlı türlerine etkisi olmaması ile birlikte, müsilajın tükenmesinin ardından kaybolacak olmasıdır. Denizi kirleten faktörlerin tamamiyle ortadan kadırarak bu sistemi uygularsak eğer, 6 ay yada 1 sene içerisinde Marmara Denizi eskisinden daha temiz hale gelerek, olması gereken mikrobiyotanın oraya yerleşeceğini söyleyebiliriz. GAÜ Tıp Fakültesi olarak bu konuda her türlü yardıma hazırız. Yeter ki çevremizi ve geleceğimizi kurtaralım.” Kaynak : AA

2 Aşı Adayı, 3 Kit ve 1 İlaç için Destek Bekliyorlar

Türkiye Sağlık Enstitüleri Başkanlığı Biyoteknoloji Enstitüsü Aşı Bilim Kurulu Üyesi Prof. Dr. Tarlan Mammedov, Akdeniz Üniversitesi'nde (AÜ) bitki yapraklarından üretilen 2 koronavirüs aşı adayı, 1 ilaç ve 3 kit geliştirdiklerini açıkladı. Prof. Dr. Mammedov, insanlar üzerindeki denemelerde güzel sonuçlar elde ettiklerini belirterek, aşı firmalarından destek beklediklerini söyledi. AÜ Ziraat Fakültesi Enzim ve Mikrobiyal Biyoteknoloji Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Tarlan Mammedov ile 20 kişilik ekibi, koronavirüs aşı çalışmasında sona geldi. 3 laboratuvar, 1 iklim odasında 'Transient Bitki Ekspresyon Sistemi' kullanarak, yeni nesil aşı çalışmalarını gerçekleştiren Prof. Dr. Mammedov, bir tür tütün bitkisi olan Nicotiana Benthamiana'nın, iklim odasında 22-24 derecede yüzde 50-60 nem seviyesinde özel formülasyon içeren gübrelerle yetiştirilerek belli büyüklüğe ulaşmasını sağladıklarını anlattı. Bitkiye, yeniden düzenleme yapılıp bitki yaprağının içine solüsyon verilerek yapraklarından protein ürettiklerini aktaran Prof. Dr. Tarlan Mammedov, gerekli analizler sonucunda başarılı 2 aşı adayı ürettiklerini kaydetti. Aşının yanı sıra ilaç ve kit çalışmalarında da sona geldiklerini anlatan Prof. Dr. Mammedov, protein içerikli üretilen 2 aşı adayı, ilaç ve 3 kiti hastalar üzerinde denediklerini açıkladı. Geliştirilen ürünlerden güzel sonuçlar elde ettiklerini aktaran Prof. Dr. Mammedov, aşı firmalarından destek beklediklerini söyledi. YEŞİL BİTKİ YAPRAKLARINDAN GELİŞTİRİLDİ   Prof. Dr. Tarlan Mammedov, geliştirdikleri 2 aşı adayının testlerini hayvanlar üzerinde tamamladıklarını ve güzel sonuçlar elde ettiklerini belirterek, “Ayrıca 3 kit geliştirdik. Bu kitler, koronavirüs hastalarında antikor seviyesinin tayin edilmesi için çok önemli. Bu kitler Türkiye'ye dışardan geliyor. Bu kiti 50 koronavirüs hastası üzerinde denedik. Diğer kitlerle karşılaştırıp aynı sonuçları aldık. Buna ek olarak mühim bir ilaç geliştirdik. Bizim ürettiğimiz ilaçlar protein temelli. SARS2 virüsünün bedenimize dahil olmasına yardım eden ACE2 enzimidir. Bu enzimi bitki yapraklarında ürettik. Bu insan vücudunda çok önemli bir fonksiyon taşır. Eğer virüs tarafından ACE2 tarafından bağlanırsa vücutta birçok problem başgösterir. Hastalık oluşur. Onun için biz ACE2 enzimini, 1 kilogram bitki yaprağından üretebildik. Bu virüsün insan vücuduna geçmesini engelliyor" diye konuştu.   İlaç, aşı ve kitlerle güzel sonuçlar elde ettiklerini aktaran Prof. Dr. Tarlan Mammedov, “Şimdi ilaç şirketlerinden destek bekliyoruz" dedi. Kaynak : Basın Bülteni

Türk Nanoteknoloji Firmasına NASA'nın Mars Çalışmaları Yarışmasında Birincilik Ödülü

Teknopark İstanbul’un Kuluçka Merkezi Cube Incubation’da Ar-Ge çalışmalarını yürüten Nanosilver; 11. Uluslararası Nano Teknoloji Konferansı ve 6. Dünya Yeni Teknolojiler Konferansı’nda ‘En İyi Araştırma’ Ödülleri’nden sonra NASA’nın Mars çalışmaları yarışmasında da birincilik ödülü aldı. Teknopark İstanbul açıklamasına göre, genç girişimciler Rona Gürçay ve Tanra Gürçay tarafından kurulan ve Teknopark İstanbul’un Kuluçka Merkezi Cube Incubation’da Ar-Ge çalışmalarını yürüten Nanosilver, soy metalleri nano boyutlarda üreterek çeşitli sektörlere ham madde sağlıyor. Salgın döneminde Uluslararası Akredite Laboratuvarlar tarafından yeni tip koronavirüs (Kovid-19) üzerinde yüzde 99,99 etkinliği kanıtlanan nano gümüş spreyleri ile uzun süreli koruma ve maksimum etkili hijyen çözümleri geliştiren firma, stratejik nano teknolojilerle Türkiye’yi dünya ligine çıkaracak çalışmalar da yapıyor. Teknopark İstanbul’da faaliyet gösteren Nanosilver, ABD'de düzenlenen 11. Uluslararası Nano Teknoloji Konferansı’nda, 'Yılın Araştırma Ödülü'nü kazandı. Ardından düzenlenen 6. Dünya Yeni Teknolojiler Konferansı’nda, geliştirdikleri inovatif üretim teknikleriyle 'Yılın Araştırma Ödülü' de yine Nanosilver'ın oldu. Bu ödüllerin ardından başarısı dünyada yayılan Nanosilver, NASA'nın bir diğer Mars çalışmaları yarışmasında da birincilik ödülü aldı. Aldığı ödüller sonrası 'Uzay Mekiklerinin Yüzeylerinin ve Kullanılan Ekipmanların Nano Gümüşle Kaplanması' ve 'Uzayda Nano Gümüşle Arıtma' projelerinde NASA ile çalışmaya başlayan Nanosilver geliştirdiği yüzde 100 yerli ve milli teknolojilerle Türkiye Uzay Ajansı’na da katkıda bulunacak. Ayrıca Nanosilver’ın ödül aldığı projelerde geliştirdiği teknolojiler Mars araştırmalarında kullanılacak. - Az sayıda ülkenin üretebildiği 'Titanyum DSA Elektrot Kaplama' üretmeyi başardı Açıklamaya göre, yeni ve gelişmiş teknolojik çalışmaların hız kesmeden sürdürüldüğü Teknopark İstanbul’da faaliyet gösteren Nanosilver, çok az ülkenin gerçekleştirebildiği ‘Titanyum DSA Elektrot Kaplama’ üretmeyi başararak soy metalleri nano boyutlarda üreterek çeşitli sektörlere ham madde sağlıyor. Ekolojik teknolojiler ile sentezlenen, üretim sırasında ve sonrasında içerisinde hiçbir artık, atık, kimyasal barındırmayan; yüzde 99,99 saflıkta gerçek nano metal hammaddeler üreten firma, bu hammaddelerle ileri teknolojili nano ürünler geliştiriyor. Nanosilver tarafından üretilen malzemeler; medikal, robotik, uzay araştırmaları, gıda, turizm, tekstil, dayanıklı tüketim, arıtma sistemleri, tarım ve hayvancılık gibi birçok sektörde kullanılan, alternatifleri bulunmayan ileri malzemeler arasında yer alıyor. - Hijyen robotları ve nano hijyen spreyleri ile salgına çözüm sunuyor Özellikle salgın döneminde Dünya Sağlık Örgütü’nün tanımlamış olduğu koruyucu sprey özelliklere sahip HYGO Nano Gümüş Hijyen Spreyi piyasada çok büyük ilgi görüyor. Maliyet açısından toplumun her kesimi tarafından erişilebilir olan ürünler ithal muadillerine nazaran her yönüyle çok büyük avantajlar sağlıyor. Farklı sektörlerin farklı ihtiyaçlarına özel üretimler gerçekleştiren Nanosilver, farklı problemlere de çözümler sunuyor. Nanosilver’ın Bizero Robotics firması ile geliştirdiği HYGO Hijyen Robotu, kitle ulaşım araçları ve alışveriş merkezleri gibi sosyal alanları nano gümüş püskürterek kaplayarak ortak temas noktalarını steril hale getiriyor. Nisan sonunda İzmir’den sonra İstanbul’da da kullanılmaya başlanacak HYGO Hijyen Robotu, 50 nanometreden küçük gümüş taneleri içeren formülü sayesinde bakteri ve virüslerin tamamını uzun süreli olarak etkisiz hale getiriyor. - 'Uzay araştırmalarında nano gümüş teknolojisi kullanılıyor' Açıklamasa konuya ilişkin görüşlerine yer verilen Nanosilver Üst Yöneticisi (CEO) Tanra Gürçay, bir sonraki Ar-Ge adımlarının 3 boyutlu yazıcılarla çalışmak olduğunu dile getirdi. Projenin bilgi ve teknoloji aktarımının tamamını İstanbul Teknik Üniversitesi’nden yaptıklarını belirten Gürçay, 'Bu yöntem ve tekniklerle nano gümüş üretimi yapan Türkiye’nin ilk ve tek şirketiyiz. Halen 14 Ar-Ge projesi yürütüyoruz.' ifadelerini kullandı. Gürçay, 'Uzay araştırmalarında nano gümüş teknolojisi kullanılıyor. Dünya dışı varlık araştırmalarında, dünyadan hiçbir mikroorganizmanın uzaya taşınmaması gerekiyor ki, yanıltıcı sonuçlar çıkmasın. Bu sebeple araç yüzeyleri nano gümüşle kaplanıyor. NASA’ya sunduğumuz ve birincilik elde ettiğimiz proje kapsamında geliştirdiğimiz nano gümüş tekniği, NASA’nın uzay çalışmalarında, yüzey kaplama tasarımlarında, su arıtma projelerinde kullanılacak. Nano gümüş çok büyük hacimdeki sıvıları arıtmaya imkan sağlıyor.' değerlendirmesinde bulundu - 'Elektrotun tamamı yerli, milli ve maliyeti yüzde 50 daha az' ​​​​​​​Teknopark İstanbul’a da değinen Gürçay, 'Teknopark İstanbul’da ülkemiz için stratejik öneme sahip üretimler gerçekleştiriyoruz. Dünyada çok az sayıda ülke tarafından üretilebilen Titanyum DSA Elektrot Kaplama teknolojisini özgün üretim tekniğimizle geliştirerek Türkiye’de üretmeyi başardık. Ülkemiz savunma sanayi açısından stratejik önemdeki bu malzemeyi ithal eden yerli firmalarımızdan büyük talep alıyoruz. Elektrotun tamamı yerli, milli ve maliyeti ithal muadillerine göre yüzde 50 daha az.' açıklamasında bulundu. Kaynak : AA

Teknopark İstanbul, En Fazla Patentli Girişimin Bulunduğu Teknopark Oldu

Teknopark İstanbul, Patent Effect'in yayınladığı '2020 Yılı Patent Performansları Listesi'nde 52 girişimci firma ile Türkiye genelinde en fazla patentli girişime ev sahipliği yapan teknopark oldu. Teknopark İstanbul açıklamasına göre, Türkiye'deki özel kurum ve kuruluşların yanı sıra teknoparkların da performansını ortaya koyan listede ilk sıraya yerleşen Teknopark İstanbul'da özellikle sağlık alanında alınan patentlerdeki artış dikkati çekiyor. 2020 yılında medikal teknoloji ve sağlık alanında 16 farklı patente erişen Teknopark İstanbul girişimleri, Türkiye'nin sağlık alanında yerli teknoloji geliştirmelerine olan talebin arttığını ortaya koyuyor. Teknopark İstanbul girişimlerinin sağlık alanındaki patentlerini, siber güvenlik, yapay zeka, elektronik, otomasyon gibi alanlar takip ederken, girişimlerin kuantum teknolojisi gibi önemli alanlarda da patent aldığı görülüyor. Teknopark İstanbul'un özellikle derin teknoloji girişimlerine ev sahipliği yaptığı göz önünde bulundurulduğunda, her bir patentin Türkiye'nin teknolojide bağımsızlık hedefi noktasında katkı sunması bekleniyor. Kuluçka merkezi Cube Incubation ile girişimcilere dünya standartlarında imkanlar sunan Teknopark İstanbul, girişimcilerin fikirlerinin ticarileşmesi ve güvence altına alınması için teknoloji transfer ofisi Connectto aracılığıyla bilgilendirme ve hibe konusunda destekler sunuyor. 2020 yılında yapılan 33 patent başvurusunun 26 tanesi Teknodestek programı kapsamında verilen hibe desteğiyle gerçekleşti. Teknopark İstanbul yönetimi tarafından Teknodestek kapsamında patent ve faydalı model başvuruları için 3 bin 500 TL, endüstriyel tasarım tescili için ise 1.000 TL'ye kadar geri ödemesiz hibe desteği sağlanıyor. 2021 itibarıyla destek kapsamı genişletilerek patent başvurusu sonrası yapılması gereken işlemlerden, patent araştırma ve inceleme ücretlerinin her biri için de 1.000 TL hibe desteği de verilmeye başlandı. Ayrıca 2021 itibarıyla uluslararası patent başvuruları için de 5 bin TL'ye kadar hibe desteği verilmeye başlandı. Bu yeni destekler kapsamında 2021'de patent alan girişim sayısını yüzde 40 artırmaya odaklanan Teknopark İstanbul'da 2021'in ilk çeyreğinde 11 farklı patent başvurusu yapıldı. 'Girişimcilerimizi her zaman desteklemeyi görev edinmiş durumdayız' Açıklamada görüşlerine yer verilen Teknopark İstanbul Genel Müdürü Bilal Topçu, Teknopark İstanbul'un 2020 yılında patent rekoru kırmasında özverili çalışma ve girişimcileri her alanda destekleme misyonunun kritik bir önem taşıdığını ifade etti. Topçu, şunları kaydetti: "Teknopark İstanbul olarak, bilimsel araştırma yapan firma ve girişimcilere, ürün geliştirme konusunda imkanların sağlanması, geliştirilen ürünlerin ticarileşmesi, firma stratejilerinin belirlenmesi, projelerin planlanması, sürekliliğin sağlanması, geliştirilen ürünlerin sanayiye aktarılması, iş birlikleri ve anlaşmalarda aktif rol alması, fikri ve sınai mülkiyet hakları konusunda eğitimler düzenleyerek farkındalığı artırmak ve başvuru desteği sağlamak gibi ihtiyaç duyulan konularda çalışmalarımızla destek oluyoruz. Sunduğumuz destekler ve ortaya koyduğumuz çalışmalarla patent indekslerinde ilk sıraya yerleşmemiz oldukça gurur verici. Teknopark İstanbul olarak firma ve girişimcilerimizi her zaman desteklemeyi görev edinmiş durumdayız. Hem kuluçka merkezi ekibinin yoğun çalışmaları ve hem de teknoloji transfer ofisimiz Conectto, sınai haklar birimimizin kritik çalışmaları bu patentlerin alınmasında önemli bir katkıya sahip. Her iki ekibimize de özverili çalışmalarından dolayı teşekkür ediyoruz. Teknopark İstanbul yönetimi olarak girişim ekosistemine katkı sunmaya ve 2021 yılında yeni başarılara imza atmaya devam edeceğiz."

Koçak Farma Türkiye’nin En Büyük İki İlaç Firmasından Biri

İstanbul Sanayi Odası tarafından 53 yıldır yapılan ve Türkiye’nin sanayi konusunda en kapsamlı ve uzun yıllara dayanan İSO 500 Araştırması’nın 2020 sonuçları açıklandı. Koçak Farma CEO’su Uzman Dr.Hakan Koçak Türkiye’nin en büyük şirketlerinin belirlendiği İSO 500 listesinde bu yıl 137. sırada yer aldıklarını belirterek, ‘‘İSO 500 sıralamasında hem sektörün en büyük iki firmasından biri olmanın hem de 14 basamak  yükselmenin gururunu yaşıyoruz” dedi. İlaç sektöründe yarım asırdır bir çok ilke imza atan Koçak Farma, İstanbul Sanayi Odası (İSO) tarafından Türkiye’nin en büyük sanayi şirketlerinin belirlendiği 2020 yılı “İSO Türkiye’nin 500 Büyük Sanayi Kuruluşu” listesinde, önceki yıla göre 14 basamak birden yükselerek 137. sıraya geldi. İSO 500 listesi ile ilgili değerlendirmelerde bulunan Koçak Farma CEO’su Uzman Dr. Hakan Koçak: “Dünyayı ve ülkemizi ciddi olarak etkileyen COVİD-19 pandemisinin zorlu koşullarına rağmen  Koçak Farma olarak üretimimizi ve yatırımlarımızı kesintisiz olarak bu süreçte de sürdürdük. Koçak Farma pandemi döneminde ,COVİD-19 tedavi algoritmasındaki tüm ilaçları üreterek ve  aşı çalışmaları yaparak büyük bir sorumluluk üstlenmiştir. Pandemi süreci aynı zamanda sağlık sektörü ve ilaç sanayinin, ülkelerin en önemli önceliklerinden biri olması gerektiği konusunda dünyada ciddi bir farkındalık yaratmıştır. Kuruluşundan bugüne sürdürülebilir büyüme ve rekabet için büyük ölçekli stratejik yatırımlar gerçekleştiren Koçak Farma, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı onaylı   AR-GE tesisleri ve Türkiye’nin en büyük ilaç,biyoteknolojik ilaç,serum üretim tesisleri ile ilaç sanayinde öncülük yapmaya devam edecektir.İSO 500 sıralamasında hem sektörün en büyük iki firmasından biri olmanın hem de 14 basamak  yükselmenin gururunu yaşıyoruz “ diye konuştu. Kaynak : Basın Bülteni

İklim Değişikliğine Dayanıklı "Akıllı Bitkiler”

Boğaziçi Üniversitesi Moleküler Biyoloji ve Genetik Bölümü’nden Dr. Öğr. Üyesi Steven Footitt ve ekibi, iklim değişikliğine dayanıklı “akıllı bitki”lerin üretilmesi için gereken genetik araştırmalarına başladı. Boğaziçi Üniversitesi Bilimsel Araştırma Fonu (BAP) tarafından desteklenen iki yıl sürecek projeyle iklim değişikliğinin bitki tohumlarında çimlenmeyi önleyen uyku halini nasıl etkilediği gen araştırmalarıyla ortaya çıkarılacak. Footitt’e göre böylelikle akıllı bitkilerin üretilmesine büyük katkı sağlanarak, Türkiye’de tarım ve gıda güvenliği konusunda önemli bir adım atılmış olacak. “AŞIRI SICAKLIK ÇİMLENMEYİ ÖNLÜYOR" Dünya çapında çeşitli ülkelerdeki çalışmalarının ardından 2019’da Boğaziçi Üniversitesi’ne gelen Dr. Öğr. Üyesi Steven Footitt, iklim değişikliğine bağlı olarak aşırı sıcakların tohumları ikinci bir uyku haline sokarak, çimlenmeyi engelleyebildiğini belirtiyor. Bunun aslında hayatta kalma stratejisi olduğunu söyleyen bilim insanı Türkiye’de gıda güvenliğini tehdit edebilecek bu süreci şöyle anlatıyor: “Bitkiler, aşırı sıcaklık gibi stres olayları karşısında hayatta kalmak için stratejiler geliştirir. Çünkü doğal seçilim, bitkilerin bu tür zorlu koşulları tolere etmesine veya bunlardan kaçınmasına yardımcı olan mekanizmalar geliştirilmesini sağlamıştır. Bu davranışlardan biri birçok bitkinin tohumlarında gerçekleşen uyku hali (dormansi) ile birlikte bitki büyümesinin durması. Tohumlar ana bitkiden dağıldıktan sonra tetiklenen uyku hali; uygun su, ışık ve sıcaklık koşulları altında da olsa çimlenmeyi önlemeye devam edebilir. Tohumlar, çimlenmeye olanak sağlayan çevresel etkenlere duyarlı hale gelene kadar bu uyku durumunun azalması gerekli. Ancak tohumların dağılmasından sonra aşırı sıcaklık gibi çimlenmeyi önleyen koşullar hala devam ederse, çok daha derin bir ikincil uyku hali ortaya çıkar. Bu şekilde tohumlar, uygun koşullar oluşana kadar toprakta birkaç yıl yaşayabilir. Bu, aslında çoğu yabani bitki tarafından hayatta kalmak için kullanılan bir korunma stratejisi. Bu strateji, farklı bitki popülasyonlarının adapte olduğu çevrelere bağlı olarak türler arasında farklılık gösterir.” “TOHUMUN ÇİMLENMESİNİ ENGELLEYEN GENLER HARİTALANDIRILACAK" Dr. Steven Footitt ve ekibi yüksek genetik çeşitliliğe sahip “Arabidopsis” bitkisi üzerinde yapacakları genetik haritalandırma çalışmalarıyla, tohumlardaki bu uyku hali mekanizmasını çözmeyi hedefliyor. Bunun iklim değişikliğine dayanıklı “akıllı bitkiler”in geliştirilmesine çok büyük katkılar sunacağını vurgulayan bilim insanı, “Proje kapsamında model bitki olarak ‘Arabidopsis’i kullanacağız. Bu bitki ortalama 30-40 günlük ömre ve beş kromozom üzerinde yaklaşık 25 genlik küçük bir genom yapısına sahip. Arabidopsis türlerindeki genetik çeşitlilik seviyesi yüksek ve bu da farklı ekotiplerde iklim adaptasyonu ile meydana gelen varyasyonların belirlenmesini kolaylaştırıyor. Ben ve ekibim aşırı sıcaklık gibi ikinci uyku haline neden olarak tohumun çimlenmesinin önüne geçen süreçlerin düzenlenmesinde rol oynayan, iklime adapte olmuş genleri haritalandıracağız. İklim değişikliğine uyum sağlamak için aynı türün genetik olarak farklı tohumlarının uyku halini kullanarak nasıl hayatta kaldıklarını inceleyeceğiz. Bu da bize ilerleyen zamanlarda iklim değişikliğine uyumlu bitkilerin yetiştirilebilmesi için büyük katkılar sağlayacak. Bu, Türkiye’de tarım ve gıda güvenliği için de çok büyük bir adım” diye konuşuyor. “ELDE EDİLECEK BİLGİLER GENETİK BİTKİ ÇEŞİTLİLİĞİNİ KORUMAK İÇİN ÖNEMLİ" İki yıl sürmesi planlanan proje sonunda ortaya çıkacak veriler, karşılaştırmalı olarak incelenmiş bitki davranışlarından hangisinin iklim değişikliğine daha iyi yanıt verebildiğini ortaya çıkaracak. Bilim insanı, Türkiye’nin zengin bir doğal floraya sahip olduğunu, bu nedenle bitkilerin iklim değişikliği karşısındaki tepkilerine dair elde edilecek bilgilerin, genetik bitki çeşitliliğini korumak adına önemli olacağının altını çiziyor. Ayrıca projeden elde edilecek verilerle, ikinci uyku halini azaltarak tarımsal açıdan bitkilerde daha hızlı çimlenmeyi sağlayacak elit soyların üretilmesinde kullanılabilecek genler anlaşılmış olacak. Dr. Öğr. Üyesi Steven Footitt kimdir? Dr. Öğr. Üyesi Steven Footitt, yıllardır tohumlarda uyku haliyle ilgili moleküler ve eko-fizyolojik çalışmalar yürütüyor. North East London Politeknik’ten mezun olan Dr. Footitt, henüz lisans eğitimi sırasında stajyer olarak Kraliyet Botanik Bahçeleri’nde çalışmaya başladı. Daha sonra doktorası için ABD’deki Louisiana Eyalet Üniversitesi’nde pirinç tohumunda dormansi üzerine araştırmalar gerçekleştirdi. Doktora sonrasında Edinburgh Üniversitesi, İsveç Tarım Bilimleri Üniversitesi, Uppsala, dünyanın en eski tarımsal araştırma enstitülerinden olan Rothamsted Research ve Warwick Üniversitesi dahil olmak üzere bir dizi üniversitede doktora sonrası bilim insanı olarak görev aldı. Warwick Üniversitesi’nde Prof. Bill Finch- Savage ile ortak yürüttüğü çalışmada, topraktaki tohumların çevresel sinyallere nasıl tepki verdiğini daha iyi anlamak için gerçekleştirilen dormansi ile ilgili moleküler eko-fizyolojik çalışmalara öncülük etti. Bilim insanı 2019’da Boğaziçi Üniversitesi Boğaziçi Üniversitesi Moleküler Biyoloji ve Genetik Bölümü kadrosuna katıldı. Kaynak : Dünya 

Medikal ve Sağlık Sektörü, 28. Expomed Eurasia Fuarı'nda Buluşacak

Pandemide kritik sorumluluklar üstlenen medikal ve sağlık sektörü, 2-4 Haziran 2021’de 28. Expomed Eurasia Fuarı’nda buluşacak. Tüyap Fuar ve Kongre Merkezi’nde, hibrit anlayışıyla düzenlenecek Uluslararası İstanbul Tıbbi Analiz, Teşhis, Tedavi, Koruma, Rehabilitasyon, Laboratuvar Ürün, Cihaz, Sistem, Teknoloji, Donanım ve Hastaneler Fuarı, üç önemli online etkinliğe de sahne olacak. Medikal ve sağlık fuarı Expomed Eurasia, Tüm Tıbbi Cihaz Üretici ve Tedarikçi Dernekleri Federasyonu (TÜMDEF) ve bağlı dernekleri, Türkiye Sağlık Endüstrisi İşverenleri Sendikası (SEİS) ve Sağlık Gereçleri Üreticileri ve Temsilcileri Derneği (SADER)  iş birliği ile hazırlanıyor. Pandemi sürecinde çok fazla kullanılan maskelerden dezenfektanlara, hastane yataklarından, ekipmanlarına kadar her türlü tıbbi cihazın ziyaretçilerle buluşacağı Expomed Eurasia, hibrit formda gerçekleştirilecek. Tüyap’ın grup şirketlerinden Reed Tüyap Fuarcılık’ın organize edeceği Expomed Eurasia’ya, hastane yapı ve tıbbi tesis yönetimi, ortopedi, fizik tedavi ve rehabilitasyon, reçetesiz ilaç (OTC), elektro medikal ekipman, medikal ve laboratuar teknolojileri, sarf malzemeler ve tek kullanımlık tıbbi ürünleralanlarındaki üretici, ihracatçı ve temsilci firmalar katılacak. "DİJİTAL DÖNÜŞÜME CİDDİ YATIRIM YAPTIK" Fuarla ilgili bilgi veren Reed Tüyap Fuarcılık Genel Müdürü Ali Muharremoğlu, "2021 yılında Expomed’i yepyeni bir formatta organize ederek medikal sektörü bir araya getireceğiz. Temellerini geçtiğimiz yıllarda attığımız hibrit fuar anlayışını daha da geliştirerek sektörü yenilikçi bir fuar konseptiyle tanıştıracağız. Kovid-19 sürecinde daha da hızlı bir şekilde dijitalleşmek zorunda kalan dünyaya fuarcılık sektörü olarak bizler de kayıtsız kalmadık. Yaşanan bu dijital dönüşüme beş senedir çok ciddi yatırım yaptık ve şimdi bir adım daha ileriye giderek tüm iş yapış modellerimizi dijital ortama uygun hale getiriyoruz" dedi. "DİSTRİBÜTÖR BULMA PLATFORMU KURDUK" "Bu seneden itibaren kapsamlı bir şekilde hayata geçirdiğimiz hibrit fuar anlayışımız doğrultusunda Expomed Fuarımızı tematik online etkinliklerle daha da güçlendiriyoruz” diyen Ali Muharremoğlu, fuarla eş zamanlı düzenlenecek online etkinlik hakkında şu bilgiyi verdi: "Fuar ile eşzamanlı olarak gerçekleşecek online etkinliğimiz 2-4 Haziran tarihlerindeki ‘Distribütör Günleri’olacak. Expomed Fuarımız sadece bir ürün alım satım platformu değil aynı zamanda katılımcı firmaların distribütörlük ağlarını oluşturmaları ve yeni pazarlar keşfederek mevcut iş ağlarını daha da geliştirebilecekleri bir buluşma noktasıdır. Bu bakımdan sadece distribütörlük görüşmelerine odaklı olarak Business Connect Programı üzerinden gerçekleşecek bu üç günlük etkinlikte, hem katılımcı firmalar yepyeni bölgelerde ve ülkelerde temsilcilikler bulabilecek; hem de fuarımıza katılan uluslararası firmalar, Türkiye ve yakın coğrafyamızda kendilerini temsil edebilecekleri iş ortaklarını Distribütörlük Günleri kapsamında bulabilecekler." "EXPOMED ONLİNE ETKİNLİKLERLE DAHA GÜÇLÜ" Reed Tüyap Fuarcılık, Business Connect Programı üzerinden Expomed Fuarı’ndaki katılımcı firmaları en doğru potansiyel iş ortaklarıyla ve müşterileriyle de online platformda buluşturacak. Expomed Eurasia Hybrid+ kapsamında online Business Connect Programı üzerinden 3 ana online etkinlik olacak. Bunların ilki 26-27 Mayıs 2021 tarihlerinde gerçekleşecek Hastane Günleri olacak. Bu online B2B etkinliğinde; hastane altyapısı ve malzemeleri, elektro medikal cihaz ve ekipmanlar, medikal sarf malzemeler ve reçete dışı satılan gıda takviyesi, vitamin gibi ürünler alanında ürün ve hizmet gamı bulunan katılımcı firmalar en doğru alıcı kitleleri ile iki gün boyunca online platform üzerinden bir araya gelecek. 3 GÜNLÜK FUARA, 3 AY İŞ GÖRÜŞMESİ İMKANI Reed Tüyap, yeni nesil fuarcılık anlayışının bir parçası olarak Expomed Eurasia’daki iş görüşmelerini sadece fuar günleri ile sınırlı tutmayarak bu süreyi çok daha uzun bir döneme yayacak. Şirketin Genel Müdürü Ali Muharremoğlu, "9 Haziran-9 Eylül 2021 tarihleri arasında yine Business Connect Programı üzerinden katılımcılarımızın müşteri kitleleri ile ‘online iş bağlantıları’ yapmaları mümkün olacak. Bu sayede üç günle sınırlı olmayan bir fuar deneyimini dijital ortamda fuardan sonraki 3 ay boyunca hem katılımcılarımıza hem de ziyaretçilerimize yaşatabileceğiz” diyerek bu konuda bilgi verdi. "TÜM ÖNLEMLERİMİZİ ŞİMDİDEN ALDIK" Tüyap Fuar ve Kongre Merkezi’nin Türkiye’nin ilk TSE COVID-19 Güvenli Hizmet Belgesi almaya hak kazanan fuar alanı olduğunu söyleyen Muharremoğlu, konuşmasını şöyle sürdürdü: "Geçen yıl sıkı biyogüvenlik önemleri altında gerçekleşen Expomed Fuarı beklentilerimizin çok üstünde bir başarı sergiledi. Katılımcı firmalarımız fuardan oldukça memnun ayrıldı.Tüm paydaşlarımızın sağlığı bizim için her zaman öncelikli olmuştur. Bu nedenle 2-4 Haziran 2021 tarihinde alanda gerçekleşecek Expomed Fuarımız için de alandaki tüm önemlerimizi şimdiden almış durumdayız. HES kodu sorgulaması, maske zorunluluğu, metrekare başına düşen kişi sayısı gibi tüm konuların katılımcı ve ziyaretçilerimizin konforunu en az etkileyecek şekilde hayata geçirebilmek için uzman bir heyetimiz bulunuyor. Ayrıca, temassız fuar anlayışıyla katılımcı firmalarımızın ve ziyaretçilerimizin fuar alanındaki deneyimini en üst seviyeye çıkartıyoruz. 

3 Büyük Üniversiteden Biyoteknolojide İş Birliği

Yıldız Teknik Üniversitesi (YTÜ), İstanbul Üniversitesi-Cerrahpaşa ve Marmara Üniversitesi, Türkiye ekonomisi açısından stratejik öneme sahip biyoteknoloji alanında iş birliğine imza attı. Bu kapsamda her üç üniversitenin alanında uzman öğretim üyelerinin katılımıyla, yapay zekâ teknolojileri, doku mühendisliği, insan ve hayvan moleküler biyoloji ve genetiği gibi alanlarda Ar-Ge gerçekleştirilecek. Ayıca üniversite öğrencilerinin mesleki gelişimlerini desteklemek amacıyla staj olanağı da sağlanacak. İşbirliğiyle ilgili bilgi veren YTÜ Rektörü Prof. Dr. Tamer Yılmaz, şunları söyledi: “Bir Ar-Ge üniversitesiyiz ve dört alanda öne çıkıyoruz; biyoteknoloji, temiz enerji, savunma teknolojisi ve dijital teknolojiler. Değerli ve her biri kendi alanında uzman öğretim kadrolarının katkısıyla kuracağımız bu yeni yapıda, ekonomimiz açısından stratejik öneme sahip biyoteknoloji alanında Ar-Ge çalışmaları yürüterek geliştirilecek buluşları, sanayimizin hizmetine sunmak istiyoruz.” Üniversitelerin her birinin yetkinlik alanlarının birbirinden farklı olduğunu vurgulayan İstanbul Üniversitesi-Cerrahpaşa Rektörü Prof. Dr. Nuri Aydın da “Güç birliğiyle  hem sağlıkta hem biyoteknolojide daha ileri noktaya, üniversite-sanayi iş birliğini de içine katarak ilerleyeceğimize inanıyorum” dedi. Üç köklü üniversitenin güçlerini birleştirdiğine dikkat çeken Marmara Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Erol Özvar ise “Bu aslında Türkiye’deki yüksek öğretim kurumları arasında bir sinerji üretmek bakımından örnek olabilecek bir iş birliği” diye konuştu. Kaynak : Basın Bülteni

Uluslararası 9. İlaç Kimyası Kongresi Antalya’da Gerçekleşti

Atatürk Üniversitesi ve Kimyagerler Derneğinin iş birliği ile düzenlenen Uluslararası 9. İlaç Kimyası Kongresi Antalya’da gerçekleşti. Araştırma ve geliştirme (AR-GE) çalışmalarının daha verimli, etkin ve başarılı bir şekilde yürütülebilmesi amacıyla düzenlenen İlaç Kimyası Kongresi, bu alanda çalışan özel sektör ve kamu kurum temsilcileri ile üniversitelerden araştırmacıları bir araya getirdi. Sağlık Bakanlığı Türkiye İlaç ve Tıbbi Cihaz Kurumundan üst düzey yöneticilerin katıldığı bu yılki kongrenin bilimsel programı 12 oturumda gerçekleşirken, ilaç konusunda uluslararası tanınırlığı olan 8’i yurt dışından, 6’sı ise yurt içinden 14 davetli konuşmacı sunum yaptı. Davetli konuşmacı olarak kongreye katılan TÜBİTAK Covid-19 İlaç ve Aşı Platformu Koordinatörü Prof. Dr. Şaban Tekin, TÜBİTAK tarafından desteklenen ve Covid-19 İlaç ve Aşı Platformu bünyesinde yürütülen projelerin kapsamları ve projelerin mevcut durumları hakkında bilgi verdi. 200’ün üstünde katılımcının yer aldığı kongrede 60’a yakın sözlü sunum, 100’ün üstünde poster sunumu gerçekleştirildi. İki gün açık tutulan ve poster sahiplerinin dört saat süreyle çalışmalarını tartıştıkları poster sunumları bir jüri tarafından değerlendirilerek en başarılı bulunan 10 poster ödüllendirildi. “İlaç geliştirme değer zinciri ve başarı kriterleri” konulu bir çalıştayın da gerçekleştirildiği kongrede sektöre yönelik faaliyet yapan çok sayıda tedarikçi firma reyon sergileriyle katkı verdi. Pandemi ortamı göz önüne alınarak, hijyen, koruma ve sosyal mesafe kurallarına uyacak şekilde gerçekleştirilen kongre, bu yönüyle de katılımcıların büyük takdirini topladı. Kongrenin kapanış oturumunda konuşan katılımcılar, Atatürk Üniversitesi ve Kimyagerler Derneğine teşekkür ederek kongrenin ülkemiz bilim insanları, ilaç endüstrisi araştırmacıları ve personeli ile bu alandaki tüm paydaşları bir araya getirmesinin yanında hem ulusal hem de uluslararası yeni iş birlikleri kurmaya imkân hazırladığını vurguladılar. Kimyagerler Derneği tarafından 2013 yılından bu yana her yıl yapılan İlaç Kimyası Kongresi son üç yıldır Atatürk Üniversitesinin desteği ve iş birliği ile organize ediliyor. Kaynak :Basın Bülteni

ATASAM Doğu Anadolu Gözlemevi'nin İnşaatı Tamamlanıyor

Doğu Anadolu Gözlemevi (DAG) teleskobu yaklaşık 100 ton ağırlığında ve 4 metrelik aynası ile uzayı gözlemleyecek. Gözlemevi, sadece Türkiye için değil uluslararası uzay çalışması yürüten kuruluşların da iş birliği yapacağı bir tesis haline gelecek. Kasım ayının sonlarında kurulumunun tamamlanması beklenen DAG Teleskobu, ayrıca halk etkinliklerinde de hizmet verecek. Atatürk Üniversitesi Astrofizik Araştırma ve Uygulama Merkezi (ATASAM) tarafından yürütülen ve 3 bin 170 metre rakımda, Erzurum Konaklı Karakaya Tepelerine inşa edilen Doğu Anadolu Gözlemevi'nde çalışmalar devam ediyor. Türkiye'nin uzay bilimleri araştırmalarının önemli bir parçası haline gelecek olan gözlemevinin inşaat çalışmalarının büyük kısmı tamamlandı. Belçika-İtalya ortak yapımı 100 tonluk teleskop ise Mart ayının ilk haftasında 7 TIR ile Erzurum'a getirildi. Hangarda bekletilen teleskopun Haziran ayı itibariyle gözlemevi binasına yerleştirilmesi planlanıyor.                                                           Doğu Anadolu Gözlemevi, dünyada da büyük bir öneme sahip. Enlem ve boylam olarak dünyada gözlem yapabilecek tek teleskop unvanını elinde bulunduran Gözlemevi, dünyanın ileri gelen uzay araştırma kuruluşları ile de birçok ortak projeye imza atacak. ULUSLARARASI İŞ BİRLİĞİ YAPILACAK ATASAM Müdürü ve Doğu Anadolu Gözlemevi Proje Yürütücüsü Prof. Dr. Cahit Yeşilyaprak, yurt dışındaki kuruluşlarla iş birliklerinin önünün açık olduğunu söyledi. Gözlemevinin açılışı ile ilgili bilgilerde veren Yeşilyaprak; “Şu an çalışmalarımız tüm hızıyla devam ediyor. Bina ve kubbe yüzde 95 oranında tamamlandı. Çalışmalarımızı dış ortamda gerçekleştirdiğimiz için bulunduğumuz kentin doğa koşulları maalesef yılın sadece 5 ayı bizlere çalışmak için müsaade ediyor. Biz bu 5 ayda olabildiğince projemizi hızlı bir şekilde yürüttük. Doğu Anadolu Gözlemevi barındırdığı birçok teknik özellikle hem ülkemiz hem de dünyamız için önemli hizmetler gerçekleştirecek. Ülkemizin başlattığı Milli Uzay Programında önemli bir rol oynayacak'' dedi.                                                                                              İLK IŞIĞI OCAK 2022'DE ALACAK Türkiye'nin en büyük gözlem evini kurduklarını anlatan Prof. Dr. Yeşilyaprak, ‘'Kırmızı ötesi dalga boylarıyla önemli çalışmalara imza atacağız. Bu enlem ve boylam üzerinde başka teleskop yok. Bu fırsat bizlere uluslararası uzay araştırma kuruluşları ile de iş birlikleri yapma fırsatı sağlayacak. Uluslararası kurumlarla uzayın gözlemlenmesinde önemli işbirliklerinin olacağını düşünüyoruz. Ayrıca eğitim anlamında da ülkemiz için oldukça önemli bir yapıdan bahsediyoruz. Şu an Atatürk Üniversitesi olarak uzay bilimlerine yönelik çalışmalarımız var. Özellikle yurt dışında lisans eğitimi almak için bu konuda tercih edileceğimizi de biliyoruz. Kurulum sonrası hassas optik ve mekanik ayarlar yapılacak ve bundan sonra ilk ışığın alınması planlanmaktadır. En iyi ihtimalle Kasım ayının sonlarına kadar burada testler, ayarlamalar, fiziki çalışmalar ve alt yapıların tamamlanacağını ümit ediyoruz. Bir dizi kontrol aşamasından sonra 2022’nin ilk aylarında teleskobun ‘ilk ışığını' almasını öngörüyoruz” diye konuştu. “DÜNYANIN ÖNEMLİ MERKEZİ OLACAK” Doğu Anadolu Gözlemevi ile ilgili açıklamalarda bulunan Atatürk Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Ömer Çomaklı; “Uzay bilimine yönelik ülkemizin son yıllarda başlattığı önemli çalışmalara Atatürk Üniversitesi olarak katkı sunmaktan dolayı çok gururluyuz. Öğrencilerimiz Gözlemevinde önemli tecrübeler edinecekler. Bilim insanlarımız burada uzayın derinliklerini araştıracaklar. Buradan çok önemli bilimsel çalışmalara imza atılacağına inancım tamdır. Hali hazırda çalışmalar devam ediyor. Belçika ve İtalya ortak yapımı olan aynalar şehrimize getirildi. Hangarda bekletiliyor. Binanın durumuna göre teleskopların yerleştirilme işlemleri başlatılacak. Burada da çok hassas çalışmalar yapılıyor. Umarım tüm çalışmalar tamamlanınca Doğu Anadolu Gözlemevi hem ülkemizin hem de dünyanın önemli bir bilim merkezi haline gelecek” ifadelerini kullandı. Kaynak :Basın Bülteni

AR-GE Merkezinde En Çok Marka Alan İlaç Firması Ödülü Ali Raif İlaç'a Verildi

58 yıldır insan sağlığını korumak ve iyileştirmek amacı ile topluma yüksek kalitede hizmet ve ürünler sunmayı misyon edinen Ali Raif İlaç, 9. Uluslararası İlaç Kimyası Kongresi AR-GE Ödülleri kapsamında AR-GE MERKEZİNDE EN ÇOK MARKA ALAN İLAÇ FİRMASI kategorisinde 1.’lik ödülü kazandı. Yıllardır araştırma ve geliştirme faaliyetleri yürüten Ali Raif, T.C. Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı onayı ile 2 Ocak 2017  tarihinde  Ar-Ge Merkezi olmaya hak kazanarak çalışmalarını sürdürmektedir. Turkishtime tarafından hazırlanan Türkiye ARGE 250 Araştırması kapsamında sektöründe hem proje  hem marka  sıralamasında ilk sıralarda yer alan şirket,   %70 kadın araştırmacı istihdamına ulaşarak fark Ar-Ge ekibi ile, bu yıl da 8-11 Nisan 2021  tarihinde Antalya’da düzenlenen 9. Uluslararası İlaç Kimyası Kongresi AR-GE Ödülleri kapsamında AR-GE MERKEZİNDE EN ÇOK MARKA ALAN İLAÇ FİRMASI kategorisinde 1.’lik ödülüne  layık görüldü. Çalıştığı alanlarda gerek hasta gerek hekim için öncelikle etkili, farklılaşmış farmasötik formlarla kullanım kolaylığı sağlayan ve hasta uyumunu artıran yenilikçi ürünler yapmayı hedefleyen Ali Raif İlaç, yaşam değer katar misyonu ile yer aldığı tedavi alanlarında yeni alternatifler sunarak tedavi başarısını artırmayı, patent ve marka portföyünü genişletmeyi öncelikli olarak hedeflemektedir. Ali Raif İlaç Sanayi Hakkında Genç cumhuriyetin ilk yıllarında temelleri atılan ve 1928’de 157 şirketten biri olarak kurulan Ali Raif ve Şeriki, 1963 yılından itibaren Muzaffer Turhan tarafından ilaç sanayinde faaliyet gösterecek şekilde yeniden organize olmuştur. Ali Raif İlaç, tüm çalışmalarında insana saygıyı, güvenilirliği, başarıyı ve yenilikçiliği prensip edinmiştir. Kuruluşunun ilk yıllarında çok uluslu şirketlerin lisansları ile ilaç üretip pazarlarken, 1980’li yıllardan itibaren bitmiş ürün ilaç ithalatı ve eşdeğer ürün üretim ve pazarlamasını da gerçekleştirerek ve işbirliği içindeki ülkelere kendi markalarını ihraç ederek Türk İlaç Endüstrisi’nin önemli oyuncuları arasında yerini almıştır. 1999 yılında açılan İkitelli Organize Sanayi Bölgesi’ndeki modern üretim tesisleri ve güçlü çalışan kadrosu ile faaliyetlerini yürütmektedir. Yıllardır araştırma ve geliştirme faaliyetleri yürüten Ar-Ge departmanı, T.C. Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı onayı ile 2 Ocak 2017 tarihinde Ar-Ge Merkezi olmaya hak kazanarak çalışmalarına devam etmektedir.  2018 ve 2019 yıllarına ait ''Türkiye Ar-Ge 250 Araştırması’’ kapsamında, Ali Raif İlaç gerek kadın araştırmacı istihdamı gerekse ürettiği proje ve marka sayısı başlıklarında listede ilk sıralarda yerini almıştır. İlaç endüstrisi kariyer yolculuğunda emin adımlarla ilerlemeye imkan veren Ali Raif ilaç, insan kaynağına verdiği değeri, 2019 yılı İnsana Saygı Ödülü ile taçlandırmıştır. Ali Raif İlaç, her zaman etik çalışma ve paydaşlarına güven veren yaklaşımı bir standart olarak benimsemiştir. İnsan sağlığını korumak ve iyileştirmek amacı ile topluma yüksek kalitede hizmet ve ürünler sunmak misyonu ile yaşama değer katmaya devam etmektedir. Kaynak : Basın Bülteni

E-bülten için aşağıdaki bilgileri doldurmanız yeterli.

Giriş Yap

Şifremi Unuttum Kayıt Ol

Kayıt Ol

Şifremi Unuttum